Dış Basın | 15 Mayıs 2018

|

TÜRKSAM Göç / Göçmen Bülteni (15 Mayıs 2018)



 

Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar...

 

Paris'in Göbeğinde 'İnsanlık Dışı' Göçmen Kampı

Fransa'nın başkenti Paris'te Saint Denis ve Saint Martin kanallarında, su kenarında kurulan yüzlerce çadırda göçmenler, aylardır kentin zenginliğine tezat oluşturan bir sefalet içinde yaşıyor. Paris'in göbeğinde insanlık dışı hijyen ve güvenlik koşullarında hayatta kalmaya çalışan 2 bin 500'ü aşkın göçmen her gün yaşamla ölüm arasında gidip geliyor. En kötüsünden, ölümlerin başlamasından korkuluyordu ve korkulan oldu. Geçtiğimiz hafta Afgan ve Somali asıllı iki göçmen genç, kampların kurulduğu Saint-Martin ve Saint Denis kanallarında boğularak can verdi. Afgan genç, Saint Martin kanalının sularında umut yolculuğuna son verdi. Geçtiğimiz Pazar günü Saint Denis Kanalı'nda bulunan bir bedeninse, aylar önce ölen ve vücudu artık formunu kaybetmeye başlayan Somalili bir göçmene ait olduğu belirlendi. Talihsiz genç, denizleri aşıp Avrupa'ya geldi ama Paris'in ortasından geçen küçük bir kanalda can verdi. Aynı son, son derece sınırlı koruma bariyerleri olan, yerleşim yolu değil yürüyüş yolu olarak düşünülen kanalın kenarında yaşayan binlerce göçmen için de her an gerçekleşebilir. Saint-Denis kanalının kenarına gittiğimizde, aklımıza ilk gelen kampın ne kadar tehlikeli bir yerde kurulduğu oldu. Suyun hemen yanında kurulan çadırlar, yanyana geçilemeyecek kadar dar bir patikanın arkasına dizilmiş. Çoğu zaman kampların arasından, göçmenlerin özel eşyalarına basarak ilerlemek zorunda kalıyorsunuz.

Mahalle Sakinleri Korku İçinde

Kanal kenarında telefonla konuşan, grup halinde oturan, öylece sulara bakan ya da birlikte içen göçmen gençler. Bir kenarda, hijyen koşullarının ağırlığı nedeniyle saçlarını kazıtan bir göçmen. Kanalın karşısındaysa göçmen çadırlarının önünden etrafına şaşkınlıkla bakan bebeğinin pusetini ve alış veriş sepetini iterek geçmeye çalışan bir mahalle sakini. Hem göçmenler, hem mahalle sakinleri için tam anlamıyla bir dram. Mahalle sakinleri, bir taraftan göçmenler için büyük bir üzüntü duyduklarını söylerken, sokaklarında gezen binlerce yabancıdan korktuklarını da dile getiriyor. Bir kısmı onlarla yaşamak istediğini gösterircesine, kanal kenarında koşuyor, göçmen çadırlarının yanından geçerken, onlara mahallenin bir parçası gibi hiç rahatsız olmadan bakıyor. Henüz mahalle sakinleriyle göçmenler arasında bir çatışma olmamış, ama köprünün hemen yanında Millenaire Alışveriş Merkezi'nde bir kafede çalışan genç bir garson bize "her akşam göçmenlerin kendi aralarında büyük kavgalar koptuğunu" anlatıyor. Kafenin biraz ilerisinde yer alan İstanbul Restaurant çalışanı Türkler, göçmenlerin kendi görüş alanlarına girmediğini, varlığından bile haberdar olmadıklarını dile getiriyor.

Gazetecilere de Öfke

Mahalle sakinlerini bırakıp göçmenlerin arasına iniyorum. Önce kanalın karşısındaki grup, elimdeki fotoğraf makinasını görerek hakaret dolu laf atıyor ve "çık git buradan gazeteci" diye bağırıyor. Elimle onları selamlayıp yoluma devam edince ilginç bir şekilde tepkiler susuyor ve gözleri üstümde olsa da artık laf atmıyorlar. İzliyorlar sadece. Bir grup yanıma yaklaşıyor ve "burada fotoğraf ve film çekmek yasak. Kameranı indir" uyarısında bulunuyor. İndiriyorum. O zaman benimle utangaç ve korkulu da olsa diyalog kurmaya başlıyorlar. Çadırların arasında, bazen de istemeden göçmenlerin eşyalarına basmak zorunda kalarak ilerliyorum. Etrafımı bir grup sarıyor. Suyun hemen yanındayız, azıcık sendelesek kanala düşeceğim. Ama bu acılı insanların bana birşey yapmayacaklarına güvenerek ilerlemeye devam ediyorum. Belediye bazı noktalara bariyer koysa da suya bu kadar yakın olmak korkutucu. Ve yüzme bilmediği halde gözünü kırpmadan Akdeniz'i geçen göçmenler, burada boğulmaktan korkuyor. Fas kökenli genç ve hayat dolu iki çocuk yanıma geliyor. Onlarca göçmen arasında yalnızca onların yüzü gülüyor. Fransızcaları iyi derecede olduğu için bana deyim yerindeyse hem mihmandarlık hem tercümanlık yapmaya başlıyorlar. Yalnızca ses kaydı yapmama ve bir kaç fotoğraf çekmeme izin veriyorlar sonunda. Güven verdiğimi anlamanın rahatlığıyla dinlemeye başlıyorum göçmenleri.

Ağır Hijyen Koşulları

Tek başına, kanal kenarındaki bir şezlongun üzerinde oturan üzgün, yıpranmış, yorgun bir gence yaklaşıyorum. Önce konuşmak istemiyor. Hali yok belli. Gineli ve 22 yaşında olduğunu öğreniyorum. "Akdeniz'i geçtiğini, İtalya'ya ulaştığını, buradan Fransa'ya geldiğini, ancak Dublin Konvansiyonu nedeniyle (Göçmenlerin Avrupa'da geldiği ilk ülkeye kayıt edildiği ve diğer ülkelere başvuru yapmasını engelleyen anlaşma) Fransa'nın kendisine kağıt vermediğini" anlatıyor. Önce Annecy kentine ardından Paris'e gelmiş. Yapayalnız. "Birlikte fotoğraf çekebilir miyiz?" diye soruyorum, "Hayır" diyor. Bir bölümüyse kirlilik ve hijyen koşulları nedeniyle hastalık kapmaktan korkuyor. Tuvalet ihtiyacını gidermek, traş olmak, duş almak, diş fırçalamak bile çok büyük zorluklar içeriyor. Şubat ayından buyana, her gün ortalama 80 göçmen bu kamplara dahil oluyor. Bugün sayıları 2 bin 500'ü aştı. Bu göçmenlerin yüzde 60'ı Afrika'dan, Eritreli ya da Sudanlı. Bir bölümü ise, Afgan, Suriyeli, Iraklı ve diğer ülkelerden gelmiş. Yaşları 16 ve 22 olan iki kafadar Kuzey Afrikalı genç gülümseyerek yaklaşıyor. Biri, nehir kenarında bitlenmemek için kafasını kazıtan bir göçmeni göstererek "Burası yaşanacak bir yer değil. Bakın şu hale. Her şey ortada. Yalnızca tek bir su musluğu var. Duş yok. Binlerce kişi için sadece bir kaç tuvalet var. Her gördüğünüz çadır grubu bir ülkeye ait ve her gece birbirleri arasında kavga oluyor" diye anlatıyor. Hemen kampların yanında bir elektrik kaynağının etrafında 5-6 genç toplanmış, dünyayla ve içinde yaşadıkları kentle tek bağları olan telefonlarının şarj olmasını bekliyorlar. Orta yaşlı bir Sudanlı kanalın sularından gözlerini almadan, "Çok zor, bütün gün burada hiçbir şey yapmadan sadece bekliyoruz. Sadece ileride metro durağının olduğu yerde bize yemek dağıtılıyor. Oraya gitmek dışında yaptığımız bir şey yok. Her gece bir kavga oluyor. Çok şiddetli kavgalar. Korkuyorum burada. Ama gidecek başka bir yer de yok. Bunca yolu bunun için mi aştım" sözleriyle yaşadıklarını anlatıyor. Kamp civarında belediye yalnızca 10 mobil tuvalet kurabilmiş. Hijyen koşullarının ötesinde, ülkelerinde ve göç yolunda yaşadıkları travmalar nedeniyle pek çoğunun psikolojik desteğe ihtiyacı var. Ama böyle bir destek de verilmiyor. Yalnızca 10 kadar gönüllü dernek, onlara giyinmeleri, beslenmeleri ve resmi işlemlerini görebilmeleri için yardımcı oluyor.

Derneklerin Çığlığı

Fransa, France Terre d'Asil (Mülteci Vatanı Fransa) Derneği Başkanı Pierre Henry, kanalda boğulan iki gencin durumuyla ilgili olarak Fransız medyasına "Maalesef öngörülen kazalar bunlar. Bizim gibi bir ülkede böyle bir kamp olamaz. Aylardır yetkililerden bu insanlara yer göstermelerini istiyoruz. En kötüsünü bekliyorduk. En kötüsü de oldu" dedi. Kampı defalarca ziyaret eden Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, İçişleri Bakanlığı'na ve Başbakan'a onlarca mektup yazarak, çare bulmalarını istedi. Ancak kulislerden sızan dedikodular, Paris belediyesini almak isteyen iktidar partisinin bilerek Anne Hidalgo'yu bu krizle baş başa bıraktığını gösteriyor. Hükümet 2015'ten bu yana 30 kadar kampı boşalttı ancak bu insanlara yer gösterilemediği için sürekli yeni bir mekanda kamp kuruyorlar. Paris'in göbeğinde sefaleti yaşayan göçmenler, artık umutsuzca kendilerine yer gösterilmesini bekliyor.

(Amerika’nın Sesi, 14 Mayıs 2018)

 

Alman Doktor Artık Mülteci Muayene Etmiyor

Almanya halen 2015 sonbaharında yaşadığı mülteci akınının sonuçlarını tartışıyor. Paris’te çalışan Alman moda ikonu Karl Lagerfeld, geçen günlerde yanlış mülteci politikasıyla aşırı sağcı AfD’nin meclise girmesine neden olduğu için “Merkel’den nefret ediyorum” dedi. Koalisyonun küçük ortağı CSU Grup Başkanı Alexander Dobrindt, sığınma başvurusu reddedilen mültecilerin geri gönderilmesini mahkeme yoluyla engelleyenleri “Almanya’da sınır dışı karşıtı bir sanayi” oluştu diye suçladı. Hukukçular Dobrindt’e “sınırdışı karşıtı sanayi dediğiniz hukuk devleti” diye sert çıktı. Dobrindt’i CSU’nun içindeki gizli AfD’li diye niteleyenler bile oldu.

‘Yanlış Anlaşıldım’ Dedi

Daha bu tartışmanın yankıları bitmeden bir yenisi sahneye çıktı. FDP lideri Christian Lindner, hafta sonu parti kurultayında fırında ekmek kuyruğunda bekleyen Almanların önde kırık bir Almancayla ekmek alan bir yabancıyı Hindistan’dan gelen yüksek kalifiye biri mi yoksa kaçak bir mülteci mi diye ayırt etmekte zorlandığını anlattı. Sosyal medya Lindner’e ırkçılık suçlamasıyla yıkıldı. Lindner sözlerinin yanlış anlaşıldığını savundu.

Alman Basını Sorguluyor

Şimdi de Almanya’nın Bavyera Eyaleti’nde bir doktorun “Ben artık mülteci muayene etmiyorum” sözleri tartışmalara yol açtı. 2015 mülteci akınında ‘Mültecilere Almanya kucak açtı’ diye başlık atan ve eleştirel seslere yer vermeyen Alman basını, ‘Acaba CSU Grup Başkanı Dobrindt ve Bavyeralı doktor haklı mı?’ sorularını sormaya başladı.

‘Mülteci Düşmanı Değilim’

Die Zeit gazetesine konuşan ve adını açıklamayan doktor, Bavyera Eyaleti’nin Deggendorf kentinde mülteci transit merkezinde çalışıyor. Kendi ifadesine göre yabancı düşmanı değil. 2015 akınında mültecilere yardıma koşmuş ancak artık mülteci muayene etmiyor. Bunun gerekçesini ise şöyle açıklamış: “Bunların çoğu sağlık turisti. Bazıları ‘Viagra yaz’ diye geliyor. Yazmadığım zaman kızıp köpürüyorlar. Bazıları çok pahalı diş taktırmak, masaj yaptırmak istiyor. Bir akşam 41 hastadan sadece biri teşekkür etti. Özellikle Azerbaycanlı mülteciler Almanya’da iyi doktor tedavisi için geliyor. Almanya’da sığınma başvurusunun uzun sürdüğünü biliyorlar. Başvuruları reddedilene kadar tedavilerini bitirmek istiyorlar. Sığınmaları reddedilince hemen gitmiyorlar. İtiraz ediyorlar. Gerçekten yardıma ihtiyacı olanlara sıra bile gelmiyor.”

(Hürriyet, 14 Mayıs 2018)

 

Macaristan'da Yeni Hükümetin İlk İşi 'Soros'u Durdur' Yasası Olacak

Macaristan Başbakanı Viktor Orban: 'Yeni hükümet kurulup ilk oturumunu gerçekleştirmesinden hemen sonra Soros'u durdur yasa tasarısı ve anayasa değişikliği meclise sunulacak' Macaristan Başbakanı Viktor Orban, yasa dışı göçü engellemek için hazırlanan ''Soros'u durdur'' adıyla bilinen yasa tasarısının yeni hükümetin kurulmasının hemen ardından Meclis'e getirileceğini söyledi. Polonya'ya resmi ziyarette bulunan Başbakan Orban, Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki ile görüşmesi sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, ocak ayında hazırlanan ama muhalefetin destek vermemesi dolayısıyla Meclis'ten geçmeyen ''Soros'u durdur'' yasa tasarısının yakın zamanda görüşüleceğini belirtti. Orban, "Soros'u durdur" yasasının, 8 Nisan'da düzenlenen ve hükümet partisi Macar Yurttaş Birliği'nin (Fidesz) mecliste 3'te 2'lik çoğunluğu sağladığı genel seçimlerin en önemli konularından birisi olduğunu ve Macarların bu kanunun onaylanması için oy verdiğini öne sürdü. Yeni bakanlarla geçen hafta yapılan görüşmede anayasada yapılacak değişiklik ve "Soros'u durdur" yasa tasarısının içeriğinin hazır hale getirildiğine de dikkat çeken Orban, "Yeni hükümet kurulup ilk oturumunu gerçekleştirmesinden hemen sonra Soros'u durdur yasa tasarısı ve anayasa değişikliği meclise sunulacak." diye konuştu.

 "Soros'u durdur" Kanunu

Tasarıya göre, sığınmacıların Macaristan'a girişine ya da ülkede yaşamasına herhangi bir şekilde yardımcı olan tüm kuruluşlar ''göçü destekleyen kuruluş'' olarak tanımlanacak ve İçişleri Bakanlığının izniyle faaliyet gösterebilecek. Tasarıda, yurt dışından maddi destek alan ve yasa dışı göçü destekleyen kuruluşlara yüzde 25 vergi getirilmesi ve söz konusu gelirlerin sınır korumasında kullanılması öngörülüyor. Macaristan'ın ulusal güvenliğini tehdit eden Macar vatandaşlarının Schengen sınır bölgesine 8 kilometreden daha fazla yaklaşmamasını öngören tasarıda, ihtiyaç halinde yabancı uyruklu kişilerin Macaristan'a girişleri de yasaklanabilecek.

 Macar Hükümeti ve Soros Krizi

Sığınmacı karşıtı tutumuyla bilinen Macaristan hükümeti, Macar asıllı Amerikalı iş adamı George Soros'u, finanse ettiği sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yılda 1 milyon sığınmacıyı Avrupa'ya taşımaya çalışmakla suçluyor. Macar hükümeti, geçen aylarda ülke genelinde Soros karşıtı kampanya başlatmıştı. Hükümetin izlediği politika neticesinde, Soros tarafından kurulan ve 1984 yılından beri Macaristan'da faaliyet gösteren Açık Toplum Vakfı, Berlin'e taşınma kararı almıştı.

(Time Türk, 14 Mayıs 2018)

 

Bosna Hersek Artan Sığınmacı Sayısından Endişeli

Ortadoğu'daki savaş ve çatışmalar nedeniyle ülkelerini terk edip daha iyi bir yaşam umuduyla Batı Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan sığınmacılar, son dönemde Bosna Hersek'i mesken tutmaya başladı. Makedonya, Sırbistan ve Hırvatistan üzerinden Batı Avrupa'ya ulaşan rotanın 2016 yılında kapatılmasının ardından kendilerine farklı güzergahlar arayan binlerce sığınmacı, 2018 yılının başından itibaren gözle görülür bir şekilde Bosna Hersek'e yöneldi. Önceki yıllarda sığınmacı krizinin adeta teğet geçtiği Bosna Hersek, yılın başından itibaren ülkeye 3 bin 500 sığınmacının gelmesiyle kendini krizin içinde buldu. Bosna Hersek Polisi, 2017 yılında 754 olarak tespit edilen sığınmacı sayısının, 2018 yılında 4 bini aştığını açıkladı. Daha önce özellikle Bosna Hersek'in Hırvatistan sınırındaki kasaba ve köylerde görülen sığınmacılara, artık başkent Saraybosna sokaklarında da sıklıkla rastlanıyor. Bosna Hersek kamuoyuna uzak olan "sığınmacı krizi" tabiri de halk arasında ve devlet makamlarında artık sıklıkla telaffuz edilirken, vatandaşların yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşu sığınmacılara yardım etmek için seferber oldu. "Merhamet" İnsani Yardım Kuruluşu Başkanı Hajrudin Sahic, Bosna Hersek'e gelen sığınmacılar arasında çok sayıda kadın ve çocuk olduğuna işaret ederek bu insanlara geldikleri günden beri giyecek, yiyecek ve sağlık yardımı yaptıklarını söyledi.

Resmi Makamlar Endişeli

Öte yandan, başkent Saraybosna'nın merkezindeki bir parkta kurdukları çadırlarda ve uyku tulumlarında kalan sığınmacıların sayısının her geçen gün artması, tam da turizmin hareketlenmeye başladığı Bosna Hersek'in resmi makamlarında endişe yarattı. İlgili devlet, entite ve kanton makamları, parklarda ve sokaklarda yaşam mücadelesi veren sığınmacıların merkezlere yerleştirilmesi için harekete geçti. Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Denis Zvizdic, sığınmacı meselesini ele almak için Güvenlik Bakanı Dragan Mektic, Ekonomi ve Dış Ticaret Bakanı Mirko Sarovic ve Yabancılar Şubesi Müdürü Slobodan Ujic ile koordinasyon toplantısı yaptı. Toplantının ardından konuşan Zvizdic, park gibi halka açık alanlarda kalan sığınmacıların müsait durumdaki binalara yerleştirileceğini belirterek "Oluşturulan koordinasyon birimi sığınmacılar hakkında çalışmalar yürütecek. Mayıs ayının başından beri günde ortalama 100 sığınmacı Bosna Hersek'e giriş yapıyor." dedi.

Sırplar Sığınmacı İstemiyor

Öte yandan, Bosna Hersek'in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti (RS) Başkanı Milorad Dodik de entite sınırları içerisinde hiçbir sığınmacıyı kabul etmeyeceklerini ifade ederek "Sırp Cumhuriyeti'nde sığınmacı merkezi veya kampının açılması söz konusu değil." diye konuştu. RS Başbakanı Zeljka Cvijanovic ise Bosna Hersek'te artan sığınmacı sayısının kabul edilebilir olmadığını söyleyerek olası bir sığınmacı akınına karşı ülkenin Macaristan gibi sınırlarını kapatması gerektiğini vurguladı.

İslam Birliğinden "Kriz" Uyarısı

Bosna Hersek İslam Birliği Başkanı Husein Kavazovic, artan sığınmacı sayısına dikkati çekerek "Bosna Hersek'te sığınmacılar konusundaki tüm göstergeler, ülkenin bir krize sürüklediğine işaret ediyor. Uluslararası kuruluşlar da konu hakkında gereken önlemleri bir an önce almalı." dedi. Kavazovic, parklarda kalan sığınmacıların son derece kötü şartlar altında yaşam mücadelesi verdiğine işaret ederek ülke yöneticilerine krize çözüm bulmaları çağrısında bulundu. İslam Birliği olarak sığınmacılara 50 bin avro yardım yapacaklarının söyleyen Kavazovic, "Saraybosna ve Una Sana kantonlarında bulunan sığınmacılara yapılacak maddi yardımın yarısı yiyecek, diğer yarısı da sağlık ve temizlik ihtiyaçları için kullanılacak." diye konuştu.

Bosna Hersek "Geçici" Durak

Bosna Hersek Polisi Yabancılar Şubesinden yapılan açıklamada, yıl başından beri ülkeye 3 bin 500 sığınmacının girdiği ifade edilirken, bu sayının 2017 yılının geneline bakıldığında yaklaşık 5 misli artması dikkati çekti. Pakistan, Cezayir, Afganistan, Suriye, Libya, Fas ve İran'dan gelen sığınmacılar ise Bosna Hersek'i sadece geçici bir durak olarak gördüklerini belirtirken, ilk fırsatta Batı Avrupa ülkelerine gitmeyi planladıklarını ifade ediyor.

(Mynet, 15 Mayıs 2018)

 

Yunanistan'da 600'e Yakın Sığınmacı, Ahaia Bölgesinin Dışındaki Ağırlama Kamplarına Aktarılıyor

Yunanistan’ın Patra kentindeki AVEX ve Ladopoulou fabrikalarının eski binalarında kalan 600’e yakın sığınmacı, bu sabah polis eşliğinde kentten uzaklaştırılıp Ahaia bölgesinin dışındaki ağırlama kamplarına aktarılıyor. Göçmenler arasında son zamanlarda sık sık arbede çıkmış, 5 Mayıs’ta da 20 yaşındaki bir Afganlı öldürülmüştü. Olayları önlemek için seferber edilen 380 polislin, evrak kontrolü ve ağırlama işlemlerinin görülmesi için göçmenleri otobüslerle şehir dışındaki polis merkezlerine, daha sonra da çoğunu Korinthos Göçmen Merkezine götürmeleri bekleniyor.

(Akşam, 15 Mayıs 2018)

 

Kuveyt Mülteciler İçin Yeni Okul Açtı

Kuveyt merkezli yardım kuruluşu Al-Najat Charity, Pazar günü Şanlıurfa’nın güneyinde yaşayan Suriyeli mülteci çocuklar için yeni bir okul açtı. Açılış törenine Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin de dâhil olmak üzere çok sayıda yerel yetkililer ve Kuveyt, Katar, Suriye ve Türk sivil toplum örgütlerinin yanı sıra çeşitli hayır kurumları da katıldı. Erin, açılış vesilesiyle yaptığı konuşmada Kuveytli örgütlerin Türkiye'de Suriyelilere sunduğu büyük desteği memnuniyetle karşıladığını ifade etti. Ayrıca daha fazla okulun, kendi ülkelerindeki çatışmadan kaçan çok fazla sayıdaki Suriyeli öğrencilerin ihtiyaçları için gerekli olduğu vurgusu yaptı ve güçlü Kuveyt-Türk ilişkileri hakkında konuştu. Al-Najat Charity’nin yurt dışı eğitim bölümü başkanı Ibrahim Al-Bader, Al-Najat kurumunun, yerlerinden edilmiş insanlar için eğitimin öneminin altını çizdiğini söyledi. Okulun 800 öğrenci için uygun olduğunu kaydederken Şanlıurfa'da mülteci Suriyeli çocuklara hizmet vermek için 25 okul daha kurmayı planladığını açıkladı.

(Arab Times, 15 Mayıs 2018)

 

Neden Olduğumuz Şeyi Telafi Etmek: “Avrupa’ya Göçü Sömürgeleştirmenin Bir Telafisi Olarak Değerlendirmek”

Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz, Avrupa'ya giriş yapan mülteciler hakkında, daha sert bir tavır takınmayı planlıyor. Bu sert hitabet göz önünde bulundurulduğunda, Avrupa, Afrika ve Orta Doğu'dan Avrupa'ya göç, uzun vadede göçmen barındırma ihtimalini zayıflatıyor. Çoğunluğu Suriyeli, Iraklı ve Yemenli olan 23 milyon insan şu an yerlerinden edilmiş durumda. Avrupa müdahalesinden kaynaklanan küresel bağımlılık ve bölgesel istikrarsızlıklar büyük ölçüde mevcut mülteci krizine yol açmıştır. Bugün ise 171.635 Avrupalı ​​olmayan vatandaş Avrupa’ya gelmiş durumda. Bu gelişler ekonomik kar için değil savaş, yoksulluk ve zulümden kaçmak için gerçekleşmektedir. Geçiş Dönemi Adaleti (Transitional Justice - TJ) kapsamındaki tazminatlar sadece parasal değil, aynı zamanda duygusal ve fiziksel refahla; toprak ve sosyal desteğin sağlanmasıyla ve her iki tarafın imtiyazlarından kaynaklanan önceki zarar ve travmayı gidermeye yönelik temel bir girişim olarak karşımıza çıkmakta. Birleşmiş Milletler Mülteci Statüsü'nün 1967'deki genişlemesi 1948'de, II. Dünya Savaşı'ndan önce ve sonra gerçekleşen tüm zulüm ve şiddet mağdurlarını buna dahil etmek için hazırlanmıştır. Bu argümanın aksine, AB üyesi devletlerin vatandaşları ve gazetecilerin, mültecilere iç ve dış sınırlarda yaptığı insanlık dışı muamelesi, Avrupa'nın bir eşitlik ve herkes için bir fırsat alanı olmadığını kanıtlar nitelikte. Bu doğrultuda, Avrupa vatandaşları ve politikacılar; göçmenler ve mültecilere, birkaç yıl içinde barış anlaşmalarıyla geliştirilebilecek, kısa vadede istikrarsızlıkların çözüleceği bir alan olarak bakmamalıdır. Göçmen ve mülteciler hakkında, atalarımızın Güney ve Doğu ülkelerine bilerek uyguladıkları zararın, bir geçiş ve onarım projesi olarak düşünülmelidir.

(International Policy Digest, 15 Mayıs 2018)

 

Yasal ve Yasadışı Göçler Arasındaki Ayrım: Hindistan

Hindistan, Birleşmiş Milletler’e (BM) yasal ve yasadışı göçü birbirinden ayrılmasını ya da yasadışı insan kaçakçılığı ağlarından fayda sağlanırken, yasalara uyan göçmenlere zarar verme riski bulunduğunu iletti. Hindistan Daimi Temsilci Yardımcısı Tanmaya Lal pazartesi günü yaptığı açıklamada, küresel göçün toplumsallaştırılmasının müzakere edilmesi, bazı ülkelerdeki yasadışı göçlere odaklanılmasını sağladığını söyledi. Lal, Fas 'ın Marakeş kentinde Aralık ayında kabul edilecek olan küresel göç konusunda hükümetler arası müzakerelerin bir oturumunda, yasadışı göçmenleri talihsiz bir durum olarak nitelendirdi. Bu olumsuz anlatımı yararlı bulmadığını söyleyerek, yasal ve düzenli göçmenlerin gerçek çıkar ve kaygılarını arttırdığını ifade etti.

Başkan, düzenli göçmenler ve sayısal olarak çok daha az olan yasadışı düzensiz göçmenler arasındaki ayrımı göz ardı etmenin, yasal göçmenlerin çıkarlarını dezavantaja çevireceğini söylerken, bu durumun düzensiz göçe teşvik edeceğini vurguladı. Lal’a göre bazı aktivist örgütler, bazı uluslararası liderler; birtakım yerlerde kaos yaratan yasal ve kaçak göçmenler ile mülteci kategorileri arasındaki ayrımları kaldırmaya ve ülkelerin yasalarını gözlemleme haklarını kısıtlamaya yönelik çalışıyorlar. Bu düşünce doğrultusunda BM'deki göç konusundaki tartışmaları hareketlendirdi.

(The Economic Times, 15 Mayıs 2018)


Polonya ve Macaristan Müttefikleri AB Bütçe Kesintilerini ve Göçlerini Reddetti

Polonya ve Macaristangörüşülecek Avrupa Birliği bütçesi ve göç meseleleri üzerinde birleşik bir cephe oluşturdular. Liderleri Pazartesi günü yaptıkları açıklamada, hukukun üstünlüğü iddiasıyla ilgili olarak Brüksel ile çatışmaya devam ettikleri görüşünde olduklarını bildirdi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, iktidarda üçüncü bir dönem kazandığı günden beri ilk resmi yurt dışı seyahatinde Varşova'yı ziyaret etti. Orban, Polonya'yı AB'yi çağrıştıran ve egemen ulusları zayıflatma amaçlı liberal çabalara karşı direnişte büyük bir müttefik olarak gördüğünü söyledi. AB ülke temsilcileri Brüksel'deki 2021-2027 bütçesini tartışırken, Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki kendisinin ve Bay Orban'ın daha fakir üyeler için tarım sübvansiyonlarını ve kalkınma fonlarını koruma ihtiyacına ilişkin "tamamen aynı" görüşlere sahip olduklarını söyledi.

 (The Irish Times, 15 Mayıs 2018)

 

Suriye'de Rejim Ablukasından Zorunlu Tahliyeler Sürüyor

Suriye'de Humus ilinin kuzey kırsalında abluka altındaki bölgelerden zorunlu tahliyeler devam ediyor. Suriye'de Humus'un kuzey kırsalında Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin ablukasındaki bölgelerden zorunlu tahliyeler kapsamında bölgeden ayrılanların sayısı 23 bin 500'ü aştı. Rejimin yoğun saldırıları ve abluka şartları nedeniyle Humus'un kuzey kırsalından ayrılmak zorunda kalanları taşıyan sekizinci konvoy, ülkenin kuzeyindeki İdlib ve Halep'in batı kırsalındaki geçici barınma merkezlerine ulaştı. İdlib'deki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, Humus'un kuzey kırsalında rejim ve destekçilerinin ablukasındaki bölgelerden dün aşamalı olarak yola çıkan ve 5 bin 672 kişiyi taşıyan sekizinci tahliye konvoyu, dün gece ve sabah saatlerinde Hama ilinin Madik Kalesi köyüne ulaştı. Konvoy daha sonra ülkenin kuzeyindeki İdlib ve Halep'in batı ile Hama’nın kuzey kırsallarına doğru yola çıktı. Tahliye konvoyunda 117 otobüsün yanı sıra 172 sivil araç yer aldı. Son konvoyla, Humus'un kuzey kırsalındaki bölgelerden tahliye edilenlerin sayısı 23 bin 500'ü aşmış oldu. Bölgeye ulaşan Humuslular, İdlib ve Halep'in batı kırsalındaki geçici konaklama merkezlerinin kontenjanının dolu olması nedeniyle sığınmacı kamplarına, cami ve okullara da yerleştiriliyor. Son dönemde artan tahliyelerle bölgede barınma imkanının yetersiz kaldığı öğrenildi.

Tahliyelerin Devam Etmesi Bekleniyor.

Rusya aracılığıyla rejim ile muhalifler arasında yapılan müzakereler sonucu Humus'un kuzeyinden zorunlu tahliyeler 7 Mayıs'ta başlamıştı. Humus'un kuzeyinde muhaliflerin kontrolündeki 592 kilometrekarelik alan 5 yıldır abluka altında tutuluyor. Bölgede tahliyeler öncesi 200 ila 250 bin kişi yaşıyordu. Bölge, Türkiye, Rusya ve İran tarafından Mayıs 2017'de Astana anlaşmaları çerçevesinde gerginliği azaltma bölgeleri kapsamına alınmıştı. Ancak Esed rejimi, Doğu Guta'yı ele geçirmesinin ardından Yermük Kampı'nın yanı sıra bu bölgeye de yoğun saldırılar düzenlemeye başlamıştı.

(Anadolu Ajansı, 15 Mayıs 2018)

 

Filistinli Mültecilerin Unutulan Acısı

Filistinliler, İsrail devletinin kurulmasına ve topraklarından sürülmelerine "felaket" anlamına gelen Nakba diyor. O yıllarda Lübnan'a kaçan Filistinli Hafida Hatib, 70 yıldır geçmişiyle yaşıyor. Bugün 90 yaşında olan Hafida Hatib "70 yıldır Lübnan'da yaşıyorum ama Filistin'i unutmadım” diyor. Hatib, on yıllar önce Beyrut'un güneyindeki Burc el Barayne adlı mülteci kampına sığınmış. Kampın sokakları kirli ve dar. Kampta kalanlar bu sokaklardan tabut geçirmenin bile çok zor olduğunu söylüyor. Telefon kabloları ve elektrik telleri yere kadar sarkıyor. Yağmurda elektrik çarpmasıyla ölenler oluyor. Barınağı andıran evler zor ayakta duruyor. Üç yıl önce bir bacağını kaybeden şeker hastası Hafida Hatib alt katta oturuyor. Hatib'in evini bulmak çok zor. Filistinliler için geçici yer olması düşünülen kamp zamanla birçok kuşağın yaşadığı bir yerleşime dönüşmüş. 18 bin kayıtlı Filistinlinin kaldığı kampın nüfusu mültecilerle birlikte 40 bine çıkmış. Mülteci kampındakilerin yarısının yaşı 25'ten az. Çoğu hayatında başka yer görmemiş.

"Her Şeyi Hatırlıyorum"

Hafida Hatib 1948 savaşında ailesiyle birlikte Lübnan'a kaçtığında 19 yaşındaymış. Akko yakınlarındaki bir yerde yaşamışlar. "Havası tertemizdi, buradaki gibi boğucu değildi. Geri dönebilsem, evimizi elimle koymuş gibi bulurdum. Hayatımız, toprağımız, köylerimiz hiç aklımdan çıkmıyor. Babam Lübnan'da çok kalmayacağımızı söylemişti. Üç, dört haftaya kadar döneriz demişti” diyen Hatib 70 yıldır Lübnan'da yaşıyor. Hatib, terk etmek zorunda kaldığı topraklarının hayaliyle yaşayan tek Filistinli değil. Kamptaki evlerin duvarları "Yaşasın Filistin" ve "Dönme Hakkı" sloganlarıyla bezenmiş. Her yerde 2004 yılında ölen Filistin'in eski lideri Yaser Arafat'ın resmi asılı.

Kaçış ve Sürgün

14 Mayıs 1948'de İsrail bağımsızlığını ilan etmiş, 15 Mayıs 1948 ise Filistinlerin kaçış ve sürgünün başladığı "Felaket Günü" olmuştu. Felaket 30 Ekim 1948'de Hatib ailesini de bulmuştu. İsrail milisi köylerini işgal ettiğinde Mısır, Lübnan, Suriye, Irak ve Ürdün ile İsrail arasındaki savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Hafida Hatib ve ailesi çoktan denklerini bağlamıştı. Yüzlerce Filistin köyü daha önce İsraillilerin eline geçmişti. Hatib, "En gerekli şeyleri yanımıza aldı. Kapıyı kilitleyip yola koyulduk”, diyor. Şiddet korkusundan kaçan Hatib babası ve beş kardeşiyle yakındaki Lübnan sınırına doğru yola çıkmış. Annesini o daha küçükken kaybetmiş. 90 yaşındaki Filistinli mülteci "Köyümüzün yakınında Hristiyan köyü vardı. Toprağı birlikte sürerdik. Yahudi komşularımızla da sık sık görüşürdük, bize ev yoğurdu getirirlerdi. Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar arasındaki yakınlık vardı. Dostlarımız kaçmamızı istemiyorlardı ama korkumuz büyüktü” diyor. Kendiliğinden toprağını terk etmeyen sürülüyordu. Mayıs 1949'a kadar Hatiblerin köyü çevresindeki köylerle birlikte İsraillilerin eline geçmişti. Şimdi harabeyi andıran Filistin köylerinin adı da değiştirilmiş, Deyir el Gassi'nin adı Elkoş olmuştu. Savaş 1949 yılının Haziran ayında sona erene kadar 750 bin Filistinli İsraillilerden kaçmış ya da onlar tarafından topraklarından sürülmüştü. Bazıları şimdi Gazze ve Batı Şeria'daki mülteci kamplarında yaşıyor. Büyük çoğunluk ise Suriye, Lübnan ve Ürdün'e sığınmıştı. İsrail 1950 yılında çıkardığı kanunla, yerini terk eden Filistinlilerin mal varlığına el koydu. "Fakirdik ama hiç olmaz bir evimiz vardı” diyen Hafida Hatib, Deyir el Gassi'deki yerinde şimdi yeller esen evinin anahtarını hala saklıyor. O artık tıka basa dolan mülteci kampında kiraladığı karanlık iki göz odalı bir dairede yaşıyor. Filistinlilerin Lübnan'da toprak ve gayrı menkul sahibi olmalarına izin verilmiyor.

Filistin'den Vazgeçmemek

Burc el Barayne, Hafida Hatib'in yaşadığı tek mülteci kampı değil. 1948'de önce Lübnan dağlarındaki Baalbek'e yerleşmişler. En büyükleri olduğu için kardeşlerine annelik etmek ona düşmüş. Hep yakında memleketlerine dönme umuduyla yaşamışlar. Varlıklı ve yakışıklı bir Lübnanlıdan evlenme teklifi de almış. "Benimle birlikte köyümüze dönmek istemeyeceğini bildiğimden, teklifini ret etmiştim”, diyor. Hafida Hatib kuzeniyle evlenmiş ve on çocuğu olmuş. Kocasının iyi bir baba ve iyi bir eş olduğunu söylüyor. 1978 yılında evlenmemiş çocuklarıyla birlikte Burc el Barayne'ye yerleşmişler. Lübnan'da toplam 12 resmi mülteci kampı bulunuyor. Lübnan devleti masraflarını üstlenmediği için onlara Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler İçin Yardım Ajansı (UNRWA) bakıyor. Hafida sekiz yıl önce eşini kaybetmiş. Şimdi yalnız yaşıyor. "Burada hayatımız kötü olmadı ama ne bizler, ne de çocuklarımız bir fırsat yakalayabildiler” diyor. Çocuklarından bazıları dış ülkelere iltica etmiş. Danimarka'da yaşayan oğullarından biri kısa süre önce ziyaretine gelmiş. İki oğlu da ABD'de yaşıyor. Bir oğlu 1976'daki Lübnan iç savaşı sırasında hayatını kaybetmiş. Diğer altı çocuğu ise Burc el Barayne'ten ayrılmamış.

Lübnan ile Soğuk İlişki

Lübnan hükümetlerinin Filistinlilerle ilgilenmemesinin nedenleri arasında Filistin Kurtuluş Örgütü'nün iç savaşa müdahale etmiş olması da var. Lübnan'daki Filistinlilerin mülteci statüsü veraset yoluyla çocuklarına geçiyor. Akademik mesleklerde çalıştırılmıyorlar ve kendilerine Lübnanlılardan daha az ücret ödeniyor. Bu uygulamaya mültecilerin Lübnan'a entegre edilmelerinin topraklarına dönüşlerini zorlaştıracağı gerekçe gösteriliyor. Hafida gibi çocukları da kendilerini Lübnan toplumunun bir parçası olarak görmüyorlar. Danimarka'da yaşayan oğlu Subhi Hatib "Sürekli konukları olmak istemedik. Onurumuzla yaşayabileceğimiz bir yurdumuzun olmasını istedik. Ben Filistin hayaliyle büyüdüm. Memleketimi yüreğimde yaşatıyorum. Bize Danimarka'da saygılı davranılıyor. Lübnan'da yaşamak istemezdim” diyor. Beyrut'a yakın olmasına rağmen Hafida Hatib kampın dışına adım atmak istememiş. Burj'da en azından Filistin anısını yaşatabildiklerini söylüyor. Çocuklarına Filistin yemekleri pişirirmiş. Bütün çocukları Arapça'yı Filistin şivesiyle konuşuyormuş. Gelecek nesillere aktarmaları için onlara ‘felaketin' tarihini öğretmiş. Oğlu Birleşmiş Milletler tarafından açılan okullarda Filistin tarihi okutmanın yasak olduğunu söylüyor.

Son Arzu

Lübnan'da Birleşmiş Milletler tarafından kayıt altına alınan 450 bin Filistinli yaşıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın, BM'nin yardım ajansına yapılan ödemeyi durdurmasından sonra mali sıkıntı daha da artmış. Tekerlekli sandalyede oturan Hafida Hatib evinden çok nadir çıkıyor. "Sokaklar çok kötü durumda. Yemeğimi çocuklarım pişiriyor. Bazen yardımcı uğruyor”, diyor. Mülteci kampının pazar meydanına çoktandır gitmemiş. İleri yaşına rağmen bir hafta da olsa Filistin'de yaşayabilmenin hayalini kuruyor. O toprağa dokunmayı, orada toprakla buluşmayı arzuluyor. Devletler hukukuna ve 194 sayılı Birleşmiş Milletler kararının kendisine geri dönme hakkını tanımasına rağmen hayalinin gerçek olmayacağını biliyor. İsrail bu kararı tanımıyor. Sayıları beş milyonu aşan Filistinli mülteciler anlaşmaya varıldığı takdirde topraklarına geri dönme haklarının barışa kurban edilmesinden korkuyorlar.

(Deutsche Welle Türkçe, 15 Mayıs 2018)

 

Nekbe'nin 70. Yılında Filistinliler Hala Mülteci Kamplarında

Filistinlilerin zorunlu göçe tabi tutulduğu Nekbe'nin (Büyük Felaket) şahitlerinden Batı Şeria'daki Celezun Mülteci Kampı sakinleri, köylerinden çıkarılmalarının 70. yılında zor iltica şartları altında yaşamaya devam ediyor. Ramallah'ın kuzeyinde dar bir alan üzerine kurulu Celezun Mülteci Kampı'nda yaşayan Filistinliler, halihazırda bulundukları yeri evlerine dönüş için, bir süre kaldıkları, bir durak olarak görüyor. AA muhabirine konuşan kamp sakinlerinden 86 yaşındaki Fatma Şirake, eşi ve kızıyla kampa geldiğini ve biraz kalıp evine geri döneceği düşüncesi taşıdığını dile getirdi.

"Mülteci Kampı, Dönüşten Önceki Durağımız"

Ancak kampta 7 çocuk dünyaya getirdiğini, anne ve babasının, eşinin burada vefat ettiğini söyleyen Şirake, "Mülteci kampı, dönüşten önceki durağımız. Aradan geçen bunca yıla rağmen hala bu inancı taşıyoruz." dedi. Kampta zor şatlar altında yaşadıklarını ifade eden Şirake, ekonomik durumun kötü olduğunu, kamp sakinlerinin iş bulamadıklarını ve yardımlara dayalı olarak yaşadıklarını anlattı. Kampın idaresinin Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu'na (UNRWA) ait olduğunu belirten Şirake, UNRWA'ya bağlı sağlık merkezlerinde tedavi hizmetlerinin çok iyi olmadığını söyledi. Şirake, "Biz köylerimizden çıkarılmadan önce çiftçiydik. Ekip biçtiklerimizden yerdik. Zeytin bahçelerimiz vardı. Daha sonra hiçbir şeyi olmayan sığınmacılara dönüştük. Mülteci kampında yaşamaya başladık." diye konuştu.

"Hayat Burada Tam İfadesiyle Bir Trajedi"

Çöp kümelerinin yığıldığı, normal hayat standartlarının bulunmadığı mülteci kampında yaşayan 43 yaşındaki bir diğer Filistinli Raid Safi de "Hayat burada tam ifadesiyle bir trajedi." dedi. Sığınmacıların kampta yoğun nüfus, arazi yetersizliği ve çöplerin birikmesi gibi çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını belirten Safi, insanların iş bulamadığını, fakirlik ve yoksulluğun kol gezdiğini söyledi. Safi, kampın girişinde konuşlanan İsrail güçlerinin, yakındaki Beyt-İl Yahudi yerleşim birimindeki yerleşimcilerin güvenliğini sağlamak bahanesiyle düzenlediği saldırılara çocukların hedef olduğunu, yerleşimcilere taş atıldığı gerekçesiyle zaman zaman kampın girişinin kapatıldığını anlattı. Safi, "Filistinliler, yaşadıkları zor şartlara rağmen göç ettirildikleri topraklara geri dönebilmek için temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıkları bu kampta kalmaya devam ediyorlar." bilgisini aktardı.

"Kampın Girişinde Oynadığımız Zaman İşgal Güçleri Bizi Hedef Alıyor"

Filistinli çocuk İbrahim Nahle de "Oyun oynayacağımız bir yer yok. Çöp dolu sokaklarda koşup oynuyoruz. Kampın girişinde oynadığımız zaman yerleşim birimlerine taş atılıyor deniyor, işgal güçleri bizi hedef alıyor. Birçok arkadaşım bu saldırılarda yaralandı." ifadelerini kullandı. Mülteci Kampları Genel Sorumlusu Muhammed Alyan da Celezun Mülteci Kampı'nda ikamet eden yaklaşık 14 bin Filistinlinin, ekonomik ve toplumsal sorunlar, yoğun nüfus ve güvenliğin olmaması nedeniyle sıkıntı yaşadığını belirtti. Kampta yaşayan Filistinlilerin birçoğunun dükkan ve evlerinin pencere ve duvarlarında dönüş hakkını vurgulayan semboller göze çarparken, esnaflara ait dükkanların isimleri ise ait oldukları kent ve kasabaların adlarını taşıyor.

(Time Türk, 15 Mayıs 2018)

 

'Sürdürülebilir Bir Sığınmacılık Sistemi Şart'

SOS Çocuk Köyü Derneği daha fazla insan hayatını kaybedilmemesi için sürdürülebilir bir sığınmacılık sisteminin ülkemizde de hayata geçmesi gerektiğini ifade ederek bir basın açıklamasında bulundu. Derneğin basın açıklaması şöyle: Bugün gazetelerden ve sosyal medyadan takip edildiği gibi, ilk kez Dipkarpaz açıklarında Mersin’den yola çıkan sığınmacıları taşıyan bir tekne batmış ve malesef bu bildirinin hazırlandığı saatlerde 11 erkek cesedinin Karpaz kıyılarına vurduğu haberi bizlere ulaşmıştır. Bu insanlık trajedisi SOS Çocuk Köyü Derneği-Kıbrıs’ta Sığınmayı Güçlendirme projesi olarak bizi derinden üzmüştür. Şimdiye kadar teknedeki yolculardan canlı kurtulan olmadığı belirtildi. Kıbrıs’ta Sığınmayı Güçlendirme Projesi olarak yetkililerle işbirliği içinde, hayatlarını kaybeden kişiler hakkında daha ayrıntılı bilgi alabilmek için çalışıyoruz.  Suriye’de çıkan savaşın yan etkileri olarak ülkeden kaçıp bir şekilde güvenli topraklara ulaşmaya çalışan sığınmacılar malesef insan kaçakçılığı yapanların hedefi haline geliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) yayınladığı en son rapora göre her ne kadar 2018 yılında Avrupa’ya ulaşan sığınmacı ve göçmen sayısında bir azalma olmuş gibi görünse de, sığınmacıların karşılaştığı tehlikelerde ciddi bir artma söz konusu. UNHCR, BM Mülteci Örgütü, tarafından yayımlanan rapora göre, geçtiğimiz yıl Avrupa’ya ulaşan mülteci ve göçmen sayısında düşüş görülmesine karşın pek çok kişinin yolculukları sırasında yaşadığı tehlikeler bazı durumlarda artmış ve bu da mülteci hareketlerinde değişikliğe neden olmuştur. Rapor 2018’in ilk 3 ayında Akdeniz kıyılarındaki mülteci sayısının %74’e varan oranlarda azaldığını ortaya koydu. Ancak bu azalma, yolculukları daha da tehlikeli hale getiriyor. 2017 yılında 3100 sığınmacı ve mülteci denizde hayatlarını kaybetti, bu rakam 2016’da 5100 kişiydi. 2018’in başından beri 501 kişi denizde kayboldu ya da hayatını kaybetti. Bu rakamın içine, Dipkarpaz’da kıyıya vuran sığınmacılar dahil değildir. Devletlerin ve ülkelerin sığınmacıların daha insani şartlarda güvenli topraklara ulaşabilmeleri için sistemli politikalar üretmeleri ve en erken zamanda daha fazla insan hayatını kaybetmemek için sürdürülebilir bir sığınmacılık sisteminin ülkemizde de hayata geçmesi şarttır.

(NPN Haber, 14 Mayıs 2018)

 

Genç ve Eğitimli Nüfus Batı Ülkelerine Göç Ediyor

Resmi olmayan verilere göre Makedonya’nın yükseköğrenimini tamamlamış gençlerinden %29’u hali hazırda yurtdışında çalışıyor. Gençlerin göç oranı %21’lere dayandı. Buna gerekçe olarak düşük maaşlar, kariyer gelişimindeki kısıtlı imkanlar ve AR-GE çalışmalarının desteklenmemesi olarak gösteriliyor. Gençlerin perspektifinin konuşulduğu toplantıya katılan Eğitim ve Bilim Bakanı Renata Deskoska, beyin göçünün önüne geçilmesi için çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Makedonya’daki genç ve eğitimli kadronun daha iyi bir geleceğe sahip olmasını istediklerini belirten Deskoska, bakanlık olarak gençlere üniversitelerin öğretim kadrosunda yer vererek başka ülkelere giden gençlerin bir bölümünü geri getirmeyi başardıklarını, gitmeyi düşünenlerin bir bölümünü de kalmaya ikna ettiklerini kaydetti. Gençlerin göç sebebinin işsizlik, siyasi çalkantılar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle iyi bir geleceğe sahip olamamak olduğunu söyleyen Deskoska, ülkenin önüne açılan AB üyeliği kapılarının gençlerin burada kalmasına vesile olmasını temenni etti.

(Yeni Balkan, 14 Mayıs 2018)

 

Türkiye, Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi'ne Üye Oldu

Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde gözlemci statüsündeki hükümetler arası örgüt 'Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi'ne (ICMPD) üye oldu. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin BM nezdinde gözlemci statüsüne haiz hükümetler arası bir örgüt olan ve 1993 yılında kurulan Viyana merkezli Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi'ne (ICMPD) 17. üye ülke olarak katıldığı bildirildi. Bakanlık'tan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Yenilikçi, kapsamlı ve sürdürülebilir göç politikalarını teşvik etmeyi ve göç alanında iş birliğini güçlendirmeyi hedefleyen ICMPD, aynı zamanda ülkemizin 2006 yılından beri başkanlığını üstlendiği, göç alanında kaynak ve hedef ülkeleri bir araya getiren en önemli platformlardan biri olan Budapeşte Süreci’nin sekretarya görevini de yürütmektedir. ICMPD üyeliğimiz, 3.5 milyondan fazla Suriyeli ile dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan, aynı zamanda insani yardımlar açısından en cömert ülke olan Türkiye’nin, örgütün çalışmalarına somut ve kapsamlı katkı yapmasına imkan sağlayacaktır." 

(TRT Haber, 15 Mayıs 2018)

 

Kayseri'de Suriye Uyruklu 279 Türk Vatandaşı da Oy Kullanacak

Kayseri'de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen 279 Suriyelinin de 24 Haziran seçimlerinde oy kullanacağı belirtildi. Kayseri Valisi Süleyman Kamçı, gazetecilerle seçim güvenliği konusunda bilgilendirme toplantısı yaptı. Vali Kamçı, vatandaşların, seçim öncesi kentte yaşayan Suriyelilerin oy kullanacakları yönündeki söylentilere kulak asmamasını istedi, sosyal medyadan paylaşılan bazı mesajların provokasyon amaçlı olduğunu belirtti. Vali Kamçı, ''Kayseri'de 954 bin 008 seçmen, 2 bin 744 sandıkta oy kullanacak. Seçimlerin huzur içinde geçmesi için polis ve jandarma olarak 4 bin kişilik bir kuvvetle güvenliği sağlayacağız. İl Seçim Kurulu'nun adliyede bulunan arızlı jeneratörünü de onardık. Siyasi partilerin temsilcileriyle yaptığımız toplantıda parti merkezleri ve seçim bürolarının süslenmesinde sağa sola taşmamaları, miting sonrası materyallerini hemen toplanması, ses cihazlarını insanları rahatsız edebilecek seviyede açmamaları konunda görüş birliğine varıp, imza altına aldık. Siyasi parti temsilcileriyle yaptığımız toplantıya BTP, HÜDA PAR ve Vatan Partisi dışında tümü katıldı'' dedi. Kayseri'de her 16 kişiden birinin Suriyeli olduğunu, şu anda kentte 75 bin Suriyelinin yaşadığını belirten Vali Kamçı, ''Vatandaşlar arasında ve sosyal medyada ilimizde geçici olarak barınan Suriyeli vatandaşların seçimde oy kullanacakları yolundaki söylentiler kesinlikle söz konusu değildir. Sadece, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçmiş 279 kişi bu hakkı kullanacaktır'' diye konuştu.

(Haber Türk, 15 Mayıs 2018)

 

Kaçakları Taşıyan Tekne Battı: 7 Ölü

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinde kaçak göçmenleri taşıyan fiber teknenin batması sonucu 3'ü çocuk 7 kişi yaşamını yitirdi. Alınan bilgiye göre, yasa dışı yollarla Yunanistan'ın Midilli Adası'na geçmek isteyen kaçak göçmenleri taşıyan fiber tekne, Babakale köyü açıklarında henüz belirlenemeyen nedenle battı. Teknedeki kaçak göçmenler, denize düştü. Boğulan Afganistan uyruklu 3'ü çocuk 7 kişinin cesedi ile kurtarılan 13 kişi, balıkçılar ve sahil güvenlik unsurlarınca Babakale Limanı'na getirildi.

"Denizde Başka Bir Kazazede Yok"

Sahil Güvenlik Komutanlığından yapılan açıklamada, Babakale burnunun 1,3 deniz mili açıklarında göçmenleri taşıyan teknenin battığı ihbarının alınması üzerine bölgeye Sahil Güvenlik botu ve helikopteri sevk edildiği kaydedildi. Olay mahalli yakınlarında balıkçılık yapan ve arama kurtarma çalışmaları için yönlendirilen tekneler tarafından yarı batık durumda tespit edilen 5-6 metre boylarındaki fiber teknenin çevresinden Afganistan uyruklu 12 göçmen ile İran uyruklu bir göçmen kaçakçısının kurtarıldığı belirtilen açıklamada, Afganistan uyruklu 3'ü çocuk 7 kişinin cansız bedeninin ise Babakale Limanı'na getirildiği bildirildi. Göçmenlerin ifadelerine istinaden denizde kayıp göçmen olmadığı değerlendirilmesine rağmen sabah saatlerine kadar bir arama kurtarma korvetiyle bir bot tarafından arama çalışmalarının sürdürüldüğü aktarılan açıklamada, helikopter tarafından termal kamera ile yapılan kontroller sonucunda da denizde başka bir kazazede olmadığının teyit edildiği belirtildi.

(Anadolu Ajansı, 15 Mayıs 2018)

 

Van’da Bir Ayda 408 Kaçak Şahıs Yakalandı

Van Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamada, 14 Nisan-15 Mayıs 2018 tarihleri arasında İpekyolu İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince yasadışı yollardan yurda giriş yapan 408 kaçak şahıs ile göçmen kaçakçılığı yaptığı iddia edilen 8 şüpheliyi yakaladığı belirtildi. Gözaltına alınan 8 şüpheli şahıstan 5’i adli kontrol kararı ile serbest bırakılırken, 3’ü ise tutuklandı. Yabancı uyruklu kaçak şahısların ise gerekli işlemlerinin yapılması için İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildiği bildirildi. 

(İhlas Haber Ajansı, 15 Mayıs 2018)

 

Edirne'de 291 Göçmen Yakalandı

Edirne'de yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan 291 göçmen ve sığınmacı yakalandı. Edirne 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'na bağlı hudut askerleri ile İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Bosnaköy, Orhaniye, Sarayakpınar köyleri ile İpsala ve Uzunköprü ilçelerinde denetim yaptı. Denetimlerde Cezayir, Fas, Filistin, Pakistan, Lübnan, Suriye, Irak ve Afganistan uyruklu 291 göçmen ve sığınmacı yakalandı. Göçmen ve sığınmacılar, işlemlerinin ardından Edirne Göç İdaresi Müdürlüğü'ne gönderildi.

(TRT Haber, 15 Mayıs 2018)

 

Yunanistan'a Geçmek İsteyen 49 Kaçak Göçmen Yakalandı

Balıkesir'in Ayvalık ilçesinden yasa dışı yollarla Yunanistan'ın Midilli Adası'na geçmek isteyen ve bindikleri lastik botun motoru bozulan 49 kaçak göçmen, helikopter destekli bir operasyon ile olası bir faciadan kurtarıldı. Yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan 49 Suriye uyruklu göçmenin bindiği lastik botun motoru Ayvalık açıklarında Maden Adası'nın doğusunda arızalandı. Bottaki göçmenlerin yardım istemesi üzerine bölgeye Sahil Güvenliğe ait bot ve helikopter sevk edildi. Sahil güvenlik botuna alınan ve aralarında kadın ile çocukların da bulunduğu 49 Suriye uyruklu göçmen, Ayvalık Sahil Güvenlik Komutanlığına getirildi. Göçmenler, işlemlerinin ardından Balıkesir Göç İdaresine gönderildi. 

(İhlas Haber Ajansı, 15 Mayıs 2018)

 

 

http://www.turksam.org/tr/dis-basin-detay/1888-turksam-goc-gocmen-bulteni-15-mayis-2018
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 1224 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)