Dış Basın | 14 Mayıs 2018

|

TÜRKSAM Göç / Göçmen Bülteni (14 Mayıs 2018)



 

Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar...

 

BMGK’dan Myanmar’a ‘Arakanlı Mülteci’ Çağrısı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Myanmar’a, Bangladeş’te yaşayan Arakanlı mültecilerin (Rohingyalı) evlerine güvenli bir biçimde dönüşü için çalışmaları hızlandırma çağrısı yaptı. BMGK tarafından yapılan açıklamada, Myanmar’a, Arakan eyaletindeki (Rakhine) evlerinden kaçarak Bangladeş’e giden Arakanlı mültecilerin güvenli bir şekilde ülkelerine geri dönmeleri için elverişli koşullar oluşturma çabalarını hızlandırma ve krizin temel nedenlerini ele alma çağrısı yer aldı.

Soruşturma Çağrısını Çin Reddetti

BMGK’da Myanmar konusunda ele alınan İngiltere’nin sunduğu son taslakta, Fransa ve ABD tarafından da desteklenen ülkede yaşanan insan hakları ihlallerine yönelik şeffaf soruşturma açılması çağrısı Çin tarafından reddedildi.

Örgütlerden Ortak Çağrı

Öte yandan İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlarında içinde bulunduğu dört sivil toplum örgütü, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden Myanmar’da insanlığa karşı işlenen suçları soruşturmasını istedi.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 12 Mayıs 2018)

 

Uyuşturucu Tacirleri, Arakanlı Mültecilerin Izdırabından Yararlanıyor

Fransız Haber Ajansı AFP’de yer alan bir habere göre, Myanmar’da üretilen metamfetamin, Arakan’da yaşanan krize rağmen Bangladeş’e kaçak yollarla taşınmaya devam ediyor. Genellikle Budistler veya Myanmar askerlerinin yer aldığı kaçakçılık operasyonunda, son zamanlarda Arakanlı mülteciler kaçakçılık için uygun kuryeler haline geldi. Güneydoğu Asya’da onlarca yıldır iyi bilinen ‘yaba’ isimli kırmızı küçük uyuşturucu haplar, son zamanlarda daha önce görülmemiş miktarlarda Bangladeş’e ulaştı. Ülkenin Uyuşturucu Kontrol Dairesi’nde görevli Tevfik el-Din Ahmed, bu yıl yaklaşık 600 milyon dolar değerinde olan 250 ila 300 milyon tablet hapın ülkeye girdiğini açıkladı. Arakanlı mültecilerinin çoğunun yaşadığı Bangladeş’teki Cox’s Bazar eyaletinde uyuşturucu ticaretinin önünü kesebilmek için kaçakçılara yönelik baskınlar da arttı. Uyuşturucu kaçakçıları, Mart ayında Myanmar ve Bangladeş arasındaki doğal sınır olan Naf nehri kıyısında 1 milyon 800 bin metamfetamin tablet bıraktı. Nisan ayı sonunda ise, bölgedeki teknelerde 900 bin tablet ele geçirildi. 7 Mayıs’ta ise, Arakan eyaletinde bir Myanmar askeri üzerinde yaklaşık 200 bin tablet metamfetamin taşırken yakalandı. Ardından aynı askerin aynı maddeden 1 milyon 700 bin tableti güvenli bir yerde sakladığı tespit edildi.

Hayatta Kalmak İçin Kuryeye Dönüştüler

Bangladeş Sınır Muhafızı Komutanı Esed el-Zaman Şuduri, kaçakçılığın kolay para getirdiğini, Arakanlıların hayatta kalmak için kaçakçı kuryelerine dönüştüklerini söyledi.

Mülteciler Uyuşturucu Baronlarının Tuzağına Düşüyor

Ağustos ayından beri 100’den fazla Arakanlı kaçakçılık yapmaları nedeniyle tutuklanırken, Bangladeş’teki mülteci kamplarından birinde Arakanlıların grup lideri olan Abdul Selam, mültecileri sömürmenin çok kolay olduğunu söyleyerek, birçok genç mültecinin uyuşturucu baronlarının tuzağına düştüğünü vurguladı.

AFP Uyuşturucu Trafiğini Gözler Önüne Serdi

AFP, Bangladeş’te kampların yakınında yer alan Teknaf kenti ile Cox’s Bazar arasındaki uzun yolda yaşanan uyuşturucu trafiğini detaylarıyla gözler önüne serdi. Bu güzergahta yol alan bir otobüste bir koltuğun altında 12 bin tablet uyuşturucu ele geçirilirken, yanında çocuğuyla birlikte seyahat eden bir kadın da, taşıdığı meyve poşetlerini uyuşturucu tabletleri ile doldurduğu ortaya çıktı. Uyuşturucu kaçakçılığı son yıllarda gözle görülür oranda artarken Myanmarlı yetkililer, 2012 yılında Arakan eyaletinde 200 bin tablet uyuşturucu ele geçirildiğini 2016’da ise bu sayının 58 milyona yükseldiğini belirttiler.

Askerler Kaçakçılık İşine Başladı

Öte yandan ordu bölgede her geçen gün güçlenirken birçok asker gelirini artırmak için kaçakçılık işine girdi. 2017 Ekim ayında, Arakan eyaletinde bulunan 2 Myanmar askeri, yerel pazarda 2,2 milyon euro değerinde olan Yaba hapından yaklaşık 2 milyon tableti taşırken yakalandı. Yine AFP’ye konuşan Bangladeş’te yaşayan Arakanlı mültecilerin grup liderlerinden biri, uyuşturucu ticaretine beş yıl önce bölgede büyük nüfuz sahibi bir adamla tanıştıktan sonra girdiğini söyledi. Buradan kazandığı para ile kamptan kurtularak ailesiyle bir eve taşındığını söyleyen Arakanlı, “Eğer ben yapmasam bunu bir başkası yapacaktı” diyerek yaptığı işte bir sorun görmediğini söyledi.

Bölgede Şiddet Arttı

Yaşanan gelişmelerin ardından bölgede kaçakçılığın artması şiddetin de artmasına neden oldu. Bangladeş polisi kamplardaki cinayetlerin çoğunun uyuşturucuyla bağlantılı olduğunu açıklarken Mart ayında Nyabara kampında yaşayan bir genç silahla öldürüldü. Polis, uyuşturucu bağlantılı bir hesaplaşma olayı olabileceğini belirtti. Hayatını kaybeden gencin kardeşi Hasan Ali (32) “Her kampta en az otuz veya kırk kişi çete üyesidir. Kampta silahlar bulunur. Güvende hissetmiyorum. Ama başka bir yere de gidemiyoruz” diye konuştu.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 12 Mayıs 2018)

 

Kırgızistanlı Göçmen İşçiler Ülkeye Devlet Bütçesi Kadar Para Aktarıyor

Kırgızistan’da, “Ata Meken” fraksiyonundan Jogorku Keneş’e seçilen milletvekili Kanıbek İmanaliyev, yurt dışında yaşayan göçmen işçilerin Kırgızistan’ın potansiyel yatırımcıları olduğunu açıkladı. KirTag haber ajansının haberine göre, Kırgız Parlamentosu Jogorku Keneş’te konuşma yapan milletvekili İmanaliyev, Kırgızistan’ın yıllık bütçesi 2 milyar dolar olduğunu ve bir o kadar paranın her yıl ülkeye yurt dışında yaşayan göçmen işçiler tarafından aktarıldığını söyledi. Kırgız işçilerin gönderdiği para sayesinde ülke genelinde sosyal nesneler inşa edildiğini ve altyapının geliştiğini dile getiren milletvekili, göçmen işçileri Kırgızistan’ın potansiyel yatırımcıları olarak nitelendirdi. Kanıbek İmanaliyev’e göre, Kırgızistan hükümeti bu gerçeğe dikkat etmeli ve göçmenlerin yatırım potansiyelinin geliştirilmesi için elverişli koşullar yaratmalı, onlarla aktif olarak işbirliği yapmalı. İmanaliyev, mevcut “Yurtdışındaki Vatandaşları Destekleme Konusunda Devlet Politikasının Temelleri” ile ilgili kanunun 10’uncu maddesine göre devlet kurumlarının yurttaşların yatırımlara katılımını teşvik etmeleri gerektiğini ifade etti. Milletvekili, yalnız yasaların uygulanmasına yönelik kontrolün olmadığını; vatandaşın yatırım yapmasının teşvik edilmediğini ve bu tür faaliyetlerin hiç hesabının tutulmadığına dikkat çekti. İmanaliyev, kanunun uygulanması ile ilgili raporda, “Kırgızistan Mevzuatı, yabancı yatırımcılar ve diğer yatırımcılar arasında ayrım yapmaz ve onlara herhangi bir tercihte bulunmaz.” denildiğini hatırlattı.

(Kazakistan.kz, 11 Mayıs 2018)

 

Mültecilerin Dönüş Umutları Yermük Mülteci Kampı’nın Yıkıntılarına Gömüldü

Esed rejimi, Suriyeli muhaliflerin ülkenin başkenti Şam yakınlarında kontrol altında tuttuğu en önemli bölge olan Doğu Guta bölgesini geçen mart ayında ele geçirdi. Ardından bölge halkını tehcir etti ve aynı senaryoyu muhalifler ve DEAŞ terör örgütü kontrolünde kalan Şam civarındaki diğer bölgelerde de uygulamak için harekete geçti. Rejim güçlerinin hedefinde bu kez Şam’ın güneyindeki Yermük Mülteci Kampı, Hacerü’l Esved, el-Kadem ve Tedamun semtleri ile Babbila, Beyt Sahm ve Yelda beldeleri vardı. Rejimin bölgeyi kontrol altında tutan DEAŞ ve Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) ile muhalif gruplara karşı operasyon başlatacağını tahmin eden bölge halkı Doğu Guta’daki tahliyeleri yakından takip ediyordu. Ancak rejimin Filistinli mültecilerin kaldığı Yermük Mülteci Kampı’na yönelik operasyonu bekledikleri gibi olmadı. Bölgenin küçük bir kısmını kontrol eden HTŞ ile kısa sürede anlaşarak bölgeden tahliyelere izin veren rejim güçleri, DEAŞ terör örgütüne yönelik şiddetli saldırılarını sürdürünce Yermük Mülteci Kampı sakinleri tahliye umutlarını yitirdi. Operasyonlar devam ederken aktivistlerin sosyal medya aracılığıyla yayınladığı görüntülerde rejim güçlerinin saldırıları nedeniyle Yermük Mülteci Kampı’nda büyük bir yıkım meydana geldiği görülüyor. Bu yıkım, Suriye savaşının başlamasıyla birlikte Kamp’tan göç eden mültecilerin dönüş hayallerini suya düşürüyor. Başkent Şam ve çevresinde Esed rejiminin kontrolü dışında kalan son alanların en önemlisi olarak nitelenen Yermük Mülteci Kampı, 1957 yılında Şam’ın dışındaki boş bir tarım alanına kuruldu. Sayıları 450 bini bulan ve 6 şehre dağılan Suriye’deki Filistinli mültecilerin yaklaşık 200 bin kişilik kısmını barındıran Kamp, zamanla gelişerek kente dönüştü ve Şam’ın en büyük yerleşim alanlarından biri haline geldi. Suriye’nin çeşitli bölgelerinden gelen Suriyeli göçmenlerin yerleşmesiyle büyük bir nüfus artışına sahne olan Kamp’ın nüfusunun 2011’in mart ayında başlayan Suriye devriminden önce 750 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Kamp ayrıca 1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla birlikte yaşanan katliamlardan kaçarak dünyaya dağılan Filistinli mültecilerin en yoğun bulunduğu yer olması nedeniyle “Filistinli Mültecilerin Başkenti” da olarak anılıyor. Suriye devriminin silahlı boyuta taşınmasının ardından Kamp’ta yaşanan çatışmalar nedeniyle ülkenin çeşitli bölgelerine göç eden Yermük’ün Filistinli mülteci sakinleri asli yurtlarından sürüldükten sonra ikinci vatanları olarak gördükleri Kamp’ta yaşananları basından takip ediyor. Şarku’l Avsat muhabiri, rejim kontrolündeki bölgelerde zorlu şartlar altında hayata tutunmaya çalışan Yermük Mülteci Kampı’ndan göç etmiş Filistinli mültecilerle görüştü.

Umutsuzluk Artmaya Devam Ediyor

Şam’ın kuzeybatı mahallerinden birine göç eden 50’li yaşlarındaki bir Filistinli mülteci, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda televizyondan takip ettiği gelişmelerin kendisini derin bir umutsuzluğa sürüklediğini belirtti. “Dönebileceğimizi sanmıyorum. Nereye dönelim? Hangi evde oturalım? Nasıl yaşayalım?” diye sordu… Yermük Mülteci Kampı’nda doğan, çocukluk ve gençlik yıllarını orada geçiren Filistinli mülteci, Kamp’ta geçirdiği günleri özlemle anıyor. “Döndüğümüzde sadece kırılan pencereleri, yıkılan birkaç bölümü düzelttikten sonra evlerimize yerleşebileceğimizi düşünüyorduk. Ancak durum hiç de öyle değil. Ortada tamir edilecek bir ev kalmadı. Kamp, büyük yıkıntı kütlelerinden ibaret hale geldi.” Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yayınlanan verilere göre Suriye’de savaşın başladığı 2011’den sonra 7.5 milyon Suriyeli ülke içerisinde yer değiştirirken 5 milyon Suriyeli de ülke dışına göç etti. Yermük Mülteci Kampı’nda meydana gelen büyük yıkıma rağmen mültecilerin dönüş umudunu korumasını isteyen Esed rejimi saflarında savaşan Filistinli silahlı grupların yetkilileri, operasyonları DEAŞ terör örgütünün bölgeden çıkarılmasından sonra mültecilerin evlerine dönebileceği şekilde sürdürdüklerini söylüyor. Söz konusu yetkililer her ne kadar DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasının ardından dönmek isteyen mültecilerin kendi imkânlarıyla evlerini tamir edebileceklerini iddia etse de birçok mülteci bu konuda farklı düşünüyor. Şarku’l Avsat’la görüşlerini paylaşan Filistinli mülteciler, Kamp’taki yıkımın tamir edilmesi için uzun yıllara ihtiyaç duyulacağını belirterek ülkede savaş nedeniyle yaşanan ekonomik sıkıntılar ve fiyatların katlanmasından dolayı mültecilerin büyük çoğunluğunun kendi imkânlarıyla basit bir tamir bile yapamayacağını vurguluyor. İki çocuğuyla birlikte Yermük Mülteci Kampı’ndan Şam’ın rejim kontrolündeki bölgelerinden birine göç eden Filistinli bir kadın mülteci, bir devlet dairesinde aylık 80 dolara (35 bin Suriye lirası) çalıştığını ve ev kiralayamadığı için abisiyle birlikte kaldığını dile getiriyor ve soruyor:

“Maaşlarımız Karnımızı Doyurmaya Ancak Yetiyor. Bu Maaşla Evlerimizi Nasıl Tamir Edelim?”

Savaşın başlamasından sonra gıda, yakıt ve ev eşyalarının fiyatlarının katlanarak arttığı Suriye’de para değerini kaybetmiş durumda. Dolar, Suriye lirası karşısında yükselirken savaş öncesi 50 Suriye lirası olan bir dolar şuanda 450 liraya ulaştı. Fiyatlar, savaş öncesine göre onlarca kat arttı. Suriye lirasının dolar karşısında erimesine rağmen maaşların savaş öncesinde olduğundan daha da aşağıya çekilmesi yaşam şartlarını olumsuz etkiliyor. Savaş öncesi yaklaşık 30 bin lira (600 dolar) maaş alan bir memurun maaşı şuanda 75 dolara kadar gerilemiş durumda. Ekonomistlerin tahminlerine göre Suriye’de 5 kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürmesi için gereken aylık para miktarı 800 dolar seviyesinde. Rejime bağlı “Suriye Araştırma ve Anket Merkezi” tarafından 2016’nın mayıs ayında yayınlanan verilerde Dünya Bankası’nın ölçütlerinin Suriyelilerin yüzde 87’si yoksulluk sınırının altında yaşadığı ortaya kondu. Yaklaşık 100 metrekarelik bir evin tamiri için 5 bin dolara ihtiyaç duyuluyor. Esed rejimine bağlı militanlar savaşın başından beri halkın evlerini yağmalıyor. Bu durum ülkede “ganimet pazarları” kurulmasına sebep oldu. Rejim güçlerinin muhalif gruplar ya da DEAŞ’tan geri aldıktan sonra mültecilerin dönüşüne izin verdiği bölgelere varan mülteciler, evlerine döndüklerinde kapı, pencere ve elektrik şebekeleri dahil her şeyin çalındığını görüyor. Şarku’l Avsat’ın görüştüğü bazı Filistinli mülteciler, Yermük Mülteci Kampı’nda yaşananları “İkinci Nakba” olarak niteliyor. 70’li yaşlarındaki Filistinli bir mülteci “Kaçışımız yok. Hayatımız hep sürgünde geçecek” derken genç kızı ise göç ettikleri yerlerde kiraladıkları evlerin sahipleri tarafından gördükleri kötü muamelelerden yakınıyor. Suriye’de savaşın başlamasından sonra kira fiyatları 20 kat arttı. Şam çevresindeki kira fiyatları 150-200 bin, Şam merkezinde ise 300 bin liraya ulaşıyor. Ülkenin içinde bulunduğu durumdan faydalanmak isteyen ev sahipleri kiracılara ağır şartları olan kira sözleşmeleri imzalatıyor. Rejim kontrolündeki çatışmaların yaşanmadığı bölgelerdeki ev sahipleri, 3 aylık periyotları aşan kira sözleşmeleri yapmıyor. 3 aylık kirayı peşin alarak sürenin sonunda kiraya zam uygulamak suretiyle yeni bir sözleşme talep ediyor. Yermük Mülteci Kampı’ndan göç eden bazı tüccarlar Kamp’taki durumun savaş öncesindeki hale dönmesi ihtimalini imkânsız olarak görüyor. Onlara ve diğer mültecilere göre yaşanan bunca çatışma, katliam ve yıkımdan sonra, üstelik rejimin demografik değişim hedefiyle kanunlar çıkardığı bir ortamda eski hayatlarına dönme umudu kalmadı.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 12 Mayıs 2018)

 

Suriye'de Rejim Ablukasından Zorunlu Tahliyeler Sürüyor

Suriye'de Humus ilinin kuzey kırsalında abluka altındaki bölgelerden zorunlu tahliyeler devam ediyor. Humus'un kuzey kırsalındaki bölgelerde tahliye edilenlerin sayısı 13 bin 500'ü aştı. Suriye'de Humus'un kuzey kırsalında Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin ablukasındaki bölgelerden zorunlu tahliyeler sürüyor. Rejimin yoğun saldırıları ve abluka şartları nedeniyle söz konusu bölgeden ayrılmak zorunda kalanları taşıyan beşinci konvoy, ülkenin kuzeyindeki İdlib ve Halep'in batı kırsalında kalacakları geçici barınma merkezlerine ulaştı. İdlib'deki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, Humus'un kuzey kırsalında rejim ve destekçilerinin ablukasındaki bölgelerden yola çıkan ve 3 bin 500 kişiyi taşıyan beşinci tahliye konvoyu saat 11.00'de Hama ilinin Morik bölgesine ulaştıktan sonra ülkenin kuzeyindeki İdlib ve Halep'in batı kırsalına doğru hareket etti. Tahliye konvoyunda 54 otobüsün yanı sıra 160 sivil araç yer aldı. Son konvoyla Humus'un kuzey kırsalındaki bölgelerden tahliye edilenlerin sayısı 13 bin 500'ü aşmış oldu. Bölgeye ulaşan Humuslular, İdlib ve Halep'in batı kırsalındaki geçici konaklama merkezlerine, sığınmacı kamplarına, cami ve okullara yerleştiriliyor. Son dönemde artan tahliyelerle bölgede barınma imkanının yetersiz kaldığı öğrenildi. Söz konusu bölgeden tahliyelere devam edilmesi bekleniyor.

Humus'tan Tahliye Durumu

Muhaliflerin rejim ile Rusya aracılığıyla yaptığı müzakereler sonucu, Humus'un kuzeyinden zorunlu tahliyeler geçen hafta başlamıştı. Humus'un kuzeyinde muhaliflerin kontrolündeki 592 kilometrekarelik alan, 5 yıldır abluka altında tutuluyor. Bölgede 200 ila 250 bin kişi yaşıyor. Bölge, Türkiye, Rusya ve İran tarafından Mayıs 2017'de Astana anlaşmaları çerçevesinde gerginliği azaltma bölgeleri kapsamına alınmıştı. Ancak Esed rejimi, Doğu Guta'yı ele geçirmesinin ardından Yermük Kampı'nın yanı sıra bu bölgeye de yoğun saldırılar düzenlemeye başlamıştı.

(Anadolu Ajansı, 13 Mayıs 2018)

 

Avustralya Hükümeti Mülteci Protestoları ile İlgili Yorum Yapmayı Reddetti

Avustralya hükümeti önemli sayıdaki mültecinin yerleştirilmesinde başarısız oldu ve mültecilerin süresiz gözaltına alınmalarına karşı içerde ve dışarıda mülteciler tarafından yapılan protestolar ile ilgili konuşmayı reddetti. ABD’de pek çok mültecinin yeniden yerleşimi reddetmesinden sonra Avustralya’nın yabancı esir kamplarında birçok protesto düzenlendi. Avustralya, ne protestolara ne de ABD ile yaptığı yeniden yerleşim anlaşmasının detaylarına ilişkin yorum yapmadı. Hükümetin tekneyle gelen mültecilerin ülkeye ayak basamayacağı yönündeki sözlerine rağmen, yüzlerce mültecinin ABD’ye gönderildiği ve 300’ü aşkın kişinin Avustralya’ya açık denizlerden geldiği öğrenildi.

(Al Jazeera Asia Pacific, 11 Mayıs 2018)

 

Amsterdam’da Hayatı Tehdit Eden Mülteci Botlarından Kanal Yolculukları İçin Teknelere

Hollandalı bir sanatçı, Lampedusa’daki göçmen gemilerini kanal botlarına çevirdi ve mülteciler için turlar düzenledi. Sanatçı Teun Castein ve Lampedusa Cruises’in kurucusu İtalyan adasındaki tekneleri bularak ve birçok insanın daha iyi bir yaşam arayışına girdiği adadaki tekneleri Amsterdam’a getirdi. Kentin göçmen mirasına odaklanacak şekilde tekneleri yeniden donattı. Düzenlenen turlarda ağırlıklı olarak İngilizce anlatımlar yapılıyor. Dışarıdan gelip deneyimlemek isteyenlerin yanı sıra şehrin gelişmekte olan turizm endüstrisinin bir parçası olmak isteyenlere de fırsat sağlanıyor. Tur sahibi, mültecilere neden yardım ediyorsunuz, ev ve işlerinizi elinizden almıyorlar mı gibi birçok soruya yanıt olarak yarın mülteci statüsüne geçebileceği bilinci ile hareket ederek, onlara yardım ettiğini söylüyor. Sanatçı geri dönüşlerin iyi olduğunu diğer tur şirketleri ve teknelerin sık sık onları işaret ettiğini vurguladı. Şimdi ise tur teknelerinin kanallarda kalabilmesi için resmi bir izin beklenmekte…

(Al Jazeera Hollanda, 12 Mayıs 2018)

 

Genç Sosyal Girişimci, Sığınmacıların Japon Toplumu ile Bütünleşmelerine Yardım Etmek İstiyor

Sığınmacıların Japonya’da kalma umutları sürerken, geçen yıl 1000 başvurucudan sadece 1’inin mülteci statüsüne kabul olmasıyla birlikte durumları zorlaştı. Ortalama 10 aydan fazla süren bu bekleyiş süreci içinde sadece Adalet Bakanlığı’nın mülteci olma olasılığını yüksek gördüğü kişilere iki aylık taramanın sonunda iş bulma imkanı veriyor. Geriye kalanların pratik olarak yapacakları bir şey yok. Ancak Japonya’nın bu sıkı politikasına boyun eğmeyen 27 yaşındaki Sayaka Watanabe, sığınmacıları topluma dahil edebilecek ve iş için uygun olanlara olanak sağlayacak bir projeye odaklanıyor. 2016 yılında Watanabe sığınmacılara hizmet sunmak için ‘’Welgee’’yi (Hoşgeldiniz (welcome) ve mülteci (refugee) isimlerinin birleşimi) oluşturdu. Sığınmacıların kalması için paylaşma evleri inşa etmek ve çalışma vizesi olanlara iş bulmak bu projenin temel amaçlarından. Proje mültecileri ve ev sahiplerini birleştirmeye yönelik. Şubat ayında kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kaydedilen Welgee, daha sonra Oiba, Chiba eyaletlerinde eski terk edilmiş bir ev satın almak için bütçesini kullandı. Evler, Japon gönüllülerin ve başvuran kişilerin yardımıyla yenileniyor. Açılan sığınaklar sadece mültecilere değil aynı zamanda uyumak için bir yere ihtiyacı olan herkese açık olarak tutuluyor. Proje sorumlusu Tokyo Üniversitesi’nde insan güvenliği eğitimi alan yüksek lisans öğrencisi Watanabe yapmak istediği şeyin Japonya’da kalmak isteyen insanların ve potansiyellerini en üst düzeye çıkarmak olduğunu söyledi. Watanabe’nin projesinden etkilenen Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (United Nations High Commissioner for Refugees - UNHCR) Tokyo Şubesi, geçtiğimiz yıl Shibuya’da Birleşmiş Milletler Üniversitesi’ndeki Dünya Mülteciler Günü sempozyumunda bir sunum yapmaya davet etti. Mart ayında, Fransız girişim sermayesi şirketi INCO'dan, mültecileri Japonya'ya entegre etme yolunda çığır açan bir yol olduğu için, 2018 Yılın Kadın Girişimcisi ödülünü kazandı. Watanabe sığınmacıları ihtiyaç sahibi insanlar olarak görmediğini, Japonya’nın yararlanabileceği yetenek bilgi ve potansiyele sahip bireyler olarak gördüğünü söylüyor.

(The Japan Times, 13 Mayıs 2018)

 

Libya Açıklarında 180 Göçmen Kurtarıldı

Libya Deniz Kuvvetleri'nden yapılan yazılı açıklamada, sahil korumaya bağlı kurtarma ekiplerinin, aralarında 15 kadın ile 7 çocuğun bulunduğu 180 yasa dışı göçmeni kurtardığı ifade etti. Trablus'un doğusunda Karapoli kentinin 36 mil açıklarında gerçekleşen operasyonda kurtarılan göçmenlerin Mısırlı, Suriyeli ve Afrikalılardan oluştuğu bildirildi. Kurtarma operasyonu ardından göçmenlerin Trablus'taki göçmen sığınma merkezine naklinin yapıldığı dile getirildi. Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, geçen kasım ayında yaptığı açıklamada, yasa dışı göç nedeniyle Libya'da bulunan göçmen sayısının yarım milyonu aştığını kaydetmişti. Yerel ve uluslararası resmi kaynaklara göre, Libya'da 24 ülkeden göçmen bulunuyor. Bunların yüzde 95'ini Akdeniz üzerinden Avrupa'ya ulaşmaya çalışan Afrikalılar oluşturuyor.

(Akşam, 14 Mayıs 2018)

 

KKTC'de Sahile 4 Göçmen Cesedi Vurdu

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Karpaz bölgesinde sahile, yaşları 25 ile 30 yaşları arasında olan 4 erkek cesedi vurdu. Cesetlerin Suriyeli göçmenlere ait olduğu üzerinde duruluyor. Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, dün ve bugün sahabın erken saatlerinde kıyıya 4 erkek cesedinin vurması üzerine harekete geçti. Ekipler, daha fazla ceset olabileceği düşüncesiyle denizde çalışma başlattı. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde, ölümlerin yaklaşık bir hafta önce meydana geldiği belirlendi. Mersin üzerinden yola çıktığı sanılan göçmenlerin hangi tarafa gittikleri belirlenemedi. Suriyeli göçmenlere ait olduğu sanılan cesetler, Gazimağusa Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

(CNN Türk, 14 Mayıs 2018)

 

Yunan Basınından Şok İddia: “Erken Seçim Açıklandıktan Sonra Günde 30 Türk Geliyor”

Yunanistan'ın çok satan gazetelerinden Kathimerini, yerel yetkililerin, mülteci kapasitesini genişletmek için çalışmalarda bulunduğunu açıkladı. Gazete, 24 Haziran erken seçimlerinin açıklanmasının ardından günde yaklaşık 30 Türk'ün Yunanistan'a iltica ettiğini iddia etti. Son dönemde Türkiye’den mülteci geçişinin arttığını açıklayan yetkililer ülkenin çok satan gazetelerinden Kathimerini’ye açıklamalarda bulundu. Göçmen Politikaları Bakanlığı’nın ülkedeki göçmen merkezlerini genişletmeyi planladığını açıklayan yetkililer, Avrupa Birliği’nin de bu konuda Atina ile hemfikir olduğunu aktardı. Yetkililer, sadece Nisan ayında 6.632 mültecinin Yunanistan’a geçtiğini aktarırken, yılın ilk 5 ayında bu rakamın 16.478 olduğunu duyurdu. Yunan basınında yer alan haberlerde yetkililer mülteci olarak Yunanistan’a gelen Türk vatandaşlarının da sayısının hızla arttığı ifade edildi. Kathimerini’nin elde ettiği verilere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçim tarihini açıklamasının ardından günde yaklaşık 30 Türk vatandaşının Yunanistan’a göçmen olarak gittiği iddia edildi. Gazete, geçen aylarda bu rakamın sıfır olduğunu yazdı.

(Sözcü, 14 Mayıs 2018)

 

İnsanlık Dışı Oyun

Türkiye’nin insani yardım hassasiyeti bazı ülkeler tarafından kendisine karşı bir stratejik silaha dönüştürülmek isteniyor. İran üzerinden Türkiye’ye gelen Afgan mülteci meselesinin arkasından ABD ve BAE gibi Körfez ülkeleri çıktı. Ankara’dan Kâbil’e atanan ABD Büyükelçisi John Bass, BAE ve bazı Körfez ülkeleri ajanlarıyla el Kaide ve Taliban militanları bu insanlık dışı trafiği yönetiyor. Amaç, Türkiye-İran arasında gerilim. Türkiye’ye

gelen Afgan akınının altından Birleşik Arap Emirlikleri ve Amerika’nın ‘mikseri’ John Bass çıktı. Taliban ve El Kaide aracılığıyla göçmenleri Türkiye’ye yönlendiren BAE, bu oyunla Türkiye’nin insani yardım hassasiyetini istismar ederek, özellikle Suriye’de işbirliği halinde olduğu komşusu İran ile arasını açmayı hedefliyor. İran üzerinden Türkiye'ye son aylardan binlerce göçmen geldi. Ancak görünürde ‘insani’ olan bu akının bir oyun olduğu öğrenildi. Türkiye’ye dayanan Afganlıları, El- Kaide ve Taliban aracılığı ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez ülkelerinin özellikle Türkiye’ye yönlendirdiği ortaya çıktı. Hatta bu ülkelerin kirli planları için insan kaçakçılarını parasal olarak da desteklediği belirtiliyor. Bu oyunla Türkiye’nin ‘insani yardım hassasiyeti’ istismar edilerek özellikle Suriye’de işbirliği halinde olduğu komşusu İran ile arasının açılması hedefleniyor. ABD’nin Afganistan Büyükelçisi John Bass, Afganistan’a gittikten sonra gerçekleşen bombalı saldırıların artması ve İran üzerinden Türkiye’ye göç akını yaşanması dikkat çekici bulunuyor.

Birden Ortaya Çıktılar

İran üzerinden Türkiye'ye özellikle 2018’in son 3 ayı olmak üzere yaşanan insan göçünde büyük artış gözleri hareketliliğe çevirdi. Kısa sürede Afgan göçmen rakamı 20 bine dayandı. Binlerce kilometrelik mesafeyi çoğu zaman yürüyerek gelen göçmenler, Iğdır, Ağrı, Van üzerinden Türkiye'ye geçti. Rakam 2018’in toplamında ise 30 bine dayanarak 29 bin 899 göçmene ulaştı. Türkiye, söz konusu göçmenlerin 7 bin 100’ünü ülkelerine uçaklarla geri gönderdi.

Arap Emirlikleri Parmağı

Nihai hedefleri Avrupa olarak gösterilen ve kısa sürede büyük rakamlara ulaşan Afgan göçmen trafiğinin perde arkası bilgileri yaşanan hareketliliğin bir oyun olduğunu gözler önüne sererken, şüpheli olarak da oklar Türkiye karşıtı politikalarıyla Orta Doğu’da öne çıkan Birleşik Arap Emirlikleri’ne yöneliyor. BAE ve Bazı Körfez ülkeleri tarafından El- Kaide ve Taliban da aracı olarak kullanılarak göçmenlerin özellikle Türkiye’ye yönlendirdiği bildirildi. Hatta bu amaç için oluşturulan organizasyon kapsamında ‘Yeter ki bu kişileri Türkiye’ye götürün’ denilerek insan kaçakçılarına para dahil her türlü desteğin verildiği belirtiliyor.

Köşeye Sıkıştırmak İstiyorlar

Planın bir parçası İran-Türkiye’yi karşı karşıya getirmek olarak değerlendirilirken diğer bir hedefi de ortaya çıkacak manzaralarla Türkiye’nin dünya kamuoyu önünde “insani yardım” açıdan sorgulanmasını sağlamak. Suriye iç savaşında ‘açık kapı politikası’ uygulayarak 3,5 milyon Suriyeliye kucağını açan Türkiye, Afgan göçmen oyunu ile ‘Afganlar, 300 km’lik yolu yürüyerek çıplak ayakla kat edip Türkiye’ye geliyor ve sokakta yatıyor’ algısı ile hedef gösterilmek isteniyor. Bunu yaparak da Türkiye’nin insani yardım hassasiyetini istismar etmeyi amaçladılar. Suriye iç savaşında büyük bir insani sınav veren Türkiye, bu ülkelerin son karalama çabalarına karşı İslam ülkelerindeki Müslümanların takdiri toplamış durumda. Körfez ülkeleri ise Suriyelilere yardım yapmadığı için halkları tarafından büyük tepki altında. Sahneye sürülen bu oyunla ‘Türkiye, mültecilere kötü davranıyor’ algısı oluşturularak Türkiye’nin bu üstünlüğü kırılmak istendi.

(Yeni Şafak, 14 Mayıs 2018)

 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: “Batı Bizi Tampon Olarak Görüyorsa Yanılıyor”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Biz göçün, uyuşturucunun ve terörün tamponu değiliz. Batı bizi böyle görüyorsa yanılıyor. Eğer ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğine seyirci kalınacaksa bu devam edecektir. Bir taraftan belirsizliği, bir taraftan terörizmi başka sahalara yükleme aklına sahip olmaya devam edilecekse, bu göç meselesi de devam edecektir. Uyuşturucu konusunda sadece güzel ve cilveli sözlerin dışında net bir irade ortaya konulmayacaksa, bu meseleler aynı şekilde devam eder." dedi. Soylu, Grand Cevahir Hotel'de düzenlenen "Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin İş Gücü Piyasasına Uyumu: Zorluklar ve Fırsatlar" konferansının açılışındaki konuşmasında, dünya ile özellikle Batı medeniyeti ile Türkiye arasında Suriyeliler meselesine bakışta büyük farklar olduğunu dile getirerek, Batı'nın kriz ortaya çıktığı ilk andan itibaren konuya güvenlikçi bir anlayışla ve tepkisellikle yaklaştığını anlattı. Türkiye'nin göçü yönetmeyi, Batı'nın ise göçü önlemeyi tercih ettiğini ifade eden Soylu, şöyle devam etti: "Batı, olayı sadece bir güvenlik sorunu olarak ekonomilerine ve gündelik yaşamlarına tehdit olarak gördü. Buradan hareketle sadece göçmenlerin kendi sınırlarına ulaşmasını engelleyecek çalışmalara ilgi ve destek verdi. Mesela geri kabul anlaşmasını büyük bir şevkle imzaladı ama Türk vatandaşları için vize serbestisini hayata geçirmedi. Sahil Güvenlik Komutanlığımıza bağlı gemiler, haftada bin saat kapasiteyle çalışması lazım gelirken, bugün 4 bin saat kapasiteyle çalışıyorlar. Sadece Batı'ya biraz daha az düzensiz göçmen gitsin diye. Biz göç açısından Batı'nın tampon ülkesi miyiz? Uyuşturucu açısından Batı'nın tampon ülkesi miyiz? Terör açısından Batı'nın tampon ülkesi miyiz? Türkiye tarihsel bir haksızlıkla karşı karşıyadır. Uğraştığımız konu o kadar basit değil. Almanya seçimlerden göç, seçimin ana meselesiydi. İngiltere İçişleri Bakanı Amber Rudd sadece göç meselesi yüzünden istifa etmek zorunda kaldı. Göç meselesini sadece Suriye'den ve başka noktasından gelenlerin Türkiye'ye veya gelişmiş ülkelere doğru gitmesi konusu olarak değerlendirmek ve sadece büyük fotoğrafın içerisinde bir daire olarak almak, meseleye hem bakış açısında hem çözümlemede bizi büyük yanlışa götürür. Geri gönderme dahil, Avrupa'yla uyguladığımız hiçbir işte bugüne kadar en ufak bir başarı söz konusu değildir." Bakan Soylu, AB ile Yunanistan arasındaki "başarısız" ilişki sebebiyle Yunanistan üzerinden Avrupa'ya gidişlerin olabileceğinin belirlenmesiyle ciddi göç baskısı oluştuğunu ve bunun Avrupa'nın ortaya koyduğu başarısız yaklaşımdan kaynaklandığını söyledi. Türkiye'ye 40 bin Afgan geldiğini kaydeden Soylu, "Geçen sene bu sayı 6-7 bin civarındaydı. Bugüne kadar 10 bin 178 Afgan'ı charter uçaklarıyla kendi memleketlerine gönderdik. 10 güne kadar da bu sayıyı 15 bine çıkaracağız. Çok özür diliyorum, Batılı dostlarımızın burun kıvırarak baktıkları Afganistan bu konudaki hassasiyetini ortaya koydu, bizimle iş birliği içerisinde oldu. Yaklaşık 10 bin 178 şimdi, yakın bir zaman dilimi içinde 15 bin kişi... Bütün bunları gerçekleştirme imkanına biz sahip oluyoruz da Batı niye elini taşın altına koymuyor?" diye konuştu. Soylu, konunun sadece göç ve uyum meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: "Batı'da çalışan insanlar var da Türkiye'de çalışan insanlar yok mu? Biz bir istihdam baskısıyla karşı karşıya değil miyiz? Biz, uluslararası denetimle karşı karşıya değil miyiz? Biz göçün, uyuşturucunun ve terörün tamponu değiliz. Biz, bunu kabul etmiyoruz. Batı bizi böyle görüyorsa yanılıyor. Eğer ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğine seyirci kalınacaksa bu devam edecektir. Bir taraftan belirsizliği, bir taraftan terörizmi başka sahalara yükleme aklına sahip olmaya devam edilecekse, bu göç meselesi de devam edecektir. Uyuşturucu konusunda sadece güzel ve cilveli sözlerin dışında net bir irade ortaya konulmayacaksa, bu meseleler aynı şekilde devam eder. Afganistan'daki uyuşturucu trafiğini kim yönetiyor? Biz mi yönetiyoruz? Afganistan'a kim hakimse, her santimetrekaresini kim karıştırıyorsa, uyuşturucu trafiğini de o yönetiyor? Biz üzerimize düşeni yapıyoruz hem de medeniyetimizin ve tarihimizin bize bıraktığı emanete, mirasa sahip çıkarak. Eğitiminden sağlığına kadar, oturumundan onların kucaklanmasına kadar şefkatine kadar... Sadece devlet değil, millet devlet birlikte yapıyor. Batı'nın anlayamadığı en önemli meselelerden biri de budur. Suriyeli, Afgan göçmen meselesi sadece Türkiye'ye gelen düzensiz göçmen meselesi değildir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Hükümeti'nin bir meselesi değildir, bizim için bir insanlık meselesidir. Batı bunu güvenlik meselesi olarak görüyor, biz insanlık meselesi olarak görüyoruz."

"Bir Tek DEAŞ'lı Bizim Üzerimizden Batı'ya Geçmiş Değildir"

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, AB'nin Türkiye'nin sığınmacılara yaptığı harcamalara elle tutulur bir katkı sağlamadığını, 500 milyonluk AB'nin 80 milyonluk Türkiye'nin kabul ettiği kadar mülteci kabul edemediğini anlattı. Ortada ciddi bir anlayış farkı olduğunu belirten Soylu, "Batı medeniyeti bir yandan göçmenleri oldukları yerde veya kendi ülkeleri dışında herhangi bir yerde durdurmaya çalışıyor ama öte yandan garip bir çelişkiyle beraber, oradaki güvenlik sorunun çözümüne kalıcı bir öneri getiremiyor, hatta köstek oluyor. İşte PKK-PYD ile iş birliği yapmak, 5 bin tır silah hibe etmek, terörün finansmanını sağlayan uyuşturucu ticaretine zımni olarak göz yummak gibi. Bu silahlar nerede kullanılacak? Geçen gün Fransız İçişleri Bakanı ile birlikteydik. Elime boş bir kağıt alıp, çizdim. 'Rakka'dan güya uluslararası baskıyla DEAŞ'lı teröristler çıktı. Ama bir anlaşmayla çıktığını siz de biz de biliyoruz. Bunlar nereye gidiyor? Birincisi, Afganistan ve Pakistan hattı üzerinden, Kafkas hattı üzerinden bir noktaya gidiyor. İkincisi, bir bölümü Sina'ya gidiyor. Diğer bir bölümü de Ürdün, Libya, Lübnan üzerinden Batı'ya gidiyor. Bir tek DEAŞ'lı bizim üzerimizden bugüne kadar Batı'ya geçmiş değildir. " diye konuştu.

(Anadolu Ajansı, 11 Mayıs 2018)

 

Türk Kızılayı Genel Başkanı Kerem Kınık: “Her Gün Yaklaşık 30 Bin İnsan Mülteci Oluyor”

Türk Kızılayı Genel Başkanı Kerem Kınık, Adana'da bir otelde düzenlenen, İnsani Yardımın İş Dünyasındaki Yeri ve Beklentileri Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türk Kızılayı’nın 11 Haziran 2018'de 150 yaşına basacağını hatırlattı. Türk Kızılayı’nın kurulduğu günden bugüne sıkıntılı dönemlerin tamamında milletin yanında yaraları sarmak için gönüllü şekilde çalıştığını belirten Kınık, kurulduğunda Hilal-i Ahmer Cemiyeti adını taşıyan kurumun o dönemde yaptığı çalışmalarla ilgili bilgi aktardı. Kınık, Türklerin asil bir millet olduğunu ve düşeni kaldırmaya çalıştığını dile getirdi. Bugün ülkede ve dünyanın nice coğrafyalarında ezilen insanlık onurunu ayağa kaldırmak ve yardıma muhtaç hale gelmiş, izzeti ayaklar altına alınmış masumlara "İnsanlık ölmedi" demek için çalışmalar yaptıklarını ifade eden Kınık, şöyle devam etti: "Bugün öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bu dünyada yaman çelişkiler var. Bir yanda fazla tükettiği için şişmanlık ve ona bağlı diyabet, kanser gibi hastalıklarla boğuşan milyarlar, bir tarafta günlük ihtiyacını karşılayamadığı için yatağa her gün aç giden 980 milyon insan. Bir tarafta yılda insanlık olarak ürettiğimiz 4 milyar ton gıda. Bir tarafta kullanılabilecek haldeyken tüketmeden çöpe attığımız 1,3 milyar ton gıda. Sadece ABD'nin çöpe attığı 220 milyon ton gıdayla sahra Afrika'daki aç insanlar üç sefer doyuyor. ABD, yapıyor da biz yapmıyor muyuz? 500 bin ton, 500 milyon kilo ekmeği çöpe atıyoruz yılda. 500 bin ton ekmeği pişirip, üretip, çöpe atıyoruz. 500 bin ton ekmekle 82 devlet hastanesi yapabiliyoruz. Bugün, üretim noktalarından hanelerimize kadar Türkiye'de yapmış olduğumuz israfın maddi karşılığı 214 milyar, yani katrilyon. Bir tarafta da açlık çeken insanlar var." Kınık, günümüzde dünyada devam eden 40 aktif savaş olduğuna işaret ederek "Bu savaşlardan dolayı her gün, her dakika insanlar mülteci oluyor, silah zoruyla evini ve ülkesini terk etmek zorunda kalıyor. Her bir dakikada 20 insan mülteci oluyor. Her gün yaklaşık 30 bin insan mülteci oluyor. Bugün dünyada silah zoruyla evini, barkını terk etmiş insan sayısı 66 milyona ulaştı. Bugün mülteciler eğer bir ülke olsaydı dünyanın 9. büyük ülkesi olacaktı." diye konuştu.

"Ciddi Çaba Sarf Ediyoruz"

Dünyada dini, mezhebi, dili ve kimliğine bakılmaksızın insan olarak yaklaşılması ve el uzatılması gereken çok fazla acı olduğunu vurgulayan Kınık, şunları söyledi: "Kızılay olarak öncelikli vazifemiz, memleketimizin, insanımızın afetlere karşı, olağanüstü durumlara karşı dayanıklılığını artırmak. Birinci vazifemiz, memleketimizde yaşayan insanların yoksulluğunu ortadan kaldırmak. Bunları yaparken kan, sağlık hizmetleri gibi hizmetler sunarak halkın sağlığını korumak. Kızılay’ın afet, insani yardım ve halk sağlığı vazifesi var. Bunları yürütürken tamamen gönüllü katkılarla vatandaşlarımızın bağışlarıyla kendi geliştirmiş olduğu kaynaklarla bu faaliyetlerini yürütüyor. Kızılay bir dernek. Bizler maaş almıyoruz, gönüllüyüz. Devletimiz, Kızılay’a bütçesinden bir maddi katkı vermiyor. Kızılay, tamamen milletinin omuzlarında yükselen, onun desteğiyle çalışan bir kuruluş. 2015 yılında 980 milyon lira olan bütçemiz, geçen yıl 3,5 milyar lira olarak gerçekleşti. Bu sene de yaklaşık 5,5 milyar gibi bütçe bağladık. Bu büyük bir rakam. Bu rakam için gerçekten çok çalışıyoruz. Gerek sahada, gerek geliştirmeye gayret ettiğimiz kaynaklarımız gerekse uluslararası fonlar noktasında ciddi çaba sarf ediyoruz."

(Anadolu Ajansı, 11 Mayıs 2018)

 

Sığınmacıların Kayıtları Güncelleşecek

Batman kent merkezinde sayıları 25 bini bulan Suriyeli ve Iraklılar, yeniden kayıt altına alınıyor. BM’nin de destek verdiği kayıt projesine Haziran’da başlanılacak. Son 7 yılda Batman’a yerleşen Suriye ağırlıklı sığınmacılar yeniden kayıt altına alınıyor. Birleşmiş Milletler’in de destek verdiği çalışmaya Haziran’ın ilk haftasında start verilecek. Bugüne kadar 4500’e yakın sığınmacının BM Yabancı Başkomiserliği’nce iltica talepleri Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yapılırken, geride kalan diğer sığınmacıların adresleri de yeniden güncelleştirilecek. Öte yandan uzun süre Vahap Asma’nın İl Göç İdaresi Müdürlüğü’nü yaptığı kuruma yeni atanan İl Müdürü İbrahim Halil Tokmak, Batman’da oturan sığınmacıların birçok sorunu çözmeye çalıştıklarını ifade etti.

(Batman Çağdaş, 11 Mayıs 2018)

 

Türkiye’de Doğan Suriyeli Bebek Sayısı Açıklandı

AA muhabirinin, Kamu Denetçiliği Kurumunca (KDK) hazırlanan "Türkiye’deki Suriyeliler" özel raporundan derlediği verilere göre, geçici koruma altındaki Suriyelilere yönelik sağlık hizmetleri Suriyelilerin Türkiye’ye ilk giriş tarihi olan 29 Nisan 2011’de Hatay’da başladı.  Suriyeliler, göçmen sağlığı merkezlerinden, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarına ait sağlık hizmeti sunucularından, üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinden, özel hastanelerden ve gönüllü sağlık merkezlerinden faydalanabiliyor. Geçici koruma altına alınanlar, sağlık hizmetini ikamet adresinde alıyor, bulundukları ilde tedavi yapılamaması halinde gerekli sevk işlemleri yapılıyor. Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşlara ait ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına doğrudan sevk almadan başvuru yapabilen Suriyeliler, üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerine ve özel hastanelere gerekli hallerde sevkle gidebiliyorlar. Türkiye’de ön kayıt yapılmış geçici koruma altına alınmayı bekleyen Suriyeliler için de birinci basamak temel sağlık hizmetleri veriliyor. Sağlık Bakanlığı ile AFAD arasındaki protokol kapsamında geçici koruma altına alınanlara sunulan sağlık hizmetlerinin ücretleri AFAD tarafından Sağlık Bakanlığına ödeniyor. Geçici barınma merkezlerinde bulunan sağlık tesisleri geçici sağlık tesisi olarak adlandırılıyor. Bu tesisler Sağlık Bakanlığına bağlı olarak çalışıyor ve geçici görevlendirmeler ile hizmet sunuluyor. Bu kapsamda, Ağustos 2017 verilerine göre, geçici barınma merkezlerinde toplam 498 personel görev yapıyor. Saha ziyaretlerinde geçici sağlık tesislerinde görüşülen Suriyeliler, hizmetlerden çok memnun olduklarını, acil durumlarda ambulansın hazır olduğunu, gerektiğinde merkezdeki hastanelere sevk edildiklerini ifade etti. Öte yandan Kilis’te bir, Hatay’da altı, Gaziantep’te iki, Mersin’de üç, İstanbul’da bir olmak üzere 13 gönüllü sağlık tesisi bulunuyor. Bunun yanında, Türkiye’de Ağustos 2017 itibarıyla Sağlık Bakanlığı bünyesinde 19 ilde göçmenlere hizmet verilen 76 göçmen sağlığı merkezinde 200 göçmen sağlığı birimi bulunuyor.

3 Milyon Doz Aşı Yapıldı

Suriyelilerin ülkeye giriş yapmaya başladığı 2011 yılından 11 Aralık 2017’ye kadar 31 milyon 449 bin 800 muayene gerçekleştirildi, 1 milyon 326 bin 849 hasta hastanelere yatırılarak tedavi edildi. Ayrıca, 1 milyon 112 bin 58 Suriyeli hasta Türkiye’de ameliyat edildi, hastanelerde 276 bin 158 Suriyeli bebeğin doğumu gerçekleştirildi. Suriyeli bebek ve çocuklara da aşı takvimine uygun olarak 3 milyon 215 bin 128 doz aşı yapıldı.

(Belge.com.tr, 14 Mayıs 2018)

 

Göçmen Kadınlara Sosyal Destek Devam Ediyor

Çanakkale Belediyesi Troia Sosyal Yaşam Evi’nde kurulan Göçmen Kadınlarla Destek Grubu, çalışmalarını yoğun ve etkili bir şekilde sürdürüyor. Grubun çalışmalarını Belediye Başkan Yardımcısı Rebiye Ünüvar da Troia Sosyal Yaşam Evi’ne düzenlediği ziyarette yerinde inceleme fırsatı buldu. Sosyal Yaşam Evi’nde 2017 yılında 7-14 yaş grubu çocuklarla gerçekleştirilen Yaz Etkinliklerine katılan çocukların bazılarının mülteci olmasından hareketle çocukların ailelerini de kapsayacak psiko-sosyal destek çalışmalarının temeli atıldı. Göçmenlerin hem birey hem aile olarak yaşadıkları topluma ve kültüre uyum sağlamaları, dil öğrenmeleri, kendilerini kente ait hissetmeleri, özgüvenlerinin yükselmesi gibi amaçlarla ASAM’ın da (Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği) destekleriyle Troia Sosyal Yaşam Evi’nde bir çalışma grubu oluşturuldu. Uyum sürecinde daha dezavantajlı durumda bulunduğu gözlemlenen göçmen kadınları kapsayan Göçmen Kadınlarla Destek Grubu, 2018 Şubat ayında çalışmalarına başladı. Çalışmalarda kadınların özgüvenlerinin yeniden yapılandırılması, kendilerini ifade edebilmeleri, yetenekleriyle ön plana çıkmaları, kenti ve kültürü öğrenmeleri gibi toplumsal ve psiko-sosyal amaçlar hedeflendi. Bunların yanında Belediyenin çalışma ve hizmetleri de kadınlara anlatılırken, sağlık eğitimleri, el işi atölyeleri, kent gezileri, piknikler gibi pek çok etkinlik de grup çalışmalarında gerçekleştiriliyor. Grup, son olarak Çanakkale Belediyesi Tohum Sandığı’nda gerçekleşen Tohum Takas Şenliğine yöresel yemekleriyle katılarak, kentliler ile buluştu. Bu katılım ile göçmen kadınların Çanakkaleli kadınlar başta olmak üzere kentlilerle tanışması, kaynaşması, gelir elde etmeleri ve kendilerini bir yere ait hissetmeleri amaçlandı. Göçmen Kadınlarla oluşturulan çalışma grubunun çalışmalarına ise Belediye Başkan Yardımcısı Rebiye Ünüvar da katıldı. Ünüvar, gruptaki kadınlarla tanışarak sohbet etme fırsatı bulurken, çalışma ve faaliyetler hakkında da bilgiler aldı.

(Çanakkale Belediyesi İnternet Sayfası, 11 Mayıs 2018)

 

Van'da 14 Kaçak Göçmen Yakalandı

Van'ın Başkale ilçesinde, 14 kaçak göçmen yakalandı. Alınan bilgiye göre, Böğrüpek Mahallesi yakınlarında devriye görevi yapan İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı ekipler, yaya olarak ilerleyen grubu durdurdu. Sınırı yasa dışı yollardan geçerek yurda girdikleri anlaşılan 2'si çocuk 14 Afgan uyruklu gözaltına alındı. Başkale Devlet Hastanesinde sağlık kontrolünden geçirilen yabancı uyruklular, sınır dışı edilmek üzere Van Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesine teslim edildi.

(Milliyet, 13 Mayıs 2018)

 

Balıkesir'de 57 Yabancı Uyruklu Yakalandı

Balıkesir'in Gömeç ilçesi açıklarında yasa dışı yollardan Yunanistan'ın Midilli Adası'na gitmeye çalışan 57 yabancı uyruklu yakalandı. Alınan bilgiye göre, Karatepe mevkisi açıklarındaki lastik botta bir grup düzensiz göçmen olduğu ihbarı üzerine sahil güvenlik ekipleri, operasyon düzenledi. Operasyonda 56 Suriyeli ve bir Filistinli olmak üzere 57 yabancı uyruklu yakalandı. Aralarında 27 çocuk ve 11 kadının bulunduğu göçmenler, işlemlerinin ardından güvenlik güçlerine teslim edildi.

(Milliyet, 11 Mayıs 2018)

 

Çanakkale’de 23 Kaçak Göçmen Yakalandı

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesinden Yunanistan’ın Midilli adasına gitmek için hazırlık yapan 23 yabancı uyruklu şahıs, jandarmanın operasyonu sonucu yakalandı. Küçükkuyu Assos sahil yolunda devriye görevi yapan Jandarma ekipleri Nusratlıaltı mevkiinde zeytin ağaçları arasında Yunanistan’ın Midilli adasına gitmek için hazırlık yapan kaçak göçmen grubunu tespit etti. Küçükkuyu Jandarma Karakol Komutanlığı ekiplerinin yaptıkları operasyonda Pakistan, Suriye ve Afganistan uyruklu toplam 23 kaçak göçmen yakalandı. Küçükkuyu Jandarma Karakoluna getirilen mülteciler, buradaki işlemlerinin ardından Ayvacık Göçmen Geri Gönderme Merkezine gönderildi.

(Haber Türk, 11 Mayıs 2018)

 

Edirne’de Suriye Uyruklu 31 Kaçak Göçmen Yakalandı

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde polis ekiplerince yapılan yol kontrolünde durdurulan bir araç içerisinden Suriyeli uyruklu 31 kaçak göçmen yakalandı. Uzunköprü İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Meriç yolu kavşağı üzerinde gerçekleştirdiği rutin kontrollerde, şüphe üzerine bir minibüsü durdurdu. Polis ekiplerince araç içerisinde yapılan kontrollerde, 5’i kadın, 5’i çocuk olmak üzere toplam 31 Suriye uyruklu kaçak göçmen yakalandı. Araç sürücüsü Y.Ş. çıkarıldığı adli makamlarca göçmen kaçakçılığı suçundan tutuklanarak cezaevine konuldu. Yakalanan 31 Suriyeli kaçak göçmen ise emniyette tamamlanan işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Geri Gönderme Merkezine sevk edildiği bildirildi.

(İhlas Haber Ajansı, 11 Mayıs 2018)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1886-turksam-goc-gocmen-bulteni-14-mayis-2018
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 1790 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)