HABER ANALİZ | 28 Haziran 2017

|

Küresel Değerler Ulusal Çıkarlara Karşı: Batı Dünyası Ayrışıyor mu?



Son yıllarda Batı dünyası kendi içerisinde ayrışmalarla gündeme gelmeye devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Trump ile Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin başka bir yere taşınması, Brexit gibi konular tartışmanın ana noktalarını oluşturuyor. Bu süreçte ise Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile direk temasıyla AB’yi dünyada güçlü bir küresel aktör olarak konumlandırma çabaları göze çarpıyor.

 

Geçtiğimiz günlerde Merkel’in İtalya’da düzenlenen G-7 Zirvesi sonrası "Biz Avrupalılar kendi kaderimizi gerçekten elimize almalıyız" hayli dikkat çekti. Deutsche Welle'nin haberine göre, Merkel'in hem Donald Trump liderliğindeki Amerikan hükümetine hem de Avrupa Birliği'nden çıkmaya hazırlanan İngiltere'ye istinaden bu açıklamayı yaptığı belirtiliyor. Hem ABD hem İngiltere ile dostluğun sürmesi gerektiğini vurgulayan Merkel, "Ama bilmek zorundayız ki kendi kaderimiz için kendimiz mücadele etmek zorundayız" şeklinde konuştu. Merkel aynı zamanda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron liderliğindeki yeni yönetimle iyi ilişkilere verdiği önemi vurguladı.

 

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birgül Demirtaş, TÜRKSAM için Batı’da durumu değerlendirdi.

 

“Başkalarına tamamen güvenebileceğimiz zamanlar geçti… Biz Avrupalılar kendi kaderimizi kendi ellerimize almalıyız. Avrupalılar olarak bilmeliyiz ki kendi geleceğimiz için, kendi kaderimiz için savaşmalıyız.” Almanya Başbakanı Angela Merkel’in geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan G-7 zirvesinde ABD’yle iklim değişikliği konusunda yaşanan anlaşmazlığın ardından manifesto niteliğindeki bu çıkışı, Batı dünyasındaki ayrışmanın ulaştığı boyutu sembolize etmesi açısından anlamlıydı. Nitekim ABD Başkanı Donald Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekildiklerini açıklaması, ABD ve Kıta Avrupası arasında küresel değerler ve ulusal çıkarlar ikileminde gelinen son noktayı gösterdi.

 

Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan küresel düzen parçalanma emareleri verirken, yerine nasıl bir düzenin ya da düzensizliğin ortaya çıkacağı hala belirsizliğini korumakta. 1990’ların başında hayal edilen “yeni dünya düzeni”nin şu unsurları taşıyacağı hayal edilmişti:

1) Serbest ticaretin Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası ekonomik örgütlerle kurumsallaştırıldığı küreselleşme;

2) insan hakları ve demokratik değerlerin yaygınlaştırılması;

3) küresel siyasette barışın hakim olması.

Ekonomi, siyasi normlar ve küresel barış olarak özetleyebileceğimiz üç unsurun hepsi de bugün farklı meydan okumalarla karşı karşıyadır.

 

İlk olarak, neoliberal ekonomi, kendisinden umut edilenleri gerçekleştiremedi. Asya kaplanları ve “Çin mucizesi” haricinde, dünyanın büyük bir kısmı küreselleşmenin beraberinde getireceği varsayılan  ekonomik nimetleri hala göremedi. Küresel ekonomideki merkez-çevre ayrımı keskinleşmekle kalmadı, pekçok merkez ülkedeki orta sınıflar bile gelirden aldıkları pay açısından geriye düştü. ABD’deki “Wall Street’i İşgal Et-Biz %99’uz” sloganlarıyla ortaya çıkan toplumsal hareket, merkez ülkelerin kendi içindeki giderek zenginleşen ama daralan merkezle, genişleyen çevreyi göstermesi açısından anlamlıydı. Kaldı ki ABD Başkanı Donald Trump’ın “Önce ABD” söylemi ve ekonomik korumacılığı sıklıkla gündeme getirmesi, küreselleşme dalgasının hegemon ülkenin elit tabakalarında bile ne derece temkinli karşılandığının göstergesidir.

 

İkinci olarak, tüm dünyaya yayılacağı varsayılan demokratik normların, demokrasinin beşiği olan ülkelerde bile gerilemesiyle yüz yüze geldik. Popülist liderlerin ABD’den Avrupa ve Asya’ya kadar farklı coğrafyalarda yükselmesi, bırakın demokratik değerlerin farklı coğrafyalara yayılmasını; ABD gibi ilk ortaya çıktıkları ülkelerde geriye gitmelerine yol açarken; 1990’larda yayıldıkları düşünülen Macaristan gibi ülkelerde bile normlar, değerler ve uygulamalar bazında büyük sorunlar ortaya çıkardı.

 

Üçüncü olarak, beklenen küresel barış bir türlü gelemedi. 1990’ların Kafkaslar’da ve Balkanlar’da patlak veren etnik kökenli anlaşmazlıkları daha kalıcı olarak çözülememişken ve bu coğrafyalarda pozitif barış sağlanamamışken; 2000’ler yeni bir güvenlik sorunsalını beraberinde getirdi: küresel terör… 11 Eylül saldırılarıyla küresel sistemi sarsan El Kaide, Orta Doğu’da dengeleri değiştiren IŞİD; devletleri uzunca bir zamandan sonra ilk kez bu kadar büyük bir devlet-dışı aktör kaynaklı tehditle karşı karşıya bıraktı. Tüm uluslararası sistemin II. Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerden gelecek tehditlere karşı kurgulandığı bir ortamda, devler-dışı aktörlerden gelen varoluşsal tehditler; “klasik aktör” devleti bir bilinmezle karşı karşıya bıraktı. Önümüzdeki dönemin en büyük sorunsalı küresel terör örgütleriyle nasıl mücadele edilmesi gerektiği. Bunun sadece sert güç unsurlarıyla sağlanamadığını; Afganistan, Irak ve Suriye’ye yapılan müdahaleler gösterdi. Bu bağlamda, ikinci önemli sorunsal da Ukrayna’da gördüğümüz hibrid savaş. Devletlerin doğrudan kendi askerlerini göndermeseler de farklı şekiller de diğer ülkelerin iç anlaşmazlıklarında etkili olmaya çalışmaları, başka bir meydan okumayı oluşturmaktadır.

 

Trump liderliğindeki ABD’yle Merkel liderliğindeki Almanya arasındaki anlaşmazlık, yeni dönemde tekrar ulusal çıkarlara ve korumacı politikaları mı ağırlık verileceği; yoksa çevre güvenliği, insan hakları, uluslararası hukuk, uluslararası kurumlar gibi 21. yüzyılın evrensel değerleri ekseninde işbirliği politikalarının mı hakim olacağı ikileminin bir yansıması. Trump’ın siyasal geleceği, bu ikilemin de nasıl sonuçlanacağı konusunda ipucu verecek. 

 

 

http://www.turksam.org/tr/haberin-yorumu-detay/1417-kuresel-degerler-ulusal-cikarlara-karsi-bati-dunyasi-ayrisiyor-mu
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 7607 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)