Dış Basın | 10 Mayıs 2018

|

TÜRKSAM Göç / Göçmen Bülteni (10 Mayıs 2018)



 

Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar...

 

Bu Yıl Bir Milyon Suriyeli Evini Terk Etti

BM temsilcisi, bu yılın başından beri bir milyon Suriyelinin evini terketmeye zorlandığını söyledi. Alman Bild gazetesinin haberine göre Suriye'de yılın başından bu yana bir milyon kişi yerinden sürüldü. Gazete Ürdün'ün başkenti Amman'daki Birleşmiş Milletler Suriye Krizi Bölge Temsilciliği Sözcüsü David Swanson'un "İdlib, Halep ve Şam yakınlarındaki yerleşim yerlerinde yaşayanlar evlerini terk etmek zorunda kaldı" şeklindeki sözlerini aktardı. BM'nin Suriye'deki şiddet yüzünden kaçmak zorunda kalan yüz binlerce kadın, erkek ve çocuğun can güvenliğinden endişe duyduğunu ifade eden Swanson, Rusya'ya yönelik eleştirilerde de bulundu. Swanson, Rusya'nın öncülüğünde Suriye'de hayata çevrilen tahliye programlarının BM'nin görüşü alınmadan hazırlandığını belirtti ve tahliyelerin "gönüllü ve devletler hukuku standartlarına uygun şekilde" yapılması gerektiğini söyledi. Swanson, "şartlar elverdiği takdirde yerlerinden sürülenlerin güvenli ve insan onuruna yakışır şekilde evlerine dönebilmeleri gerektiğini ve bunun dışındaki hiçbir çözümün kabul edilemez olduğunu" sözlerine ekledi.

(Deutsche Welle Türkçe, 10 Mayıs 2018)

 

Almanya'da Suç Oranı Düşüyor Ama Korku Artıyor

Suç istatistiklerine göre Almanya dünyanın en güvenli ülkelerinden biri. Peki, neden Almanlar kendilerini her zamankinden daha fazla tehlike altında hissediyor? Bundan daha birkaç sene öncesine kadar Alman içişleri bakanları polis suç istatistiklerini basınla paylaşmak için bir toplantı düzenlediğinde, gazetecilerin ilgisi pek de yüksek olmazdı. Ancak sığınmacı krizinin patlak vermesinden sonra bu durum değişti. Bu yüzden bugün Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer tarafından açıklanması beklenen suç istatistiklerine ilgi yoğundu. Aslında gazeteciler rakamlarla ilgili verileri haberleştirirken "Suç oranı son 25 yılın en önemli gerilemesini yaşadı", "Almanya'da hırsızlık olayları beşte bir oranında düştü" ya da "Gençler arasındaki şiddet büyük oranda düştü" gibi başlıklar altında da verebilirdi. Ancak bu tip başlıklar atılmayacağını söyleyebiliriz. Neden mi? Çünkü Almanya 2018 yılından itibaren bambaşka bir ülke oldu. Çünkü Almanya'da da artık gerçek verilerden çok duygular önemli olmaya başladı. Ve çünkü sadece kötü haberlerin haber değeri var.

'Basın Güvensizlik Hissini Derinleştiriyor'

Polis tarafından oluşturulan istatistikleri en doğru şekilde yorumlayanlardan biri Christian Pfeiffer. Almanya'nın en tanınan kriminoloji uzmanı olan Pfeiffer, Aşağı Saksonya Eyaleti'nde bulunan Kriminoloji Araştırma Merkezi'ni yönetmiş ve Sosyal Demokrat Parti'nin yine aynı eyalette bulunan hükümetinde adalet bakanı olarak görev yapmıştı. Peki, Pfeiffer'ın Almanya'da işlenen suç oranı bir önceki seneye yüzde 10 düşmesine karşılık Almanların kendilerini neden daha az güvende hissettiklerine dair bir açıklaması var mı? Bunu bir "medya fenomeni" olarak tanımlayan Pfeiffer "Basında 'sadece kötü haber iyi haberdir' mottosu hakim" diyor ve televizyon programlarına dikkat çekiyor. "Gerçekten çok saçma ama akşam televizyonu açtığınızda neredeyse bütün kanallarda polisiye filmler görüyorsunuz. Cinayet ve katil bombardımanına uğruyoruz" diyen Pfeiffer'a göre her ne kadar işlenen şiddet suçları gerilese de, insanların hissettiği bu genel güvensizlik hissi bu nedenle anlaşılabilir bir şey. Her ne kadar basın ve medya bu hissin oluşmasında önemli bir role sahip olsa da, insanların hissettikleri de şüphesiz önemli. Pfeiffer "Almanya'da insanların kendini bu kadar güvensiz hissetmesinin nedeni aslında burada çok yabancı yaşıyor olması. Vatan denilen olgu ya da ona bağlı olan emniyet hissini kaybettik' şeklinde konuşuyor. Almanya'nın aniden yüksek sığınmacı akımlarıyla karşılaşan herhangi bir ülkeyle aynı tecrübeleri yaşadığını belirten Pfeiffer "Bu aslında bir güvensizlik dönemi. Çünkü insanlar yüzyıllar boyunca hep yabancıların tehlikeli olabileceğini öğrendiler" dedi. Özellikle mültecilerin sayısının yüksek olduğu büyük şehirlerde bu güvensizlik hissi çok daha yüksek. Pfeiffer bunun suç oranının artıp artmadığıyla değil, vatan hissinin kaybedildiği düşüncesiyle ilgili olduğunu söylüyor.

Sığınmacılarla Göçmenler Aynı Kategoride

Polis suç istatistikleri açıklandığında herkes yabancı ve göçmenlerin bu raporda ne kadar adının geçtiğine bakmaya başladı. Bu rakamların arttığı ya da gerilediği hakkında bir şey söylemek ise daha önceki yıllarda benzer istatistikler olmadığından mümkün olmuyor.   Geçtiğimiz yıllarda yayınlanan istatistiklerde mülteciler ya da siyasi göçmenler bu rakamlara dahil edilmiyordu. Şimdi ise veriler göçmen olarak mülteci başvurusunda bulunanlar, izinsiz olarak Almanya'da bulunanlar, kalmasına belli bir süre izin verilenler, ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Almanya'ya gelenler ya da uluslararası yardım programları tarafından belli bir kontenjan dahilinde Almanya'ya gelenleri kapsıyor. Rakamlara göre göçmenler toplumdaki oranlarına bakılınca daha fazla yankesicilik, tecavüz ve cinsel saldırı olayları, cana kastetme, soygun ve hırsızlık suçlarında zanlı olarak dikkat çekiyor. Ancak Pfeiffer'e göre yabancılar hakkında suç duyurusunda bulunma olasılığı, bir Alman vatandaşına karşı suç duyurusunda bulunma olasığından iki kat daha fazla.

Genç Erkekler Sığınmacı Krizi Öncesinde de Sorundu

Suç işleyen kişiler hakkındaki verilere yakından bakınca yaş ve cinsiyetin belirleyici faktörler olduğu görülüyor. Kriminoloji uzmanı Pfeiffer mülteci krizi öncesine bakıldığında da, örneğin 2014 yılında, 14-30 yaşındaki genç erkeklerin "problemli grup" olarak dikkat çektiğini belirterek "Zanlıların yarısı bu kriterlere uyan kişilerdi. Ancak toplum genelinde bakıldığında sadece toplumun yüzde dokuzuna tekabül ediyorlar" diyor. İç savaş nedeniyle Almanya'ya gelen her dört göçmenden biri, ya da Kuzey Afrika ülkelerinden gelen her iki kişiden biri genç erkeklerden oluşuyor. Bu gençler çoğunlukla Almanya'da kalamayacaklarının farkında olan ve eşlerini arkalarında bırakarak Almanya'ya gelen insanlar. Pfeiffer, bunun önemli bir nokta olduğunu vurguluyor: "Kadınların eksikliği birçok şekilde kendini gösteriyor. Kadınlar genelde işlerin daha insancıl yapılmasından yana baskın bir güç oluyorlar. Onların eksik olduğu ortamlarda maço kültürü çok daha yaygın oluyor." Bu durumda ailelerini arkalarında bırakarak Almanya'ya gelen erkeklerin ailelerini de en kısa zamanda Almanya'ya getirmek suç oranlarının azaltılması açısından mantıklı bir çözüm olmaz mı? Pfeiffer bir yandan bu fikre katılıyor diğer yandan ise Alman hükümetinin politikalarını da anlayabildiğini söylüyor: 'Almanya göçmenlere karşı sosyal devletin sınırlı olanaklara sahip olduğunu görüyor. Bence de bu mantıklı bir yaklaşım.

Yatırımların Arttırılması Gerekiyor

Christian Pfeiffer Alman Ekonomi Bakanı Olaf Scholz'un özellikle kalkınma programlarında uyguladığı sert kemer sıkma politikalarını eleştiriyor. Pfeiffer ekonomi bakanının, ekonomik işbirliği ve kalkınma bakanı Gerd Müller'in fikirlerinden yararlanması gerektiğini savunarak  "Müller'in sığınmacıların geldiği ülkelerde yatırım yapacak Alman firmalarının desteklenmesi yönündeki fikirleri çok akıllıca. Bu şekilde orada yaşayan insanlar için yeni fırsatlar yaratılabilir" diyen Pfeiffer, bunun suç oranlarına da olumlu bir şekilde yansıyacağını belirtiyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 9 Mayıs 2018)

 

Uluslararası Göç Örgütü'nden Suudi Arabistan'a Uyarı

Uluslararası Göç Örgütü, Suudi Arabistan'ı Yemenlileri sınır dışı etmeyi durdurması konusunda uyardı. Uluslararası Göç Örgütü, Suudi Arabistan'ın bu yıl 17 bin Yemenliyi sınır dışı ettiğini ifade ederek, 700 bin kişinin de sınır dışı edilme korkusu yaşadığını duyurdu. Yemen'de çatışmalar ve bombalamalar sürerken Yemenlilerin ülkelerine dönemeyeceğine dikkat çeken Uluslararası Göç Örgütü, Suudi Arabistan'ı uyararak Yemenlileri sınır dışı etmeyi durdurması uyarısında bulundu. Yemen'in aylık olarak 7 bin göçmen ve Afrikalı sığınmacıya ev sahipliği yaptığını kaydeden Uluslararası Göç Örgütü, geçtiğimiz yıl sonunda Yemen'in ev sahipliği yaptığı sığınmacıların sayısının 100 bin ulaştığını hatırlattı. Örgüt, Afrikalı göçmenlerin çoğunun Körfez ülkelerine geçmek için Yemen'e geçtiklerini vurguladı.

(Haberler.com, 10 Mayıs 2018)

 

Mülteci Kaynaklı Tüketim Artışı ve Reformda Ürdün Mütevazı Bir Ekonomik Büyüme Gösterdi

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD-European Bank forReconstructionand Development)’nın yeni raporuna göre Ürdün'ün ekonomisinin bu yıl ve sonrasında büyüme hızında ılımlı bir artış görmesi bekleniyor. Bu durumun sebebi artan mülteci nüfusu ve yapısal reformların uygulanmasına bağlanıyor. EBRD'nin son Bölgesel Ekonomik Beklentiler raporu, Ürdün hükümet programından seçilmiş yabancı yatırımcılara vatandaşlık sunma, küresel çapta iyileşme ve mali güçlendirmeden kaynaklanan güvene olumlu katkıda bulundu. Ekonomik genişlemenin, her iki yılda da yüzde 2,0'lik bir orandan sonra 2018'de Ürdün'de yüzde 2,5 ve yüzde 2,7'ye ulaşması bekleniyor. EBRD raporunda ayrıca rekabet gücünün artması, ihracatın devam eden güçlenmesi, Zohr sahasından doğal gaz üretiminin başlaması, iş-çevre reformlarının uygulanması ve ihtiyatlı makroekonomik politikalar ele alındı. Ayrıca, hizmet ve imalattaki geri dönüşün, özellikle de otomotiv ve havacılık sektörlerindeki güçlü ihracat artışının ve madencilik kapasitesinin genişlemesinin olumlu bir etki yaratması bekleniyor. Sürdürülebilir büyüme, iş ortamını iyileştirmek ve verimliliği artırmak ve ekonomiyi tarımdan uzaklaştırmak için reformların uygulanmasına devam edilmesine bağlı olması bekleniyor.

(The Financial, 10 Mayıs 2018)

 

Binlerce Afrikalı Mülteci, Yoksul Yemen’e Sığınıyor

Yemen, iç savaşa rağmen mülteciler için barınma ve başka ülkelere geçiş noktası olmaya devam ediyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Acil Durumlar Ve Operasyonlar Başkanı Mohammed Abdiker, Yemen’e her ay 7 bin göçmenin giriş yaptığını ve 2017’de Yemen’e ulaşan göçmen sayısının 100 bin civarı olduğunu açıkladı. Ülkelerindeki şiddet ve yoksulluktan kaçan mülteciler, Yemen’i geçiş olarak kullanarak körfez ülkelerine ulaşmayı amaçlıyor. Yemen’e ulaşmaya çalışan göçmenlerin fiziksel ve cinsel saldırılara maruz kaldığını, zorla çalıştırıldığını ve öldüğünü ifade eden Abdiker, ülkeye giren birçok göçmenin de iç çatışmalarda yaralandığını, bombardımanlarda hayatını kaybettiğini ve uzun süreli olarak gözaltında tutulduğunu açıkladı. Yemen'de dünyanın en kötü insani krizinin yaşandığını belirten Abdiker, Yemen'in mülteciler için hatta Yemenliler için bile güvenli olmadığını söyledi. Sığınmacıların Yemen'de karşı karşıya kaldığı korkunç ve insanlık dışı durum nedeniyle son derece endişeli olduğunu söyleyen Abdiker, uluslararası topluma ve ülke yetkililerine mülteciler için daha fazla destek ve koruma çağrısında bulundu. Yemen’de Husiler ve hükümete destek veren Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri arasında Mart 2015’ten bu yana çatışma yaşanıyor. 

(İhlas Haber Ajansı, 9 Mayıs 2018)

 

Yermuk Kampı'nda 40 Filistinli Mülteci Öldü

Suriye'de Yaşayan Filistinliler Çalışma Grubu, Suriye rejim güçlerinin 19 Nisan'da Yermuk Kampı'na ve Şam'ın doğusuna başlattığı askeri operasyondan bu yana 40 Filistinli mültecinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Çalışma Grubu, bugün Facebook'taki sayfasında konuyla ilgili yaptığı açıklamada hayatını kaybedenlerin 6'sının Filistinli sivil, 10'unun Fetih El-İntifada ve 2'sinin Özgür Filistin Hareketi üyesi olduğunu bildirdi. Diğer taraftan Yermuk Kampı'nda varil bombalarıyla ve füzelerle evleri enkaza dönen 45 Filistinli mülteci, insan hakları örgütlerine ve uluslararası kuruluşlara seslenerek hayatlarının kurtarılmasını istedi. Filistinli aktivistler ve Yermuk Kampı sakinleri de enkaz altında kalan mültecilerin kurtarılması ve kampa sivil savunma ekipleri gönderilmesi çağrısında bulundu. Yermuk Kampı'nda Filistinli mültecilerin sığındığı bir binaya 5 Mayıs'ta varil bombası ve füzeyle düzenlenen saldırıda iki mülteci şehit oldu ve çoğu kadın ve çocuk 15 kişi yaralandı. Yermuk Kampı'nda enkaz altında hâlâ çok sayıda kişinin olduğu, kamp içinde hiçbir ilk yardım veya kurtarma ekibinin bulunmadığı ifade edildi.

(Güneş, 9 Mayıs 2018)

 

Türkiye’deki Türkmenler Bugün Sandık Başında

Türkiye’de yaşayan Türkmenler, Irak seçimleri için bugün sandık başına gidecek. Irak Türkmenleri Derneği Başkanı Mehmet Tütüncü ve Türkmeneli Araştırma ve Düşünce Merkezi Başkanı Cüneyt Mengü, Iraklı Türkmenlere seçimlere katılma çağrısında bulundu. Irak Türkmenleri Derneği Başkanı Mehmet Tütüncü, Irak genel seçimlerinde Iraklı Türkmenleri oy kullanmaya çağırarak, "Bu seçim, Türkmenler için çok farklı anlamlar taşıyor çünkü bu, Türkmenler için aynı zamanda bir varlık mücadelesidir, sadece seçim değildir." değerlendirmesinde bulundu. Türkmeneli Araştırma ve Düşünce Merkezi Başkanı Cüneyt Mengü ise, "Türkiye'deki Iraklı Türkmenlerin hepsinin, hedeflediğimiz milletvekili sayısına ulaşabilmek için sandığa gitmesi gerekiyor. İstediğimiz sayıda milletvekili çıkarabilirsek Irak'ta iyi bir yerimiz ve Irak siyasi denkleminde ağırlığımız olacak." diye kaydetti.

6 İlde Sandık Kuruldu

Mengü, Ankara'da ve İstanbul'da seçim komisyonları bulunduğunu, Eskişehir ve Bursa gibi illerde de Türkmen derneklerinin seçmenleri sandık başına gitmeleri için çeşitli yollarla bilgilendirdiklerini belirtti. Seçmenlere kolaylık sağlamak için bu vakıf ve derneklerin büyük çaba sarf ettiklerini ifade eden Mengü, sandık açılacak illere ulaşım için seçmenlere otobüs sağlayacaklarını sözlerine ekledi. Irak'ta gerçekleşecek genel seçimler için Türkiye'deki Irak vatandaşları 10-11 Mayıs tarihlerinde sandık başına gidecek. Seçmenler, Iraklı olduklarını tespit eden bir belge veya kimlikle saat 08.00'den 18.00'e kadar oy kullanabilecek. Türkiye'de oy kullanımı için İstanbul, Ankara, Yalova, Sakarya, Çorum ve Mersin olmak üzere 6 ilde ve 16 merkezde sandık kurulacak. Bilindiği üzere Türkiye genelinde yaklaşık 45 bin Iraklı Türkmen seçmen bulunuyor.

(Dünya Bülteni, 10 Mayıs 2018)

 

Teknoloji Mülteci Kamplarındaki Yaşamları İyileştirebilir

Cambridge Judge Business School'da, PhD öğrencisi (doktora adayı) Corinna Frey tarafından yazılan makale, teknik yeniliklerin mülteci kamplarındaki insanların yaşamlarını nasıl iyileştirebileceğini inceliyor.

“Mülteci kampı” terimi çoğu zaman yanıltıcıdır.  Savaş ve felaketlerden kaçan 65 milyon insanın bir kısmını barındıran tesislerin çoğu, rahat kamplardan ziyade küçük şehirlere benzer. Kentsel şebekelerde, bazen kilometrelerce uzayan çadır ve karavanlarla birlikte, yardım kuruluşları ve hükümetler yaygın olarak uydu görüntüleri ve diğer gözetleme teknolojileri bu yayılan tesislerin içinde ve dışında hareketleri kontrol etmek için kullanılıyor. Yeni teknoloji, insani kriz yönetiminde sıklıkla kullanılıyorken, dijital kayıtların veri ihlali mültecileri kontrol etmede yeni riskler yaratıyor. Çatışma bölgelerindeki ve marjinal gruplarla ilgili veri toplanması, yanlış ellere düşerse riskli bir durum ortaya çıkarıyor. İnsani krizlerde, teknolojik yenilikler kolaylıkla etik ilerlemelere dönüşemiyorlar. Tüm bu faktörler ciddi bir endişe kaynağı iken, yardım kuruluşları, teknolojinin daha esnek ve insan merkezli bir acil durum yardım sistemine doğru ilerlemesi etik fikirlerle kaynaşabileceğine inanıyor. Teknolojiyi, mültecilere daha fazla saygınlık kazandıracak şekilde kullanma potansiyeli olduğuna inanılıyor.

Seçim ve Özerklik

Uganda, Bangladeş ve Kenya gibi yerlerde birçok mülteci kampının uzaklığı göz önüne alındığında, teknoloji, dünya mültecilerinin karşılaştığı muazzam sorunların bir kısmının çözümüne değinmekte yardımcı olabilecek nitelik taşıyor. Ürdün'de, insani yardım kuruluşları ve finansal kurumlar arasındaki bir ortaklık, mültecilerin kamp dışında para yardımı alabilmeleri için göz tarama teknolojisini kullanıyor. Bu, genel masrafları azaltmaya yardımcı olmakla birlikte mültecilere daha fazla paranın gelebileceği anlamını taşıyor. Göz tarama cihazları, mültecilerin ayda ortalama 125-150 $ (USD) arasında değişen ve nakit paralarını toplayabilecekleri birçok yerel banka ve süpermarkete yerleştirildi. BM'nin Dünya Gıda Programı tarafından sağlanan yardım ödemelerini yönetmek için “blockchain” teknolojisini kullanan bu yaklaşım, mültecilerin eskisinden daha özgürce hareket etmesine ve başka yerlerde akrabaları ile iletişim kurmalarına olanak sağlayan bir ilerleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu, bireysel refah ve uzun vadeli esneklik için önemli olan sosyal ve ekonomik destek ağlarının sağlam atılmasına yardımcı olmaktadır. İnsancıl krizlerde teknolojinin diğer kullanımları genellikle cep telefonlarının etrafında şekillenmektedir. Kenya'nın Dadaab ve Ürdün'ün Zaatari kampları gibi tesislerde bu teknoloji müşteriler ve tedarikçilerle iletişim kurmak ve ödemeleri düzenlemek için bilgi edinme konusunda destek sağlaması ile karşımıza çıkıyor. Teknoloji ayrıca, Geneva ve Princeton gibi üniversitelerin desteğiyle çevrimiçi yüksek eğitim sağlamak için Ürdün’deki Azraq ve Kenya'daki Kakuma gibi kamplarda da kullanıldı.

(Cambridge Network, 10 Mayıs 2018)

 

Suriyeli Mültecilerden Türkiye’ye Çağrı

Suriye’nin Humus kentinin kuzey kırsalından Esed rejimi tarafından tehcir edilen mülteciler, Türkiye’ye Halep’in kuzeyindeki el-Bab kasabasına giriş yapmalarına izin vermesi çağrısı yaptı. Muhalif Semarat haber ajansının verdiği bilgiye göre, el-Bab kasabasına girmek için Fırat Kalkanı kuvvetleri tarafından Ebu el-Zendin beldesi yakınlarında bekletilen mülteciler arasında yaralılar da bulunuyor. Yağan şiddetli yağmur ve gıda eksikliği nedeniyle zor durumda olan mülteci kafilesinde bulunan yaşlı bir kadın kalp rahatsızlığı nedeniyle vefat ettiği öğrenildi. El-Bab kasabasında bulunan aktivistler, dün bir gösteri düzenleyerek TSK kontrolündeki ÖSO unsurlarının mültecilerin kasabaya girişini engellemesini protesto etti.

Afrin Yakınlarına Çadır Kent Kurulacak

Suriye’de bulunan Türk subaylar, Şam’ın güneyinden tahliye edilen mültecilerin Afrin yakınlarında kurulacak bir çadır kente yerleştirileceğini bildirdi. Semarat Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, TSK daha önce de Şam’ın Doğu Guta bölgesinden tehcir edilen mültecilerin el-Bab kasabasına girişini engellemiş ancak kasabada düzenlenen protestolardan sonra mültecilerin girişine izin verilmişti.

ÖSO Girişleri Engelledi

Haberde, “TSK kontrolündeki ÖSO kuvvetleri, aralarında kadın ve çocukların bulunduğu 3 bin 200 kişiden oluşan mülteci kafilesini Fırat Kalkanı bölgesine Ankara’dan onay almadığı gerekçesiyle engelledi” ifadelerine yer verildi. Halep’in kuzeyinde ise ÖSO’ya bağlı Sultan Murad Tugayı ve Sukur el-Cebel Tugayı arasında çatışmalar devam ediyor. İdlib’de de Türk vatandaşı iki Türkistan İslam Cemaati savaşçısı kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından öldürüldüğü öğrenildi.

TSK’dan Yeni Gözlem Noktası

Muhalif aktivistler, TSK’nın Halep’in batısında yeni bir askeri gözlem noktası kurduğunu ifade ederek, Türkiye, Rusya ve İran arasında varılan “Gerilimin Azaltılması Anlaşması” kapsamında, TSK’ya bağlı askeri konvoyların Hama’nın kuzey kırsalına girdiğini kaydetti. Öte yandan, Suriye muhalefetinden bir kaynak, muhalif grupların ülkenin kuzeyinde yeni bir askeri yapılanmaya gittiğini bildirdi. Almanya Haber Ajansı’na (DPA) bilgi veren muhalif kaynak, “Halep’in kuzeyinde, Sukur el-Şam, Cephe Tahrir Suriye (CTS), Cebhetu’ş Şamiye ve Ceyşu’l İslam’ın yer alacağı yeni bir askeri yapılanma kurulması için görüşmeler yapılıyor” dedi.

“Yoğun Askeri Hazırlıklar Yapılıyor”

Ceyşu’l İslam’ın resmi sosyal medya hesabı aracılığıyla yaptığı açıklamada, herhangi bir ittifaka katılmayacağını açıklamasına rağmen söz konusu kaynak, “Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’deki seçimlerden sonra başlayacak yeni bir askeri operasyon için yoğun askeri hazırlıklar yapılıyor” ifadelerini kullandı.

“Muhalifler Askeri Operasyona Katılacak”

DPA’ya bilgi veren muhalif kaynak, “Muhalif gruplar, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce işaret ettiği bölgeleri PKK’dan almak için TSK ile ortak hareket ederek Halep’in doğusunda askeri operasyona katılacak” dedi. Suriye muhalefetinden bazı kaynaklar ise yaklaşık 5 bin savaşçıya sahip Ceyşu’l İslam’ın Suriye’nin kuzeyinde ayrı bir güç olmasından çekinen Türkiye’nin, Ceyşu’l İslamı yeni kurulacak askeri oluşuma katmak için duruma müdahale ettiğini belirtti.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 10 Mayıs 2018)

 

Kızılay Kart'ta Hedefe Ulaşıldı

Türk Kızılayı Genel Başkanı Kerem Kınık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 7 yılı aşkın süredir devam eden Suriye krizinde Türk Kızılayı olarak ilk günden beri insanların acısının dindirilmesi için çalıştıklarını söyledi. Bu çalışmaları yürütürken çok sayıda paydaş ile yüzlerce, binlerce proje ve aktivite gerçekleştirdiklerini aktaran Kınık, Yabancılara Yönelik Sosyal Uyum Yardımı Programı'nın (SUY), Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türk Kızılayı'nın birlikte uyguladığı çalışma olduğunu dile getirdi. Kerem Kınık, Avrupa Birliği'nin (AB) İnsani Yardım ve Sivil Koruma birimi olan ECHO tarafından fonlanan programın, AB'nin şimdiye kadar tek kontratla verdiği en büyük yardım olduğuna işaret etti. Programın ayrıca sosyal güvenlik ağı ve nakit transfer anlamında da dünyanın en geniş programı olduğunu dile getiren Kınık, şunları kaydetti: "Türkiye'de 4 milyon civarında mülteci barındırıyoruz ve bunların bugün ihtiyaç sahibi olan 1 milyon 301 bin 900'ü Kızılay Kart kullanıcısı. Böylece Kızılay Kart'ta hedef olan 1 milyon 300 bin geçildi. Buna ilaveten kamplarımızda yaşayan yine Dünya Gıda Programı ile birlikte yürüttüğümüz bir başka programımız daha var. Bu programdan faydalanan kullanıcı sayısı da 145 bin. 1 milyon 301 bin 900 kişi ise kampların dışında yaşayan Suriyeli kullanıcı sayısıdır. Özellikle yaş grupları açısından baktığımızda, 1,3 milyon kullanıcının yaklaşık yüzde 61'i 17 yaşın altındaki çocuklardan, yüzde 51'i kadınlardan, yüzde 6'sı da engelli bireyi bulunan ailelerden oluşuyor. Bu şu anlama geliyor; program en fazla kırılgan, yardıma ve korunmaya ihtiyacı olan mültecileri seçmiş. Bu programı sadece Suriyelilere uygulamıyoruz. Kızılay Kart'tan faydalanan yüzde 91 kullanıcı Suriyeli ama onun dışında da 65 farklı vatandaşlıktan insan var. Bunun içinde ABD, Belçika, Fransa gibi AB üyesi ülke vatandaşı da var ama ağırlıklı olarak Irak, Afganistan, Libya, İran, Mısır gibi ülkelerden insanlar buluyor. Bugün ulaştığımız rakam 1,3 milyon. Bu rakamın 1,5 milyona ulaşması için birlikte konsensüs halinde çalışacağız."

"Bu Projede Kızılay'dan Çok Şey Öğreniyoruz"

WFP Ortadoğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Temsilcisi Muhenned Hadi de "Dünya Gıda Programı olarak Türk Kızılayı ve Türkiye hükümetinin diğer birimleriyle çalışmaktan dolayı çok büyük gurur duymaktayım. Onların ortakları olmak bizim için büyük bir şereftir ve biz Kızılay'dan bu projede yaptıkları şeylerden dolayı çok şey öğreniyoruz." dedi. Hadi, Türkiye'de, hükümetin desteğiyle gelen mülteciler için çok güzel bir düzen kurulduğuna işaret ederek, şunları söyledi: "Mülteciler Türkiye'de istedikleri gibi gıdalarını alıp, alıştıkları şekilde yemeklerini pişirip yemektedirler. Dolayısıyla buraya gelmeden önceki ya da gelirken ki fakirlikleri içinde değiller artık. Hepsinin masasında bir sıcak yemeği, kafasında da bir çatısı var, çocukları da okula gidiyor, hasta olanlara da sağlık hizmeti veriliyor. Dolayısıyla dünyadaki başka ülkelerde de bu tür projeleri yapmayı çok arzu ediyoruz. Fakat buradaki kadar başarılı olup olmayacağımızı bilemiyoruz çünkü burada Türkiye hükümeti bize Türk Kızılayı ile birlikte son derece büyük destek vermekte. Bu proje, Türkiye'de amacına ulaşmış bir projedir." İlk defa Türkiye'de başlattıkları projenin, dünya genelinde yürütülen en büyük proje olduğunu anlatan Hadi, şunları kaydetti: "Projeyi başka ülkelerde uyarlamamız biraz zor çünkü bunu ancak o ülkelerin kendi şartları çerçevesinde uyumlayabiliriz. Türkiye'de yaptığımızın aynısı diğer ülkelerde yapamayız çünkü arkamızda bu kadar büyük bir ülke yok, bu kadar büyük bir Kızılay kuruluşu yok. Çünkü bize ekonomisi, gelenekleri, görenekleri ve gücüyle destek olan bir Türkiye devleti her yerde yok. Dolayısıyla bu projeyi başka ülkelerde değişik şartlarda uygulayabiliriz."

(Anadolu Ajansı, 10 Mayıs 2018)

 

“Geçen Yıl 110 Binden Fazla Suriyeli Bebek Dünyaya Geldi”

Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Murat Erdoğan: “Türk toplumunun yüzde 80’i Suriyelilerin Türkiye’de kalıcı olduğunu düşünüyor. 2017’de Türkiye’de 110 binden fazla Suriyeli bebek dünyaya geldi. Bir akademisyen olarak Türkiye’deki mültecilere ilişkin rakamlar beni hayrete düşürüyor. Türk toplumu Suriyelilere destek olmaya hazır olsa da birlikte yaşamaya hazır görünmemektedir” dedi. Toplumun güncel meseleleriyle ilgili çözüm odaklı çalışmalarıyla dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Merkezi (TARMER) Türkiye’de bulunan ‘Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler’ çalıştayı düzenledi. Çalıştayda, ilahiyatçı yazar Hidayet Şefkatli Tuksal, Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin artık geri dönmesinin mümkün olmadığını ve devletin Suriyeli mültecilerin kalıcı olacağını kabul etmesi gerektiğini vurguladı.

“Göç Konusunda Programlı Olunmalı”

Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’nin her türlü göç türüne alışkın bir ülke olduğunu ancak Suriyeli mülteciler meselesinde ‘etnik ve sayısal’ olarak bu tip bir kitlesel göç hareketliliğinin karşılaşmadığımız bir durum olduğunu ifade ederek, “Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin yüzde 5’i kamplarda yaşıyor. Geriye kalan mültecilerin tamamı kent mültecisi ve onlarla birlikte yaşıyoruz” dedi. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Uğur Yıldırım ise, Türkiye’de göç konusunda uzmanlaşmış, bu konuda planı ve programı olan bir yapının olmamasının büyük bir problem olduğunu belirtti.

Hidayet Şefkatli Tuksal: “Suriyeli Mülteciler Geri Dönmeyecek”

Çalıştay da söz alan İlahiyatçı yazar Hidayet Şefkatli Tuksal da, Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin artık geri dönmeyeceğini söyleyerek, “İlk önce yapılması gereken devlet nezdinde Suriyeli mültecilerin kalıcı olacağının kabulüdür. Bu konuda gerçekçi olmak gerekir. Suriyeli mültecilere ilişkin STK’ların tavsiye ve yönlendirmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, Suriyeli mültecilerin geleceğine dair bizzat Suriyeli mültecilerin kendileri de konuşmalıdır. Kendi geleceklerine ilişkin konuşmaları demokratik zemini de güçlendirecektir” dedi.  Tuksal, Suriyelilere yönelik kibirli ve suçlayıcı bir şekilde yaklaşılmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Suriyelilerin bize alışması kadar bizim de onlara alışmamız gerekir. Türkiye halkı Suriyelilerle tanışmalıdır. Sahada çalışanlar dışında henüz Türkiye’de böyle bir tanışıklık yok. Suriyelilerin başına gelenler onların suçu değil” ifadelerinde bulundu.

Suriyeli Çocuklar Okulda Arkadaş Bulmakta Zorlanıyor

TARMER tarafından düzenlenen çalıştaya katılan Suriyeli öğretmen Khloud Soka, Suriyeli çocukların eğitim açısından çok sene kaybettiğini ifade ederek, “Suriyeli çocuklarımız, Türk okullarında Türkçe öğrenme ve arkadaş bulma konusunda zorluk çekiyor. Bazı veliler çocuklarının Suriyeli arkadaş edinmesini istemiyor. Türkiye, Suriyeli mültecilerin eğitimi konusunda daha fazla çalışma yapmalı” dedi.

Murat Erdoğan:  “Suriyelilerin Yarısı Üniversiteyi Bitirip Gidecekler”

Çalıştay’da konuşmasını sürdüren Prof. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’de eğitimli ve iyi yetişmiş Suriyelileri ülkede tutma konusunda yeterli çalışmanın yapılmadığına dikkat çekerek, “Suriyelilerin yarısı Türkiye’de üniversitelerini bitirip yurt dışına gidecek. Çünkü burada ihtiyaç duyacakları yeterli imkanı veremiyoruz. Bu çocukların Türkiye’yi terk etmemesi için gerekli çalışmaların yapılması gerekiyor” dedi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Emel Topçu ise Suriyelilerin Avrupa’ya gidip kendilerini oraya ait hissetmeyerek Türkiye’ye geri dönmek için çabaladıklarının da altını çizdi.

(İhlas Haber Ajansı, 10 Mayıs 2018)

 

Uluslararası Mülteci Kongresi Yarın Başlayacak

İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM), İngiltere Merkezli Uluslararası Yardım Kuruluşu Oxfam ve İnsan Kaynağı'nı Geliştirme Vakfı (İKGV) tarafından düzenlenen "Uluslararası Mülteci Kongresi", yarın başlayacak. Sütlüce'deki bir otelde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, 10-11 Mayıs'ta yapılacak kongreye 27 ülkeden 130 sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katılacağı bildirildi. Toplantının ardından AA muhabirinin sorularını yanıtlayan İGAM Başkanı Metin Çorabatır, kongreyi New York'ta BM Genel Kurulu'nda, mülteciler konusunda ele alınacak uluslararası bir girişime müdahale etmek amacıyla düzenlediklerini söyledi. Mülteci konusunda uluslararası bir anlaşma yapmanın imkansız olduğuna dikkati çeken Çorabatır, şöyle konuştu: "Hem mülteci barındıran hem de diğer ülkeler, mülteci krizinden mağdurlar. Mevcut yapıyı koruyarak, onun eksiklerini nasıl tamamlayalım sorusuna cevap bulmak için 2016 yılında New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bir deklarasyon yayımlandı. Sorunlar dile getirildi ve sorunların çözümü için iki tane küresel mutabakatın hazırlanması hedef olarak kondu. Biri göçle ile diğeri de mültecilerle ilgili. Bu belgeler 2018'de New York'ta yapılacak BM Genel Kurulu'nda dünya devletleri liderlerinin imzasına sunulacak." Hazırladıkları mutabakat metninin koordinasyonunu ve yapılan istişarelerle ilgili çalışmaları BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne verdiklerini belirten Çorabatır, şunları kaydetti: "Onlar da hükümetlerle sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, iş adamları ve bu konuyla ilgili kişilerle görüşmeler yaparak bu metni oluşturuyor. Kongremize 27 ülkeden delege katılıyor. En çok mülteci barındıran ülkelerden sivil toplum kuruluşlarının ve mültecilerin kurduğu derneklerin seslerini duyurmak ve küresel mutabakatta bu önerilerin ele alınması için kasım ayında atağa geçtik. Oxfam, Türkiye Mülteci Konseyi ve onun altındaki 25 sivil toplum kuruluşu ile mültecilerin kurduğu STK'lar ve Göç Araştırmaları Merkezi bu çalışmayı başlattı. Hazırlık komitesi kuruldu, anketler hazırlandı. Dünyada mülteci barındıran ülkelerdeki 500 STK ile anketler yaptık. Telefonda mülakat yaptık. Mülteci sorunları hakkında çözüm önerileri aldık. Her hafta toplantılar yaptık. Bu aşamada mülteci konusunda alt başlıkları içeren 5 tane tematik grup oluşturduk. Yarınki kongrede daha önce hazırlanan taslak metinler üzerinde bunları hazırlayan insanlar bir araya gelerek bu metinleri daha rafine hale getirecek. Bu metinleri yarın daha siyasi öneriler haline getireceğiz. Küresel mutabakatta yer almasını istediğimiz önerilere son şeklini vereceğiz."

"Kongreye 27 Ülkeden 130 Temsilci Katılıyor"

Oxfam Türkiye Direktörü Meryem Aslan da kongre öncesi başta mülteci barındıran ülkelerden olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşundan 5 önemli konuda aldıkları kapsamlı önerileri rapor haline getirdiklerini söyledi. Bu kongreye 27 ülkeden 130 sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katılacağını dile getiren Aslan, "Kongrede bu kuruluşların politika önerilerini daha geliştirip, BM Genel Kurulu'nda mülteciler konusunda yapılan müzakereleri etkilemeye çalışıyoruz hep beraber." dedi. Katılımcı kuruluşların 5 aydan bu yana aynı konular üzerinde çalışma yaptığını anlatan Aslan, "Buradan ortak bir bildirge çıkması çok zor olmayacak. BM üyesi ülkeler bu metinleri kabul etmelerinden öte burada önemli olan müzakere sürecinde bu katılımın tanınması. Burada önemli olan mültecilerin ve mülteci barındıran ülkelerin söyleyecek bir şeylerinin olduğu ve birtakım politika önerilerini olduğunun görünmesi ve kabul edilmesi. İkinci aşama, diyalogun oluşması. Mülteci konusunda ortak çözüm için başkalarının fikirlerinin olduğu ve başka yolların olduğunun kabul edilmesi önemli. Bunu bir süreç olarak görüyoruz. Bu süreçte söylediklerimizin bazıları kabul görür bazıları kabul görmez. Önemli olan müzakerelerle kapıların açılması." değerlendirmesini yaptı.

"Zaman İçerisinde Hem Mülteci Sorunu Değişti Hem de İhtiyaçlar Farklılaştı"

İKGV Genel Müdürü Dr. Muhtar Çokar da 30 yıldan buna göç alanında çalıştıklarını belirtti.

Göçe ilişkin ilk çalışmaların Bulgaristan'dan gelen Türk kökenli göçmenlerle başladığını ifade eden Çokar, şunları kaydetti: "Bu süre içinde deneyim kazandık. Zaman içinde Türkiye'ye gelen diğer göçmenlere destek verdik. 2007'den beri BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ile ortak bir program yürütüyoruz. Mültecilerin sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyoruz. 7 ilde ofisimiz var. 2005'ten itibaren mülteci sayısı artmaya başladı. Zaman içerisinde hem mülteci sorunu değişti hem de ihtiyaçlar farklılaştı. Bu da yeni politikaların gündeme gelmesine neden oldu. Ancak halen 2000'li yıllardaki politikalar bu konuda egemen. Hükümetlerin, BM'nin, uluslararası kuruluşların fikirleri halen aynı. Gelişmiş ülkelerin, 'Fazla mülteci almayalım, aldığımıza iyi bakalım, diğer mülteciler başka ülkelerde, örneğin Türkiye'de kalsın' gibi politikaları var. Bu kongrede amacımız yeni politika belirleme için bir adım atmak. Çünkü bu konuda uluslararası alanda yeni politika belirleme adımları var. Bu politikaların eskilere benzememesi için önerilerimizi kongrede dile getirip ilgililere bu önerileri ulaştıracağız."

(Haber Türk, 9 Mayıs 2018)

 

"Türkiye'de Genç Mültecilerin Gündelik Hayatı" Sempozyumu

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilci Yardımcısı Paolo Artini, "Türkiye çok cömert bir şekilde dünyadaki en büyük mülteci grubuna ev sahipliği yapıyor." dedi. BMMYK Türkiye Ofisi, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği iş birliğinde Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü'nde "Türkiye'de Genç Mültecilerin Gündelik Hayatı" konulu sempozyum düzenlendi. Sempozyuma, BMMYK Türkiye Temsilci Yardımcısı Artini ile Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Sema Buz'un yanı sıra Türkiye'de ikamet eden farklı yaş gruplarından çok sayıda sığınmacı katıldı. BMMYK Türkiye Temsilci Yardımcısı Artini, burada yaptığı konuşmada, söz konusu etkinliğin Türkiye'deki sığınmacı gençlerin gündelik hayatına odaklandığını belirterek "Türkiye, çok cömert bir şekilde dünyadaki en büyük mülteci grubuna ev sahipliği yapıyor." dedi. Sığınmacıların büyük çoğunluğunu oluşturan çocuk ve gençlerin içinde bulunduğu durumunu anlamanın onlara destek sağlanması noktasında önemli olduğunu vurgulayan Artini, "Onların geleceğine yatırım yapmak, onların potansiyelinin gelişmesini sağlamaktır." diye konuştu. Artini, sığınmacı çocuk ve gençlerin beceri ve ihtiyaçlarının farkında olunması gerektiğine işaret ederek düzenlenen etkinliklerin bu kişilerin ihtiyaçlarının tespit edilmesinde önemli olduğunu kaydetti. Küresel gençlik istişare toplantıları aracılığıyla gençlerin sesine kulak verdiklerini belirten Artini, "Mültecileri, diğer paydaşlarımızla aktif oyuncular haline getirmeye çalışıyoruz." ifadesini kullandı. Artini, sığınmacı gençlerle daha yakından ilgilenmek amacıyla çalışmalar yapan Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Uygulama ve Araştırma Merkezine teşekkür etti.

"Genç Mülteciler, Değişimin Taşıyıcısı ve Öncüsü"

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Buz da göç konusunda yaptıkları araştırmalarla farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Buz, etkinliğin genç mültecilere odaklanmasının önemine işaret ederek "Genç mülteciler, değişim, güçlenme ve diğerlerinin güçlenmesi konularında çok fazla kaynak ve şansa sahip bir grup. Daha esnek, açık fikirli ve yenilikleri çok daha rahat benimseyebiliyorlar. Bu açıdan, aslında değişimin taşıyıcısı ve öncüsü diyebileceğimiz bir grup." ifadelerini kullandı. Sempozyum kapsamında, 5-6 yaş grubu çocukların yaptığı resimlerden oluşan sergi, üç boyutlu fotoğraf sergisi açıldı, sığınmacı kadınların umutlarını, hayallerini ve beklentilerini işledikleri parçalardan oluşan "Mülteci Kadın Bohçası" sergilendi. Ayrıca yollarda dijital hikayeler konulu film gösterimi yapıldı. Etkinlik kapsamında, elleri farklı renk boyanan çocuklar, sığınmacı çadırına el izlerini bıraktı.

(Haber Türk, 9 Mayıs 2018)

 

Betam: Suriyeli Gençlerin Çalışmasında En Büyük Engel Dil

İstanbul, 10 Mayıs (DHA) - Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Betam ve Uluslararası Gençlik Vakfı (International Youth Foundation) tarafından gerçekleştirilen “İstanbul’daki Suriyeli Gençlere Fırsatlar” raporuna göre Suriyeli gençlerin iş bulma konusundaki en büyük engeli Türkçe bilmemeleri olarak belirlendi. Betam raporuna göre, Türkçe dil becerileri hem iş aramada hem istihdam edilmede önemli görülürken, Türkçe dil becerisine sahip olan genç Suriyelilerin hem istihdam edilme olasılıkları hem de istihdam edildikleri takdirde ücretleri daha yüksek olduğu vurgulandı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı ile ulusal ve uluslararası paydaşlarla, firmalarla, belediyelerle ve genç Suriyeliler ile derinlemesine görüşmeler yapılan ve ayrıca İstanbul’daki 1000 genç Suriyeli ile yüz yüze anketler gerçekleştirilen araştırma kapsamında, dil becerisinden yoksunluk, iş aramadan istihdam edilmeye, hatta iş ilişkilerini yürütmeye ve kalıcı istihdam olanaklarına erişime kadar işgücü piyasasına entegrasyonun her aşamasında sorun olduğu belirlendi. Araştırmaya göre, genç Suriyelilerin yüzde 40’ı konuşulanı anlama becerilerinin ortalamanın üzerinde olduğunu ve yüzde 30’u ise konuşma becerileri ortalamanın üzerinde olduğu söylemekte. Katılımcıların yüzde 21.5’i konuşulanı anlama becerilerinin çok iyi olduğu söylerken, bu oran konuşma becerilerinde yüzde 16.8’e gerilemekte. Okuma ve yazma becerileri ise daha az yaygın. Ankete katılan Suriyeli gençlerin neredeyse yarısı iş ararken, iş aramada esas kanalın genellikle diğer Suriyeli akrabalar ve arkadaşlar gibi gayri resmi ağlar olduğu belirlendi. Anket verilerine göre, Türkçe bilmemek, istihdam edilmek için başvuru yapılacak İŞKUR gibi kuruluşlara erişimi kısıtlamakta. İş bulmada karşılaşılan zorluklara bakıldığında Türkçe bilmediği için başvuru yapamadığını söyleyen Suriyelilerin oranı çalışanlarda yüzde 31, işsizlerde ise yüzde 22.8 olarak belirlendi. Türkçe bilmediği için açık işlerden haberi olmadığını belirtenlerin oranı ise çalışanlarda yüzde 29, işsizlerde ise yüzde 24 oldu. Anket verilerinin ekonometrik analizine göre iyi Türkçe konuşmak genç Suriyelilerin istihdam edilme olasılığını yüzde 7.0 artırdığı ortaya kondu. Araştırmada göze çarpan önemli bir diğer bulgu da Türkçeyi iyi konuşabildiğini söyleyen Suriyelilerin ücretlerinin yüzde 7.7 daha yüksek olması oldu. Dil becerisinin ücretler üzerindeki etkisi farklı sektörlerde de incelenmiş, sonuçlara göre Türkçe konuşabilmenin hem imalat hem de hizmetler sektöründe eşit derecede önemli olduğu saptandı. Bu araştırmanın sonuçlarına göre Türkçe dil becerilerinin eksikliği genç Suriyelilerin işgücü piyasası entegrasyonun önündeki en büyük engeldir. Betam’ın Suriyelilerin iş hayatına katılımını zorlaştıran dil engelini aşmak için önerileri ise şöyle: “Bu bağlamda Türkçe eğitimi tüm mesleki ve teknik eğitim programlarını yatay kesen bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Her türlü eğitim programının Türkçe dil eğitimini desteklemesi elzemdir. “Dil eğitim programlarının içerikleri belirlenirken Suriyelilerin ihtiyaçlarının belirlenmesi, becerilerinin ve isteklerinin dikkate alınması önem arz etmektedir. “İŞKUR birçok mesleki eğitim programı düzenlemektedir. Bu temel mesleki eğitimlerin öncesine Türkçe dili modülü eklemesi, Suriyelileri programa katılımlarını kolaylaştıracaktır. “Suriyelilerle yapılan derinlemesine görüşmeler, mevcut eğitim programlarının dilbilgisi odaklı olduğunu ve günlük dil becerilerinin geliştirilmesinde yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, temel dil becerileri kazandırıldıktan sonra farklı mesleklere göre tasarlanmış dil kurslarının işgücü piyasasına katılımda önemli bir yer tutabileceği göz ardı edilmemelidir.“

(CNN Türk, 10 Mayıs 2018)

 

"Türkiye'de 20 Binin Üzerinde Suriyeli Üniversiteli Oldu"

Şanlıurfa'da Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından barınma merkezlerinde kalan "Suriyeli ve Iraklılar İçin İleri Düzey Türkçe Eğitimi Değerlendirme Çalıştayı" düzenlendi. Bir otelde gerçekleştirilen ve Suriyeli öğrencilerin yer aldığı çalıştayda, üniversite çağına gelmiş sığınmacı çocuklara verilen ileri düzey Türkçe eğitimleri ile ilgili çalışmalar değerlendirildi. YTB Ortadoğu Koordinatörü Mehmet Nedim Aslan, programın açılışında yaptığı konuşmada, 2013 yılında başlattıkları program kapsamında Türkiye'deki kamplarda geçici koruma altında bulunan Suriye ve Iraklılar için ileri düzey Türkçe kursu açtıklarını hatırlattı. Türkiye'de kalan yaklaşık 3,5 milyon sığınmacının en güzel şekilde ağırlandıklarına dikkati çeken Aslan, kurum olarak da Suriyelilerin eğitimine yönelik çalışmalar yürüttüklerini anlattı. Mehmet Nedim Aslan, bugünkü programın da verimli geçeceğine inandığını ifade ederek, şöyle konuştu: "Ülkemize sığınan bu insanlara ülkelerindeki iç savaş bittikten sonra yeniden evlerine döndüklerinde orayı inşa etmelerine katkı sunmak istedik. Devletimizden aldığımız talimatla liseyi bitirmiş öğrencilerin yüksek öğretime kazandırılması ve geri döndüklerinde ülkelerine katkı sunması amacı taşıyoruz. Bu yüzden 2013 yılında önce kamplarda bu süreci başlattık. Türkçe eğitim alan öğrencilerin birçoğu üniversiteye gitti. Bugün ülkemizde yaklaşık 20 binin üzerinde Suriyeli öğrenci yüksek öğrenim görüyor. Bu öğrencilerin tamamı burslu diyebiliriz. Daha önce de bu tür çalıştayları düzenledik. Amacımız bu işin içinde olan öğretmenlerimiz, eğitim koordinatörlerimiz ve özellikle öğrencilerimizden gelecek talepleri, önerileri, sıkıntıları birlikte değerlendirmek, bunları not etmek. Ve bir sonraki dönemde proje devam ettiği sürece bunları nasıl iyileştirebiliriz bunun için çalışıyoruz bu yüzden buradayız." BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Kıdemli Eğitim Müdürü Jennifer Roberts ise projenin önemli olduğunu dile getirerek, Türkiye'nin bu konuda takdiri hak ettiğini belirtti. Açılış konuşmalarının ardından uzmanlar, Suriyelilere yönelik gerçekleştirilen çalışmalar hakkında sunum yaptı. Daha sonra ise sığınmacı öğrenciler merak ettikleri konular hakkında yetkililere soru yöneltti.

Çalıştayın sonunda bazı Suriyeli öğrenciler, Türkçe şiirler seslendirdi.

(Milliyet, 9 Mayıs 2018)

 

15 Kişilik Minibüste 33 Kaçak Göçmen

Adana’da Türkiye’ye kaçak yollardan giren Afganistan, Pakistan ve İran uyruklu 51 göçmen yakalandı. Göçmenlerden 33’ü 15 kişilik özel yataklı minibüsten çıktı. Edinilen bilgiye göre, Adana Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü ekipleri, Türkiye’ye Van’dan kaçak yollarla giren göçmenlerin Adana’ya buradan da İstanbul’a gideceği ihbarı üzerine Sıraçam ilçesindeki İncirlik Park Alanında önlem aldı. Ekipler, içerisinde kaçak göçmenlerin bulunduğu 2 minibüsü park alanında durdurdu. Polis 15 kişilik minibüslerin birinden 33, diğerinden ise 18 kaçak göçmeni tek tek indirdi. 33 kaçağın çıktığı minibüsün arka tarafına özel yatak yapıldığı göçmenlerin yatağın üstünde ve altında seyahat ettiği belirlendi. Yapılan kontrolde, 31’i Afganistan, 18’i Pakistan ve 2’si İran uyruklu 51 kaçak göçmenin gösterdiği belgelerin de sahte olduğu anlaşıldı. Göçmenlerin İstanbul’a oradan da Avrupa ülkelerine gitmeyi planladıkları öğrenildi. 51 kaçak göçmen, işlemlerinin ardından sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresi Müdürlüğüne götürüldü.

(Milliyet, 10 Mayıs 2018)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1880-turksam-goc-gocmen-bulteni-10-mayis-2018
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 1317 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)