HABER ANALİZ | 08 Haziran 2017

|

İran’ın Kalbine Yapılan Saldırılar Ne Anlama Geliyor?



İran'da parlamento binası ile Humeyni Türbesi önünde eş zamanlı saldırı yapıldı. Tahran'daki eş zamanlı saldırılarda12 kişi öldü, 42 kişi yaralandı. Üçüncü terör saldırısı ise önlendi. Parlamento'daki rehine krizi sona erdi, 4 terörist öldürüldü. Reuters'in haberine göre İran Devrim Muhafızları'ndan yapılan açıklamada saldırının arkasında Suudi Arabistan'ın olduğu iddia edildi. Saldırıyı terör örgütü IŞİD üstlendi. IŞİD, Amaq Ajansı üzerinden saldırıyı üstlenirken saldırı anına ait olduğu belirtilen bir video yayınladı. Videoda saldırganların Meclis binası içinde insanlara ateş açtığı ve kendi aralarında konuştukları görülüyor. ABD Başkanı Donald Trump, hayatını kaydedenler için dua ettiğini söylerken 'terörizmi destekleyen ülkelerin aynı kötülüğe kurban olma ihtimali taşıdığını' söyledi.

 

Yaşanan saldırıların ne manaya geldiğini ve saldırının yankılarını İran Uzmanı Arif Keskin, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Son yaşanan olayları birçok nedenden dolayı aslında İran’da yeni bir sayfanın başlangıcı olarak yorumlamak gerekir. Neden ve neye dayanarak bunları söylemekteyiz? Dünkü parametrelere dayanarak bunun biz yeni bir şey olacağını ifade ediyoruz.

 

- Birincisi bu olay Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) sadece Tahran’da büyük bir operasyonu değildir. Sadece bu anlamı taşımamaktadır. Bu, devletin kalbinde yapılmış önemli bir operasyondur. Bu anlamda otuz yıl önce yani 1980’li yıllarda İran ile rejim muhalifleri arasında bu tür askeri ve silahlı çatışmalar bombalamalar suikastlar çok olmuştur. 80’lerden sonra neredeyse kesilmiştir, ilk defa böyle bir olay yaşanmıştır ve bu anlamda bir ilktir.

 

- İkincisi eylemin yapıldığı yerdir; bir Humeyni’nin Türbesi’ne bir meclise yapılmıştır. Bilindiği gibi, Humeyni devrimin kurucu lideri yani şu anda devam eden devletin kurucu lideri sayılmaktadır. Kendisini “İslam Cumhuriyeti” olarak adlandıran bu devlet ve rejim kendisini Humeyni’nin fikirleri çerçevesinde oluşturduğunu iddia etmektedir. Doğal olarak, aslında Humeyni siyasal ve ideolojik anlamda o rejimin kurucu lideridir. Humeyni’nin mezarına saldırılması bir anlamda devrimin, rejimin simgesine saldırı niteliğindedir. Bir anlamda da kökten ve temel ret anlamını ifade etmektedir. Diğer taraftan bakıldığında meclise saldırılması, meclisi de bir şekilde devlet ve hükümet devletin organı olarak görerek devlete saldırma niteliğindedir. Rejimin kurucusu, ideoloğu, liderine saldırılmıştır. Diğer taraftan, devletin kendisine saldırma niteliğini ifade etmiştir. Bu da anlamlıdır.

 

- Üçüncüsü ve  en önemlisi ise devletin en korunaklı yerlerine saldırı gerçekleşmektedir. Humeyni Türbesi korunmaktadır ama meclis daha çok korunmaktadır. Hatta İran Parlamentosu’nda bir gazeteci şöyle söylemişti; “Bize kağıt peçeteyi bile içeri götürmemize izin vermiyorlar. Nasıl oluyor da birileri kalaşnikoflarla silahlarla içeri girebiliyor? Nasıl oluyor meclisin dördüncü katına kadar gidebiliyorlar? Nasıl oluyor birkaç kişiyi öldürebilecek şeyi elde ediyorlar” Bu, aslında çok önemli bir unsurdur. Buradan yola çıkarak dördüncü nedenimi söylemekteyim.

 

- Dördüncü olarak, İran’da on altı istihbarat kuruluşu olduğu iddia edilmektedir ve on altı farklı istihbarat kuruluşu büyük küçük farklı çalışma alanları olan istihbarat kuruluşlarıdır. İran rejiminin çok katmanlı bir istihbarat ağı vardır. Nasıl oluyor bu çok katmanlı istihbarat ağından aşabilmiştir? Bütün istihbarat körlük yaşamaktadır. Onlar gelip bu eylemi yapabilmektedirler. Bu istihbarat körlüğü bilinçli göz yumma mıdır, sorusu akıllara gelmektedir.

- Beşincisi; bu tür iç savaşı İran içindeki iktidar savaşının da bir göstergesidir. Yani bana göre bir istihbarat ihmalinin ötesinde bir göz yumma da bulunmaktadır. Bu da İran’daki iktidar mücadelesinin daha da keskinleşmesini ve ağır bir sürece girmesini de ifade etmektedir. İran kendisini istikrar adası olarak tanımlamaktaydı. “İstikrar sükun ve huzur adasıyım” demekteydi. “Orta Doğu’da bir çok ülkede istikrarsızlık var. Hatta Türkiye gibi bir ülkede istikrarsızlık var terör eylemleri var ama bizde yok” demekteydi. Batılılara ne söylemişlerdi? Diyorlardı ki; “Siz hangi ülkeye karşı çıkıyorsunuz? Orta Doğu’nun hepsi istikrarsız olduğu halde istikrarını tam anlamıyla elde etmiş bir ülkeye karşı çıkıyorsunuz.” Böyle bir iddiası olduğu dönemde İran’ın meclisine, Humeyni alanına ve Tahran metrosunda belli olayların gerçekleştiği haberi alınmıştır. Bu, bir anlamda İran’ın istikrar sükûnet huzur adası imajını sarsmaktadır. İran’ın” bundan sonra ben istikrar ve huzur adasıyım” diyemeyeceği çok açık ve nettir.

 

- Altıncısı; İran, Yemen’den Irak’a kadar bütün varlığının şu nedenden dolayı ifade etmekteydi; “Biz aslında kendi güvenliğimizi sınırlarımızın dışında savunuyoruz.” Yani bir şekilde stratejik savunma hattını kendi coğrafi sınırında değil kendi sınırlarının dışında Şam’da Bağdat’ta veya Beyrut gibi yerlerde... “Biz Suriye’de çatışmıyoruz. Biz Suriye’de kendi huzurumuz için kendi istikrarımız için çatışıyoruz. Orda olmazsak İran baştan sonra bir istikrarsızlığa dönebilir dönüşebilir” demekteydiler. Bu iddia meclis ve Humeyni Türbesi’nde ciddi şekilde sarsılmıştır. Aslında bölgedeki varlığını koruyamamıştır, tam tersine Tahran’da devletin ve devrimin en önemli kurumlarında bu yaşanmıştır. Bu anlamda da devletin Ortadoğu’daki siyaseti tartışmaya açılmaktadır.

 

- Yedincisi, devletin tartışmaya açılmasıyla birlikte diğer grup da bunu daha fazla savunmaya başlamıştır. “Demek ki bizim Yemen’de, Şam’da ve diğer yerlerde varlığımız haklıymış. Orada olmasaymışız daha farklı şeylerle karşılaşacakmışız” demeye getirmektedirler. Bu da bir anlamda Ruhani’nin seçimlerde vaat ettiği hem iç politikada hem dış politikada ki değişim ve dönüşümlerinin gölge salan ve önümüzdeki süreçte Ruhani’nin ikinci dönemine yönelikte umutları ciddi şekilde sarsmaktadır. Zaten Ruhani’nin çok fazla değişim yapabileceği ne istediği ne iradesi nede gücü vardır; ama ikinci döneminde yine de belirli bir beklenti vardı. Bu olay bir şekilde Ruhani’yi hem içerde hem de dışarda sınırlandıracağı açıktır.

 

- Sekizinci; İran çelişkili olarak dünyaya şunu sunmayı da elde etti. O da nedir? Mesela “ben terör kurbanıyım” demeye kalkışmaktadır. IŞİD, Türkiye’de de, Amerika’da da, Avrupa’da da eylem yapmaktadır. Bu şekilde kendisi de bu küresel terörün kurbanı olduğunu dillendirmek istemektedir. İran’a öyle bir fırsat da sunmaktadır. Bir anlamda bu da önemli bir husustur. En önemli tartışma bununla paralel olarak IŞİD neden şimdi eylem yapmıştır? IŞİD, şu anda biliyoruz ki, zayıflama sürecindedir ve Irak’ta ve Suriye’de de pozisyonunu kaybetmektedir.

 

“Mezhepçi Bir İran Milliyetçiliği Körüklenebileceği Nettir”

 

IŞİD geçen yıllarda daha güçlüydü. Neden IŞİD güçlü olduğu dönemde İran’da eylem yapmamıştır da en zayıf sürecinde İran’daki en büyük operasyonunu gerçekleştirmiştir. IŞİD bugüne kadar eylem yapamamış mıdır? İran istihbaratı bugüne kadar bunun önünü kesmiştir ama bugün neden kesememiştir? Bu, çok önemli bir sorudur. Bu olay, İran ve IŞİD arasındaki ilişkiyi de aynı zamanda yeniden tartışmaya açmaktadır. En önemli hususlardan birisi İran bu olayları kendi iç kamuoyunda İran milliyetçiliği körüklemeye ve bir şekilde özelliklede Arap karşıtlığını körüklemeye kullanacağı çok açıktır. Eline çok önemli bir fırsat düşmüştür ve bu fırsatı kullanıp İran milliyetçiliğini bütün Araplara karşı özelliklede mezhepçi bir İran milliyetçiliğini körükleyebileceği nettir. Tahran’daki olaylar zaten böyle bir milliyetçiliğe önemli bir zemin sağlamaktadır. Bu milliyetçiliğin körüklenmesi İran’a bir taraftan hem kendi iç kamuoyunda bir meşruiyet alanı üretmeye zemin sağladığı gibi diğer tarafta da bölgesel siyasetini sürdürme alanı da sunabilmektedir, böyle çelişkili bir alan doğmaktadır. Bir taraftan bunu tartışmaya açsa da diğer taraftan da milliyetçiliği körükleyerek buna daha fazla özellikle de Ortadoğu’da varlığını sürdürmek için daha çok zemin oluşturduğu çok çok açıktır.

 

“İran’ın Karizması Ciddi Şekilde Çizilmiştir”

 

Diğer önemli bir husus bu olay İran’da rejim içi iktidar içi siyasal seçkinler arasında bir birlik beraberlik sözü dolaşsa da pratikte itilafları derinleştireceği ve iktidar içi mücadeleyi daha da keskinleştireceği çok çok açıktır. Bu da önemli bir madde olarak üzerinde durmak gerekmektedir. İran kendisini dokunulmaz zarar görmez bir ülke pozisyonunda göstermektedir. Bence bu olay İran’ın karizmasını ciddi şekilde çizmiş, İran’ın kolayca darbe alabileceğini göstermiştir. Bunu bu şekilde görmek gerekmektedir.

 

Öteki önemli madde; Katar - Suudi Arabistan arasındaki krizle ve Türkiye ile bağlantılandırılarak yorumlamaktadır. Ben ona da birkaç cümle söyleyeyim. “Bu eylem bir yönüyle Türkiye’ye bir mesajdır. Türkiye’ye de bir mesaj içeriyor” denmektedir. Öncelikle şunu söylememiz gerekmektedir; bütün siyasi olaylarda devletler veya siyasi analizciler ders çıkarabilir. Onun direk birine mesaj taşıyıp taşımadığından bağımsız olarak ders çıkarabilir. Ama bunun direkt Türkiye’ye mesaj içerdiğini  abartılı bir yorum olarak görmek gerekir. Çünkü şu anda İran - Türkiye ilişkileri zaten sorunludur. İran - Türkiye bölgede bir ittifak içinde değillerdir. Suriye dahil olmak üzere bir çok ülkenin bölgelerinde zaten çatışmaktadır. Bu anlamda, baktığımız zaman İran - Türkiye aynı eksende değiller ki İran’a yapılan saldırı Türkiye’ye bir mesaj içersin, dolayısıyla bunu ben abartılı bir yorum olarak görüyorum. Diğer taraftan Katar Suudi krizi ilişkisinde sanki Katarla yaşanan olaylarının bir devamı şeklinde yorumlar yapılmaktadır. İran’da yaşanan olaylar tabi ki, bölgemizdeki yaşanan iktidar mücadelesi gelişmelerle tam anlamıyla ilintilidir ondan bağımsız değildir. İran’daki olaylar Irak’ta, Yemen’de, Suriye’deki gelişmelerden bağımsız değildir. Suudi Arabistan - İran gerginliğinden İran ve Araplar arasındaki yaşanan gerginlikten bağımsız değildir

 

“Katar – İran İlişkileri, Türkiye – İran İlişkileri Gibi Değildir”

 

Bu ilişkiyi organik bağ olarak tanımlamak doğru değildir. Katar’a bunu yapan irade aynı anda İran’a da bunu yapmıştır. Demek hepsi aynı şey içerisinde okunması gerekmektedir. Bunu ben abartılı yorum olarak görmektedir. Neden? Birincisi Katar ve İran ilişkileri aynı Türkiye İran ilişkilerinde olduğu gibi bir ilişki değildir. Katar - İran ile ilişkisi kötü olmasa ama Katar, İran’ın bölgedeki stratejik kurgunun içinde olan İran’ın stratejik kurgusuna yardım eden bir ülke değildir. Katar İran’a karşı Suudi Arabistan gibi çok sert bir politika izlememektedir. Bunun anlamı Katar’ı İran ekseninde tanımlamak doğru değildir. Bir taraftan siz Katar’ı Müslüman Kardeşlerin hamisi olarak göstereceksiniz diğer taraftan da İran’ın hamisi olarak göstereceksiniz. Bu çelişkilidir.

 

“Bu Olay Direk İran’a Yönelik Bir Mesaj İçermektedir”

 

Baktığımız zaman bugün Suriye’de Mısır’da ve birçok yerdeki Müslüman Kardeşler İran’ı sevmiyorlar. Özellikle de Suriye krizi nedeniyle… Suriye krizi İran ve Müslüman Kardeşler arasında önemli bir krize yol açmış durumdadır. Doğal olarak aslında baktığımız zaman Katar’ı desteklediğini iddia ettiği gruplar İran’a yakın gruplar değildir. Suriye’de Katar’ın desteklediği gruplar Beşar Esad ile çatışmaktadır. Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarda olduğu zaman Muhammed Mursi, İran ile iyi diyalog kuramamıştır. Yani bunun abartılı bir yorum olduğunu düşünmekteyim. İkinci en önemli neden zaten Katar’dan bağımsız olarak da İran’a yönelik bölgede ciddi bir öfke ve rahatsızlıktır. Özellikle Arap dünyasında. Araplar İran’ı şuanda en önemli ve öncelikli güvenlik tehdidi olarak görmektedirler. Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkeleri İran’ın yanında Irak’a kadar mezhepçilikle Arap coğrafyasını yanık toprağa çevirmekle suçlamaktadır. Zaten bu nedenden dolayı İran’la da problem yaşamak istemektedir. Bu nedenden İran’a bir mesaj, bir ayar vermek istemektedir. İran’a demek istemektedirler ki; “Sen eğer Yemen’de Suriye’de ve diğer yerlerde Arap topraklarında bunları yapıyorsan senin ülkende de bunlar olabilir. Yani sen Yemen’den Irak’a kadar her şeye karışıyorsun Tahran’da hiç bir şey olmayacağını düşünüyorsan yanlıştır. Bu bölgede ki bütün istikrarsızlık sana da sıçrar, senide kapsar.” İran’ın bölgesel siyasetinde  bir değişime, dönüşüme gitmek istemektedirler. Baktığınız zaman, Katar’dan bağımsız olarak İran’a yönelik bir şey vardır. Yani bunu Katar  Suudi Arabistan krizinin hemen akabinde gelmesi, bunların arasında organik doğrudan bir bağ kurulmasının abartılı bir yorum olduğu kanısındayız. Evet bunlar birbirleriyle bağlantılıdır çünkü bölgedeki hiçbir sorun birbiriyle bağımsız değildir. Ama bu olayın direkt İran’a yönelik bir mesaj içerdiğinin ve direkt İran’a şey yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

 

http://www.turksam.org/tr/haberin-yorumu-detay/1410-iran-in-kalbine-yapilan-saldirilar-ne-anlama-geliyor
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 19185 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)