HABER ANALİZ | 30 Kasım 2017

|

Türkiye’nin Afrin Politikası ve Suriye Türkmenlerinin Talepleri



Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "ABD Başkanı Trump’ın kendisi, bizzat Sayın Cumhurbaşkanımıza telefonda 'bundan sonra YPG’ye silah verilmeyeceğini' söyledi. Biz ABD’nin iç işlerine karışmayız ama Pentagon kendi başkanını dinlemiyorsa, sonuçta bizi ilgilendirir. Çünkü oraya verilen silahlar bize bir tehdittir ama bu biraz da ABD’nin iç meselesidir. ABD gibi önemli bir ülkenin başkanının sözünün tutulması gerekiyor. Biz Türkiye olarak buna çok önem veriyoruz. Biz verdiğimiz her sözü tutarız" diye konuştu. Bakan Çavuşoğlu, "Nasıl daha önce Fırat Kalkanı Operasyonu bölgesinde Kilis’e ve bölgeye tehdit geldiği zaman hiç tereddüt etmeden o bölgeye girdiysek, DEAŞ’ı temizlediysek, Afrin veya başka bir bölgeden de Türkiye’ye yönelik tehdit geldiği zaman hiçbir tereddüt göstermeden oralara gireriz, oraları teröristlerden temizleriz. Yani Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi bir gece ansızın gelebiliriz, girebiliriz" dedi.

 

Soçi süreci devam ederken kısa süre Suriye Türkmen Meclisi tarafından bir basın toplantısı düzenlendi. Türkmenlerin taleplerinin kamuoyuyla paylaşıldığı toplantıda şu ifadelere de yer verildi; “"Suriye Türkmenleri olarak 2011 yılından bu yana vermiş olduğumuz ‘onur ve özgürlük mücadelesi’ yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Suriye ve Ortadoğu’da dengelerin değişmesi sonucunda siyasi çözüm süreci ön plana çıkmıştır." Suriye Türkmen Meclisi’nin toplantısında şu noktalar da kaydedildi; "Suriye Türkmen Meclisi olarak Suriye'de Türkmenlerin çıkarlarını korumak ve geleceğini güvence altına almak için siyasi çözüm masasında özgül ağırlığımızla olma mücadelesi vermekteyiz. Elbette, Türkmenler Suriye muhalefeti içinde farklı platformlarda temsil edilmektedir. Ancak bu platformlarda Türkmenlerin haklarını korumak için verilen çaba çok önemli olmasına rağmen yeterli olmamaktadır. Suriye’nin ikinci büyük toplumu olan Suriye Türkmenleri şüphesiz ki savaşın en mağdur toplumudur. Suriye Türkmenleri hiçbir zaman etnik, dini terör örgütleri ile irtibatlı olmamış, sempati dahi duymamıştır."

 

Türkiye’nin Afrin’e yönelik politikasını ve Türkmenlerin taleplerini Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Dr. Emin Bozoğlan TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Türkmenlerin hem sahada hem medyada istenen düzeyde bir tanıtımı henüz yapılamadı. Burada bir eksiğimiz var. Bunun birçok nedeni bulunuyor, önümüzdeki dönemde artık sahadaki rolün yerini siyasetin alacağına inanıyoruz. Bugün barışa giden adım masa başında olacak. Bugüne kadar yapılan Cenevre, Kahire vs. toplantılarında bir adım atılamadı. Sadece kâğıt üzerinde birtakım tartışmalar, görüşler sergilendi fakat Astana’da yapılan görüşmelerle somut adım atıldı. En azından bir çatışmasızlık bölgesi oluşturuldu. Tahliyeler oldu, tutuklananlar serbest bırakıldı. Muhalefet açısından bir kazanç olmasa da sahada bir iz bıraktık.

 

“Türkmenlere Kurucu Halk Statüsü Verilmesi Talebimiz Var”

 

Soçi’de 3 ülke garantörlüğünde yapılacak bütün Suriye halkının veya Suriye halkını temsil eden oluşumları içerecek bir toplantının gerçekten Suriye’deki barış için somut bir adım olacağına, iz bırakacağına inandığımız için bu toplantıda biz Türkmenlerin de mutlaka bulunması gerektiğine inanıyorduk. Toplantı ayın 2’sinde yapılacaktı, bize henüz bildirilmedi dolayısıyla biz geçtiğimiz günlerde bir basın açıklaması ihtiyacı duyduk ve yaptık. Basın açıklaması yaptığımız gün toplantı ertelendi. Bizim basın açıklamamızda birtakım taleplerimiz vardı. Birkaç kelime ile ifade edebilirim. Bizim taleplerimiz şuydu; Suriye toprak bütünlüğünün korunması çerçevesinde Türkmenlerin Suriye’deki varlığını anayasal olarak tanıyacak, koruyacak ve tüm haklarını güvence altına alacak bir hukuki statü kazanılmasını sağlamak. Yeni geçici dönemde Türkmenlerinde yer aldığı ve Türkmenlerin varlığını, hukukunu koruyacak bir statü sağlanması, bir kurucu halk statüsü verilmesi talebimiz var ve bunun anayasada olmasını istiyoruz.

 

İkinci talebimiz, Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozacak herhangi bir dini veya parçalı yapıya, farklı otoriteye veya federalizme, otonom statülere tamamen karşıyız.

 

Üçüncü konu; kırmızı çizgimiz olarak belirttiğimiz hem Suriye’nin hem Türkiye’nin hatta bütün bölgenin güvenliğini tehdit eden terör örgütleri ve bunlarla bağlantılı olan hiçbir yapı yer almamalıdır diyoruz. Bu Soçi toplantısı için de Cenevre toplantıları için de geçerli. Bizim genel taleplerimiz bunlardı.

 

“Türkiye Önlem Almak Durumundadır”

 

Biz şuna inanıyoruz; Orta Doğu’da birtakım ülkeler var. Bunlar ABD, Rusya, Türkiye, İran ve diğer Arap ülkeleri. Her ülke kendi stratejisi doğrultusunda kendi güvenliğini korumak için tedbirlerini alıyor ve bundan doğal bir şey olamaz. Türkiye’de kendi en uzun sınırını oluşturan güneyinde bir terör yuvası oluşturabilecek –hangi etnik ve mezhepsel yapıya bağlı olursa olsun- oluşumlara karşı bunun önlemini almak durumundadır. Bugüne mahsus PYD söz konusu. Dün DEAŞ vardı, bugün PYD var. Dolayısıyla burada bir terör yuvalanmasına bir terör eğitilmesi/donatılmasına ve buraya gelebilecek başka devletlerden yardımın kesilmesi için Türkiye bunu kontrol altında tutabilmelidir. Bir başka faktör; Türkiye burada güvenliği sağlayıp kendi denetimi altında tutamazsa bir başka ülke buraya müdahale ettiği anda buradan Türkiye’ye yeni bir göç gelmesi durumudur. Daha önceden yaşadığımız tecrübelere bağlı olarak bu yorumu yapabiliriz. Türkiye’nin müdahalesi ile bu göç de önlenmiş oluyor. Fırat Kalkanı bölgesine Türkiye müdahale ettiği zaman Türkiye için kötü olmadı. Şimdi İdlib’e giriş yaptı, bir gözlem merkezi kuruldu ve buradan Türkiye’ye bir göç olmuyor çünkü Türkiye buraya kendi ordusunu Özgür Suriye Ordusu ile beraber içeri soktuğu ve bölgeyi kontrol altında tuttuğu zaman sivil ve terörist ayrımını net olarak yapabiliyor. Bu önemli bir faktördür.

 

Türkiye Çift Yönlü Pozitif Sonuç Elde Etmiş Oluyor

 

Türkiye Afrin’e müdahale etmezse ne olur? Rejim girerse ne olur? Rusya girerse ne olur? ABD girerse ne olur? Bir defa Türkiye’nin güvenliği için o bölge tehdit oluşturmaya devam eder. İkinci olarak Türkiye’ye büyük bir göç dalgası daha oluşur çünkü biz şöyle kesin olarak biliyoruz ki; ister rejimin müdahalesinde ister Rusya’nın ister PYD’nin ABD destekli müdahalesinde orada bir sivil katliamı hâsıl oluyor. Bundan dolayı da şayet Türkiye müdahale etmezse Türkiye’ye büyük bir göç olabileceğini düşünüyoruz. Türkiye’nin müdahalesi ile burada Türkiye çift yönlü pozitif sonuç elde etmiş oluyor, hem göçü önlemiş oluyor hem orada terörü etkisiz hale getirmiş oluyor ve kendi sınır boyunca da güvenliğini sağlamış oluyor. 

 

 

http://www.turksam.org/tr/haberin-yorumu-detay/1613-turkiye-nin-afrin-politikasi-ve-suriye-turkmenlerinin-talepleri
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 10627 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)