Dış Basın | 16 Nisan 2018

|

TÜRKSAM Göç / Göçmen Bülteni (16 Nisan 2018)



Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar...

 

Fırat Kalkanı Bölgesine Getirilen Doğu Gutalı Sayısı 21 Bine Ulaştı

Doğu Guta ve Duma'dan ayrılan son kafile AFAD'ın Azez'deki İva kampına geldi. Fırat Kalkanı bölgesine getirilen Doğu Gutalı sayısı 21 bine ulaştı. Suriye’de Beşşar Esed rejiminin kimyasal saldırılarına maruz kalan onlarca masum çocuk hayatını kaybetti. Rejimin saldırılarından kaçarak Fırat Kalkanı bölgesine sığınan Doğu Guta ve Dumalılar, yaşadıkları acıyı unutmaya çalışıyor. Doğu Guta ve Duma’dan ayrılan son kafile Fırat Kalkanı bölgesine ulaştı. 4 otobüsten oluşan konvoy, 22 saatlik yolculuğun ardından AFAD’ın Azez’deki İva kampına getirildi. Böylelikle Fırat Kalkanı bölgesine getirilen Doğu Gutalı sayısı 21 bine ulaştı.

Biz Nasıl Evimizden Çıkarıldık, O da Çıkarılsın

"Bizim üzerimizde denemedikleri silah kalmadı" diyen Doğu Gutalı bir kadın, "Amerika'dan isteğimiz şudur; rejimi daha çok vursun. Biz nasıl evimizden çıkarıldık, o da çıkarılsın. Topraklarımızı aldılar, evlerimizi aldılar, gül gibi gençlerimiz öldürüldü. Küçük çocuklar yetim, kadınlar dul kaldı" dedi.

Çocuklarımız Kimyasal Silahla Boğuldu

Esed’in saldırılarına maruz kalan bir diğer bölge sakini ise, "Çocuklarımız kimyasal silahla vuruldu, eğer isterseniz, inanmıyorsanız tahlile götürün. Boğuldular kimyasal silahla. Kimyasal silahla vurulduktan sonra sanki boğazlarında bir lokma sıkışmış gibi nefes alamıyorlardı" ifadelerini kullandı.

(TRT Haber, 16 Nisan 2018)

 

Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi Başlıyor

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen "Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi" 100 ülkeden 250 davetlinin katılımıyla bugün İstanbul'da başlayacak. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen "Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi" 100 ülkeden 250 davetlinin katılımıyla bugün İstanbul'da başlayacak. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, 16-19 Nisan'da düzenlenecek zirvenin açılış oturumu, bugün Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilecek. Dini idare başkanları veya temsilcileri ile alanda çalışma yapan akademisyen, aktivist, gazeteci ve yazarların katılacağı zirvede, Müslüman azınlıklarla Türkiye arasındaki kardeşlik bağlarının "yeniden ihya ve inşa edilmesi" amaçlanıyor. Zirvede, Müslüman azınlıkların yaşadığı bölgelerin temel sorunlarının da ele alınması, sorunların çözüm yolları müzakere edilmesi, din eğitimi ve din hizmetleri alanlarında var olan iş birliklerinin daha ileri seviyelere taşınması hedefleniyor. Açılış oturumunun ardından "Geçmiş ve Gelecek Perspektifinde Azınlık Müslümanlar" başlıklı panelin gerçekleştirileceği zirvede, ikinci gün çalışmaları kapsamında, "Müslüman Azınlıkların Temel Hak ve Özgürlükleriyle İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri", "Özeleştirel Yaklaşımla Azınlık Müslümanlar: Tefrika, Yetersiz Eğitim, Siyasi Temsil Eksikliği, Radikalizm, İçe Kapanıklık" başlıklı oturumlar yapılacak. Zirvenin üçüncü gününde, "Müslüman Azınlıkların Din Hizmetleri, Din Eğitimine İlişkin İhtiyaç ve Talepleri" ve "Müslüman Azınlıkların Dini Yayınlara İlişkin İhtiyaç ve Talepleri" oturumları düzenlenecek.

Zirvenin son gününde ise sonuç bildirgesinin okunmasının ardından davetlilerle İstanbul'un tarihi ve kültürel mekanları ziyaret edilecek.

(Anadolu Ajansı, 15 Nisan 2018)

 

Lavrov'dan ABD'ye Uyarı: Maceraya Kalkışmayın

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye'deki durumla ilgili konuştu. Lavrov, yaptığı açıklamada "En ufak bir yanlış hesap yeni göç dalgalarına yol açar" ifadelerini kullandı. ABD ile iletişim kanallarının açık olduğunu belirten Lavrov, "Suriye'de Libya gibi bir maceraya kalkışılmasın" şeklinde konuştu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye'de Libya ve Irak senaryosundaki gibi bir maceraya kimsenin girmeyeceğini umduğunu söyledi. Lavrov, Hollandalı mevkidaşı Stef Blok ile düzenlediği basın toplantısında, Suriye’de yaşanan son durum ile ilgili sorulan soruya “Irak ve Libya’da yaşanan maceralar yine Suriye’de yaşanmasın. Umarım şimdi böyle bir maceraya kimse cesaret etmez. Fakat yine de en küçük aşırılıklar bile bize ve Avrupalı komşularımıza hiç gereği olmayan Avrupa’ya yeni göçmen dalgasına ve başka pek çok yansımalara neden olacaktır. Bu sadece okyanus tarafından korunanları memnun eder.” yanıtını verdi. Suriye konusunda Rusya ile ABD arasındaki iletişim kanallarının açık olduğunu da belirten Lavrov, devlet başkanları arasında askeri konularda düzenli olarak görüşmeler olduğunu dile getirdi.

(Haber Türk, 13 Nisan 2018)

 

İdlib'de Çatışmalar Sürerse İki Milyon Kişi Türkiye Sınırına Akın Edebilir

BM Suriye İnsani Yardım Koordinatörü Moumtzis, İdlib'de çatışmaların devam etmesi durumunda iki milyon kişinin Türkiye sınırına doğru yöneleceğini söyledi. Birleşmiş Milletler (BM) Suriye İnsani Yardım Koordinatörü Panos Moumtzis, BM Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Suriye'de savaşın başladığı 2011 yılından beri insani durumun hiç olmadığı kadar kötüleştiğini ve bu yılın başından beri 700 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını söyledi. İdlib'de geçen aralık ayından beri 400 binden fazla kişinin kentin güneyinden merkezine kaçtığını, Doğu Guta'dan ayrılan 60 bin kişilik muhalif grubun da aileleriyle İdlib'e geldiğini ve iki milyondan fazla kişinin bulunduğu İdlib'de insanları barındırmakta güçlük çektiklerini anlatan Moumtzis, "İdlib'de çatışmalar sürerse Türkiye sınırında iki milyon kişi görme ihtimalimiz var. Bu da Türkiye üzerinde muazzam bir baskıya neden olur.'' dedi. Moumtzis, Afrin'deki gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede de şunları söyledi:

"Afrin'den ayrılanların bir kısmı geri döndü. Afrin'e dönmek isteyenlerin bir kısmı Tel Rıfat'taki kontrol noktalarında rüşvet vermek zorunda kaldıklarını, Kürt yetkililerin (PYD/PKK) ayrılmalarına izin vermediğini anlattı.''

(Anadolu Ajansı, 13 Nisan 2018)

 

Uganda'dan İsrail'in Sığınmacı Teklifine Olumlu Yanıt 

Uganda, İsrail hükümetinin sınır dışı etmek istediği Sudan ve Eritreli 500 sığınmacıyı kabul edebileceklerini duyurdu. Uganda'nın Mültecilerden Sorumlu Bakanı Musa Ecweru, başkent Kampala'da gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail'in, 500 kadar Eritreli ve Sudanlı sığınmacının kabul edilmesi yönünde Uganda hükümetine talep gönderdiğini söyledi. Ecweru, Uganda'nın dünyanın herhangi bir yerinden gelen mültecilere yönelik açık kapı politikası uyguladığını hatırlatarak, hükümetin İsrail'in talebini olumlu karşıladığını söyledi. İsrail'den gönderilecek göçmenlerin Uganda'da sığınma hakkı elde etmek için öncelikle başvuru yapacaklarını belirten Ecweru, bu kişilerin titiz bir incelemeden geçtikten sonra sadece uygun görülenlerine sığınmacı statüsü verileceğini ifade etti. Ecweru, sığınmacı statüsü alan kişilerin Uganda'nın farklı bölgelerinde yer alan sığınmacı kamplarına yerleştirileceğini kaydetti. Öte yandan Ecweru, Uganda hükümetinin İsrail ile sınır dışı edilmek istenen sığınmacılar üzerine önceden bir anlaşma yaptığına dair iddiaları ise yalanlandı. Son dönemde Demokratik Kongo Cumhuriyeti başta olmak üzere çevre ülkelerden de sığınmacı kabul eden Uganda, halihazırda yaklaşık 2 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. İsrail hükümetinin, ülkelerindeki iç savaştan kaçarak İsrail'e sığınan çoğunluğu Eritre ve Sudanlı yaklaşık 40 bin Afrikalı göçmeni sınır dışı edeceği duyurulmuştu. İsrail, 2012'den bu yana ülkeye yasa dışı yollardan girdiği belirtilen yaklaşık 20 bin Afrikalı sığınmacı ve göçmeni sınır dışı etti. 

(Anadolu Ajansı, 13 Nisan 2018

 

Putin'e Göre Moskova'nın En Önemli Sorunları: "Trafik Yoğunluğu ve Göçmenler..."

Rusya'da Başkan Putin, Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin ile bir araya geldiği toplantıda başkentin başlıca sorunlarına işaret etti. Kremlin'in internet sitesinde yapılan açıklamaya göre Putin,, Moskova'nın içinde bulunduğu sorunların çözümü için çalışmaların hızlandırılmasını istedi. Putin, Moskova'nın en büyük sorunları olarak "araç trafiğinin yoğunluğunu ve göçmen akışının kontrol altına alınmamasını" gösterdi.  Moskova'nın ülkede işsizliğin en az ve bölgesel ekonominin en hızlı büyüdüğü kent olduğunu belirten Sobyanin, "Bunlar olumlu şeyler. Ancak araç trafiğinin yoğunluğu ve göçmen akışının düzensizliği gibi kronik sorunlar da var" dedi. Moskova'nın ekonomik krizden çıkma ve kalkınma sürecinde olduğunu belirten Sobyanin ise, "Geçen sene istisnasız tüm göstergeler olumluydu. Yatırımlar, ticaret hacmi, maaşlar, sanayi üretimi artışı buna dahil. Altyapının gelişimi için ciddi yatırım yapıyoruz" diye konuştu.

(Türk Rus.com, 16 Nisan 2018)

 

Ahıska Türklerinden İstisnai Vatandaşlığa İlgi 

Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) Genel Sekreteri Fuat Uçar, "İstisnai vatandaşlığa ilişkin her ilden her gün oluşturulan dosyalar Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderiliyor. Geçen hafta itibarıyla 5 bin kişinin onayı çıktı. İllerde kimliklerini alanlar var. Evrak her gün teslim ediliyor. En fazla başvuru ise yaklaşık 17 bin başvuru ile Bursa'da yapıldı." dedi. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesindeki Göç ve Uyum Alt Komisyonuna, Ahıska Türklerinin sorunlarına ilişkin bir sunum yapan Uçar, AA muhabirine de konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'ye göçle gelen Ahıska Türklerinin istisnai vatandaşlıktan yararlanması için yaklaşık üç yıldır ilgili kurumlarla görüştüklerini belirten Uçar, bu kapsamda çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve ilgili bakanlara durumu izah ettiklerini ve ardından çalışma başlatıldığını anımsatan Uçar, 15 Ağustos 2017'de Erdoğan başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında konunun gündeme geldiğini ve 2017 yılından önce Türkiye'ye giriş yapmış, ikamet izni bulunan veya bulunmayanların hepsinin aileleri ile beraber istisnai vatandaşlıktan yararlanmasına ilişkin düzenlemenin yapıldığını belirtti. Bunun ardından 9 Eylül 2017'de İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kendi sisteminden Ahıska Türklerinin isim listesini taratarak bütün illerin nüfus müdürlüklerine gönderdiğini ve nüfus müdürlüklerinin bu listeler üzerinden Ahıska Türklerinin işlemlerine başladığına değinen Uçar, sürecin halen devam ettiğini ve bu süreç sonunda sayının 40-50 bin civarında olacağını tahmin ettiklerini ifade etti. 

(Anadolu Ajansı, 14 Nisan 2018)

 

 Filistinli Sığınmacı, Okulu Kapanmasın Diye Tek Ayağıyla Everest'e Tırmanıyor 

Ürdün'de yaşayan Filistinli mülteci Cerah el-Havamde, mezun olduğu okula yardım toplamak için dünyanın en yüksek dağı Everest'e tırmanıyor. Yakalandığı kemik kanseri nedeniyle tek ayağını kaybeden ancak bu hastalığı yenen 22 yaşındaki Havamde, Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu'na (UNRWA) bağlı Ürdün'deki El-Cufe Okulu'nun kapanmaması için farklı bir kampanyayı hayata geçirdi. Havamde, aynı zamanda kendisinin de 10 yıl eğitim gördüğü, 750 Filistinli mültecinin okuduğu Cufe Okulu'nun maddi imkansızlıklar sebebiyle kapanmaması için bağış toplamak amacıyla "İlk Adım" kampanyasını başlattı. Sosyal medya üzerinden paylaştığı videolarla kampanyayı dünyaya duyurmak isteyen Havamde, 2 Nisan'da koltuk değnekleriyle Nepal-Çin sınırında bulunan 8 bin 848 metre yüksekliğe sahip dünyanın en yüksek dağı Everest Dağı'na tırmanmaya başladı. Filistinli genç, 2010 yılında kansere yakalandığında büyük destek gördüğünü söylediği okuluna yardım toplamak için başladığı tırmanışta 5 bin 100 metreye ulaştı. Kendisi de Ürdün'ün başkenti Amman'daki bir mülteci kampında doğup büyüyen Havamde, gelecek günlerde Everest Dağı'nda bulunan 5 bin 364 yükseklikteki ana kampa ulaşarak kampanya için yaptığı tırmanışını tamamlamayı hedefliyor. 

Filistinli Genç, 1 Milyon Dolar Yardım Toplamayı Amaçlıyor 

Havamde, sağlık durumunun iyi olduğunu ancak doğa koşulları nedeniyle zaman zaman zorlandığını dile getirdi. Everest Dağı'ndaki ana kampa ulaşmakta kararlı olduğunu dile getiren Havamde, "Filistinli mültecilerin de hayal kurmaya ve bu hayalleri gerçekleştirmeye hakkı var. Bu tırmanış sayesinde hiçbir şeyin imkansız olmadığını kanıtlamaya çalışıyorum" diye konuştu. Havamde, mezun olduğu okulun kapanmasına engel olmak istediğini belirterek, "İlk Adım kampanyası sayesinde sesimizi dünyaya duyurmayı ve mezun olduğum okula 1 milyon dolar yardım toplamayı amaçlıyorum" dedi. Filistinli genç, kampanya kapsamında şu ana kadar 13 bin dolarlık yardım toplandığını ancak, desteğin artacağına inandığını sözlerine ekledi. 

(TRT Haber, 13 Nisan 2018

 

Ortak Dilleri Kodlama 

Refugee (mülteci) ve Coded (Kodlama) kelimelerinden oluşan Re-Coded isimli Amerikan sivil toplum girişimi, savaş mağdurlarına geleceğin mesleği olan kodlamayı öğretiyor. Irak’tan sonra Türkiye’de ilk programlarını birkaç ay önce Şanlıurfa’da başlatan bu girişim, hem mültecilere hem de savaşa sınır yaşayan Türklere yeni iş imkânı yaratacak eğitim veriyor. Urfalı Emine (24) ve Halil (21), Siirtli Halit (23), Suriyeli Shahed (22) ve Abdullah ve Mısırlı İsmail (21)... Farklı kültür ve geçmişlerden gelen bu altı kişi, diğer sınıf arkadaşlarıyla beraber geçen ekim ayından beri haftanın beş günü Harran Üniversitesi’nin bir sınıfında buluşuyor. Türkçe, İngilizce veya Arapça’da değil, kodlama dilinde anlaşıyor. Onları bir araya getiren; kâr amacı gütmeyen Amerikalı bir inovasyon kuruluşu olan Re:Coded’un verdiği ‘Android Kodlama Eğitim Programı’. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP BKİ) işbirliğiyle yürütülen ve Japonya Hükümeti tarafından finanse edilen programın parçası olan eğitimlere Suriyeli ve Türk toplam 28 öğrenci katılıyor. Udacity ve Google’ın tasarımını yaptığı Android Temel Bilgileri Nanodegree eğitimleri, mültecilere ve dezavantajlı gençlere geleceğin mesleklerini edinmelerinin yolunu açıyor. 

İki Ülkede Program 

Fikrin sahibi Re-coded iki kelimenin birleşmesinden oluşuyor; Refugee (mülteci) ve Coded (Kodlama). Kurucularından Marcello Bonatto, Irak’tan sonra Şanlıurfa’dakinin ikinci programları olduğunu belirterek, şunları söylüyor: “Amacımız mültecileri ve kırılgan gençleri yazılım alanında yetiştirmek. Onlara kodlama eğitimi verip iyi teknoloji şirketlerinde iyi gelirli işler bulmalarına yardımcı oluyoruz. Eğitimlerden sonra bazıları yerel piyasada çalışıyor, bazıları kendi teknoloji şirketlerini kuruyor. Irak’ta üç hafta önce 45 öğrenciyi mezun ettik. Türkiye’de de ilk programımızı Şanlıurfa’da başlattık çünkü savaştan etkilenmiş Suriyeli öğrenciler ve savaşa sınır yaşayan bölge halkı için bir imkan. 370 başvuru aldık. Üç aşamalı bir eleme süreci sonunda 28 kişi seçtik. Türk gençlerin ve Suriyeli mültecilerin birlikte olmasını istedik. Katılımcılar 17-30 yaş arası gençler.” Katılımcılar arasında mühendis öğrenciler çoğunlukta. Örneğin; Mısırlı İsmail, Harran Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi. Üç yıl önce Türkiye’ye gelmiş. Suriyeli Shahed’se, kız kardeşi Reem ile birlikte beş yıl önce Rakka’dan Türkiye’ye gelmiş. Urfa’da bilgisayar mühendisliği okuyor. Eğitimleri, “Sınıfta başka bir dil konuşuyoruz. Başka sorunları da artık Android’de karşılaştığımız sorunlar gibi anlatıyoruz” diye anlatıyor. Ancak aralarında Abdullah Aljadaan gibi başka mesleklerden olanlar da var... Abdullah, Suriyeli bir matematik öğretmeni. İki yıl önce Türkiye’ye gelmiş. Urfa’da öğretmenlik yapıyor. Abdullah, “Üniversitede kodlama üzerine çalışmak istemiştim. Ancak savaş çıkınca hayallerim yarıda kaldı. Buraya gelmek zorunda kaldım. Zor bir hayat başladı. İş bulmaya ve hayatta kalmaya çalıştım. Yarıda kalan hayalimi bu kurs sayesinde tamamlıyorum. Kodlama sayesinde Türkçemi de geliştirdim; en sık ‘Uygulama! diyoruz’” diye anlatıyor. 

Şirketlere Uygulama Hazırladılar 

Geçen ekimde başlayan eğitimler bu ay sonunda bitecek. Bu süre içinde İngilizce verilen eğitimlere katılan gençler, şirketlerden alınan pratik ihtiyaç taleplerine yönelik mobil uygulamalar geliştirdi, kod yazdı ve teorik bilgilerini uygulamalı derslerle zenginleştirdi. Gençler, şirketlerden alınan pratik ihtiyaç taleplerine yönelik gençlerin yaratıcı kapasitelerine ve insana yakışır iş ve gelir olanaklarına erişimini destekleyici yedi mobil uygulama geliştirdiler. Programın ikinci etabıysa 12 Mart’ta İstanbul’da başladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi iş birliği ve Asfari Foundation (Asfari Vakfı) ile Western Union Foundation (Batı Birliği Vakfı) desteğiyle gerçekleşen eğitime 34 kişi kaydoldu. 

(Hürriyet, 15 Nisan 2018

 

Afrikalı Atletler Avustralya'daki Sporcu Köyünden Firar Etti 

Avustralya'da düzenlenen Commonwealth Oyunlarına katılan 13 Afrikalı sporcu, ayrıldıkları olimpiyat köyüne dönmedi. Sporcuların sığınma başvurusu yapması bekleniyor. Avustralya'nın Gold Coast kentinde yarın sona erecek Commonwealth Oyunları'na katılan sporcuların kaldığı köyden "firar" ettiği belirtilen Kamerunlu 8 sporcunun ardından, Afrikalı beş atletin tesislere geri dönmediği bildirildi. Commonwealth Oyunları Federasyonu Müdürü David Grevemberg, Sierra Leoneli üç, Uganda ve Ruandalı birer atletin izinsiz ayrıldıkları tesislere geri dönmemesi ile firari sporcu sayısının 13'e yükseldiğini açıkladı. Commonwealth Oyunları'na katılan sporcuların kaldığı köyden izinsiz olarak ayrılan ve geri dönmeyen Kamerunlu 5'i boksör, 3'ü halterci 8 sporcu ile başlayan firar olaylarının, Sierra Leoneli çift erkekler squash oyuncularının Hindistan'a karşı oynayacakları maça çıkmaması üzerine devam ettiği görüldü. 

Ayrıldıkları Tesislere Dönmediler 

Sporcuların kaldığı köyde yapılan araştırmada, Sierra Leoneli üç, Uganda ve Ruandalı birer atletin ayrıldıkları tesislere geri dönmedikleri tespit edildi. Durumu Avustralya Göç Bakanlığına bildiren yetkililer, kayıp atletlerin daha önce firar ettiği bildirilen Kamerunlu 8 sporcu ile birlikte polis tarafından arandığını duyurdu. 

Komite Çağrı Yaptı: Köye Dönün 

Tüm sporcuların 15 Mayıs'a kadar Avustralya vizesi bulunduğunu, zamanında dönmeleri durumunda yasaları çiğnemeyeceklerini sadece oyunların kurallarını ihlal etmiş olacaklarını belirten Commonwealth Oyunları Komitesi yetkilileri, sporculara köye dönmeleri çağrısını yaptı. Öte yandan konuyla ilgili açıklamada bulunan İçişleri Bakanı Peter Dutton ise kayıp atletlerin yakalandıkları an en kısa sürede sınır dışı edileceklerini bildirdi.  

Sporcular Sığınma Başvurusu Yapabilir 

Avustralya Mülteci Konseyi Üst Yöneticisi Paul Power, söz konusu sporcuların kendi ülkelerindeki insan hakları sorunları nedeniyle Avustralya'dan sığınma talebinde bulunabileceklerini söyledi. Mülteci tanımının yasalarda "siyasi, dini inancı, ya da etnik kökeni nedeniyle zulüm korkusu yaşayan kişiler" olarak tanımlandığını hatırlatan Power, bu yüzden başvuruların olumlu sonuçlanabilmesi için atletlerin bireysel şartlarının önemli olduğunu ifade etti. 

(Haberler.com, 14 Nisan 2018

 

Suriyeli Sığınmacılar İçin Ethereum Temelli Blok Zinciri Teknolojisi 

Suriye’deki savaştan kaçan sığınmacıların kişisel bilgi ve verilerinin korunması amacıyla oluşturulan Ethereum temelli blok zinciri teknolojisi uygulamaya konuldu. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Örgütü (WFP) ve örgütün çeşitli endüstri ortaklarıyla bir süredir geliştirilmekte olan, Ethereum temelli olmak üzere kurulan ve ödemelerin blok zinciri üzerinden yapılmasını sağlayan Building Blocks isimli Ethereum çatallanması, Suriye’deki çatışmalardan kaçarak Ürdün’e giden sığınmacılar tarafından kullanılmaya başlandı. MIT Technology Review dergisi tarafından tanıtılan proje kapsamında Ürdün’de yer alan Azrak sığınmacı kampındaki binlerce Suriyeli “Ethereum temelli bir blok zinciri çatallanması” projesi dâhilinde kendilerine WFP tarafından sağlanan maddi destek yardımıyla, ödemelerini blok zinciri teknolojisiyle gerçekleştiriyor. Dergide verilen örnekte bir sığınmacının alışverişini yapmaya gittiği yerel bir Ürdün marketinde ödemelerini adı “EyePay” olan ve sığınmacının gözlerinin kendisini tanıtmasında yardım eden bir “selfie” ile yapabildiği de belirtildi. 

(Doğan Haber Ajansı, 15 Nisan 2018

 

Afganlar 40 Yıl Sonra 2. Büyük Göç Dalgası ile Türkiye’ye Akın Ediyor

Türkiye'nin dört bir yanında son dönemde hemen hemen her gün sıkça görülen kaçak Afgan mülteci akını yaşanan dramı gözler önüne seriyor. Sovyet Rusya ile yaşanan savaşın ardından ülkelerini terk etmek zorunda kalan on binlerce Afgan 40 yıl sonra bu kez DAEŞ tehdidi nedeniyle ülkelerinden yeniden göç ederek Avrupa'ya gitmeye çalışıyor. Türkiye’nin dört bir yanında son dönemde hemen hemen her gün sıkça görülen kaçak Afgan mülteci akını yaşanan dramı gözler önüne seriyor. Sovyet Rusya ile yaşanan savaşın ardından ülkelerini terk etmek zorunda kalan on binlerce Afgan 40 yıl sonra bu kez DAEŞ tehdidi nedeniyle ülkelerinden yeniden göç ederek Avrupa’ya gitmeye çalışıyor. Kendisi de 22 yıl önce tıpkı bugün yaşanan göç dramı gibi Taliban tehdidinden kaçarak Afganistan’ın Şyha köyünden annesinin verdiği 3 lira ve 3 kuru ekmekle yollara düşen ve İran üzerinden geldiği Trabzon’da bugün 50’nin üzerindeki kişiye iş imkanı sağlayan Afgan bir işadamı olan Muhammed Gül, Afganlar’ın göç yolunda yaşadığı dramı anlattı. Afganistan'ın Aybek şehrinin Şyha köyünde doğduğunu belirten 41 yaşındaki Muhammed Gül, “Ben göçü iki kere yaşadım. Birinci yaşadığımda 5 yaşındaydım. Ruslar’la savaşta babam cephedeydi. Büyük amcam bizi 2223 gün yollarda yürüyerek 3040 kişilik sülaleyi tek başına Pakistan sınırına getirdi. O zaman Pakistan’a giriş yapmıştık. Küçüktüm boyum kadar bir çanta vardı sırtımda. Onun taşımaya gücüm yetmiyordu. Taşıyamadığım da ise yerde sürüklüyordum. İçinde ise yolda acıktığımızda yiyeceğimiz kuru bir ekmek vardı. 6 yaşından sonra Pakistan ve İran’da bir süre yaşadıktan sonra savaş bitti, mücahitler kazandı, Ruslar çekildi ve biz ülkeye dönmeye karar verdik. Ve ülkeye ilk dönenlerden olduk” dedi.

Ruslar'dan Görmediğimiz Zulmü Taliban'dan Gördük

Ülkesinin Sovyet Rusya Savaşı’nın ardından bir süre sonra Taliban tehdidi ile karşı karşıya kaldığını kaydeden Gül “Her şey köyümüze Taliban güçlerinin saldırması ile başladı. Taliban saldırıları nedeniyle büyük sıkıntılar yaşamaya başladık ve 7 yaşındaki kız kardeşimi Taliban güçleri gözlerimin önünde kaçırdı. O anı hala unutamam. 5 çocuklu bir aileydik. Fakirdik, geçim şartları çok zordu. Taliban saldırıları nedeniyle tek kurtuluşumuz köyümüzü terk etmekti. Çünkü Ruslar’dan görmediğimiz zulmü bize Taliban yaptı. Ruslar’a karşı savaşta köyümüzde 20 şehidimiz oldu, babam gazi oldu. Ama Taliban döneminde yaşadıklarımız anlatılacak gibi şeyler değildi. Afganistan halkı 90’lı yıllarda savaş ve ölümlerle mücadele ediyordu. 1996 yılında Türkiye Cumhuriyeti, Afganistan’da burslu bir sınav açmıştı. O sınava girerek kazandım. Bursu kazandıktan sonra eve geldim, babam yoktu çalışmaya gitmişti. Anneme, 'Ana ben Türkiye’ye, yurt dışına gideceğim, hakkını helal et' diyerek helallik aldım. Fakirdik, anam bana şu anki 3 TL değerinde bir para ve 3 adet de kuru ekmeği bir beze sararak 'Oğlum benim varlığım budur, seni Allah’a emanet ediyorum' diyerek beni yolcu etti. Köyümden böyle çıktım. Bazen otostop çekerek bazen yürüyerek bazen de özellikle yük taşıyan kamyonlara binerek Afganistan’dan Türkiye’ye geldim. Türkiye’ye geldikten sonra 1 yıl Gaziantep’de kaldım. Burada dil merkezinde Türkçe öğrendim. Daha sonra burslu olmam nedeniyle KTÜ'ye geldim. 1997 yılından sonra KTÜ’de İnşaat Bölümü'nde okumaya başladım ve 4 yılda okulumu bitirdim” diye konuştu.

Gelen Her Afgan'da Kendimi Görüyorum

Okuldan mezun olduktan sonra memleketi Afganistan’a dönme düşüncesinde olduğunu ancak şartların kendisini Trabzon’da kalmayı zorladığını ifade eden Gül, “Okulum bittiğinde Türkiye’de kalmayı hiç düşünmemiştim. Ancak nasip kısmet meselesi hanım ile 1999 yılında tanıştık. İşler öyle bir gelişti ki 2003 yılında evlendik ve evlendikten sonra da Türkiye’de kalma planlarımız yavaş yavaş ağırlık kazanmaya başladı. Çünkü Afganistan’da Taliban’ın yükselişi savaşların daha da büyümesi yaşamanın daha da zor olacağını düşünerek bir müddet bu planımızdan vazgeçtik. Bu konuda sağ olsun eşim beni çok destekledi. Dolayısıyla Trabzon’da kalmayı kararlaştırdık. Türkiye’nin farklı yerlerinde şantiyelerde çalıştım. Afganistan’daki ailemi çok özlemiştim. Ya onları buraya getirecektim ya da ben oraya gidecektim. Taliban’ın kaçırdığı kız kardeşimin haricindeki tüm ailemi 2007’den itibaren Türkiye’ye getirebildim. Annem, babam 2 tane erkek kardeşim, 1 tane de kız kardeşim Trabzon’da Akçaabat’ta beraber yaşıyoruz” şeklinde konuştu. Trabzon’da 2012 yılında Afganistan Hazara Kültür ve Dayanışma Derneği'ni kurduğunu 6 yıldır dernek olarak göçmenlerin elinde tutmaya ve onlara yardımcı olmaya çalıştığını kaydeden Gül, “Çünkü onların küçük çocuklarını gördüğümde kendi çocukluğumu, onların annelerini gördüğümde kendi annemi görüyorum. Benim 22 yıl önce yaşadıklarımı şimdi onlar yaşıyorlar. O yüzden onlara her konuda yardımcı olmaya çalışıyorum” dedi. Bazı kişilerin sima olarak kendisini Trabzon'un Şalpazarlı ilçesindeki Çepni Türkleri'ne ya da Giresunlular'a benzettiklerini kaydeden Gül, “Çoğu kişi benim Afganistan’lı olduğumu anlayamıyor. Bana 'Şalpazarı’ndan mısın yoksa Giresun’dan mısın' diye soranlar oluyor. Çünkü o yörenin insanları genelde Çepni Türkü olduğu için benzetiyorlar. Ben de bazen şaka ile karışık 'evet Şalpazarı’ndan Sinlice köyündenim' diyorum. Çünkü oralarda çok iş yaptık. Daha sonra 'ben Afganım' dediğim zaman bana ikinci kez sarılıyorlar ve daha çok mutlu oluyorlar” şeklinde konuştu.

Afganlar Şimdi de DAEŞ Tehdidi’nden Kaçıyor

Dernek olarak faaliyetlerinde Trabzonluların büyük desteğini ve yardımını gördüklerini belirten Gül, son dönemde Afganistan’dan Türkiye’ye gelen Afgan mülteci akınının arttığına dikkat çekerek bunun en önemli nedeninin DAEŞ tehdidi olduğunu söyledi. Gül, “Afganistan’dan 40 yıl aradan sonra ikinci büyük göç dalgası ile karşı karşıyayız. Dernek olarak bu göç dalgası ile ilgili olarak Göç İdaresi yetkilileri ile görüşerek neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Bu göçün artmasının e önemli nedeni olarak Afganistan’da artan DAEŞ tehdidini görüyoruz. Suriye ve Irak’ta DAEŞ’in temizlenmeye başlaması ile birlikte maalesef bir el, bir güç bunlara yeni bir adres olarak Afganistan’ı gösterdi. Geçmişte de bu tür terör örgütleri burayı kullanmışlardı. Afganistan’a giden DAEŞ mensupları tüm DAEŞ mensuplarını da bu ülkeye çağırdı. Dünyanın her noktasına dağılan DAEŞ mensupları Afganistan’a dönerek tekrar örgütlenmeye başladılar. Özellikle Afganistan’ın kuzey ve güney bölgelerine yerleşerek silahlı birer güç haline geldiler. DAEŞ’in Suriye’de ve Irak’ta ne yaptığını gören Afganlılar da korkudan dolayı can havliyle göç etmek zorunda kalıyorlar. Şuana kadar bu konu çok dillendirilmedi. DAEŞ son 2 yıldır Afganistan’ın değişik noktalarında katliamlar ve rehin alma olayları gerçekleştiriyor. 4 ay önce kuzey bölgesinde yüzlerce insanın katledilmesi ve 300350 kişinin rehin alınması olayları, ardından bombalı intihar saldırılarında yüzlerce kişi hayatını kaybetti” ifadelerini kullandı.

Afganlılar Kendilerini Ülkelerinde Güvende Hissetmediği İçin Göç Ediyor

Gül, Afgan halkının 40 yıldan bu yana savaş yorgunu olduğunu ve artık dayanacak gücü kalmadığını hatırlatarak “Savaş yorgunu olan 40 yıldan bu yana savaşla iç içe olan Afganistan halkı El Kaide, Taliban’dan sonra DAEŞ gibi onların devamı niteliğinde ancak daha vahşi bir terör örgütünü artık kaldırmaya ne mecali ne gücü kaldı. Onun için halk kaçmaya ve canlarını kurtarma yolunu seçtiler. Umut yolculuğu dediğimiz dünyanın diğer ülkelerine diğer yerlerine göç etmeye başladılar. Kaçarken İran üzerinden geçiyorlar, tabi İran’da neden kalmıyor da Türkiye’ye geliyorlar dersek. Maalesef İran, Afganistan’ın iç siyasetine müdahildir, Afganistan’da İran yanlısı terör örgütleri vardır. Bunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabiliyor. Afgan halkı da bunun farkında. İran’a gittiğinde benzer sorunlar yaşamamak için Türkiye’ye geliyorlar. Normalde bir çoğunun hedefi Türkiye’de kalmak değildir. Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine gitmeyi planlıyorlar. Ancak son dönemde bu bir güzergahtan öte bir durak haline geldi. Türkiye’den Avrupa’ya geçişler de zorlaştı. Avrupa Birliği uluslararası göç konusunda Türkiye’ye verdiği sözleri de tutmadı. İnsanlar da mecburen deniz veya karayolu ile yasal oymayan yollardan Avrupa yollarına düşüyor. Bu yollarda her gün görüyoruz ölenler, denizlerde boğulanlar, evlatlarını, eşlerini, ailelerini kaybediyorlar. Bu sorun artık kronikleşti. 3040 yıldır yaşanan bir sorun haline geldi. Fakat en kötüsü de sanki insanlar bu duruma alıştı” açıklamasında bulundu. “Afganlılar kendilerini ülkelerinde güvende hissetmediği için göç ediyor” diyen Gül, “Halkımız artık kendi ülkesinde kendini güvende hissetmiyor ve hükümetinin kendi güvenliklerini sağlayabileceğine inanmadığı için göç tercihini seçiyor. Geçmişte Afgan halkının bir düşmanı vardı ve Rusya’ya karşı savaşarak mertliklerini gösterdiler ancak bugün karşınızda nasıl bir düşman olduğu belli değil ve her gün bir yerlerde bombalar patlıyor ama arkasında kim olduğu belli değil. Bu durum Afgan halkını çok yordu. Savaşamıyorsun ama her gün ölüm ve matem var. Bu da insanları göçe zorluyor” dedi.

Dezavantajlı Gruplar İle Normal Gelenleri Ayırmak Gerekir

Türkiye’nin Afganistan’dan gelen mültecilere kucak açtığını ancak bu konuda artık tedbirler alınması gerektiğine dikkat çeken Gül “Bu tür mülteci akınlarında dezavantajlı gruplar ile normal gelenleri ayırmak gerekir. Yanlarında refakatçileri bulunmayan yaşlılar, çocuklar, kadınlar hastalar dezavantajlı gruplar içine alınarak bir süzgeçten geçirilip Cenevre Anlaşması’na uygun olanlarını sığınma hakkı verilerekten gereken yerlere bölgelere yerleştirilmesi, ekonomik sorunlardan ötürü Türkiye’ye göç edenlere de tabiki geri gönderilmesi daha uygun olacaktır. Türkiye zaten gereken yükü bugüne kadar hep almıştır. Nerden baksanız 4 milyonun üzerinde sığınmacıgöçmen nüfusu vardır Türkiye’de. Bunun çoğunluğu Suriyeli göçmenler oluşturuyor. 2. Büyük grubu Afganlı göçmenler teşkil ediyor, bu da 100120 bin civarında olduğu söyleniyor. Son 2 ayda 1015 bin civarında bir Afgan göçmenin Türkiye’ye giriş yaptığı söyleniyor. Bunlarla birlikte rakam 130 binlere yükseliyor. Bunların hepsi ile ilgilenmek çok zor bir şey. Ama içlerinde çok mağdur durumda olanların mağdur edilmesi de istenilen bir durum değildir. Hasta olanları, refakatçisi olmayan kadınları, çocukları, yaşlıları can tehlikesi ile gelenleri Cenevre Anlaşması şartlarına uygun olanlarının bir an evvel dosyalarının belirlenmesi ve gereken statüsünü sığınma başvuru sahibi olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda bir talebimiz bir ricamız vardır” ifadelerini kullandı.

Göç Sorununu Yerinde, Afganistan’da Çözmek En Akılcı Çözüm Olur

Geçici barınma merkezleri kurulması yönünde Iğdır’da çalışma yapıldığını kaydeden Gül “Erzurum’da bin 500 kişilik bir geri gönderme merkezi var ancak doldu. Geri gönderme merkezlerinde dahi yer kalmadı. Bu insanlar, sokaklarda yollarda terminallerde kalıyorlar. Ellerindeki idari gözetim belgesi her gün göç idaresine uğramaları ve geri gönderme merkezleri boşaldığı zaman polis eşliğinde geri gönderme merkezine gönderilmeleri ve ardından tekrar Afganistan’a gönderilmeleri planlanıyor. Tüm bunlar olurken İran Türkiye’ye mültecileri göndermeye devam ediyor. Cenevre Anlaşması’nı imzalayan İran bu anlaşmanın maddelerine uymuyor onun için İran üzerinde de bir baskı kurulabilir. Temel insan ihtiyaçlarının neden esirgendiği neden görmezden gelindiğinin sorulması gerekir. Eğer yapılabilirse bu sorunu Afganistan’da çözmek en akılcı çözüm olur. Orda kalıcı bir barış sağlanması orda insanların can güvenliğinin sağlanması halinde bu insanlar göç etmek zorunda kalmaz. Bu sorun sadece Türk halkının ve Türkiye’nin problemi değil dünyanın sorunudur. Göç konusunda verdiği sözleri tutmayan Avrupa’ya karşı sınır kapıları açmak ve mültecilerin hedefledikleri yerlere gitmesini sağlamak gerekir. Türkiye tek başına bırakıldı. Sorun tıkanma noktasına gelmiştir” diye konuştu.

Sığınmacıların Mahcup Olduğu Kadar Mağdur Olduklarını da Unutmayalım

Afgan mültecileri de anlamak ve empati yapmak gerektiğine vurgu yapan Gül, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Mağdur olmasa bunu yapmaz. Hiçbir Allah’ın kulu macera olsun diye böyle bir tehlikeye kendisini atmaz. Hicreti kemiklerine kadar yaşayan biri olarak vatan hasreti çekmenin, vatansız olmanın ne olduğunu en iyi bilenlerdenim. Muhacir birinin Ensarlara karşı ne kadar mahcup olduklarını ne kadar onlara karşı kendilerine karşı bir sığıntı gibi hissetmenin ne olduğunu çok iyi bilirim. Müslüman kardeşliği çoğu zaman maalesef sözde kalıyor. Kimse Türkiye’den başka sahiplenme konusunda bir adım atmıyorlar. Sığınmacıların çoğu Türkiye’ye geliyor. İyi kötü en iyi imkanı Türkiye sağlıyor. Bu konuyla ilgili İslam ülkeleri bir politika geliştirebilseydi ne Türkiye bu kadar zor durumda kalırdı ne de bu sorun bu kadar büyürdü. Eğer din kardeşliği varsa kardeşler birbirini düşünmeli ve kardeşler birinin derdi ile dertlenmeli ki bu sorun çözülsün. Aksi taktirde her şey lafta kalır. Sığınmacının mahcup olduğu kadar mağdur olduğunu unutmayalım. Onların sadece ve sadece ülkelerinde istemedikleri bir savaştan kaçtıklarını ve buralara geldiğini unutmayalım. Ülkelerindeki can güvenliğinin olmayışı nedeniyle burdalar. Onlar burada gündüz işlerinde oldukları zaman akşam evlerine ekmek götürmenin sevincini yaşıyor. Çünkü işteyken evlerinde çocukları eşleri öldürülmüyor. Onun huzurunu yaşıyorlar. Evdekiler de eşlerinin bir aksilik olmadıkça akşam eve sağ salim geleceğini biliyorlar. Bunun huzurunu yaşıyorlar. Afganistan’da bunlar imkansız. Çünkü evden çıktığınızda ne zaman nerde öldürüleceğiniz bilinmez. Aynı zamanda evdekilerin de başlarına ne geleceğini bilemezler. Bu çok kötü bir durumdur. Türkiye’nin gösterdiği ağabeylikten ötürü müteşekkiriz. İnşallah bu günler geçicidir. Bunlar bitecektir. Cenabı allah Türk halkından ve Trabzon halkından binlerce kere razı olsun. Onların bu hoşgörüleri ve kadirşinaslıkları olmasa biz bu işin altından kalkamazdık. Bu badireleri de birlikte kardeşçe atlatacağız. Türk ve Afgan dostluğu geçmişe dayalı bir dostluktur ve ebedi olarak devam edecektir.”

(Haber Türk, 16 Nisan 2018)

 

İsveç'in Laponya bölgesinde Afrikalı Bir Göçmene Irkçı Saldırı

İsveç'in Laponya bölgesinde bulunan Gellivare kasabasında yaşayan Eritreli 25 yaşındaki Samsom Kibrom'un aracının gamalı haç çizilerek kundaklandığı bildirildi. Norrbotten Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamada, olay, ırkçı saldırı ve nefret suçu olarak nitelendirildi. Soruşturması yürütülen ırkçı saldırıya ilişki şu ana kadar kimsenin gözaltına alınmadığı belirtildi. Söz konusu ırkçı saldırının mağduru Samsom Kibrom ise Aftonbaladet gazetesine yaptığı açıklamada, 6 sene önce ailesi ile Eritre'den İsveç'e geldiğini ve güvenli bir ortamda yaşamak için Gellivare'ye yerleştiğini söyledi. Son bir haftadır hayatlarının kabusa döndüğünü anlatan Kibrom, ''Geçen hafta oturduğumuz binanın giriş kapısının camları kırıldı ve içeri bira döküldü. Sonra aracımı kundakladılar. Kundaklamadan önce gamalı haç çizmişler. Bizi burada istemiyorlar. İki küçük çocuğum var. Bütün aile korku ve endişe içindeyiz.'' ifadelerini kullandı.Kasabada iki işte çalıştığını ve kurulu bir düzeni olduğunu kaydeden Kibrom, saldırılardan korktuklarını ve başka bir yere taşınmayı düşündüklerini kaydetti.

(Akşam, 15 Nisan 2018)

 

Kültür ve Turizm Bakanı Kurtulmuş: “Suriyeli Mülteciler Üzerinden İnsanlık Dersi Verdik” 

Kültür ve Turizm Bakanı Kurtulmuş, "Tarih boyunca dünyanın her tarafına insanlık götürmüş ve insanlığı öğretmiş olan bu aziz milletin fertleri olarak insanlığa Suriyeli mülteciler üzerinden bir kere daha insanlık dersi verdik." dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Şanlıurfa'da Balıklıgöl Platosu'nda bulunan Hazreti İbrahim'in doğduğu rivayet edilen makamı ziyaret etti. Burada gazetecilere açıklamada bulunan Bakan Kurtulmuş, Suriye'deki iç savaş nedeniyle sığınmacılara ev sahipliği yapan Türkiye'nin adeta bir tarih yazdığını söyledi. Herhangi bir ülkenin 3-5 Suriyeli sığınmacıyı veya başka bir sığınmacıyı ülkesine aldığı zaman ne yapacağını bilemediğini belirten Kurtulmuş, "Türkiye maalesef oradaki zulümlerden kaçıp hayatını kurtarmak zorunda kalan 3,5 milyonu aşkın Suriyeli kardeşimizi büyük bir ev sahipliğine, ensar ruhunun en şahikası olan büyük bir güzelliğe ev sahipliği yapmıştır." diye konuştu. Şanlıurfa'da yaklaşık 550 bin sığınmacının misafir edildiğini kaydeden Numan Kurtulmuş, sığınmacılarla gerek bölge, gerekse ülkenin diğer vatandaşlarının dostça, kardeşçe bir ilişki içerisinde olduğunu vurguladı. Türk vatandaşlarının sığınmacılara her şeyini paylaştığını ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Yarım ekmeği varsa ekmeğini bölüştürmektedir, yarım bardak suyu varsa suyunu paylaştırmaktadır. Evlerini, kentlerini, her yerlerini bu mülteci kardeşlerimize dostluk ve kardeşlik duygusu içerisinde açmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde halklar ve hatta yönetimler insanlık sınavında ciddi bir şekilde kaybetmişken, Türkiye'de aziz milletimiz insanlık sınavını büyük bir başarı ile geçmiştir. İftihar edebileceğimiz bir başarıyı ortaya koymuştur. 3,5 milyon Suriyeli kardeşimize ev sahipliği yapmak kolay değil. Ona da bugün devam ediyor." Gün içerisindeki programlarında eğitim gören Suriyeli sığınmacılarla bir araya geldiklerini anımsatan Bakan Kurtulmuş, sığınmacılara Türkçe öğreten öğretmenlerin büyük fedakarlık ve coşkuyla görev yaptığını dile getirdi. Eğitim gören çocukların savaşın etkilerinden kurtulmasından büyük mutluluk duyduğunu anlatan Kurtulmuş, şöyle konuştu: "Kendileri için güzel bir gelecek hayali içerisinde hareket ettiklerini görmekten de fevkalade memnun olduk. Bir kere daha bu büyük milletin ferdi olmaktan gurur duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Tarih boyunca dünyanın her tarafına insanlık götürmüş ve insanlığı öğretmiş olan bu aziz milletin fertleri olarak, o şanlı ecdadın torunları olarak insanlığa Suriyeli mülteciler üzerinden bir kere daha insanlık dersi verdik." 

(Anadolu Ajansı, 14 Nisan 2018

 

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan Sığınmacılara Yardım 

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türk Kızılayı ile imzalanan protokol kapsamında Suriyeli sığınmacılara tıbbi malzeme, engellilerin kullanımına mahsus akülü sandalyeler gibi yardım malzemeleri hibe etti. Gümrük ve Ticaret Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Bakanlık, Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla çeşitli kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapıyor. Bu kapsamda, Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Türk Kızılayı arasında yurt içi ve yurt dışı insani yardım faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla iş birliği protokolü yapıldı. Protokolle, Suriyeli sığınmacıların kullanımına sunulacak Bakanlık hibeleri, yetkili kurum olan Türk Kızılayı vasıtasıyla yürütülecek. Protokol çerçevesinde Bakanlığın tahsis ettiği eşyalar arasında tıbbi cihaz ve malzemeler, engellilere yönelik akülü sandalyeler, bebek ve çocukların kullanımına mahsus eşyalar ile diğer yardım malzemeleri bulunuyor. 

(Haberler.com, 15 Nisan 2018

 

“Türkiye 1,6 Milyon Suriyeli Çocuğa Ev Sahipliği Yapmaktadır”

Zicherman, "Türkiye cömert bir şekilde 1,6 milyon Suriyeli çocuğa ev sahipliği yapmaktadır. Çocuk işçiliğiyle mücadelenin Türk hükümetinin en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz." dedi. UNICEF Türkiye Temsilci Yardımcısı Nona Zicherman, "Türkiye, çocuk işçiliği ile mücadele konusunda çok ciddi ilerleme kaydetmiştir. Bununla ilgili gerekli mevzuatları çıkarmıştır, uygun politika ve programları uygulamaya koymuştur." dedi. İzmit Belediyesi ve Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü iş birliğinde UNICEF'in desteğiyle çocuk işçiliğiyle mücadele amacıyla İzmit Cephanelik bölgesinde kurulan "Benim Evim Çocuk ve Gençlik Merkezi"nin açılışında konuşan İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan, yıllarca çocuk hekimliği yaptığını, çocukları arkadaş olarak gördüğünü söyledi. Böyle bir projeyi yapmayı hep arzu ettiğini, sokakta mendil satan, cam silen bir çocuk gördüğünde kendisini suçlu hissettiğini dile getiren Doğan, "Kurumlarımızla iş birliği içerinde bu tür çocukları topladık ama bu çözüm değil. Bu çok yönlü bir çalışma gerektiriyor. Herkes el atmalı. Hepimiz bu konuda netiz. Valilik, Emniyet ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ve UNICEF’e teşekkür ediyoruz." diye konuştu. Zicherman da belediyeciler ve yerel yöneticilerin çocuk işçiliği ile mücadelelerde ön saflarda yer aldığını belirterek, böyle bir oluşuma küçük de olsa bir destek sağladıkları için mutlu olduklarını belirterek, İzmit Belediyesi'nin bu projesinin başka belediyelerde ve başka alanlarda da çoğalmasını temenni ettikleri dile getirdi. Konuşmaların ardından, etüt sınıfları, mutfak, çok amaçlı salon ve atölye gibi çocukların kullanabileceği alanların yer aldığı merkezin açılışı yapıldı. 

Çocuk İşçiliği İle Mücadele Sempozyumu 

Daha sonra ilçedeki bir otelde düzenlenen "Çocuk İşçiliği ile Mücadele Sempozyumu"nun açılış töreninde konuşan Zicherman, 2018'in çocuk işçiliğiyle mücadele yılı ilan edildiğini anımsatarak, UNICEF'in bütün çocukların, özellikle dezavantajlı, dışlanmış ve korunmasız çocukların haklarını korumak için çalıştığını söyledi. UNICEF'in, hükümetlere ve diğer ortaklarına destek vererek çocukların büyümeleri, gelişmeleri ve hayatta kalmaları için fırsatlar sağladığını belirten Zicherman, şunları kaydetti: "BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde UNICEF ve Türk Hükümetinin imzaladığı 5 yıllık iş programı çerçevesinde çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılması bizim anahtar önceliklerimizden biridir. Türkiye, çocuk işçiliğiyle mücadele konusunda çok ciddi ilerleme kaydetmiştir. Bununla ilgili gerekli mevzuatları çıkarmıştır, uygun politika ve programları uygulamaya koymuştur. Türkiye 1990'lardan beri çocuk işçiliğiyle mücadele konusunda çalışmalar göstermektedir. Türk Hükümetinin ortaya koyduğu çabalar dünya genelinde en iyi uygulama örnekleri olarak bilinmektedir. TÜİK'in 2012'deki verilerine göre Türkiye'de hala yaklaşık 850 bin çocuk tehlikeli ve sağlık olmayan ortamlarda çalışmaya devam etmektedir. Türkiye cömert bir şekilde 1,6 milyon Suriyeli çocuğa ev sahipliği yapmaktadır. Çocuk işçiliğiyle mücadelenin Türk Hükümetinin en önemli gündem maddelerinden bir olduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz." 

"Çocuk İşçiliği ile Mücadelede Türkiye Örnek Ülke Oldu" 

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Başkanı Radiye Sezer Katırcıoğlu da AK Parti Hükümeti olarak özellikle kadınlar, gençler ve çocuklar için çok önemli çalışmalar yaptıklarını, "Geleceğiniz, geleceğimizdir" sloganı ve inancıyla çocuk işçiliği ile mücadele ettiklerini vurguladı. Çocuk işçiliğinin sadece Türkiye'ye ait bir sorun olmadığına dikkati çeken Katırcıoğlu, şöyle devam etti: "Dünyanın birçok ülkesinde çocuk işçiliği var. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki sorunların benzer olduğunu görüyoruz. Dünyada 168 milyon çocuk sokakta, tarlada, sanayide kötü koşullarda ve çok düşük ücretle çalışıyor. 2006 yılında başlattığımız çocuk işçiliğiyle mücadelemizde Türkiye örnek ülke olarak gösterilmiştir. Çocuklarımız göz bebeğimiz, gözümüzün nurudur. Peygamberimiz bir çocuğa kuşu öldü diye taziye ziyareti yapmıştır. Bu mesaj, insanlığa ders verebilecek, tüm sosyolojik ve psikolojik anlamda önemli bir şeydir." 

(Anadolu Ajansı, 13 Nisan 2018

 

Mültecilerin Durumu “Göç ve Uyum Sempozyumu”nda Konuşulacak

Bağcılar Belediyesi, Marmara Belediyeler Birliği ve Türk-Alman Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenecek "Uluslararası Göç ve Uyum Sempozyumu"nda mültecilerin sorunları konuşulacak. İçişleri Bakanı Yardımcısı Mehmet Ersoy, akademisyenler, yurt içi ve yurt dışından belediye başkanlarının katılacağı programda "göçmenlerin sosyal uyumu nasıl sağlanmalı?" sorusuna cevap aranacak. Son yıllarda gerçekleşen göç dalgası nedeniyle Türkiye ve Avrupa ülkelerine yerleşen mültecilerin durumu Bağcılar’da düzenlenecek bir programda konuşulacak. Bağcılar Belediyesi ev sahipliğinde Marmara Belediyeler Birliği ve Türk-Alman Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleşecek Uluslararası Göç ve Uyum Sempozyumu’nda siyasetçiler, akademisyenler, yurt içinden ve yurt dışından belediye başkanları, sivil toplum kuruluşları görüşlerini paylaşacak. Sempozyum çerçevesinde göçmen ve mültecilerle ilgili uyum politikaları ve iyi uygulama örnekleri Türkiye’deki ve yurt dışındaki yönetimler nezdinde ele alınacak. Gün boyu sürecek sempozyumun ilk oturumunda Türkiye’de göçmenlerin uyumuna ilişkin iyi uygulama örnekleri aktarılacak. İkinci oturumda farklı ülkelerden katılımcılar tarafından uyum konusundaki iyi uygulama örnekleri "Avrupa Perspektifleri: Sosyal uyum nasıl sağlanmalı?" başlığı altında konuşulacak. Başkan Lokman Çağırıcı "göç ve uyum" konusundaki çalışmalarını anlatacak" Son oturumda ise "Sosyal uyum ve yerel yönetimler üzerine tartışmalar" başlığı altında, alanında uzman akademisyenler tarafından mevcut durum analizi yapılarak göç konusunda deneyimler paylaşılacak. Oturumlarda soru-cevap bölümü gerçekleştirilerek dinleyicilerin aktif katılımı sağlanacak.

Öte yandan programın ev sahibi olan Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, Bağcılar’da göç ve uyum konusunda gerçekleştirilen çalışmaları anlatacak. 18 Nisan Çarşamba günü düzenlenecek sempozyuma İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürü Abdullah Ayaz, İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy, Almanya Hamm Büyükşehir Belediye Başkanı Thomas Petermann, Avrupa Birliği Irkçılığa Karşı Birim Başkanı Benedetto Zaççhırolı, Danimarka Vejle Belediye Başkan VekiliİbJespergard, Türk Alman Üniversitesi Rektörü Halil Akkanat, Türk Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Murat Erdoğan katılacak.

(Milliyet, 14 Nisan 2018)

 

Suriyeli Öğrencilere Türkçe Sınav

AB destekli '' PİCTES '' projesi kapsamında, Suriyeli öğrencilerin Türkçe yeterlilik sınavı için hazırlık Toplantısı yapıldı. Nurdağı'nda Suriyeli Öğrencilerin Türkçe Yeterlilik Sınavı Toplantısı Yapıldı. Toplantı, Nurdağı çok programlı Anadolu Konferans Salonunda yapıldı. Toplantıya İlçe Müdürü Musa Yıldırım, Şube Müdürü, Suriyeli öğrencisi olan okul müdürleri ve Geçici Eğitim Merkezi (GEM) Müdürleri katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, Şube Müdürü teknik ayrıntıları anlatan sinevizyon eşliğinde sunum yaptı. İlçe Milli Eğitim Müdürü Yıldırır, Bakanlığın AB destekli PİCTES projesiyle Suriyeli Öğrencilere eğitim çalışması yaptığını bu bağlamda Türkçe öğretmenleri atadığını söyleyerek, 21 Nisan tarihinde bütün Türkiye’de Suriyeli öğrenciler için Türkçe yeterlilik sınavı yapacağını belirtti. Yıldırır, amaçlarının İlçedeki 587 öğrencinin sınava katılmasını sağlayarak projenin devamını sağlamak olduğunu ifade etti.

(Haber Türk, 14 Nisan 2018)

 

Kırklareli'de 52 Kaçak Göçmen Yakalandı

Kırklareli’de Pakistan uyruklu 52 kaçak göçmen yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, Kırklareli İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Babaeski, Pınarhisar ve Demirköy ilçelerinde Türkiye sınırından yasa dışı yollardan yurt dışına gitme hazırlığı yapan bir grubu tespit etti. Ekiplerin düzenlediği operasyonda, Pakistan uyruklu 52 kaçak göçmen yakalandı. Kaçak göçmenler, jandarmadaki işlemlerinin ardından Kırklareli Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi.

(Milliyet, 15 Nisan 2018)

 

Çeşme'de 2 Saat Arayla 92 Kaçak Yakalandı

İzmir’in Çeşme ilçesinden, 2 saat arayla ve 2 ayrı lastik botla Yunanistan'ın Sakız Adası'na kaçmak isteyen toplam 92 kaçak göçmen, sahil güvenlik ekiplerince yakalandı.

Çeşme Körfezi'nde devriye görevi yapan TCSG 107 Sahil Güvenlik botundaki ekipler, bugün saat 05.30'da, Uçburun açıklarında bir lastik bot belirledi. Bota müdahale ederek durduran ekipler, Suriye uyruklu 57 kişiyi, sahil güvenlik botuna alarak Çeşme İskelesi'ne getirdi.

TCSG 107 Sahil Güvenlik Botu, devriye görevine devam etmek üzere tekrar denize açıldı. Sahil güvenlik ekipleri, saat 07.30'da da Altınkum Plajı açıklarında başka bir lastik bot tespit etti. Botu durduran görevliler, aralarında kadın ve çocukların da olduğu 2'si Eritre, 33'ü Suriye uyruklu 35 kişiyi yakalayarak, Çeşme İskelesi'ne getirdi. Uluslararası Göç Örgütü temsilcileri, kaçak göçmenlere yiyecek ve içecek dağıtarak ihtiyaçlarını giderdi. Kaçakların üstlerini ve çantalarını kontrol eden sahil güvenlik ekipleri, kimlik tespitlerini de yaparak, Çeşme İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerine teslim etti. Kaçaklar, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından İzmir Göç İdaresi Müdürlüğü'ne sevk edildi.

(Hürriyet, 14 Nisan 2018)

 

Didim'de 38 Suriyeli Göçmen Yakalandı

Aydın’ın Didim ilçesinde, lastik botla Yunan adalarına geçmeye çalışan 38 Suriye uyruklu göçmen Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalandı. Edinilen bilgiye göre; bugün sabah saat 07.01 sıralarında devriye grevini yerine getiren Sahil Güvenlik ekipleri, Didim ilçesi Tuzburnu mevkiinin 5 deniz mili batısında lastik bot içerisinde bir grup düzensiz göçmen olduğu tespit etti. Görevli Sahil Güvenlik botu tarafından durdurulan lastik bot içerisindeki aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu Suriye uyruklu 38 göçmen yakalandı. Sağlık kontrolünden geçirilen göçmenlerin ihtiyaçları giderildi. Bakımları yapılan bebeklere, mama verildi. Göçmenlerin işlemlerinin tamamlanmasının ardından İl Göçmen Bürosuna teslim edilecekleri öğrenildi.

(Milliyet, 13 Nisan 2018)

 

Erzurum'da Göçmen Kaçakçılığına 4 Tutuklama

Erzurumda göçmen kaçakçılarına yönelik operasyonda gözaltına alınan 10 kişiden 4'ü tutuklandı. Erzurum Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele şubesi ekipleri, geçen 11 Nisan günü şafak baskını ile insan kaçakçılarına yönelik operasyon düzenledi. Özel harekat polislerinin de destek verdiği yaklaşık 100 polis, önceden belirlenen 12 eve eş zamanlı baskın yaptı. Polis ekiplerinin kapıları kırarak girdiği baskınlarda, insan kaçakçıları ve kaçaklar yataklarında yakalandı. Gözaltına alınan 10 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından bugün adliyeye çıkarıldı. Şüphelilerden M.M., R.K., S.J.H. ve A.H. tutuklanırken, M.R.N., M.Y.Z., F.A., A.A. ve A.M. adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. Bir şüpheli ise savcılık sorgusunun ardından salıverildi.

(Hürriyet, 13 Nisan 2018)

 

Akdeniz'de Yaklaşık 500 Göçmen Kurtarıldı 

İtalya Sahil Güvenlik Komutanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Roma Sahil Güvenlik Operasyon Merkezi'nin koordinesinde düzenlenen 3 kurtarma operasyonunda Orta Akdeniz'de yaklaşık 500 göçmen kurtarıldı." ifadelerine yer verildi. Açıklamada, kurtarılan göçmenlerin 3 şişme botta seyrettikleri ve operasyonlara, İtalya'nın girişimiyle Avrupa Birliği'nin (AB) Akdeniz'de yürüttüğü "EUNAVFOR MED" misyonuna bağlı birim ile Alman sivil toplum kuruluşu Sea Watch'un katıldığı belirtildi. Açıklamada operasyonun ardından Sea Watch 3 gemisinin, kötüleşen hava koşulları, gemideki göçmen sayısı, yeterli su ve gıda bulunmaması nedeniyle limana varamayacağını bildirdiği, Sahil Güvenlik Operasyon Merkezi'nin, göçmenlerin güvenliğini sağlamak için bölgedeki en iyi deniz birimini belirlemeye çalıştığı kaydedildi. 

(Anadolu Ajansı, 13 Nisan 2018

 

Camide 15 Kaçak Göçmen Yakalandı 

Erzurum’da bir camide Afganistan uyruklu 15 kaçak göçmen yakalandı. Alınan bilgiye göre, Erzurum’un Yakutiye ilçesi Nenehatun Mahallesi’nde sabah namazı için camiye giden vatandaşlar, camide kaçak göçmenlerin olduğunu fark etti. Bunun üzerine durum polise bildirildi. Camiye giden polisler, Afganistan uyruklu 15 kaçak göçmeni yakaladı. Türkiye’ye yasa dışı yollarla giriş yaptıkları ve camiye soğuktan korunup, dinlenmek için girdikleri belirlenen kaçak göçmenler, yasal işlemlerin yapılması için polis merkezine götürüldü. 

(Milliyet, 15 Nisan 2018

 

DEAŞ Şüphelisi 2 Afgan Gözaltına Alındı

Edirne'nin Keşan ilçesinde, jandarma tarafından düzenlenen operasyonda, terör örgütü DEAŞ ile bağlantılı oldukları değerlendirilen Afganistan uyruklu 2 şüpheli gözaltına alındı. Keşan İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, ilçeye bağlı Yenimuhacir beldesindeki İnönü Mahallesi'nde terör örgütü DEAŞ ile bağlantılı oldukları değerlendirilen ve çalışma izinleri olmamasına rağmen çobanlık yapan Afganistan uyruklu M.M. (18) ile A.Q.O.'yu (32) çalıştıkları ahırda yakalayarak, gözaltına aldı. Şüphelilerin jandarmadaki sorguları sürüyor.

(Milliyet, 14 Nisan 2018)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1841-turksam-goc-gocmen-bulteni-16-nisan-2018
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 2431 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)