Dış Basın | 16 Şubat 2018

|

16 Şubat'ta Dünya Bunları Konuşuyor!



Dünya basınında 16 Şubat 2018'de öne çıkan başlıklar ve uluslararası ilişkilerdeki sıcak gelişmeler...

 

Afrin’e Geçen PYD/PKK'lı Teröristler Hakkında ABD'den "Kaçamak" Yanıt

Pentagon sözcüsü Pahon, "Afrin’e geçen teröristlerin ABD tarafından sağlanan silahları beraberinde götürüp götürmediği hakkındaki soruya, "İzliyoruz, takip ediyoruz, kanıt bulursak gerekli adımları atarız" şeklinde yanıt verdi.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Eric Pahon, Suriye’nin doğusunda ABD destekli PYD/PKK’nın paravanı "SDG"den ayrılarak Afrin’e geçen örgüt mensuplarının, yanlarında ABD tarafından verilen silahları da götürüp götürmediğini ilişkin soruyu, "Buna dair bir kanıt görmediklerini" belirterek geçiştirdi.

Pentagon'dan daha önce, DEAŞ karşıtı operasyondan ayrılıp Afrin’e PYD/PKK’ya yardım etmek üzere giden örgüt mensuplarının ABD desteğini kaybedeceği açıklanmıştı. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis de Avrupa seyahati sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, bazı PYD/PKK'lı teröristlerin ABD destekli grupların kontrolündeki bölgelerden Afrin’e geçtiğini belirtmişti.

Pahon, AA muhabirinin bu iki açıklamayı hatırlatarak, “Afrin’e geçen örgüt mensuplarının ABD tarafından sağlanan silahları da beraberlerinde götürmediğini nasıl teyit ediyorsunuz?" sorusuna, bölgedeki özel kuvvetlerin verilen silahları takip ettiğini savunarak, "Bunu izliyoruz. Türkiye için onları 'verilen silahları' takip ediyoruz. Buna dair bir kanıt bulursak gerekli adımları atarız." dedi.

"ABD silahlarının Afrin’e geçtiğini görmediniz mi?" sorusuna da Pahon, "Hayır, henüz görmedik." yanıtını verdi.

ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun açıklamasında ise "ABD tarafından sağlanmış silahların Orta Fırat Vadisi'nden kuzey Suriye’ye geçtiğini teyit edemeyiz." ifadesine yer verildi.

(NTV Haber, 16 Şubat 2018)

 

'Türkiye, Tillerson'a ABD ve Türk Askerlerinin Menbiç'te Konuşlanmasını Önerdi'

Reuters haber ajansı, Türkiye'nin dün Ankara'ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'a YPG ve Menbiç'le ilgili iki talep ilettiğini aktardı.

Reuters haber ajansı, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın dünkü Ankara temaslarıyla ilgili olarak adı belirtilmeyen bir Türk kaynağına dayandırdığı bir bilgiyi aktardı. Buna göre Türkiye, YPG'nin Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesini teklif etti ve ABD- Türk askerlerinin Menbiç'e konuşlandırılmasını önerdi.

'ABD Teklifi Değerlendiriyor’

Kaynak, ABD'nin bu teklifi değerlendirmeye aldığını söyledi.

(Sputnik Türkiye, 16 Şubat 2018)

 

Büyük Kuşku... Türk Askerlerinin Yerini Teröristlere ABD mi Bildirdi?

Zeytin Dalı harekâtında 5 gün önce, Afrin’deki Raco ve Cinderes bölgelerindeki yoğun çatışmalarda, takviyeye giden ATAK helikopterlerinden birinin düşmesi ve çıkan çatışmada 12 askerin şehit edilmesinin ardından, Türk askerlerinin hareketliliğinin terör örgütü YPG’ye nasıl bildirildiğiyle ilgili tartışmalar yoğunlaştı. ABD’nin silah ve eğitim desteği verdiği YPG’ye anlık istihbarat ulaştırdığı iddiaları üst düzeyde dile getirilirken, buna kaynaklık eden yerler de istihbarat raporlarına yansıdı.

Raporlardaki Üs

İstihbarat raporlarına göre, terör örgütü YPG’nin en güçlü olduğu Kobani bölgesinde bulunan Haseke’nin kuzeydoğusundaki Rumeylan’da tarımsal ilaçlama pisti, YPG’ye silah desteği amacıyla askeri uçakların da inebileceği havaalanına dönüştürüldü. Bu mini üssün, daha sonra istihbarat merkezine dönüştürüldüğü iddia edildi. Rapora göre, havaalanındaki 7 katlı bina, ABD tarafından takip ve izleme merkezine dönüştürüldü, uydu takip sistemleri kuruldu. Mobil ve taşınabilir nitelikteki bu cihazların zaman zaman bölge dışına da çıkarıldığı öne sürüldü. Bölgedeki tüm hareketliliğin bu merkezden izlendiği ve Türkiye’nin operasyon gerçekleştirdiği bölgeye 200 kilometrelik mesafedeki bu üsten, anlık istihbarat paylaşımı yapıldığı iddia edildi.

İstihbarat raporunda, “YPG’ye silah yardımları için kullanılan, bu havaalanında bulunan 7 katlı bir binada ABD uydu takip sistemleri kurdu. Mobil ve taşınabilir nitelikteki bu sistemle, her türlü hareket takip ediliyor” denildi. Raporda, YPG’ye anlık istihbarat desteği verilen merkezlerden birinin de burası olduğu dile getirildi.

Türkiye Belgeledi

Türkiye’nin bu merkezleri izlemeye aldığı, istihbarat akışının önlenmesi için sinyal bozucu sistemler kullandığı belirtilirken, yanıltıcı keşif uçuşlarının yapıldığı ifade edildi. Sınıra yakın bölgelerde mobil olarak kullanılan cihazların varlığının tespit edildiği de raporlarda yer aldı. Terör örgütüne yapılan desteğin kaynağının ABD olduğuna dair bilgilerin uluslararası platformlarda da paylaşıldığı ifade edildi.

(Hürriyet, 16 Şubat 2018)

 

8 Soruda Münih Güvenlik Konferansı

Almanya'nın Münih kenti, her yıl Şubat ayında küresel tehditler, krizler ve ihtilafların ele alındığı uluslararası bir foruma ev sahipliği yapıyor. Sekiz soruda konferans hakkında merak edilenler:

1. Münih Güvenlik Konferansı'nın önemi nedir?

Konferans, güvenlik politikaları alanında karar alıcıların ve uzmanların katıldığı bir platform. Aynı fikirde olmayan, hatta savaşan taraflardan hükümet temsilcilerini, uzmanları bir araya getirebilen başka bir organizasyon yok. Önemi, konferansın resmi oturumlarıyla sınırlı değil. Konferans marjında, ikili veya çok taraflı temaslar, katılımcılar arasında gayrı resmi görüşmeler de kritik önem taşıyor. Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, konferans sırasında farklı ülkeleri temsil eden heyetler arasında yaklaşık 2 bin ikili görüşme gerçekleştirildiğine dikkat çekerken, konferansın önemini,  "30 oturum ve 120 konuşmacının katıldığı konferans, sadece buzdağının görünen zirvesi" sözleriyle anlatıyor.

2. Konferansın gündeminde hangi konular yer alıyor?

Konferans öncesinde açıklanan "2018 yılı Münih Güvenlik Raporu" bu yıl, "Çöküşün eşiğinden dönülecek mi?" başlığını taşıyor. Ana gündem maddesi, bugüne dek uluslararası düzenin lideri ve garantörü olarak görülen ABD'nin, Trump yönetimiyle birlikte artık bu rolü üstlenmekte sergilediği isteksizliğin yol açtığı güvensizlik ortamı. Bu bağlamda yanıt aranacak soru, Rusya ile gerilimin tırmandığı ve yine milliyetçiliğin arttığı bir ortamda Avrupa'nın kendi güvenliği için ne tür adımlar atması gerektiği. Yakın Doğu ve Ortadoğu'da ihtilaf ve savaşların, IŞİD sonrası olası gelişmelerin ele alınacağı konferansın bir diğer önemli gündem maddesi de, yeni nükleer silahlanma dalgası. Bu özellikle Pentagon'un Şubat ayı başında ABD nükleer silahlarının modernizasyonunu açıklamasıyla ayrı bir önem taşıyor. Ayrıca siber güvenlik, küresel iklim değişiminin siyasi krizlerle ilişkisi de gündemde yer alan diğer konulardan.

3. Konferansa kimler katılacak?

Dünya genelinden 500'ü aşkın üst düzey konuk bekleniyor. 21 hükümet ve devlet başkanın katılacağı konferansa, Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, İngiltere Başbakanı Theresa May, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Fransa Başbakanı Édouard Philippe, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani katılacak. Ayrıca Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Savunma Bakanı James Mattis ile Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster konferansın önemli konukları arasında yer alıyor. ABD Kongresi'nden 10 senatörün katılacağı konferansta Çin'i Ulusal Halk Kongresi'nin Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Fu Ying'in temsil etmesi bekleniyor. Suudi Arabistan ve İran dışişleri bakanlarının Münih'teki konferansa katılmaları, hatta aynı oturumda konuşmalar yapmaları bekleniyor.

4. Güvenlik nasıl sağlanıyor?

Konferansın yapıldığı otelin çevresinde özel güvenlik uygulanıyor ve giriş çıkışlarda olağanüstü önlemler alınıyor. Bu alana yalnızca, buraya girmeye yetkili olanlar ile akreditasyon yapmış, bunu gösteren kimliklere sahip olanlar girebiliyor. Geçen yıl konferansın güvenliği 4 bin polis ile sağlanmıştı. Bu yıl da aynı sayıda polisin görev yapması öngörülüyor. Bu oran, geçtiğimiz yıl 31 bin polisin görev yaptığı Hamburg'daki G 20 zirvesi için alınan önlemlerin bir hayli gerisinde kalıyor.

5. Karşı gösteriler yapılacak mı?

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Münih Güvenlik Konferansı'na karşı gösteriler için resmi makamlara başvurular yapılmış durumda. Geçen yıl "NATO-Güvenlik Konferansı karşıtı eylem grubu" 4 bin katılımcıyla en büyük protesto gösterisini mobilize etmişti. Bu sene de "Silahlanmaya karşı barış, savaşa hayır" sloganıyla benzer protesto gösterisi hazırlığındalar. Ayrıca güvenlik konferansına paralel olarak bir de "barış konferansı" yapılacak. DW'ye konuşan bir polis sözcüsü, geçen yıllarda barışçıl nitelik taşıyan gösterilerde, bu yıl da şiddet olayların yaşanmasını beklemediklerini söyledi.

6. Güvenlik konferansı ne zamandır yapılıyor?

Münih Güvenlik Konferansı'nın ilki 1963 yılında "Askeri Bilimler Buluşması" adıyla düzenlenmişti. İlk insiyatifi alan ve konferansın kurucuları olanlar, Aldolf Hitler'e karşı direnişte yer alan Alman yayıncı Ewald von Kleist ile Fizikçi Edward Teller. Macar ve Yahudi kökenli Teller, hidrojen bombasını bulan isimlerden. İlerleyen yıllarda ismini "Uluslararası Askeri Bilimler Buluşması" olarak değiştiren ancak daha çok tank, füze, roket gibi konuların ele alındığı toplantı yıllar içerisinde daha çok küresel güvenlik politikalarının ele alındığı bir foruma dönüştü.

7. Konferansın finansmanı nasıl sağlanıyor?

Her ne kadar bağımsız olduğunu vurgulasa da konferansı düzenleyen vakıf, çok büyük oranda devlet yardımından yararlanıyor. Ayrıca konferans, büyük Alman şirketleri ve uluslararası şirketlerden sponsorluk desteği de alıyor. Münih Güvenlik Konferansı'nın sahip olduğu toplam bütçe 2 milyon euro civarında.

8. Münih Güvenlik Konferansı nerede gerçekleştirilecek?

Konferans, Münih'in gözde otellerinden Bayerischer Hof'ta gerçekleştiriliyor. 65'i süit, 40'ı etkinlik odası olan toplam 340 odalı otel, hiç de küçük değil. Ancak dünyadan çok sayıda lider, bakan ve karar alıcının katılımı nedeniyle olağanüstü ilgi karşısında yeterli kalmadığı da bir gerçek. Otelin merkezi bir yerde olması ve iç mimarisi, tercih edilmesinin en önemli nedenleri arasında. Her yıl üç gün süreyle ev sahipliği yaptığı konferans ile tüm dikkatleri üzerine çeken bu otel Almanya'nın en yüksek cirolu otelleri arasında.

(Deutsche Welle Türkçe, 16 Şubat 2018)

 

AB Dışişleri Bakanları Afrin'i Görüştü

AB dışişleri bakanları Sofya’da Suriye’deki son durumu ve Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonunu görüştü.

AB dışişleri bakanları Sofya'daki toplantıda Suriye'deki son gelişmeleri ele aldı. Görüşmede Suriye'de şiddetin tırmanması ve Türkiye'nin Afrin'e yönelik operasyonu masaya yatırıldı.

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel Türkiye'nin Afrin'e yönelik operasyonuna atıfta bulunarak, Suriye'de çatışmaların son bulmasını talep etti. Gabriel AB'nin Suriye'de siyasi süreci yoluna koyması gerektiğini ve özellikle Suriye'nin kuzeyinde askeri gerginliği durdurmak zorunda olduğunu vurguladı.

Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissel ise Afrin operasyonu nedeniyle ABD ile Türkiye arasında askeri bir gerginlik yaşanabileceği uyarısında bulundu. Kneissel açıklamasında, "NATO'nun en büyük iki ordusunun Suriye'nin kuzeyinde karşı karşıya gelmesi çok endişe verici" dedi. Avusturya Dışişleri Bakanı, "Bu nedenle AB farklı boyutlara sahip, yedinci yılına giren bu savaşın sadece müzakere masasında çözülebileceğine işaret etmek zorunda" diye konuştu.

Asselborn: Önemli Olan IŞİD'le Mücadele

Sofya'daki toplantıda söz alan Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ise Suriye'deki bütün aktörlerin IŞİD'le mücadeleye konsantre olması gerektiğini kaydederek, "Burada Kürtler söz konusu değil, IŞİD'in yenilmesi önemli" dedi.

Asselborn Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un "Suriye'de kimyasal silah kullanıldığı ispatlanırsa Suriye'ye saldırı düzenleyecekleri" yönündeki açıklamalara mesafeli yaklaşarak, "Böylesi tartışmalar Suriye sorununda huzursuzluğu artırır" uyarısında bulundu.

Avusturya Dışişleri Bakanı Kneissel de Macron'un açıklamalarına değinerek, Macron'un kullandığı ifadenin kırmızı çizgi olduğunu, bu açıklamaların çok dikkatli yapılması gerektiğini belirtti.

Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel ise Fransa'dan gelen açıklamalar konusunda, "Fransa'nın nasıl bir tavır içinde olduğu ve bu konuda hangi bilgilere sahip olduğu dinlenmeli. Bunu bilmek, bizim açımızdan önemli" diye konuştu.

ABD: Suriye'de Bu Yıl Altı Kez Kimyasal Silah Kullanıldı

ABD, Esad birliklerinin Suriyeli muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde bu yılın başından beri en az altı kez klor gazı ile saldırı düzenlediğini ve bu saldırılarda çok sayıda insanın yaralandığını iddia etmişti.

Fransa hükümeti 2013 yılında Suriye'deki kimyasal saldırı sonrasında Esad güçlerine yönelik müdahale talep etmiş ve böylesi bir operasyonda ABD'nin tarafında yer alacağını belirtmişti. Suriye'deki kimyasal silah saldırısını "kırmızı çizgi" diye nitelendiren dönemin ABD Başkanı Barack Obama, askeri operasyona sıcak bakmamıştı. 

(Deutsche Welle Türkçe, 16 Şubat 2018)

 

Kazakistan’daki Büyük Yol İnşaatını Türk ve Kore Şirketleri Yapacak

Kazakistan’da Türk firmaları Makyol İnşaat ve Alsim Alarko ile Kore firmaları arasında toplam bedeli 150 milyar tengelik Büyük Almatı Çevre Yolu (BAKAD) İnşaat Projesinin yapılmasıyla ilgili imtiyaz anlaşması imzalandı.

Kazakistan’ın Güney Kore Elçiliğinin yatırımlardan sorumlu Danışmanı Oljas Rayev, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Türk şirketleri Makyol İnşaat, Alsim Alarko ve Kore’nin SK ve Korea Expressway Corporation firmaları arasında BAKAD projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili imtiyaz anlaşmasının imzalandığını belirtti.

İnşaat işlerinin bu yıl başlayacağına işaret eden Rayev, uzunluğu 66 kilometre olan yolun Almatı eyaletinin Karasay, İliy ve Talgar ilçelerinden geçeceğini ve yol üzerinde 7 kavşağın ve 13 üst geçit köprünün yapılmasının planlandığını aktardı.

Rayev, BAKAD’ın, uzun zamandır beklenen ve zor bir projelerden olduğuna dikkati çekerek, “Yolun faaliyete geçmesiyle Almatı’daki çevresel durumun önemli ölçüde iyileşmesi, şehrin kilometrelerce trafik sıkışıklığından arındırılması bekleniyor.” dedi.

Kazakistan Yatırım ve Kalkınma Bakanlığı, 150 milyar tengeye mal olacak projeyi Türk ve Kore yatırımcıların gerçekleştireceğini açıklamıştı.

(Kabar, 15 Şubat 2018)

 

Ceenbekov ile Mirziyoyev Telefonda Görüştü

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevkat Mirziyoyev arasında telefon görüşmesi yapıldı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, görüşme iki ülke arasında kurulan diplomatik ilişkilerin 25.yıldönümü vesilesiyle düzenlendi.

İki ülkenin Cumhurbaşkanları, Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki geleneksel dostluk, iyi komşuluk ve stratejik ortaklığın geliştirilmesi ve derinleşmesinin iki ülkenin halklarının temel çıkarlarıyla buluştuğuna dikkat çekti.

Siyasal diyalogun derinleştirilmesinin önemi ve 2017'de karşılıklı ziyaretlerde en üst düzeyde yapılan tüm anlaşmaların uygulanmasının önemi vurgulandı.

Görüşme sırasında, ticaret ve ekonomik işbirliğini artırmak ve sınır ötesi işbirliğini artırma planları da görüşüldü. Devlet sınırının geri kalan bölümünün sınırlandırılmasının hızlandırılması konusuna özellikle dikkat çekildi.

(Kabar, 16 Şubat 2018)

 

Kırgızistan, İran’a Tekrar Et İhraç Etmeye Başladı

Yerel Ürünler Derneği Başkanı Bakıt Degenbayev, Kırgızistan’ın tekrar İran’a et ihraç etmeye başladığını bildirdi.

Degenbayev’e göre, Kırgızistanlı üreticiler 500 tonlu ik anlaşmanın 56 tonunu İran’a tedarik ettiler. Koyun eti ihraç etmeye yönelik bir anlaşmaya varıldı.

İran’a et ihracının durdurulduğu sebebini Degenbayev şöyle anlattı: “2010 yılında, zaten İran'ın kuzu ihtiyaçlarının % 30'unu kapattık. Fakat sonra, kendi helal standartımızın, modern kesimhanelerin, endüstriyel buzdolaplarının olmamasından dolayı bu ülkeye çiftlik tedarik etmemizi engelleyen bir takım sebeplerimiz vardı.”

Yerel Ürünler Derneği Başkanı, et arzındaki boşluğun boşa gitmediğini ve bu süre zarfında, doğru sonuçlara varıldığını, hatalar üzerine çalışmalar yapıldığını açıkladı.

Girişimciler gerekli katetleri modern standartlar ile yarattılar ve Kırgız Cumhuriyeti Ekonomi Bakanlığı'nın helal bölümü ve Kırgızistan Müslümanlar Dini İdaresi ile birlikte kendi helal standartını oluşturmak için tüm çalışmaları yaptılar.

Degenbayev, “Şimdi, İran'a koyun arzı konusunda yolumuz açık. Kırgızistan’a gelen İran Ekonomi Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sıhhi ve Veterinerlik Hizmetleri uzmanları inceleme esnasında gördüklerinden sonra işleme endüstrisinin alt yapısının devletinden memnun kaldılar ve etlerin ihraç edilmesine izin verdiler. Bu, Ortadoğu ülkeleri pazarlarının uzun vadeli kalkınmasına yönelik bir adımdır.” paylaşımında bulundu.

(Kabar, 16 Şubat 2018)

 

Özbekistan, Tacikistan'dan Elektrik İthal Edecek

Özbekistan'ın, Tacikistan'dan Nisan ayından itibaren elektrik ithal edeceği öğrenildi. Özbek yetkililer Nisan ayından Eylül ayına kadar Tacikistan'dan 1.9 milyar kilowatt elektrik satın alınacağını belirtti.

Tacikistan'ın devlet yönetimindeki elektrik şirketi Barki Tojik kuruluşunun başkanı Mirzo İsmoilzoda dün 14 Şubat'ta yaptığı basın toplantısında Özbek yetkililer ile anlaşmaya varıldığını ve fiyat mekanizmasının oturtulmaya çalışıldığını belirtti. Anlaşmanın bölgesel işbirliği açısından dev bir adım olduğu belirtiliyor.

Mirziyoyev Döneminde Komşu Ülkelerle Yeni Dönem Başladı

Özbekistan ve Tacikistan Sovyetler Birliği yıkıldığından beri gerginliği yüksek ilişki içerisinde bulunuyordu. Tacikistan, Özbekistan'ın can damarı olan nehirlerin bir kısmının çıkış noktasını elinde bulundurduğundan baraj inşası gibi konular iki ülke arasında ciddi sorun yaratıyordu. Tacikistan fakir ve dağlık bir ülke olarak nehirlerin hidroelektrik potansiyelinden yararlanmak istiyor, Özbekistan ise bu barajların ülke ekonomisinin can damarı olan pamuğun ihtiyacı olan suyu keseceğine inanıyordu. Bu nedenlerden dolayı Tacikistan'ın dev Rogun Barajı projesi, İslam Kerimov döneminde savaş sebebi olarak değerlendirilmişti.

Özbekistan'da göreve Şavkat Mirziyoyev geldiğinde ise bu çıkmaza bir çözüm üretme çabasına girişildi. Özbekistan tarafı bir "kazan-kazan" formülü ortaya koymaya çalışacaklarını belirterek daha önceki söylemleri önemli ölçüde yumuşattılar. Yapılacak barajlar hakkında diyalog yoluna gidilmesi kararı alındı. Bugünlerde imzalanan elektrik ihracatı anlaşması da bunun en önemli göstergelerinden biri olarak belirtiliyor.

Mirziyoyev Tacikistan'ı Ziyaret Edecek

Özbekistan ve Tacikistan arasındaki ilişkilerin canlanmasının en somut örneğinin Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev'in Nisan ayında yapacağı Tacikistan ziyareti olacağı düşünülüyor. Bu ziyarette iki ülke arasında 25 senedir süren büyük anlaşmazlıkların bir çözüme kavuşturulması bekleniyor.

(QHA, 16 Şubat 2018)

 

Türk Şirketleri Kazakistan'a Çıkarma Yapacak

Makyol İnşaat ve Alsim Alarko, Kore şirketleriyle birlikte Kazakistan'da büyük yol inşaatı projesini hayata geçirecek.

Kazakistan’ın Güney Kore Elçiliğinin yatırımlardan sorumlu Danışmanı Oljas Rayev, Türk şirketleri Makyol İnşaat, Alsim Alarko ve Kore’nin SK ve Korea Expressway Corporation firmaları arasında Büyük Almatı Çevre Yolu (BAKAD) projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili imtiyaz anlaşmasının imzalandığını açıkladı.

İnşaat işlerinin bu yıl başlayacağına işaret eden Rayev, uzunluğu 66 kilometre olan yolun Almatı eyaletinin Karasay, İliy ve Talgar ilçelerinden geçeceğini ve yol üzerinde 7 kavşağın ve 13 üst geçit köprünün yapılmasının planlandığını söyledi.

Rayev, BAKAD’ın, uzun zamandır beklenen ve zor bir projelerden olduğuna dikkati çekerek, “Yolun faaliyete geçmesiyle Almatı’daki çevresel durumun önemli ölçüde iyileşmesi, şehrin kilometrelerce trafik sıkışıklığından arındırılması bekleniyor.” dedi.

Kazakistan Yatırım ve Kalkınma Bakanlığı, 150 milyar tengeye mal olacak projeyi Türk ve Kore yatırımcıların gerçekleştireceğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretinde adım atıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak üzere 9 Eylül'de Kazakistan'a gitmişti.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ile Akorda Cumhurbaşkanlığı Saray’ında görüşmüştü.

Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev ortak basın toplantısı düzenlemişti.

Toplantı öncesi Erdoğan ve Nazarbayev huzurunda "Büyük Almatı Çevre Yolu İnşaası ve İşletmesi ile ilgili Alsim Alarko, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ve Kazakistan Cumhuriyeti Yatırım ve Kalkınma Bakanlığı Arasındaki Mutabakat Zaptı, Alsim Alarko Başkanı Ayhan Yavrucu ile Kazakistan Yatırım ve Kalkınma Bakanı Jenis Kasımbek imzalamıştı.

(TRT Avaz, 16 Şubat 2018)

 

Özbekistan ve Türkiye'den Aşırıcılık ile Mücadelede İş Birliği Kararı

Özbekistan İçişleri Bakanlığı ve Türk İnterpol Milli Merkez Bürosu arasında Suriye'de ve Irak'ta savaşan Özbek kökenli radikal cihatçı teröristlerin takip edilmesine dair iş birliği anlaşması imzalandı.

Özbekistan İçişleri Bakanlığı ve Türk İnterpol Milli Merkez Bürosu arasında Suriye'de ve Irak'ta savaşan Özbek kökenli aşırıcı teröristlerin takip edilmesine dair iş birliği anlaşması imzalandı. 15 Şubat'ta imzalanan anlaşmada kurumlar arasında bölgede bulunan Özbek kökenli teröristlerin takibi ve kimlik bilgilerinin transferinin daha kolaylaştırılması hedefleniyor.

Taraflar anlaşmanın önceliğinin teröristlerin bulunup ülkelerine iade edilmesi noktasında anlaştı. Bilgi transferi noktasında iletişimin daha da yükseltileceğine vurgu yapıldı.

Özbekistan kökenli birçok DEAŞ militanı Türkiye, İsveç ve ABD gibi ülkelerde çeşitli terör eylemleri gerçekleştirmişti. Son olarak ABD'de Özbek kökenli terörist Sayfullo Saipov 8 kişinin ölümüne sebebiyet vermişti. Saldırının hemen ardından ise Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev, soruşturma için ABD'li yetkililerle en üst düzeyde iş birliğine açık olduklarını belirtmişti.

Suriye ve Irak'ta yaşanan iç savaş ortamından faydalanan aşırıcı terör örgütleri insan kaynağı olarak Orta Asya ülkelerini de seçmişti. Özellikle geçimini sürdürmek için Rusya'da zor koşullar altında çalışan Orta Asya kökenli birçok kişi radikalize edilerek bu terör örgütlerine katıldı. İslam Kerimov döneminde Özbekistan'da yaşanan dini baskı yerel Hanefi Sünni inançların zayıflamasına ve insanların Selefi radikalizme kaymasına yol açtı.

İslam Kerimov'un ölümü sonrasında yerine gelen Şavkat Mirziyoyev yönetimi dini özgürlükler alanında birçok adım attı. Kamusal alanlarda yasaklanan iftarı bizzat Cumhurbaşkanı Mirziyoyev geçtiğimiz Ramazan ayında kendisi düzenledi. Hoparlörlerden okunması yasaklanan ezanlar da tekrar Özbekistan'da serbest bırakıldı. Aşırıcılık ile ilişkisi olduğu ileri sürülen ve kara listeye alınan binlerce kişi ise yine Mirziyoyev döneminde rehabilite edilerek topluma geri kazandırılması amaçlanmıştı.

(QHA, 16 Şubat 2018)

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Aliyev'le Görüştü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Güney Gaz Koridoru Danışma Kurulu 4. Bakanlar Toplantısı'na katılmak için gittiği Azerbaycan'da Cumhurbaşkanı Aliyev ile görüştü.

Haydar Aliyev Merkezi'nde gerçekleştirilen görüşmede, iki ülkenin hayata geçirdiği Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP), Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı gibi projeler ele alındı.

Görüşmede Aliyev, TANAP projesinin tamamlanmak üzere olduğunu, yakın zamanda Şahdeniz 2 yatağından çıkarılacak doğalgazın bu hatla aktarılacağını bildirdi.

Bakan Albayrak da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Aliyev'e selamlarını ileterek, geçen ay TANAP'ta ilk test çalışmalarına başladıklarını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Aliyev, Albayrak'a teşekkür ederek Erdoğan'a selamlarını iletmesini rica etti.

Bakan Albayrak, temasları kapsamında AB Komisyonu Enerji Birliği Başkan Yardımcısı Maros Sefcovic, Gürcistan Başbakan Birinci Yardımcısı, Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma Bakanı Dimitri Kumsishvili ve British Petroleum (BP) Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye Bölge Sorumlusu Gary Jones ile ayrı ayrı ikili görüşmeler de gerçekleştirdi.

(Anadolu Ajansı, 15 Şubat 2018)

 

UNRCCA’nın, Orta Asya’da Önleyici Diplomasi Faaliyetleri

Türkmenistan Dışişleri Bakanlığında yapılan toplantıda, merkezi Aşkabat'da bulunan BM Orta Asya  Bölgesel Önleyici Diplomasi Merkezi 'nin faaliyetleri değerlendirildi.

Merkezi Aşkabat’ta bulunan BM Orta Asya Bölgesel Önleyici Diplomasi Merkezi (UNRCCA) yetkilileri, 2017 yılında yapılan çalışmalar ve 2018 yılı çalışma programı hakkında açıklamalarda bulundu.

Türkmenistan Dışişleri Bakanlığında yapılan toplantıya Türkmenistan’daki yabancı misyon şefleri, UNRCCA yetkilileri ve Türkmen Dışişleri Bakanlığı uzmanları katıldı.

Türkmenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vefa Hacıyev’in açılış konuşmasının ardından, BM Orta Asya Bölgesel Önleyici Diplomasi Merkezi Başkanı Natalia Gherman açıklamalarda bulundu.

Önleyici diplomasinin, BM’nin temel işlevlerinden biri olduğunu vurgulayan Vefa Hacıyev; onuncu yılını tamamlayan merkeze ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirtti ve Türkmenistan’ın barışı koruma adına yaptığı girişimlerin, uluslararası toplumun ilgisini çektiğini vurguladı.

UNRCCA Başkanı ve BM Genel Sekreteri’nin Orta Asya Özel Temsilcisi Natalia Gherman, son bir yılda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi ve 11 Aralık’ta Orta Asya ve Afganistan Dışişleri Bakanları toplantısında belirlenen 2018-2020 eylem planının kalıcı bölgesel  barış için önemine dikkat çekti.

Merkezin faaliyetlerinin güvenlik ve siyasi konularla sınırlı olmadığını vurgulayan temsilci Gherman,  sınır aşan su kaynaklarının rasyonel kullanılması ve Aral Gölü konusuna da değindi.

UNRCCA Başkanı Natalia Gherman, özellikle Aral Denizi Kurtarma Uluslararası Fonu'ndaki başkanlığı sırasında Aral Denizi'nin sorunlarına eğilme konusunda Türkmenistan hükümeti ile aktif işbirliği yaptıklarını ve bu konuda beraber çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

(TRT Avaz, 15 Şubat 2018)

 

Putin’in Gizli Ordusu Wagner Suriye’de

Batı basınına göre “Putin’in gizli ordusu” olarak bilinen Wagner isimli özel şirkete bağlı Rus askerler, Suriye’de çatışmaların en yoğun olduğu yerlerde savaşıyor

Suriye'nin Deyr ez-Zor kentinde 7 Şubat'ta Esad rejimine bağlı güçlerin, çatsını terör örgütü YPG'nin oluşturduğu ABD destekli SDG bölgesine ilerlemesinin ardından koalisyon güçleri tarafından gerçekleştirilen bombardımanda, Rusya'nın gizli güçlerine ait 200'e yakın askerin öldürüldüğü iddiasının yankıları sürüyor. Moskova yönetimi Rus vatandaşlarının ABD operasyonunda öldüğünü yalanlamıştı. Batı basınına göre ise "Rusya Devlet Başkanı Putin'in gizli ordusu" olarak tanımlanan Wagner isimli özel şirket Suriye ve Ukrayna'ya asker gönderiyor.

Başında Eski Asker Var

Başında eski bir Rus askeri istihbarat subayı bulunan Wagner, Suriye'de aktif olarak kullanılıyor. Bugüne kadar doğrulanmasa da çoğunun Suriye'de savaşırken öldüğü belirtiliyor. Wagner'e bağlı ve çoğunluğu Ortodoks Kazaklardan oluşan paralı askerlerin kayıplarının çok olması ise en şiddetli çatışmaların yaşandığı bölgelere ilk olarak gönderilen güçler olmasından kaynaklanıyor. Uluslararası basının iddiaları üzerineyse Rusya Dışişleri Bakanlığı Suriye'de yüzlerce Rusun öldüğüne dair haberleri dezenformasyon olarak nitelemişti.

(Sabah, 16 Şubat 2018)

 

Le Monde: Erdoğan, Yakın Çevresine Muhafazakarları ve Rusya Yanlılarını Getiriyor

Fransız solunun gazetesi Le Monde, ABD'ye güveni azalan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın muhafazakar ve Rusya'yla yakınlaşma taraftarı kişilerle çalıştığını yazdı.

Le Monde, Türkiye'nin NATO'lu müttefiklerinden giderek uzaklaştığına dikkat çeken haber-analizinde, Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişiminden beri geleneksel müttefikleriyle sürekli çekişme içinde olan Türkiye'nin Batılı partnerleri için anlaşılması zor bir ülke haline geldiğini ifade etti.

Fransız gazetesi, "Brüksel'deki NATO karargahından kaynakların sözlerine göre NATO ile Türkiye arasındaki günlük ilişkiler zorlu olsa da, Ankara, ittifakın faaliyetlerine müdahil olup istikrarın sağlanması konusunda ciddi bir faktör durumunda" dedi.

Türkiye’nin Artık Batı Yanlısı Olmadığını Kabul Etmeliyiz

"Ankara, resmi olarak temel prensiplere bağlı kaldığını beyan etse de, Türkiye'nin artık Batı yanlısı olmadığını itiraf etmeliyiz'' vurgusu yapan Le Monde şöyle devam etti:

Laboratuvar TSK

''Bu paradigma değişiminin laboratuvarı da NATO'nun asker sayısı bakımından ikinci büyük ordusu olan Türk ordusudur. Başarısız darbe girişiminin ardından Erdoğan, 358 generalden 149'u ile 10.840 subay ve askeri görevden alarak orduda temizlik yaptı. Türkiye'nin yabancı ülkelerdeki 400 askeri ataşesi de görevden alındı ve geri çağrıldı. Bunların bazıları dış ülkelerde siyasi sığınma hakkı elde etti ve bu durum, Ankara'yı kızdırdı. Darbenin organizatörü Fetullah Gülen'le ilişkili olmakla suçlanan subaylar Batı yanlısıydı ve NATO'daki iç işleyişi biliyorlardı. Bunların sadece 40'ı değiştirilebildi."

Ankara, 2 Yıldır Subaylarını Washington’a Göndermiyor

Le Monde gazetesine değerlendirmelerde bulunan Brookings Enstitüsü'nden Ömer Taşpınar, Türkiye ile ABD'nin bugün 'kanlı bıçaklı' olduğunu belirterek "Türk hükümeti, daha önce subaylarını eğitim için Washington'daki Ulusal Askeri Akademi'ye gönderiyordu, ancak 2 yıldır Ankara subaylarını buraya göndermiyor. Müttefikler arasında güven krizi yaşanıyor" dedi.

Türk Ordusundaki ABD Karşıtlığının Sebeplerinden Biri de PKK

Taşpınar, Türk ordusundaki ABD karşıtı eğilimin, başarısız darbe girişimi kadar Washington'ın Suriyeli Kürtlerle veya PKK'ye yakın çevrelerle yaptığı işbirliğinin de bir sonucu olduğunun altını çizdi.

Erdoğan ABD ile İlişkilerin Eşit Seviyeli Olmasını İstiyor

Darbe girişiminin hemen ardından muhafazakar ve İslami görüşleriyle bilinen, SADAT'ın kurucusu olan emekli general Adnan Tanrıverdi'nin Erdoğan'ın başdanışmanlığına getirildiğine dikkat çeken Le Monde, görevden alınan subayların yerine muhafazakar ve Rusya'yla yakınlaşma taraftarı Avrasyacı kesimlere yakın subayların getirildiğini vurguladı.

Gazete, Erdoğan'ın ABD ile eşit seviyede ilişkiler kurulmasını istediğine de dikkat çekti.

(Sputnik Türkiye, 16 Şubat 2018)

 

Rusya: ABD, YPG'ye Silah Göndermeye Devam Ediyor

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD'nin Suriye’de Kürtlere silah temin ederek Türkiye'yi kışkırttığını belirterek, "Türkiye de karşılık olarak Afrin'de Zeytin Dalı Harekatı kapsamında askeri operasyonlara devam etti." dedi.

Zaharova, başkent Moskova'da düzenlenen basın toplantısında, Suriye'de yaşanan son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ABD'nin, El Tanf civarındaki geniş bir bölgeyi "işgal" etmeye devam ettiğini ifade eden Zaharova, "Bu bölge, DEAŞ'ın kalan üyeleri için güvenli bir barınak haline gelmiş durumda. ABD, Fırat Nehri'nin doğu kıyısında, Kürt müttefiklerine destek vermek için Suriye ordusuyla açık bir cepheleşmeye giriyor." diye konuştu.

Zaharova, ABD'nin, Suriye'deki hamleleriyle Türkiye'yi de kışkırttığını dile getirerek, "ABD, Irak toprakları üzerinden Kürtlere yeni konvoylarla silah göndererek Türkiye'yi kışkırttı. Türkiye de karşılık olarak Afrin'de Zeytin Dalı Harekatı kapsamında askeri operasyonlara devam etti." değerlendirmesinde bulundu.

Öldürülen Askerlerle İlgili Açıklama

Amerikan askerlerinin Deyrizor'da düzenlediği hava saldırısında en az 40 Rus askerinin öldüğü iddiasına, Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan son dakika açıklaması geldi.

Amerikan askerlerinin Deyrizor'da düzenlediği hava saldırısında en az 40 Rus askerinin öldüğü iddia edilmişti. Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan açıklama geldi. Zaharova, koalisyon saldırısında 5 Rus vatandaşının hayatını kaybettiğini söyledi. "Söz konusu saldırıda hayatını kaybedenlerin olduğu doğru ancak bunlar teyide muhtaç bilgiler. Saldırıda 5 Rus vatandaşı öldürülmüş olabilir ancak bu şahıslar Rus ordusu mensubu değiller. dedi.

7 Şubat'ta ABD'nin Deyrizor'da Suriye Demokratik Güçleri kampına düzenlenen saldırıya karşılık düzenlediği saldırıda onlarca paralı Rus askerinin öldüğü iddia edilmişti.

Rus basınında da geniş yankı bulan haberlerin ardından konuyla ilgili gelen soruyu yanıtlayan Kremlin Sözcüsü Dimitry Peskov ise ölen paralı Rus askerler hakkında yorum yapmaktan kaçınarak Kremlin'in sadece ordu bünyasindeki Rus askerlerden sorumlu olduğunu belirtmişti.

(Haber Türk, 16 Şubat 2018)

 

Rusya ile Türkiye Arasındaki İşbirliği, Suriye’deki Gerilimin Düşmesine Katkı Sağlıyor

Rus senatör Konstantin Kosaçev, Rusya ve Türkiye’nin ikili formatta, ayrıca İran’ın katılımıyla üçlü formatta yaptıkları işbirliğinin Suriye’deki barış sürecine katkı sağladığını belirtti.

Rusya Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçev, Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Hüseyin Diriöz ile bir araya geldiği görüşmede ayrıca Türkiye’ye, hayatını kaybeden Rus pilot Roman Filipov’un cenazesinin Rusya’ya iade edilmesi konusunda yaptığı işbirliği için teşekkür etti.

Kosaçev, “Suriye konusunda Rusya ve Türkiye’nin hem ikili formatta, hem de İran’ın katılımıyla üçlü formatta yaptıkları işbirliğinin altını çizmek çok önemli. Bu işbirliği Suriye’deki askeri gerilimin düşmesinin ve ardından siyasi barış sürecinin başlatılmasının en önemli kilit unsuru” diye konuştu.

Rus pilot Roman Filipov’un ölümünün Rusya ve Türkiye’nin yakın işbirliği yapması gerektiğini bir kez daha doğruladığına dikkat çeken Kosaçev, “Yaşamını yitiren pilotun cenazesinin vatanına iadesi konusunda Türk tarafının yapmış olduğu işbirliği için minnettarız” ifadelerini kullandı.

Türkiye Rusya’nın En Önemli Ortağı

Türkiye’nin Rusya için en önemli ortak konumunda olduğunu vurgulayan Kosaçev, “Malum trajik olaylar nedeniyle İlişkilerimizde oluşan yaklaşık 7 aylık duraklamayı herkes hatırlar. Bugünkü durum itibarıyla, söz konusu duraklamanın geçmişte kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ülkelerimizin liderleri arasındaki temaslar şimdiye dek hiç olmadığı kadar aktif bir şekilde devam ediyor” dedi.

Rus senatör, kurumlar arası temasların, ayrıca dışişleri bakanlıkları, savunma bakanlıkları ve istihbarat kurumları arasındaki diyaloğun da yoğun olarak devam ettiğine dikkat çekti.

Ekonomi alanındaki istatistiklerin de olumlu yönde geliştiğini söyleyen Kosaçev, “Rus turistler, Türkiye’nin turizm pazarında birinci olan Alman rakiplerini geride bırakarak, Türkiye’ye dönüş yaptı” ifadelerini kulandı.

İki ülke arasındaki görüş farklılıklarına dikkat çeken Kosaçev, ancak söz konusu farklılıkların olduğu tüm durumlarda diyalog imkânının korunduğunu ve bu sayede gerekli sonucun alındığını belirtti. Rus senatör, “Çıkarlarımızın birçok konuda örtüştüğü, fakat söz konusu çıkarların uygulanması konusundaki ihtilafların korunduğu şartlarda parlamentolar arasındaki diyalog özel bir önem kazanıyor” diye konuştu.

(Sputnik Türkiye, 16 Şubat 2018)

 

YPG'nin Çin Kökenli İngiliz Savaşçısı: Türkiye, Afrin'de Savaşı Bir Gün Kesinlikle Kazanacak

YPG saflarında savaşan Huang Lei adlı Çin kökenli İngiliz, Türkiye'nin Afrin'de bir gün mutlaka kazanacağını söylerken, "Türkiye büyük bir ülke, adeta bir savaş makinesi" ifadesini kullandı.

BBC Türkçe'nin Times'tan aktardığına göre, Afrin'de YPG'ye katılan 5 İngilizden birisi olan Lei, birliğindeki 15 yabancı savaşçıyla birlikte ilk çarpışmalardan kurtulduklarını söyledi ve Türk ordusunun büyüklüğüne kıyasla YPG'li birkaç bin savaşçının hiçbir şansı olmadığını belirtti.

Gece gündüz bombalandıklarını anlatan Lei, "Türk birliklerini durdurabileceğimiz konusunda gerçekten şüpheliyim. Tankları, zırhlı araçları, jetleri ve uyduları var" dedi ve şunları söyledi:

"Türkiye büyük bir ülke, adeta bir savaş makinesi. Zaman alsa da, bir gün savaşı kesinlikle kazanacaklar. Ama ben ve birliğim direneceğiz. Bu savaşı kazanamayacağız. Ama en azından savaşın durması için elimizden geleni yapmak istiyoruz. En azından bombardımanı durdurmak için."

24 yaşındaki Huand Lei, Çin'de doğduktan sonra gençliğinde İngiltere'ye göçtü ve Manchester'da eğitim gördü. Lei üç yıldır Suriye'nin kuzeydoğusundaki YPG birliklerinde IŞİD'e karşı savaşıyordu. Ancak Lei, bir grup yabancı YPG'li ile birlikte Zeytin Dalı harekatı başlatılan Afrin'e gitme kararı almıştı.

Türkiye'nin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte Afrin'e yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekatı, 20 Ocak'tan beri sürüyor.

(Sputnik Türkiye, 16 Şubat 2018)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1739-16-subat-ta-dunya-bunlari-konusuyor
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 2575 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)