HABER ANALİZ | 09 Kasım 2017

|

Yıldırım – Pence Görüşmesi Türk – Amerikan İlişkilerinde Yeni Bir Sayfa Mı?



Başbakan Binali Yıldırım ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Washington’da bir araya geldi. Beyaz Saray'daki görüşme yaklaşık 1 saat 20 dakika sürdü. Görüşme sonrasında Türkiye ve ABD’de görüşülen konulara ilişkin yazılı açıklama geldi. Beyaz Saray, Yıldırım-Pence görüşmesi sonrası yaptığı açıklamada görüşmenin 'iki ülkenin arasında yeni bir sayfanın açılmasına vesile olması umudu' dile getirilirken, Türkiye’de tutuklu ABD’lilerle ilgili derin kaygılar paylaşıldı. Pence, ABD’nin PKK ile ve diğer terör tehditleri ile mücadelesinde Türkiye’nin yanında olduğunu da vurguladı. Başbakanlıktan yapılan açıklamada ise "Terörle mücadele dahil olmak üzere, ikili ilişkilerimiz ve bölgesel meseleler etraflıca ele alınmış; YPG terör örgütüne silah verilmesi konusunda duyduğumuz rahatsızlık ve desteğin sona erdirilmesi yönündeki beklentilerimiz hatırlatılmıştır." denildi. Başbakanlık'ın açıklamasında "FETÖ elebaşının tutuklanarak ülkemize iadesi, faaliyetlerinin sonlandırılması talebimiz yinelenmiştir. New York'ta görülen ve ilişkilere zarar veren davalardaki sözde delillerin sahte olduğu, yasalara uygun olmayan yöntemlerle toplandığı hatırlatılmıştır." ifadeleri kullanıldı.

 

Başbakan Binali Yıldırım’ın ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüşmesini A. Gencehan Babiş, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Cumhurbaşkanlığı personeline terör örgütü YPG’ye silah yardımı yapan ABD tarafından silah satılmasının yasaklanmasına ilişkin karar, 1964’te ABD Başkanı Lyndon Johnson’ın meşhur mektubunda NATO’nun Türkiye’ye Kıbrıs’a müdahalesinde destek vermeyeceğini vurgulaması ve 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı dönemindeki silah ambargosundan bu yana yaşanan en ciddi krizlerden biridir. Bunun yanında, yakın tarihte 1 Mart Tezkeresi ve Irak’ın Süleymaniye’de Türkiye’ye karşı büyük bir saygısızlık olan  “çuval olayı”ndan sonraki dönemde, vizelerin karşılıklı askıya alınması gerginliğin doruğa ulaştığının net bir delili olarak karşımızdadır. Türkiye ve ABD arasında son yılların en gergin sürecinden geçilirken bir ziyaretle bütün problemlerin çözülmesi iki taraf açısından da beklenmese de çözüme ilişkin bir irade beyanının ifade etmesi bakımından görüşme kayda değer bir aşamadır. Bu bakımdan Beyaz Saray’ın açıklamasında “yapıcı diyalog” ve “beyaz bir sayfa açılması” vurgusu bu bağlamda okunabilir. En yüksek düzeyli olmasa da çok yüksek düzeyli olan bu temas, Trump dönemi son ziyaretlerle karşılaştırıldığından daha olumlu olmasına rağmen PKK/YPG ve FETÖ gibi terör örgütleriyle alakalı olan “kemikleşmiş sorunlar”ın çözülmesine yönelik bir perspektif sunmamaktadır. Yeni bir sayfa açılmaya çalışılmaktadır; ama bu sayfaya yazılacak yeni bir söz görülmemektedir.

 

“Rusya’nın Sistemi Gündemde, Fransa ve İtalya’nın Sistemi İmzada…”

 

Binali Yıldırım’ın Washington ziyareti öncesindeki gelişmelere bakıldığında asıl kritik sinyal Brüksel’den gelmiştir. Türkiye’nin Fransız ve İtalyan ortaklığı olan EUROSAM ile hava savunma sistemlerinin alınmasına ilişkin yapılan anlaşma zamanlama bakımından önemlidir. S-400’lerle ilgili ABD’nin memnuniyetsizliği bilinirken krizin zirveye çıktığı bir dönemde böyle bir adım atılması NATO’ya bağlılık mesajı olarak pekala yayınlanabilir. Öte yandan anlaşmanın imzalanması Rusya ile S-400 pazarlığında da Türkiye’nin elini güçlendirmek istemektedir. Hatırlanacak olursa, Türkiye Çin ile hava savunma sistemleri konusunda müzakerelerini sürdürürken 2015 yılındaki G-20 Zirvesi öncesinde kararı alınan Çin’den hava savunma sisteminin iptali Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesinde duyurulmuştu. Dolayısıyla şu anda da benzer bir yöntem benimsenmiş gibi görünmektedir. Başbakan Yıldırım’ın ziyareti öncesinde iki devletin büyükelçiliklerinin yine karşılıklı olarak vizelerin askıya alınma kararının hafifletmesi görüşmeye daha yumuşak bir havada girileceğinin zeminini hazırlamıştır.

 

“ABD’nin Dar Terör Yorumu”

 

Beyaz Saray’ın açıklamasında ise “PKK’ya karşı mücadelede destek” kavramının üzerinde durulması gerekmektedir. ABD’nin PKK tanımında Suriye’deki kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) yer almamaktadır. Dolayısıyla, SDG’yi PKK ve hatta YPG’nin dışında tutularak ABD tarafından terörün dar bir yorumu söz konusudur. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı tarafından yapılan bu açıklamadaki YPG vurgusunun bu noktada altını çizmek gerekmektedir. Türkiye terörle mücadeleye YPG’nin dahil olmasını istemekte ABD ise sadece PKK diyerek Suriye meselesindeki görüş ayrılığını teröre dahil etmemektedir. Pence, PYD/YPG ile ilişkilerinin bir süre daha devam edeceğini belirtirken verilen silahların nasıl geri alınacağına ilişkin bir nokta yoktur.

 

“Adli Süreçlerden Doğan Güven Bunalımı”

 

Bir diğer nokta ise iki ülkenin de tutuklamalardan dolayı birbirlerinin iç mekanizmasında endişelendiği adli süreçlerdir. 15 Temmuz’daki hain darbe girişiminin arkasındaki bir numaralı isim FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in iade edilmesi Türkiye tarafından yeninden dile getirilmesine rağmen ABD’de bununla ilgili bir hareketlenme gözlenmemektedir. Türkiye’nin banka çalışanlarının ABD’de tutuklanması ve ABD’nin büyükelçilik çalışanlarının Türkiye’de tutuklu olması iki tarafta rahatsızlık yaratmaktadır. Bu durum iki tarafta güven bunalımına uzanan bir sürece işaret etmektedir. Binali Yıldırım tarafından “Davaların iki ülke ilişkisini zehirlenmesine izin vermeyelim” ifadesinin nedeni de buradan doğmuştur.

 

“Türkiye: Irak ve Suriye’de Önemli Denge Unsuru, Orta Doğu’da Arabulucu Olduğunu Göstermelidir”

 

Körfez ülkelerinde yaşanan çarpıcı gelişmeler, Orta Doğu’daki İran – Suudi Arabistan kutuplaşması, Suriye’deki iç savaş, Irak’ın kuzeyinde yapılan referandumdan sonraki yeniden yapılanma süreci göz önüne alındığında Türkiye’nin burada yerini alması gerekmektedir. Bu bağlamda, Irak’ta İran ve Irak merkezi hükümeti ile aynı tutumu benimseyen Türkiye, Suriye’de de İran ve Rusya ile inisiyatif alarak Astana sürecini yürütmektedir. ABD Başkanı Donald Trump ise geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamasında İran’a karşı stratejisini sertleştireceğini açıklamıştır. Türkiye ise çıkarı gereği Suriye ve Irak’ta İran ile ortak bir süreç yürütürken Orta Doğu’da Körfez ülkeleriyle ilişkileri iyi bir seyir izlemektedir. Türkiye’nin bu noktada yapması gereken Irak ve Suriye özelindeki denklemde önemli bir denge unsuru olduğunu göstermektir. Bu durum, lüzum görüldüğünde sahada askeri operasyonlarla da hayata geçirilmelidir. Ayrıca, Türkiye’nin Orta Doğu genelinde ise arabulucu ve sorunları çözmeye kadir bir ülke konumunu politikalarıyla ortaya koyması gerekmektedir.

 

 

http://www.turksam.org/tr/haberin-yorumu-detay/1581-yildirim-pence-gorusmesi-turk-amerikan-iliskilerinde-yeni-bir-sayfa-mi
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 11675 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)