Dış Basın | 13 Nisan 2018

|

TÜRKSAM Göç / Göçmen Bülteni (13 Nisan 2018)



Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar...

 

Siyaset Bilimci Doçent Dr. Kiszelly: “Avrupa'nın Ortasında Sığınmacı Karşıtı Hristiyan Blok Oluştu”

Siyaset Bilimci Doçent Dr. Kiszelly, "Avrupa'nın ortasında sığınmacı karşıtı Hristiyan blok oluştu. Bu blok, V4, İskandinav ve Baltık ülkeleriyle birlikte önemli bir güç oluşturabilir.'' dedi. Macaristan'da herhangi bir seçim programı açıklamadan sadece sığınmacı karşıtı söylem ve kampanya ile 8 Nisan'daki seçimlerde 3'te 2'lik çoğunluk elde eden Fidesz-KDNP koalisyonunun sığınmacı karşıtı tavrını sürdürmesi bekleniyor. Resmi kayıtlara göre sadece 1781 mültecinin bulunduğu ve 2015'ten beri sürekli olarak ülke gündeminin ilk sıralarında yer alan sığınmacı konusu Macaristan'da 8 Nisan'da düzenlenen seçimlerin de kaderini belirledi. Ülkeyi 2010 yılından beri yöneten Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) koalisyonu seçimler öncesi herhangi bir seçim programı açıklamadan sadece kampanyasında Avrupa'nın Müslüman sığınmacılar tarafından "istila edilmek istendiği" iddiasını ön plana çıkardı. Muhalefet partileri ise hükümetin sığınmacılar üzerinden Macaristan'ın gerçek problemleri olan yolsuzluk, sağlık ve eğitim alanındaki sorunların üstünü örtmeye çalıştığını savunarak, yönetime geldikleri takdirde söz konusu alanlarda çalışmalar yapacakları vaadinde bulundu.

"Tüm Kampanyayı Sığınmacı Konusu Üzerinden Yürüttü"

Siyaset Bilimci Doçent Dr. Zoltan Kiszelly, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Fidesz-KDNP'nin genelde 2 ile 2,3 milyon arasında oy almasına rağmen, 2016 ekim ayında düzenlenen sığınmacı referandumunda 3,3 milyon oy aldığını, genel seçimlerde söz konusu artı 1 milyon oyu daha alabileceğini düşündüğünden tüm kampanyayı sığınmacı konusu üzerinden yürüttüğünü söyledi. Seçim sonuçları analiz edildiğinde Fidesz-KDNP koalisyonun taktiğinin başarılı olduğuna işaret eden Kiszelly, ''Seçimlerde aslında iki konu yarıştı. Muhalefet, yolsuzluk, eğitim ve sağlık konusunu önemli görüp kampanyalarını bu konu üzerine yürüttüler. Hükümet ise sığınmacı konusunu seçim kampanyasının ana merkezine yerleştirdi. Sonuç olarak da sığınmacı konusunun daha çok rağbet gördüğü ortaya çıktı çünkü seçim sonuçlarına göre Fidesz, 2014 genel seçim sonuçlarına göre oylarını 400 bin daha da artırdı.'' dedi. Macaristan'da çok az sayıda mülteci olmasına rağmen hükümetin vatandaşları sığınmacılarla korkuttuğu şeklindeki yorumları doğru bulmadığını belirten Kiszelly, Afrika'dan, Ortadoğu'dan, Asya'dan milyonlarca insanın Avrupa'ya gelmek istediğini öne sürdü.

Sığınmacı Konusu Gündemde Kalmaya Devam Edecek

Sığınmacıların Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında kota sistemiyle dağıtılması fikrinin gündemde kaldığı sürece Macaristan'da sığınmacı konusunun da gündemde kalmaya devam edeceğine dikkati çeken Kiszelly, ''Brüksel ve Berlin'de sığınmacıların zorunlu olarak yerleştirilmesini savunan siyasetçiler kaldığı sürece, muhtemelen 2019 mayıs ayında düzenlenecek Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar, sığınmacı konusu gündemde kalacak. Çünkü onlar kotayı kabul ettirmek ve Avrupa dışından Avrupa'ya ucuz iş gücü getirmek istiyorlar.'' diye konuştu. Sığınmacı karşıtı sürecin Avrupa'nın birçok ülkesine yayıldığına, Avusturya ve İtalya'daki göçmen taraftarı hükümetlerin yıkıldığına, Macaristan'da ise seçmenlerin (göçmen karşıtı) hükümete olan desteklerini yenilediğine işaret eden Kiszelly, ''(Polonya, Çekya, Macaristan ve Slovakya'nın oluşturduğu) Vişegrad Grubu ülkeleri (V4) de göçü reddediyor. Benzer şekilde Baltık ülkeleri de göçmen konusuna ihtiyatlı yaklaşıyor. İsveç'te eylül ayında düzenlenecek seçimlerde göçmen karşıtı partilerin güçlenmesi öngörülüyor. Oradaki seçim sonucu da göçmen karşıtı birliği güçlendirebilir.'' ifadeleri kullandı.

''Orban, Merkel ve Juncker'e Karşı Güçlendi''

Kiszelly, seçim sonuçlarının Macar hükümetinin ve V4'ün AB'deki durumunu güçlendirdiğini, bu sonuç nedeniyle Avrupa Parlamentosunda (AP) "nükleer seçenek" olarak nitelendirilen AB Lizbon Anlaşması'nın 7. maddesini Macaristan aleyhine işleme koymayacağını tahmin ettiğini söyledi. Brüksel'in Macaristan'a daha fazla baskı yapabileceğini düşünmediğini dile getiren Kiszelly, ''Başbakan Viktor Orban, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker'e karşı güçlendi. Çünkü Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, İtalya'nın yeni hükümeti ve Almanya Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) ile Avrupa'nın ortasında sığınmacı karşıtı Hristiyan blok oluştu. Bu blok, V4, İskandinav ve Baltık ülkeleriyle birlikte önemli bir güç oluşturabilir.'' diye konuştu. Ülkedeki muhalefet partilerinin durumuna da değinen Kiszelly, muhalefet partilerinin ara seçimlerde iyi sonuçlar aldığını, bu yüzden genel seçimlerde de iyi sonuç alacağını düşündüğünü ama bunun gerçekleşmediğini ifade etti. Seçim öncesine göre muhalefetin durumunda değişen bir şey olmadığını, Jobbik'in daha önce olduğu gibi yine yüzde 20'de kaldığını, Macaristan Sosyalist Parti (MSZP) ve Demokratik Koalisyonunun (DK) oylarının toplamının da benzer şekilde yüzde 20 civarında seyrettiğine dikkati çeken Kiszelly, gelecekteki seçimlerde Fidesz'e hangi partinin alternatif olabileceğinin ortaya çıkmadığını savundu. Beş partinin parlamentoda temsil hakkı kazandığını ama hiçbir partinin muhalefet içinde öne çıkmayı başaramadığına vurgu yapan Kiszelly, ''Fidesz'in bu derece büyük başarı elde etmesinin nedeni muhalefetin birçok parçaya bölünmüş olması.'' görüşünü paylaştı.

(Anadolu Ajansı, 12 Nisan 2018)

 

Avrupa’nın Köleleri: “Göçmenlerin Ücretsiz Emeği Kime Kar Sağlıyor?”

Resmi verilere göre sadece geçen yıl Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden Akdeniz üzerinden Avrupa Birliği’ne (AB) gelen 187 bin sığınmacının çoğu, insan tacirlerinin eline düşerek inşaat, tarım ve fuhuş sektörlerinde köle gibi çalıştırılıyor.

İnsan Ticaretine Çağdaş Kölelik De Denir

Avrupa Konseyi İnsan Ticareti ile Mücadelede Eylem Uzmanlar Grubu (GRETA) yönetici sekreteri Petya Nestorova, konuyla ilgili açıklamasında şöyle konuştu: “İnsan ticaretine sıklıkla çağdaş kölelik denir, fakat bizim karşı karlıya olduğumuz fenomen, eskiden yapılan Transatlantik köle ticaretinden çok farklı. Şimdi köleler zincir ve pranga taşımıyor ve onları kullanan kişinin malı sayılmıyor. Çoğu durumda kurbanlar, cüzi bir ücret veya sadece yemek karşılığında hiçbir standarda uygun olmayan şartlarda çalışmayı kendileri kabul ediyor.”

Macaristan’da ailesiyle birlikte bir inşaatta çalışan 33 yaşında bir göçmen, her gün aşağılanmasına rağmen kendisine hiç para ödenmediğini, işini 1 dakikalığına bıraksa bile küçük oğluna dayak attıklarını anlattı. Macaristan’dan aktarılan diğer bir olaysa, 85 yaşında yaşlı bir adamın kampta zorla tutularak çalışmaya zorlanması.

Komşular Durumu Fark Edince Özgürlüğüne Kavuştu

Avrupa oturumu alma ve okula yerleşme sözüyle Togo’dan Fransa vatandaşlığı olan bir hemşerisiyle birlikte Paris’e gelen 15 yaşındaki bir kızın pasaportu elinden alınarak, ücretsiz dadılık yapmak üzere bir aileye verildi. Haftanın 7 günü 15’er saat evden çıkmadan çalışan genç kız, ancak komşuların durumu fark edip şikâyet etmesiyle özgürlüğüne kavuşabildi ve uzun bir mahkeme sürecinden sonra tazminat alabildi.

Çiftlikte Çalıştırılan Göçmenlere Ateş Açıldı: 30 Yaralı

Yunanistan’ın güneyindeki çilek çiftliklerinde 42 göçmen, silahlı korumaların eşliğinde günde 12’şer saat çalıştırıldı ve bunun yanında su ve kanalizasyonu bulunmayan derme çatma kulübelerde barındı. Sezon bitmeden para alamayacaklarını öğrenen göçmenler buna karşı koymak istediğinde korumalar ateş açtı ve 30 kişi yaralandı. Nestorova ve Walk Free Foundation baş araştırmacısı Jacqueline Larsen, bu türden yüzlerce hatta binlerce örneğin verilebileceğini belirtti.

Kişi Başına 100 Dolar

Bu arada, eski usul köle ticareti olaylarına rastlamak da mümkün. CNN televizyonu geçen kasım ayında, siyah kölelerin her biri için verilen fiyatın 100 doları geçmediği, Libya’daki bir köle pazarının görüntülerini sunmuştu.

İnşaatlarda, Çiftliklerde, Genelevlerde Çalıştırıyorlar

Avrupa’daki köle ticareti bu sıralar zirvede. 2016’da kurulan Avrupa Göçmen Kaçakçılığı Merkezi (EMSC) Akdeniz üzerinden Avrupa ülkelerine göçmenleri kaçak yollardan ulaştıran en az 65 bin kişinin olduğunu bildiriyor. Bu rakam, bir önceki yılki rakamın 2 katı ve insan ticaretinin oldukça karlı bir iş olduğunu gösteriyor.

Orta Afrikalı Kadınlara Genellikle Hizmetçilik Y a da Sahte Nikahla Fuhuş Yaptırılıyor

Sputnik’e konuşan Jacqueline Larsen, göçmen ve sığınmacı sayısının çok fazla olduğunu ve kölelik olayları ile ilgili bilinenlerin buzdağının sadece görülen yüzünün olabileceğini söyledi. Özellikle yoksulların, reşit olmayanların ve kadınların zorla çalıştırıldığını, suç örgütlerinin göçmen çocukların peşine düşerek onları fuhuş yaptırmaya zorladıklarını, tarım sektöründe, fabrikalarda ya da uyuşturucu piyasasında çalıştırdıkalrını belirten Larsen, sözlerine şöyle devam etti: “Orta Afrikalı kadınlar genel olarak evlerde hizmet işlerine veriliyor veya fuhuş yapmaya zorlanıyor. Özellikle İtalya, Belçika, Fransa, İspanya, İsveç ve Hollanda gibi ülkelerde. Çoğu zaman ev işlerinde çalışan kadınlara fuhuş da yaptırılıyor ve bu tür durumları takibe almak çok zor, çünkü kadınlara sahte nikah kıydırılıyor.

Görülmeyen Pazar

Göç akımlarının azalmasına rağmen insan kaçakçılığı ile uğraşanların sayısında gözlenen artış, insan ticaretinin revaçta olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa pazarında, kayıt dışı sektörün yükseldiği ortamda ücretsiz ya da ucuz işgücüne ilgi artmaya devam ediyor. İnsan hakları savunucuları, ulusal hükümetlerin göç dalgasını sınırlamak ve gelen sığınmacıların sayısını azaltmak için aldıkları tedbirlere rağmen bu tür kayıt dışı modellerin gelişmesinin hiçbir şekilde engellenemediğini vurguluyor. İnsan ticareti tüm Avrupa ülkelerinde, fakat zorunlu çalışma sadece birkaç ülkede suç sayılıyor ve bu nedenle kişileri zorla çalıştırma yoluna başvuranlar çoğu kez ceza almıyor ya da para cezasıyla kurtulabiliyor.

(Sputnik Türkiye, 12 Nisan 2018)

 

Göçmen Politikalarında Değişiklik

Amerika’da gözaltındaki göçmenler bundan böyle en azından geçici bir süreyle yasal danışmanlık alamayacak. Göçmenlik İnceleme Ofisi, hapisteki göçmenlerin mahkemedeki haklarıyla ilgili bilgi almalarını sağlayan bir programı bu ay itibariyle durdurmayı planlıyor. Vera Adalet Enstitüsü ve diğer kar amacı gütmeyen kuruluşlarla birlikte yürütülen program kapsamında 40 gözaltı merkezindeki 50 binden fazla göçmen için bilgilendirme seansları düzenleniyordu. Ulusal Göçmen Adalet Merkezi Başkanı Mary Meg McCarthy, programın göçmenlerin hapiste geçirdikleri süreyi altı gün azalttığını ve hükümete yılda 17,8 milyon dolar kazandırdığını kaydetti. Trump yönetimi son on günde yasal danışmanlık programının yanı sıra göçmen politikalarıyla ilgili başka bir dizi değişiklik yaptı. Başkan Trump, Cuma günü daha fazla federal dairenin birlikte çalışarak "yakala ve bırak" uygulamasını sona erdirecek bir çözüm bulmalarını istemişti. Yakala ve bırak düzenlemesi kapsamında sığınma hakkı arayarak sınırı geçen göçmenler durumları henüz göç mahkemeleri tarafından incelenirken serbest bırakılıyorlar. İç Güvenlik Bakanlığı, Savunma ve Adalet Bakanlıkları ile Sağlık ve İnsan Hizmetleri, 45 gün içinde yakala ve bırak düzenlemesini sonlandırmak için yaptıkları çalışmaları raporlayacak. 75 gün içinde bu hedefi gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları kaynakları bildirecekler ve 60 gün içinde göçmenlerin ülkelerine geri dönmelerini sağlayan ne gibi önlemler aldıklarını raporlayacaklar. Beyaz Saray’ın konuyla ilgili açıklamasında “Federal yetkilileri ülkenin göçmenlik politikalarını etkin şekilde uygulayabilmeleri için ihtiyaç duydukları yasal yetki ve kaynaklarla donatmanın zamanı geldi” ifadelerine yer verildi. Cuma günü Adalet Bakanı Jeff Sessions sınır geçişleriyle ilgili sıfır tolerans politikasını açıklamıştı. Bu kapsamda Meksika sınırındaki federal savcılara İç Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine gönderilerin tüm göçmen davalarını takip etmeleri çağrısı yapılmıştı. Hafta başında ise Adalet Bakanlığı göç yargıçlarından yılda 700 davaya bakmalarını istemişti.

(Amerika’nın Sesi, 12 Nisan 2018)

 

Berlin'den Gürcistan ve Ermenistan'a İltica Uyarısı

Almanya, Gürcistan ve Ermenistan’ın bu ülkelerden artan iltica başvuruları konusunda önlem almasını istiyor. Aksi halde Gürcistan’a tanınan vize serbestisi son bulabilir, Ermenistan’ın hayali de suya düşebilir. Kosova dışında diğer Balkan ülkelerinin vatandaşları birkaç yıldan bu yana AB ülkelerine vizesiz seyahat edebiliyor. Son bir yıldır Gürcistan ve Ukrayna vatandaşları da 90 günü aşmamak şartıyla vizesiz seyahat hakkından faydalanıyor. Ancak bu vize serbestisinin bazı kişiler tarafından istismar edilmesi ve bu istismarların sayısının artması da AB ülkelerinin başını ağrıtmaya başladı. Fransa ve Almanya aslında daha önce bu tür olayların meydana gelme ihtimaline karşı bir fren mekanizmasının devreye sokulmasını talep etmişti. Bu mekanizma, vize serbestisi tanınan ülkelerden AB ülkelerine iltica taleplerinin artması halinde frene basılmasını, tanınan vize serbestisi hakkının geri alınmasını öngörüyor. Son dönemde Almanya'ya Gürcistan ve Ermenistan yurttaşlarının yaptıkları iltica talepleri artması, bu tartışmaları yeniden alevlendirdi. Alman İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Stephan Mayer, yaşanmakta olan sorunla ilgili olarak Funke Medya Grubu'na yaptığı açıklamada, "Talep çok, kabul edilen iltica talebi ise çok düşük” şeklinde konuştu.

İltica Taleplerinde Hızlı Artış

Alman Göç ve Mülteci Dairesi'nin (BAMF) verilerine göre geçen yıl yaklaşık 3 bin 500 Gürcistan vatandaşı ve 3 bin 900 Ermenistan vatandaşı Almanya'ya iltica talebinde bulundu. Bunlar çok yüksek rakamlar olmasa da yaşanan durum, AB'nin vize düzenlemesi hedefleriyle örtüşmüyor. İltica sayılarında bu yılın başından itibaren büyük bir artış olması da dikkat çekiyor. BAMF'a göre bu yılın sadece Ocak ve Şubat ayında 1400 Gürcistan vatandaşı iltica talebinde bulundu. Taleplerine olumlu yanıt alanların oranı ise yaklaşık yüzde 2, yok denilecek kadar az. Gelecek yıllarda AB'nin yurttaşlarına vize serbestisi tanımasını bekleyen Ermenistan'dan da iltica taleplerinde artış var. Ancak onların başvurularında da kabul edilme oranı son derecek düşük. Almanya tarafından "güvenli ülke” olarak kabul edilen her iki ülkenin vatandaşlarının iltica taleplerinin reddedilme ihtimali neredeyse kesin.

Organize Suç Çeteleri de Devrede

Almanya İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Mayer, Şubat ayında Die Welt gazetesine, "Kısa vadede bu gelişme durdurulamayacak olursa AB eyleme geçebilme yetkinliğini ortaya koymalı, vize serbestisine son vermeli. Başka türlüsüne haklı olarak vatandaşlarımız anlayış gösteremez” açıklamasını yapmıştı. Mayer, vize serbestisinin istismar edilmesini "küstahlık” ve "kabul edilemez” olarak nitelendirmişti. Dönemin Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere ise Mart ayında DW'ye "Gürcistan'dan gelip iltica talebinde bulunuyorlar, yanıt alana kadar geçen süreyi verilen mali yardımları almak ve evlere girip hırsızlık yapmak için kullanıyorlar” görüşünü aktarmıştı. Alman Emniyet Teşkilatı, göç bağlamında işlenen suçlar hakkındaki raporunda, geçen yılın ilk 9 ayında, Mağrip ülkeleri vatandaşlarının yanı sıra özellikle Gürcistan vatandaşlarının, mal varlığına karşı işlenen suçlara karıştıkları tespitini aktarmıştı. Güvenlik birimleri, Şubat ve Mart aylarında organize suç örgütlerine mensup oldukları düşünülenlerle ilgili olarak Almanya havalimanlarında denetimi artırdı. Bir polis sözcüsüne göre profesyonel çalışan hırsızlık çeteleri, Almanya'da iltica talep etme, ülkede kaldıkları süre boyunca hırsızlık yapma, sonra da iltica taleplerini geri çekmeyi kapsayan bir yöntem kullanıyor.

Gürcistan Mesajı Aldı

Özellikle Kuzey Ren Vestfalya eyaleti hükümeti iltica talebinde bulunan Gürcistan vatandaşlarının "suç teşkil eden eylemlerine” dikkat çekmiş, Alman hükümetinden vize serbestisinin durdurulması için harekete geçmesini talep etmişti. İsveç İçişleri Bakanı Morgan Johansson da kısa bir süre önce ülkesinde benzer gelişmelerin yaşandığını, Gürcistan vatandaşlarının iltica taleplerinin arttığını, AB'nin içişleri bakanları toplantısında gündeme getirmişti. Vize serbestisinin sürmesi için, Gürcistan hükümetinin yurttaşlarının iltica taleplerini önlemek için somut adımlar atması bekleniyor. Gürcistan'a bu mesaj ulaşmış görünüyor. Cumhurbaşkanı Giorgi Margvelaşvili, hükümetinin, "alınması zor vize serbestisi hakkının etkin bir şekilde korumaya” hazır olduğunu açıkladı.

(Deutsche Welle Türkçe, 12 Nisan 2018)

 

Almanya'da Yabancı Sayısında Rekor Seviyeye Ulaşıldı

Almanya'da yaşayan yabancı sayısı 2017'de rekor seviyeye çıkarak yaklaşık 10 milyon 600 bin kişiye ulaştı. Alman Federal İstatistik Dairesi'nin açıkladığı verilere göre ülkede yaşayan yabancı sayısı 2017 yılında rekor seviyeye çıktı ve yaklaşık 10 milyon 600 bin kişiye ulaştı. Daire, yabancıların sayısının artmasının temel nedeni olarak, Avrupa Birliği'nden yaşanan göçü gösterdi. AB ülkelerinden yaşanan göçte 439 bin kişilik artış yaşanırken, en fazla göç Polonya, Romanya ve Bulgaristan'dan alındı. Yabancıların toplam nüfusa oranı ise yüzde 13'ün biraz altında kaldı. Ülkede yaşayan yabancı sayısının 2017 yılında bir önceki yıla göre 585 bin kişi arttığı ve artış oranının yüzde 5,8 olarak kaydedildiği bildirildi. Yabancı sayısındaki artışta on yıllık ortalamanın 388 bin olduğuna dikkat çekildi. Ülkede yaşayan yabancı sayısındaki artış 2016'da yüzde 13 olarak kaydedilmişti. Öte yandan AB dışındaki ülkelerden göç azalırken, üçüncü ülkelerden 2017 yılında 163 bin kişinin Almanya'ya geldiği belirtildi. 2016 yılında üçüncü ülkelerden Almanya'ya 665 bin kişi göç etmişti. Suriye, Irak ve Afganistan'dan Almanya'ya gelen kişi sayısının da azaldığı bildirildi.

(Deutsche Welle Türkçe, 12 Nisan 2018)

 

“Fransa, Mülteci Çocukların Yaşını Büyütüyor!”

Yedi İtalyan yardım derneği, Fransız sınır polislerinin refakatsiz sığınmacı çocukların doğum tarihiyle oynayarak yaşlarını büyüttüğünü böylece ülkeye girişlerini engellemeye çalıştığını öne sürdü. İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre, İtalyan yardım kuruluşları Fransız sınır polislerini “tek başına seyahat eden ve sınırı geçmeye çalışan sığınmacı çocukları İtalya’ya iade edebilmek için doğum tarihlerini değiştirerek yetişkin gibi göstermekle” suçladı. Konuya ilişkin AB Komisyonu ile İtalyan İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunan dernekler, “ülkeye giriş reddi” nedeni olarak gösterilen belgelerde sığınmacının doğum tarihinin değiştirildiği” iki olayı kanıt olarak gösterdi. Derneklerin öne sürdüğü olaylardan birinin dernek personelinin İtalyan sınır beldelerinden Ventimiglia’daki gözetimi sırasında mart ayında yaşandığı öne sürüldü.

“Beyanda Farklı Yazıldı”

Ventimiglia’dan tren yoluyla Fransa’ya geçmek isteyen çok sayıda sığınmacının geri gönderilmesine ilişkin dernek çalışanlarından Daniela Ziterosa, şu ifadeleri kullandı:

“Şans eseri oradaydık ve yakından tanıdığımız iki çocuğun Fransız polisi tarafından durdurulduğunu gördük. Polisin ülkeye giriş reddi belgesine çocukların doğum tarihini yanlış yazdığını gördük. Çocuklardan biri belgenin fotoğrafını çekti, böylece doğum tarihinin kendi beyanından farklı şekilde yazıldığı görülebiliyor. Çocukların geri gönderilmesini engellemeyi başardık ve sonunda Fransızlar ülkeye girmelerine izin verdi.”

Geçen Yıl 15 Bini Bulmuştu

Belgenin fotoğrafını çeken çocuğun doğum tarihinin ‘1 Ekim 2001 yerine 1 Ocak 2000 şeklinde yazıldığı’, çocuğun İtalya’ya haziran ayında geldiği ve kardeşlerinin yaşadığı İsveç’e gitmeye çalıştığı ifade ediliyor. Fransa’ya giden refakatsiz sığınmacı çocuk sayısı geçen yıl 15 bini bulmuştu. Avrupa Birliği yasalarına göre refakatsiz çocukların korunması ve bir ülkeye sığınma talebinde bulunanların aile üyelerinin bulunduğu bir diğer ülkeye transfer edilme hakkı bulunuyor.

(Hürriyet, 12 Nisan 2018)

 

Afrika’dan İlk Mülteciler Ulaştı

İsviçre Libya’daki kamplardan 80 mülteciyi kabul etti. İlk Eritreliler uçakla İsviçre’ye getirildi. Geçici olarak kabul edilen 3200 Eritrelinin İsviçre’den ayrılması söz konusuyken, Federal Konsey Libya’daki mülteci kamplarından başka mültecileri ülkesinde kabul edecek. Adalet Bakanı Simonetta Sommaruga geçtiğimiz aralık ayında 80 mültecinin kabulünü onayladıktan sonra Çarşamba günü ilk grup İsviçre’ye vardı. Yerel bir gazetenin haberine göre söz konusu grup kadınlardan ve çocuklarından oluşmakta. Mülteciler UNHCR tarafından tahliye edildi. Bu nedenle İsviçre’de standart iltica prosedürlerinden geçmeyecekler. UNHCR İsviçre ve Lihtenştayn temsilcisi Anja Klug söz konusu kadınların çok kötü şeyler yaşadığını dile getirdi: ‘’İsviçre’nin daha fazla mülteciye ev sahipliği yapmasını diliyoruz.’’ Afrika’dan gelen mültecilere karşı öncesinde bazı partilerce tepki gösterildi. FDP Eyaletler Konseyi üyesi Philipp Müller konuyla ilgili şu sözleri ifade etti: ‘’Eritre’de savaş söz konusu değil. Bu ekonomik bir göç. Bu nedenle bu kişilerin yeniden yerleşim programlarından yararlanmalarını yanlış buluyorum.’’ Müller, insanları başka yerlere göndermek yerine Birleşmiş Milletlerin o bölgelerde aktif çalışmalar yürütmesi gerektiğini savundu. St. Gallen veya Luzern gibi birçok kanton bunu desteklemekte. Yüksek maliyetlerin yüklenmesinden endişe duyulmakta. Kantonlar, 6.000 Frank değerindeki entegrasyon ödemesinin yanı sıra mülteci başına 11.000 Frank ödenek almakta. Luzern kantonu bu meblağın yeterli olmadığını belirtti.

(Pusula Swiss Türkçe, 13 Nisan 2018)

 

Avrupa Rüyası Belgrad'da Sona Eriyor

Binlerce İranlı Türkiye üzerinden Sırbistan’a vizesiz, turist olarak gidiyor. Esas amacı Balkan rotası üzerinden Batı Avrupa ülkelerine gitmek olan birçok İranlı’nın hayali mülteci kamplarında son buluyor. Araş, son dört gecedir parkta uyuduğunu söylüyor. Sırbistan'ın başkenti Belgrad, evinden yaklaşık 3 bin 700 kilometre uzakta ve bir mülteci yurdunda, kalacak bir yer bulduğu için çok memnun. "Tahran'da doğdum ve büyüdüm, arkadaşlarım gibi" diyor. Dört arkadaşıyla birlikte birkaç gün önce Belgrad'a geldiğini belirten Araş sözlerine şöyle devam ediyor: "İran'ı terk etmeye karar verdik ve önce Türkiye'ye gittik. Oradan da Sırbistan'a geldik, çünkü Sırbistan Avrupa Birliği'ne (AB) ulaşmak için çok daha uygun bir ülke.” İranlılar Türkiye'ye vizesiz gidebiliyor. Bu nedenle de, Avrupa'ya gitmek isteyen genç İranlıların çoğu ilk durak olarak Türkiye'yi seçiyor. Türkiye'den de uçakla Sırbistan'a gidiyorlar. 2017 Kasım'ından beri İranlılar, AB üyeliğine aday olan Sırbistan'a vizesiz seyahat edebiliyorlar. Böylelikle, turizmin desteklenmesi ve potansiyel yatırımcıların ülkeye gelmesinin kolaylaştırılması hedefleniyor.

Yeni Seyahat İmkanları

Her geçen gün daha fazla İranlı bu yeni seyahat imkanından yararlanıyor. Bu İranlılar arasında tanınmış fotoğrafçı Roozbeh Roozbahani de bulunuyor. Roozbahani, sonbaharda Sırbistan'ı gezerek, sosyal medyadaki takipçilerine "Güneydoğu Avrupa'nın el değmemiş güzelliklerini" gösterdi. Roozbahani'nin bu serideki en başarılı fotoğrafını ise bir arkadaşı çekmiş. Fotoğrafta, savaşta ölen oğlunu hatırlattığı için yaşlı bir kadının Roozbahani'yi öptüğü görülüyor. Tahran'ın varlıklı bir semtinde bulunan seyahat acentesinde çalışan Somaye, "Son zamanlarda seyahatlerde Sırbistan'ın çok tercih edilen bir ülke” olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Müşterilerimiz çok uzaklara da gidiyor, Tayland, Dubai, Hindistan, Çin. Ama Güneydoğu Avrupa'ya vizesiz gidebiliyor olmaktan memnunlar." Ancak seyahat etmeye hevesli ve meraklı İranlar, toplumun sadece küçük ve varlıklı bir kesimini oluşturuyor. Araş ve arkadaşları ise bu kesime dahil değil.

Daha İyi Bir Hayat Arayışı

İran'da zengin ve fakir arasındaki uçurum oldukça derin. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerine göre, ülkede işsizlik yüzde 12'nin üzerinde, gençler arasındaki işsizlik oranının bunun iki katı olduğu tahmin ediliyor. Özellikle gençler arasında ekonomik, sosyal ve siyasi açından duyulan memnuniyetsizlik oldukça yaygın. Araş ve arkadaşları Afşin, Mehran ve Said, İran'da hayatlarının "bir şekilde tehlike" altında olduğunu söylüyorlar. İran'da dini bir azınlık olan Gonabadi tarikatına mensup olduğunu söyleyen Afşin, baskı altında olduklarını, bu tarikata mensup gençlerin üniversiteye gidemediğini dile getiriyor. Afşin, "Hayatım tehlike altındaydı, ülkeyi terk etmek zorundaydım" diyor. Arkadaşı Said de, "İran'da nasıl yaşadığımızı herkes biliyor. Özgürlük yok. Piercing yaptırdığım için kulağımı kesmeye çalıştılar. Benim için gelecek yoktu" sözleriyle neden İran'ı terk etmek istediğini anlatıyor. Bu genç İranlılar, daha iyi bir hayat istiyorlar ve bunu İran dışında arıyorlar. Kuzeybatı Avrupa'ya gitmek isteyen göçmenlere danışmanlık veren Info Park Örgütü'nden Stevan Tatalovic, "Belgrad'daki bu parkta ve bu caddede çok sayıda insan kaçakçısı bulunduğu artık sır değil" diyor. Info Park'ın verdiği bilgilere göre, vize serbestliğinin sağlanmasından bu yana Sırbistan'a yaklaşık 6 bin "İranlı turist" geldi. Ancak çoğu ülkesine geri dönmek istemiyor.

Çıkmaza Giren Yol

Tatalovic, "Turist olarak geliyorlar ve gitmek istedikleri ülkelere kendilerini götürecek insan kaçakçıları ile bağlantı kurmaya çalışıyorlar" diye anlatıyor. Ancak bu plan her zaman tutmuyor. 2017 Kasım'ından beri Sırbistan'a iltica başvurusunda bulunan İranlıların sayısında artış gözlemleniyor. Buna göre, iltica başvurusunda bulunan İranlıların sayısı 2017 Kasım'ından 290 olarak kaydedilirken, bu sayı 2018 Mart'ında 431'e yükseldi. Sırbistan'a iltica başvurusunda bulunanlar arasında Araş ve arkadaşları da bulunuyor. Bu nedenle de, Sırbistan'ın güneyindeki Preşeva'daki mülteci yurdunda kalabiliyorlar. Stevan Tatalovic, "İranlılar Sırbistan hakkında pek bir şey bilmiyorlar. Bildikleri tek şey, vizenin gerekmediği" diyor. Tatalovic sözlerine şöyle devam ediyor: "Ama iltica başvurularının kabul edilmesi için kendilerini nasıl tanıtmaları gerektiğini biliyorlar. Çoğunlukla siyasi veya dini olarak takibata uğradıklarını anlatıyorlar. LGBT bireyler de Sırbistan'a gelen İranlılar arasında bulunuyor. Ancak ilgili kurumlar ayrıntılı sorular sorunca, çoğunlukla inandırıcı olamıyorlar. İltica başvurularının çoğu reddediliyor."

(Deutsche Welle Türkçe, 13 Nisan 2018)

 

Kazakistan, Çin ve Hindistan Vatandaşları İçin 72 saatlik Vizesiz Rejim Uygulayacak

Kazakistan’da Çin ve Hindistan vatandaşları için üç günlük vizesiz bir rejim uygulanacağı açıklandı. KazTag ajansının Kazak hükümetine dayandırdığı haberinde, ilgili kararın 12 Nisan’da çıktığı bildirildi.31 Aralık 2018 tarihine kadar uygulanacak 72 saatlik vizesiz rejimin, Almatı ve Astana’nın uluslararası havaalanlarından Kazak havayolları şirketlerlerinin uçak bileti ile geçiş yapan Çin ve Hindistan vatandaşları için geçerli olacağı belirtildi. Üç günlük vizesiz rejimden yararlanan Çin ve Hindistan vatandaşlarının, Kazakistan Millî Güvenlik Komitesinin (KNB) sınır hizmetine kayıt yaptırması zorunlu olduğu vurgulandı. Çin ve Hindistan vatandaşlarına devlet sınırını geçiş süresi belirtilen göçmenlik kartı verileceği de kaydedildi. Hükümetin kabul ettiği karara göre, Kazak havayolları şirketleri KNB’ye vizesiz rejime ulaşan Çin ve Hindistan vatandaşlarının listelerini vermesi gerekiyor. EXPO 2017 fuarı döneminde, 9 Temmuz ile 12 Eylül tarihleri arasında, Kazakistan’da Çin vatandaşlarına 72 saatlik vizesiz rejim uygulanmıştı. Kültür ve Spor Bakanlığı’nın verilerine göre EXPO döneminde Kazakistan’ı 4.5 bin Çinli turist ziyaret etti. Çinli turistlerin her birinin Kazakistan’da 250-300’er dolar bıraktığı tahmin ediliyor.

(Kazakistan.kz, 13 Nisan 2018)

 

 

 

Çin'in Yardımları 80 Binden Fazla Mülteci Çocuğa Ulaştı

Çin hükümetinin Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'na sağladığı yardım projesinin yürütülmesinin sona ermesi dolayısıyla dün bir tören düzenlendi. BM Çocuklara Yardım Fonu'nun Lübnan ofisinde düzenlenen törende, Çin Büyükelçisi Wang Kejian ve fonun Lübnan temsilcisi Tanya Chapuisat ilgili belgeyi imzaladı. Chapuisat törende yaptığı konuşmada, Çin'in sağladığı 1 milyon ABD Doları tutarında yardımla 80 binden fazla mülteci çocuğa eğitim gereçleri ve kışlık elbise sağlandığını hatırlatarak, Çin hükümetiyle insani krizlerin çözümünde işbirliğini sürdürmek istediklerini belirtti. Çin hükümeti ile BM Çocuk Fonu arasındaki yardım anlaşması geçen yıl Şubat ayında imzalandı.

(CRI Türkçe, 13 Nisan 2018)

 

Almanya'dan Türkiye'ye Kaçak Göç

Almanya'da ikamet izni bulunan ancak ailesini yanına aldıramayan Suriyeli mültecilerin yasadışı yollardan Türkiye'ye döndükleri bildiriliyor. Almanya'da geçerli ikamet statüsüne sahip Suriyeli mülteciler arasında aile birleşiminin zorlaştırılması nedeniyle Almanya'dan ayrılanların sayısının arttığı bildirildi. Alman ARD televizyonunun haberine göre, Almanya'yı terk eden Suriyeliler vize almadan ve insan kaçakçılarının yardımıyla Türkiye'ye gidiyorlar. ARD muhabirleri Türkiye yolculuğu sırasında Suriyelilere eşlik ederek onları Türkiye'ye kaçak sokanlarla da konuştular. Bir insan kaçakçısı çoğu Suriyeli olmak üzere her gün ortalama 50 kişiyi Türkiye'ye soktuğunu belirtirken bir diğeri de Türkiye'ye götürdüğü Suriyelilerin sayısının, Türkiye'den Avrupa'ya kaçırdığı mültecilerden fazla olduğunu söyledi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Almanya temsilcisi Dominik Bartsch ARD'ye yaptığı açıklamada münferit hadiselerin kulağına çalındığını ancak rakamlar hakkında kesin bilgisi olmadığını söyledi. Bartsch ters yöndeki göçün "Almanya'nın ailenin korunması prensibinin hakkını vermediğini gösterdiğini" belirtti. Federal Göç ve Mülteciler Dairesi ve Almanya İçişleri Bakanlığı, Almanya'da ikamet sahibi yabancıların Avrupa ülkelerine seyahat edebildiklerine ve bunun kayıt altına alınmadığına işaret etti. Yeşiller Partisi sözcülerinden Luise Amtsberg ise durumun Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mülteci geri kabul anlaşması açısından da sakınca doğurabileceğini belirtti. Amtsberg, "Türkiye'nin yükünü azaltmak için mültecileri kabul edeceğimize dair Türk hükümetiyle bir anlaşma imzaladık. Geçici koruma statüsü tanınan mültecilerin aileleriyle birleşebilmek için Türkiye'ye dönmeleri saçma bir durum” diye konuştu.

(Deutsche Welle Türkçe, 12 Nisan 2018)

 

Washington Post: ‘Türkiye Suriyeli Mültecilerden Artık Bıkkın'

Washington Post, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin son durumu hakkında bir değerlendirmeye yer verdi. Gazete, Türkiye'de kök salmaya başlayan 3 milyondan fazla Suriyeli mültecinin ilk başlarda kucaklandığını, ancak artık istenmediğini yazıyor. Habere göre çocuklarını Türk okullarına gönderen, kimileri iş kuran, Türkiye'deki ücretsiz sağlık hizmetleri gibi sosyal programlardan yararlanan ve binlercesine Türk vatandaşlığı sözü verilen Suriyeliler, Türk toplumu tarafından reddediliyor. Bunun ana nedeni, kültürel farklılıklar ve işsizlik ortamında iş bulma rekabetinin kızışması. Gazete bu nedenle Türk yetkililerin son zamanlarda Suriyeli mültecilere ”evinize dönün” çağrısı yapmaya başladığını bildiriyor. Türkiye'nin Suriyeli mültecilere yönelik bu ani tavır değişikliği, Türkiye içindeki Suriyeliler arasında ciddi huzursuzluk yaratıyor. Birçoğu, Türkiye'de hayal ettikleri yaşamı kuramadan bulundukları yerden sürülme korkusu çekiyor. Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde bazı askeri zaferler elde etmesi mültecilerin memleketlerine dönebileceği fırsatını doğursa da birçokları, henüz savaşın tam olarak bitmediği ülkelerine dönmek istemiyor. Habere göre birçok Suriyeli mülteci, Türkiye'de topluma ve ekonomiye katkıda bulunabileceklerine inanıyor, ancak ”Türkler bizi burada isteyip istemediklerini bilmiyor” diyerek Türk toplumunda son zamanlarda giderek artan mülteci karşıtı hislere atıfta bulunuyor. Gazete, Türk toplumundaki yükselen mülteci karşıtı dalganın gelecek yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerine girecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gözünden kaçmadığını da vurguluyor ve Erdoğan'ın Şubat ayında ”mülteci kardeşlerimizin evlerine dönmelerini istiyoruz” şeklinde konuştuğunu hatırlatıyor. Ancak gazeteye göre Suriye'de sekizinci yılına giren savaş çoğunlukla kontrol altına alınsa da Şam'ın banliyölerindeki şiddetli çatışmalar hala devam ediyor. Bu ortamda da Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönmeleri olası gibi görünmüyor.

İnsani Gelişme Vakfı İNGEV verilerine göre, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin yüzde 74'ü Türk vatandaşı olmak istiyor. Yarısından fazlasıysa hayatlarına Türkiye'de devam etmek istediklerini kaydediyor. Gazete öte yandan Uluslararası Kriz Grubu'nun Türkiye'deki büyük kentlerde yaşayan Suriyelilere yönelik şiddet eylemlerinin artışa geçtiğini bildirdiğini yazıyor. Etnik ve dini azınlıklar, Suriyeli akınının demografik yapıyı bozmasından ve bunun mezhep çatışmalarını tetiklemesinden korkuyor. Bu durum en çok Suriyeli çocukların gittiği Türk okullarında göze çarpıyor. Suriyeli aileler, çocuklarının Türk akranları tarafından ayrımcılığa uğramasından ve zorbalıkla karşılaşmasından yakınıyor. Kimi Suriyeli çocuklar, yer olmadığı gerekçesiyle okullara kayıt yaptıramıyor. Ancak asıl gerekçe, Türk ailelerin, çocuklarını Suriyeli çocukların da eğitim gördüğü aynı okullara göndermek istememeleri. Suriyeli ailelerse şu konuda aynı görüşü paylaşıyor: Suriyeliler, barış zamanında yaşadıkları kendi evleri olmadığı sürece ülkelerine geri dönmek istemiyor.

(Amerika’nın Sesi, 12 Nisan 2018)

 

Adalet Bakanı Gül'den Düzensiz Göç ve Terörizme Karşı İş Birliği Çağrısı

Adalet Bakanı Gül, düzensiz göç ve terörle mücadele konusunda tüm ülkelere iş birliği çağrısında bulundu. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Avrupa Konseyi ülkelerinin adalet bakanlarının katıldığı, "İnsan Hakları Sözleşmesinin Reformu Yüksek Düzeyli Konferansı"nda konuşma yaptı. Gül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin demokratik güvenlik kavramının hayat bulması için kurulmuş Avrupa Konseyi sisteminin en önemli güvencelerinden biri olduğunu söyledi. Mahkemenin işleyişinde karşılaşılan sorunların büyük bir bölümünü mahkeme dışındaki dinamiklerin oluşturduğunu ifade eden Gül, "Bugün reform ihtiyacını doğuran dinamiklere baktığımızda, bunların önemli bir bölümünün geniş Avrupa coğrafyasında vuku bulan siyasi ve ekonomik gelişmelerden bağımsız olmadığı görülmektedir." değerlendirmesinde bulundu. Gül, Türkiye’nin bir yandan düzensiz göçleri engelleyerek 4 milyonu aşkın göçmene kucak açtığını diğer yandan da başta FETÖ, DEAŞ, PKK/PYD/YPG, DHKP-C başta olmak üzere birden fazla terör örgütüyle mücadele ettiğini vurguladı. Adalet Bakanı, "Düzensiz göç ve terörle mücadele konusunda tüm ülkelerin işbirliği yapması gerektiğini ifade etmek isterim." dedi. Eski ve yeni nesil terör faaliyetlerinden kaynaklanan güvenlik endişeleri ve düzensiz göçün yarattığı dinamikler ile insan haklarının korunması arasındaki dengenin, devletler açısından yeni zorluklar ortaya çıkardığına dikkati çeken Gül, "Devletlerin bu alandaki çabaları, mahkemenin reformunu gündeme getiren dinamiklerin gerisinde yatan ana nedeni teşkil etmektedir." ifadesini kullandı. Sözleşme sistemine göre taraf devletlerin kendi insan hakları sorunlarını temel ilkelerden ayrılmadan ulusal düzeyde çözmelerine öncelik verildiğini anımsatan Gül, "Türkiye ikincillik ilkesi kapsamında şimdiye kadar üzerine düşen gerekli her türlü sorumluluğu yerine getirmiştir." şeklinde konuştu. Türkiye’nin bu reform iradesini zorlu süreçlerde dahi kararlılıkla gösterdiğine işaret eden Gül, şunları söyledi:

“15 Temmuz’da Pensilvanya’da yaşayan elebaşlarının talimatıyla FETÖ silahlı terör örgütü tarafından tüm demokratik kurumlarımıza darbe girişiminde bulunulmasına rağmen terörle mücadelemizi, uluslararası yükümlülüklerle uyumlu, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü esas alarak sürdürmekteyiz. Bu kapsamda Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonunu kurmak suretiyle kanun hükmünde kararnameyle hakkında işlem tesis edilenlere itiraz imkanı getirdik. AİHM de 30 binin üzerinde başvuruyu yeni iç hukuk yolunun tüketilmesi amacıyla Komisyona yönlendirmiştir. Türkiye, sınırları içerisinde bulunan herkesin hak ve özgürlüklerini, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri çerçevesinde öncelikle iç hukukta korumaktadır." İkincillik ilkesinin diğer boyutunun mahkeme kararlarının etkin bir şekilde icra edilmesi olduğunu belirten Gül, "Bununla birlikte Bakanlar Komitesi de kararların icrasını denetlerken tarafsız olmalı ve siyasi değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Mahkeme kararlarının kapsamı yorum yoluyla genişletilmemeli, devletlerin takdir hakkına saygı duyulmalıdır." şeklinde konuştu.

(Anadolu Ajansı, 12 Nisan 2018)

 

Meclis Komisyonuna Ahıska Türkleri Sunumu

Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) Genel Sekreteri Fuat Uçar, TBMM Göç ve Uyum Alt Komisyonuna sunum yaptı. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesindeki Göç ve Uyum Alt Komisyonu, AK Parti Antalya Milletvekili Atay Uslu başkanlığında toplandı. Uslu, yaptığı konuşmada, komisyonun sahada Türkiye'ye gelen göçmenlerin işlemleriyle ilgili incelemeler yaptığını ve şu ana kadar sayılarının çok olması sebebiyle Suriyeli konusuna eğildiklerini, ancak bundan sonra farklı göçmenler konusunda da çalışmalar yapacaklarını söyledi. Ahıska Türklerinin, zor yaşam koşullarından dolayı Türkiye'ye göç etmeye devam ettiğini belirten Uslu, bu kişilerin Türkiye'nin farklı yerlerinde iskan edildiklerini dile getirdi. Komisyona sunum yapan DATÜB Genel Sekreteri Fuat Uçar, Ahıska Türklerinin sorunlarına çözüm yolu aramak için çalışmalar yaptıklarını söyledi. Anadolu'nun parçası olan Ahıska Türklerinin şu anda 10 ülkede yaşadığını anlatan Uçar, en büyük nüfusun Kazakistan'da olduğunu dile getirdi. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından Türkiye'ye serbest göçün başladığını anımsatan Uçar, "Serbest göçün bir sürü sıkıntıları var. En son rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde bir girişim yapılıyor. Bizimle ilgili bir kanun çıkarılıyor ve bu kanunla ilk iskanlı göç 1993'te Iğdır'a gerçekleşiyor. Tabii o dönem göç tam anlamıyla yerine oturtulamıyor. 500 aile düşünülüyor ama o dönem 200 civarında ailede kalıyor." dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla 2015 yılında Ukrayna'dan Türkiye'ye yerleştirilmeye başlanan Ahıska Türklerine ilişkin süreci aktaran Uçar, Erzincan'a iskanlı göç ile yerleştirilen Ahıska Türklerinin şu anda tarım ve hayvancılık ile uğraştığını ifade etti. DATÜB Göç Komisyonu üyesi İbrahim Agara da Ahıska Türklerinin yaşadıkları sorunlara ilişkin komisyona bilgi verdi.

(Ajans Ahıska, 12 Nisan 2018)

 

 

Mültecilerin Ekonomiye Kazandırılması Adına Çalışmalar Sürüyor

Mültecilerin ekonomiye kazandırılması adına düzenlenen ‘Türkiye’deki Mülteci Girişimciliğinin Güçlendirilmesi Çalıştayı’ ile Mersinli mültecilere şirket kurulumundan girişimci desteklerine kadar girişimci olabilmek adına ihtiyaç duyulan bilgiler anlatıldı. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ev sahipliğinde, İnsani Gelişme Vakfı (İNGEV) ve İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) Ortak Girişimi ‘ActHuman Sosyal Kapsama İnisiyatifi’ olarak, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) işbirliği, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti finansal desteği ile ‘Türkiye’deki Mülteci Girişimciliğinin Güçlendirilmesi’ Çalıştayı düzenlendi. Hedef, Türkiye’de yaşayan mültecilerin ekonomiye doğru şekilde kazandırılmasını sağlamak. 8 Mart'ta İstanbul’da başlayan ve 22 Mart'ta Hatay’da düzenlenen toplantı ile devam eden çalıştay serisi 12 Nisan'da Mersin'de düzenlenen çalıştay ile sona erdi. Çalıştay kapsamında KOSGEB Mersin Hizmet Merkezi Müdürü Danyal Peker, küçük ve orta ölçekli şirketlerin kapasitelerini güçlendirmek adına verilen hükümet destekleri hakkında bilgi verdi. Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürü Ali Can Kahya yerel girişimciliği geliştirmek için verilen devlet teşviklerine değinirken, İNGEV Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Arkın Eyvazoğlu, şirket kuruluş işlemlerini ve yasal çerçeveyi anlattı. Toplantı, uyuma dair bilgi ve tanıştırma oturumu ile sona erdi.

Çoker: “Mülteci Danışma Hattı Kurduk”

Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren İNGEV Direktörü ve Danışma Kurulu Üyesi Berk Çoker, mülteci girişimciliği üzerine çalıştıklarını ve ilk önemli projeyi 2016 yılı Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleştirdiklerini söyledi. İstanbul’da Dünya İnsani Zirvesi ile çalışmaya başladıklarını, İstanbul’daki mülteci gençleri desteklemek için kapasite artırımı konusunda sunum yaptıklarını bildiren Çoker, ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na 2050 yılında yaşlı bakım analizi ve ülkeye mali yükü üzerine akademik danışmanlık hizmeti verdiklerini kaydetti. Uluslararası kuruluşlarla İstanbul’da işgücü piyasası araştırması yaparken gençlerin başlangıç seviyesi işlerinin ne olması gerektiği ve Endüstri 4.0’a nasıl daha iyi entegre olabileceklerini gün yüzüne çıkarmaya çalıştıklarını ifade eden Çoker şunları söyledi: “2018 yılında başlayan bu yeni projemiz için İstanbul ve Hatay'ın ardından Mersin’e geldik. Şu anda Türkiye’de 10 büyük şehirde 7-8 bin civarında Suriye sermayeli şirket faaliyet gösteriyor. Yaklaşık 5 milyar dolar kapitalle Türkiye ekonomisine katkı sağlıyorlar. 15 farklı sektörde çalışıyorlar. Onların Türkiye’ye gelmesi bizim için de önemli çünkü 450 milyonluk Arap coğrafyasına açılımımıza destek oluyorlar. Bu çalıştayların yanında iki ay önce Mülteci Danışma Hattı kurduk.  Ve şirket kurulumlarında ve sonrasında destek olmaya çalışıyoruz.”

Taşkın: “Mülteciler yardım parası istemiyor”

UNHCR Türkiye Yetkinlik Programları Müdürü Damla Taşkın da hedeflerini ve çalışmalarını anlattı. UNHCR olarak acil durumlarda mültecilere öncelikle su ve battaniye tedarik ettiklerini ancak artık krizlerin bu yöntemlerle çözülmemeye başladığını kaydeden Taşkın, “Çünkü artık bir kişi zorla yerinden edilince 10 yılları aşkın süre mülteci konumunda kalıyor. Suriye Savaşı’nın 7’nci yılındayız. Bu nedenle artık mülteci insan kaynağından faydalanmamak, toplumun üretken bireyleri haline gelmemeleri büyük bir kayıp oluyor” dedi. Mültecilerin yardım parası istemediğini, para kazanmak, çocuklarının eğitim imkanlarından yararlanmasını sağlamak istediğini vurgulayan Taşkın, “Türkiye’de yalnızca Suriye kökenli 3,5 milyon nüfustan bahsediyoruz. Neredeyse küçük bir Avrupa ülkesi nüfusu kadar. Biz istiyoruz ki mülteciler bulundukları ülkelerde, bulundukları süre boyunca üretken kişi olsun. Bu bakış açısı ile program yürütüyoruz” dedi. İkinci konu olarak mültecilerin ekonomik hayata doğru katılımı için mesleki ve dil eğitimleri konusunda çalıştıklarını anlatan Taşkın, üçüncü konu olarak özel sektör ile işbirlikleri yaptıklarını dördüncü olarak mültecileri girişimciliğe yönlendirdiklerini anlattı.

Uçar: “2012’den Bu Yana Suriyeli Nüfusa Yönelik Projelere Katkı Sağlıyoruz”

MTSO Genel Sekreter Yardımcısı Ezgi Biçer Uçar ise MTSO’nun bu alanda yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi. “Odamız 2012 yılından bu yana kentimize yerleşen Suriyeli nüfusa yönelik projelerde yer almakta ve katkı sunmakta” diyen Uçar, “Bu projeler genellikle mesleki eğitime yönelik olurken, bizler bunun bir ihtiyaç olmakla birlikle, girişimciler ve işadamlarına yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini de hep vurguladık” diye konuştu. MTSO’ya binin üzerinde Suriye sermayeli firmanın kayıtlı olduğunu bildiren Uçar, “Bizler diğer üyelerimiz kadar onların da sorunları ile yakından ilgileniyor, verdiğimiz hizmetlerden en iyi şekilde faydalanmaları için çaba harcıyoruz. Bir araya geldiğimiz toplantılarda vurguladıkları en önemli sıkıntılardan birisi de mevzuatı takip etme noktasında yaşadıkları sorunlardı. Bu anlamda kurulan danışma hattının çok önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz” dedi.

(Mersin Ticaret Ve Sanayi Odası Resmi Sayfası, 12 Nisan 2018)

 

Suriyeli Çalışanların Sadece 10 Bini Kayıtlı

İŞKUR ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) arasında, Suriyeli mültecilerin daha insani şartlarda çalışmasını sağlayacak protokol imzalandı. 2 sene geçerli olacak protokolle, sayıları 1 milyonu bulan Suriyeli işçilerin kayıt altına alınması ve çalışma şartlarının düzenlenmesi amaçlanıyor. İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya "Gerek Türk vatandaşları gerek Suriyelilerin insana yakışır şartlarda çalışmasını sağlamak, kayıt dışı ve kaçak çalışmayı da önlemek üzere büyük özveri gösterdik" dedi. 2012 yılında yayınlanan genelgeye göre, Suriyeli mültecilere “geçici koruma” statüsü verildi. Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli yaşıyor. Bunlardan 1 milyonu çalışıyor. Sadece 10 bininin izni var!

(Türkiye, 13 Nisan 2018)

 

Iğdır'da Göçmenler İçin Geçici Geri Gönderme Merkezi Kuruluyor

Iğdır'da göçmenlerin kontrolsüz şekilde şehir sınırları içinde dolaşmalarını ve seyahat etmelerini engellemek amacıyla Geçici Geri Gönderme Merkezi'nin kurulması planlanıyor. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın (AFAD) yapacağı. 5 bin kişilik merkezin kurulması için çalışmalar başlatıldı. Merkez, Ağrı Doğubayazıt-Iğdır karayolu güzergâhında bulunan Erhacı köyü bölgesinde kurulacak. Iğdır Valiliği getirilecek göçmenlerin günlük ihtiyaçlarının merkez içinde karşılanacağı açıkladı. "Göçmenlerin merkez içindeki iş ve işlemleri yürütülecek, ülkelerine iade işlemleri yapılana kadar merkezde barınma, yeme içme, sağlık işlemleri yapılacak olup hiçbir şekilde merkez dışına çıkmalarına müsaade edilmeyecektir."

(TRT Haber, 12  Nisan 2018)

 

İzmir'de 324 Kaçak Göçmen Sınır Dışı Edildi

İzmir'de, Harmandalı Geri Gönderme Merkezi'nde işlemleri tamamlanan Afganistan uyruklu 324 kaçak göçmen tarifesiz uçak seferiyle sınır dışı edildi. Yasa dışı yollarla Türkiye'ye girdikten sonra kolluk kuvvetlerince yakalanarak İzmir ve Aydın Valilikleri İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edilen 324 kişinin sınır dışı işlemleri tamamlandı. Göçmenler, jandarma eşliğinde minibüs ve otobüslerle İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na getirildi. Polis ekiplerinin de güvenlik önlemi aldığı havalimanında üst ve valiz aramaları yapılan göçmenler daha sonra tarifesiz uçuşla Afganistan'ın başkenti Kabil'e gönderildi.

(Anadolu Ajansı, 13 Nisan 2018)

 

Edirne'de Göçmen Kaçakçısı 4 Zanlı Tutuklandı

Edirne'de jandarmanın düzenlediği operasyonda göçmen kaçakçılığına yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 8 zanlıdan 4'ü tutuklandı. Alınan bilgiye göre, Edirne Jandarma Komutanlığı ekipleri Uzunköprü ilçesine bağlı Çalıköy köyünde 4 ayrı operasyonda Bangladeş, Pakistan, Afganistan uyruklu 55 kaçak yakaladı. Kaçaklar, İl Göç İdaresine teslim edildi. Operasyonlarda göçmen kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla 8 zanlı gözaltına alındı. Organizatörlerin arasında yer alan Afganistan uyruklu A.B savcılık sorgusu sonrası sınır dışı işlemleri için İl Göç İdaresine gönderildi. Mahkemeye çıkarılan 7 şüpheliden Ö.A, E.K, E.Y ve H.D göçmen kaçakçılığı suçundan tutuklandı. E.Y, İ.Ö ve Y.T ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

(Milliyet, 12 Nisan 2018)

 

Göçmen Kaçakçılığıyla Suçlanan Komutan ve Liman Müdürü Beraat Etti

2016 yılı Kasım ayında Yalıkavak’ta görevliyken, göçmen kaçakçılığına yardım ettikleri iddiasıyla haklarında dava açılan Sahil Güvenlik Botu Komutanı Yüzbaşı Fırat Aslan ile Liman Müdürü Tanju Balkan beraat etti. Bodrum 3. Asliye Ceza Mahkemesinde önceki gün görülen davanın karar duruşmasında, sanıkların üzerlerine atılı suç ile ilgili herhangi bir kanıt olmaması sebebiyle beraatleri talep edildi. Mahkeme heyeti, sanıklar Yüzbaşı Fırat Aslan ile Liman Müdürü Tanju Balkan’ın suçsuz olduklarına kanaat ederek, beraatlerine karar verdi. Başından bu yana haksız yere suçlandıklarını, bu işlerle bir ilgilerinin olmadığını savunan ve adeta o dönemlerde haklarında linç kampanyası başlatıldığını öne süren Aslan ve Balkan’ın, yalan ihbar ve ifade veren kişilere karşı dava açacakları öğrenildi.

(İhlas Haber Ajansı, 12 Nisan 2018)

 

Başkale’de 17 Afgan Kaçak Yakalandı

Van'ın Başkale ilçesi Eşmepınar köyü yakınlarında, yasa dışı yollardan yurda girdikleri belirlenen, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan Afganistan uyruklu 17 kaçak yakalandı.

Başkale İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı Eşmepınar Jandarma Karakol Komutanlığı ekipleri, yaptıkları devriye görevi sırasında bir grubun yürüyerek ilerlediğini fark etmesi üzerine kimlik kontrolu yaptı. Yapılan kontrollerde 17 kişinin yurda yasa dışı yollardan girdikleri belirlendi. 7’si çocuk, 4’ü kadın 17 Afganistan uyruklu Başkale ilçe merkezine getirildi. Soğuktan etkilenen kaçaklar, sıcak yemek ikram edildikten sonra sınır dışı edilmek üzere Başkale İlçe Jandarma Komutanlığı'na teslim edildi.

(Hürriyet, 13 Nisan 2018)

 

Jandarmadan Kaçan Kamyonette 12 Kaçak Şahıs Yakalandı

Van’ın Muradiye ilçesinde jandarma ekipleri tarafından yapılan çalışmalarda yurda yasadışı yollardan giriş yaptığı tespit edilen 12 yabancı şahıs ile 2 şüpheli organizatör yakalandı.

Van İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin insan tacirlerine yönelik çalışmaları aralıksız devam ediyor. Bu çalışmalar kapsamında Muradiye İlçesi Alpaslan Jandarma Karakol Komutanlığı ekipleri, ilçeye bağlı Ünseli Mahallesinde devam eden yol kontrol uygulama noktasına 'dur' ihtarına uymayarak kaçan kamyonet takibe aldı. Takip sırasında jandarma kamyonetin lastiklerini patlatılmasına rağmen, şüpheli kamyonet kısa bir süre patlak lastikle kaçmaya çalışırken yakalandı. Yapılan kontrol ve arama neticesinde kamyonetin kasasında insani koşulların olmadığı ortamda; 5 Afgan, 6 Myanmar ve 1 Pakistan olmak üzere toplam 12 yabancı uyruklu kaçak göçmen yakalandı. Olayla ilgili olarak 2 şüpheli organizatör yakalanarak gözaltına alınırkenı, tahkikatın başlatıldığı belirtildi.

(Haber Türk, 12 Nisan 2018)

 

Adana'da 25 Yabancı Uyruklu Yakalandı

Adana'da yurda kaçak yollardan girdiği belirlenen 25 Afganistan uyruklu yakalandı. Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Jandarma Komutanlığınca emniyet ve asayişin sağlanması ile kaçakçılığın önlenmesi amacıyla Ceyhan ilçesi Mustafabeyli Mahallesi'nde yol kontrol ve arama faaliyeti icra edildi. Çalışmalar kapsamında İ.K'nin kullandığı Ceyhan'a seyir halindeki minibüs durduruldu. Araçta, yurda yasa dışı yollardan giriş yapan 25 Afganistan uyruklu bulunduğu belirlendi. Yabancı uyruklular, sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresi Müdürlüğü Geri Gönderme Merkezine teslim edildi. Göçmen kaçakçılığı yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan İ.K, adli makamlara sevk edildi. Minibüse el konularak 800 lira trafik cezası uygulandı.

Bu Yılki Denetimler

Öte yandan, bu yıl müdahale edilen 95 olayda, yol izin belgesi olmayan 202 Suriyeliye, İçişleri Bakanlığının genelgesi kapsamında ikamet ettikleri yerlere gitmeleri konusunda bilgilendirme yapıldı. Yol izin belgesi olmayan Suriyelileri taşıyan 57 kişi ve acenteye, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun ilgili maddesi gereğince toplam 132 bin 684 lira para cezası verildi.

(Haberler.com, 12 Nisan 2018)

 

Balıkesir'de 25 Yabancı Uyruklu Yakalandı

Edremit ilçesinde, yasa dışı yollardan Yunan adalarına gitme hazırlığındaki 25 kaçak göçmen yakalandı, organizatör oldukları değerlendirilen 3 kişi gözaltına alındı. Balıkesir'in Edremit ilçesinde, yasa dışı yollardan Yunan adalarına gitme hazırlığındaki 25 Suriye uyruklu kaçak göçmen yakalandı. Valilikten yapılan yazılı açıklamaya göre, "göçmen kaçakçılığı" olaylarına yönelik istihbarat çalışmalarını operasyona dönüştüren İl Jandarma Komutanlığı, Eroğlan Mahallesi'nde bir minibüsü durdurdu. Araçta Suriye uyruklu oldukları tespit edilen 5'i kadın, 15'i çocuk 25 kişi yakalandı, 15 can yeleği, av tüfeği ve pala ele geçirildi. Araca el konulurken, organizatör oldukları değerlendirilen İ.K, S.A. ve R.Ö. gözaltına alındı.

(Milliyet, 13 Nisan 2018)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1837-turksam-goc-gocmen-bulteni-13-nisan-2018
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 4624 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)