HABER ANALİZ | 27 Aralık 2017

|

İran’ın Orta Doğu Politikası: “Gerginliğin mi Etkinliğin mi Başlangıcı?”



İran’ın son dönemde Orta Doğu’daki politikalarına gün geçtikçe artan ilgisi tartışılmaya devam ediyor. Bir yandan Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad’a destek veren İran, Irak’ın kuzeyinde hayata geçirilen referandum sonrası bölgede belirleyici ülkelerden biri olmuştu. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'a Yemen’den geçtiğimiz günlerde balistik füze fırlatılmasıyla Suudi Arabistan ve İran arasında yeniden alevlenen gerilim tırmandı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman, İran'ı Yemen'deki Husi milisleri aracılığıyla ülkesine yönelik “doğrudan askerî saldırıda” bulunmakla suçladı.

 

ABD Başkanı Trump’ın açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde İran ile ilgili noktalar öne çıktı. ABD’nin yeni strateji belgesinde İran, “haydut devlet” olarak tanımlandı. İran'a uygulanan yaptırımlardan bahseden Trump, "İran Devrim Muhafızları terörizmi destekliyordu ve biz onlara yaptırım uyguladık" ifadelerini kullandı.

 

İran’ın son süreçteki Orta Doğu politikalarını ve bölgedeki İran algısını Türkiye – İran – ABD ilişkileri çerçevesinde Arif Keskin, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

“İran’ın artan etkisi” diye bir cümle sürekli kullanılıyor. “İran’ın Orta Doğu’da gücü artmıştır” diye konuşuluyor, ama kanımca biraz tartışmalı bir yargı çünkü bu aslında İran’a çelişkili bir zemin yaratıyor. Evet İran bugün Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de etkin bir pozisyonda, Irak Suriye ve Yemen’deki etkisiyle Orta Doğu’daki birçok süreçte etkinliğini sürdürebiliyor ancak bunlarla birlikte çok farklı sorunlarla da karşı karşıya kalıyor. Şu anda Arap dünyası yani Sünni Arap devletlerinin neredeyse tamamı İran’ı öncelikli sorun ve boş tehdit olarak görüyorlar. Bu duruma baktığımız zaman nüfuz kazanan, güçlenen karşısında da böyle farklı düşmanlıklar çıkıyor. Diğer taraftan kendisini bir “İslam devrimi” olarak nitelendiren İran rejimi mesajının evrensel nitelikte olduğunu sürekli dillendiriyor ama bu süreçte bölgede bütün mezhep çatışmalarının içerisine girerek kendi “evrensel mesajını” da çelişkili bir zemine koyuyor. Şu anda görüyoruz ki, Sünni İslamcıların önemli bir bölümü İran’dan nefret ediyor ve uzaklaşıyor. Özellikle Arap dünyasına bakıldığında İran sadece bir rejim tehdidi ve “milli öteki” olarak algılanıyor.

 

“İran’ın Artan Gücü” İfadesi Tehditler ve Cepheleşme de Doğuruyor”

 

Bu anlamda bakıldığında İran kazanmış mı sayılıyor? İran hala istikrarını sağlamış bir ülke değil. Evet, İran’ın kazandığı yerler incelendiğinde Suriye’nin nereye gittiği belirsiz olduğu görülüyor. Yemen zaten iç savaşın içerisinde ve ne olacağı belli değil. İran’ın kazandığı istikrarlı herhangi bir ülke söz konusu değil. Bütün bu alanlar İran açısından siyasi, diplomatik, ekonomik bir sürü yükü de beraberinde getiriyor. Bu durum, Arap devletleriyle değil Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkeyle de İran’ın ilişkilerini sorunlu hale getirecek potansiyeli de taşıyor. Bu anlamda “İran’ın artan gücü” ifadesi aynı zamanda İran’ın karşısına farklı düşmanlıklar, sorunlar, tehditler ve farklı cepheleşmeyi de doğuruyor. Dolayısıyla bu, çok tehlikeli bir süreci de beraberinde getirebilir.

 

“Yakın Çevresiyle Dostluk İlişkisi Kuramayan Bir Ülke Uzaktan Gelecek Tehlikelerin Karşısında Zayıf Kalabilir”

 

Dış politika aslında refah, güvenlik ve zenginlik üretmek için yapılır. Sovyetler Birliği tecrübesini net olarak hatırlıyoruz; dünyanın yarısına tekabül edebilecek bir coğrafyada güç sahibiydi. Ama kendi içerisinde komünist rejimi delindi ve çürüdü. Eğer sizin dışarıda kazandığınız güç size refah, güç, zenginlik ve huzur olarak geri dönmüyorsa sizin kazandığınız güç tehlikelidir ve risklidir. Şu anda da İran’ın bölgedeki kazandığı bu artan gücü çok çeşitli riskler içeriyor. Bu riskler, rejimin bekasıyla beraber o ülkenin toprak bütünlüğü dahil olmak üzere birçok tehdit de içerebilir. O güç farklı husumetler, düşmanlıklar üzerine inşa edildiği ve ortaya çıktığı zaman bu durum o noktaya doğru gidebilir. Şimdi böyle bir süreçte Amerika ve Avrupa ile olan ilişkiler İran açısından çok farklı anlam ifade ediyor. Örneğin İran’ın, 1979’dan sonra Batı ile ilişkileri sorunludur. Avrupa ile ilişkileri var, Amerika ile ilişkileri kesik ama her ikisiyle de ilişkileri sorunlu konumdadır. İran, Batı ile olan ilişkilerinde her zaman komşularıyla iyi ilişkiler kurarak direnmek istemiş ve oradan gelen tehlikeleri ve tehditleri göğüslemeye çalışmıştır. Şu anda Trump’ın yükselen bir İran karşıtlığı var ve hali hazırda İran komşularıyla sağlıklı ilişkiler kurmuş değil. Şu anda baktığınız zaman Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkeleri İran’ı önemli bir tehdit olarak görüyor. Türkiye ile olan ilişkileri de nereye gideceği nasıl ilerleyeceği de belli değil. Buradan bakıldığı zaman -özellikle de İran gibi bir ülke olarak düşünüldüğünde- kendi yakın çevresiyle barış ve dostluk ilişkisi kuramayan bir ülkenin çok uzaktan gelecek tehlikelerin karşısında zayıf olabilir.

 

“Suudi Arabistan’ın Tehdit Algısını İktidar Değişimine İndirgeyerek Değerlendirmek Doğru Değil”

 

“Etkisi artan İran” gibi sözleri biraz daha eleştirel gözle yorumladığımız zaman karşımıza farklı bir tablo çıkıyor. Şimdi bu tablo içerisinde İran Arapların önemli bir tehdidi olarak görüyor. Bazıları, Suudi Arabistan’daki değişmeleri “Suudi Arabistan’da iktidar değişti, genç bir veliaht var” deyip her şeyi ona indirgeyerek yorumluyorlar ama aslında bu kadar basit bir durum söz konusu değil. Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinin tehdit algısını sadece belli bir iktidar değişimine indirgeyerek yorumlamak doğru değil. Şu anda İran, Irak, Suriye ve Yemen’e kadar uzanan bir coğrafyada Araplar açısından bakıldığında onlara varoluşsal tehdit oluşturabilecek bir noktaya uzanmıştır. Özellikle de bu mezhep gerginliği İran’a önemli bir alan sunmuştur çünkü bütün bu Arap ülkelerinde azınlık olarak belli bir Şii grubu yaşıyor, bu gruplar İran açısından İran’a biraz yakınlık duyuyorlar ve burası İran’ın önemli bir hareket alanı. Bu da hem Suudi Arabistan açısından ve diğer Arap ülkeleri açısından önemli bir tehdit demektir. Bu nedenden dolayı İran’ın Irak’ta Suriye’de Yemen’de nüfuzu, Filistin’de nüfuz arayışı ve diğer coğrafyalardaki özellikle Orta Doğu bağlamında Suudi Arabistan açısından varoluşsal tehdit olarak algılanıyor ve İran “birinci sorun” olarak gözüküyor. Baktığımız zaman hala daha bunun nasıl çözüleceği konusunda ufukta bir şey yok.  Yani İran bunu nasıl çözecek, Suudi Arabistan-İran ilişkilerinin nereye gideceği belli değil. Bölgedeki tabloya ve iki ülke ilişkilerine baktığımız zaman bu ilişkilerin daha da gerginleşeceği potansiyeli kendini gösteriyor. İki ülke arasında bir askeri çatışma gibi bir şeyi beklemek doğru olmaz çünkü ne İran ne de Suudi Arabistan buna meyillidir. Bunun her iki tarafa da zarar verebileceği çok açıktır. Zaten İran, sekiz yıllık İran-Irak savaşında savaşının ne kadar yıkıcı olduğunun farkındadır ve bu nedenle böyle bir savaştan kaçınıyor. Suudi Arabistan da zaten böyle bir çatışmanın çok farklı durumlara yol açacağının farkında olduğu için buraya doğru gitmeyebilir. Bu ikisinin ilişkisi Yemen, Suriye, Irak dâhil olmak üzere Orta Doğu’daki gerginliğin ve çatışmanın artma ihtimalini de gösteriyor, bir tür taşeron savaşı (proxy war) içerisindeler. Bu gerginliğin daha fazla devam edeceği ve her iki ülke de bunu sürdüreceğini gösteriyor ve bu net olarak görünüyor.

 

“Trump’ın Bakış Açısı ABD’nin İran Üzerinden İşbirliği Geliştirmesine Zemin Oluşturabilir”

 

Suudi Arabistan-İran ilişkilerindeki yaşanan bu sorun sadece ikili dâhilinde değil, bölgedeki sorunlar açısından da anlam ifade ediyor. Bu sorunun çözümü için İran’ın en azından bölgesel ihtirasından vazgeçmesi gerekiyor veya Suudi Arabistan’ın İran’ın bölgedeki ihtirasını veya bölgesel kazanımını kabul etmesi gerekiyor. Bu da şu anda olanaklı görünmüyor ve Suudi Arabistan’ı daha farklı arayışlara itiyor. Suudi Arabistan, ABD’de İran konusunda Obama’dan beklediğini alamıyordu çünkü Obama İran’la daha farklı bir dil daha barışçıl bir dil kullanmak istiyordu. Suudi Arabistan bundan pek hoşnut değildi. Şu anda, Trump’ın söylemi İran’a karşı daha serttir. Aslında Trump’ın İran’a bakış açısı ve İran’ı öncelikli sorun olarak algılaması ABD’nin İran üzerinden işbirliğine zemin oluşturabilir. ABD, Suudi Arabistan ile İran konusunda girişeceği işbirliği yapabilir. Bu da Suudi Arabistan açısından İran konusunda önemli bir sorun ancak Trump İran’ı öncelikli sorun olarak gösterse de Trump’ın dış politikadaki girişimleri aslında İran’a yönelik stratejisini de zorlaştırıyor. Hatta Trump’ın bazı girişimleri İran’ın elini daha da güçlendiriyor. Burada da önemli bir sorun var. Mesela, Trump’ın Kudüs’le ilgili girişimleri İran’a altın tepsiyle sunulmuş bir fırsattır. Hem İran hem Hizbullah, Sünni Arap coğrafyasında ciddi şekilde mevzi kaybetmişlerdi. Trump’ın bu açıklaması aslında İran’a Hasan Nasrullah ve Hizbullah’a önemli bir fırsat sundu. Kendilerini yenileyebilme ve Filistin sorunu üzerine yeniden bir zaman kazanma olanağı sundu ve hatta bundan sonraki süreçte İran’a yönelik bütün girişimlerini de zorlaştırdı.

 

“Trump’ın Önceliği İran Olsa da Büyük Baskı Türkiye’ye Dönük”

 

Şu an Türkiye - ABD ilişkileri de Trump’ın İran’a dönük çabalarını zorlaştırıyor. Yani şu anda Trump’ın önceliği İran olsa da ABD’den büyük baskı Türkiye’ye dönüktür ve Türkiye’yle ilişkileri önemli bir kriz içindedir. Türkiye-Amerika ilişkilerinin gergin olması aslında İran’a önemli bir fırsat sunuyor ve Türkiye’yi daha çok Rusya’yla, İran’la daha iyi ilişki kurmaya zorluyor. Bu da Trump’ın İran’a dönük çabalarını zorlaştıracak bir süreçtir. Bu açıdan bakıldığında Trump’ın önceliği İran’sa neden önceliği de İran olabilecek bir strateji kurgulamaktan yoksun girişimler sergiliyor? Bir taraftan sürekli Türkiye ile ilişkilerini gerginleştirecek olaylar yaşanıyor, diğer taraftan Kudüs gibi girişimlerle neredeyse İslam dünyasını karşısına alabilecek girişimleri başlatıyor. Aslında Trump’ın İran’a dönük stratejilerindeki bu dağınıklıktan hareketle amacına ulaşmak konusunda zorlanabileceğini söyleyebiliriz.

 

“Türkiye-İran İlişkilerinde Olumlu İşaretler Var Ama Nasıl Bir Seyir İzleyeceği Net Değil”

 

Bu tabloda Türkiye ile İran ilişkilerine bakıldığında aslında Arap baharı sonrası Türkiye İran ilişkileri sorunlu hale geldiğini biliyoruz. İran ile Türkiye Suriye dâhil olmak üzere bir iktidar mücadelesi içindeydiler. Türkiye’de özellikle iktidar çevresinde bir dönem “anti-İran” durumu hâkim olmuştu. Ancak Türkiye’nin Batı ile yaşadığı problemler Türkiye’yi biraz daha farklı arayışlara itti. İran şu anda Trump döneminde Batı ile ilişkilerinin nereye gideceğini tam olarak kestiremiyor. Arap dünyası ile olan ilişkileri gergin ve bu anlamda Türkiye ile olan ilişkileri İran açısından da önemli. Hem Ruhani’nin ekonomi girişimleri hem Ruhani’nin bölgesel hem de İran’ın küresel anlamdaki siyaseti açısından her iki tarafın da bugün ve de gelecekteki muhtemel İran - ABD gerginliği açısından karşılıklı olarak iyi bir ilişkiye ihtiyaçları var. Bu iyi ilişkiler alanda da belli somut meyvelerini verdi son dönemde. Mesela Irak’ta Barzani’nin referandumu konusunda Türkiye ile İran ilişkileri pratikte de bir sonuç verdi. Şu anda Suriye’deki bu Astana görüşmesinden sonra elde edilen sinerji de belirli oranda meyvesini vermeye başladı. Bu anlamda bakıldığında Türkiye-İran ilişkilerinde olumlu işaretler var. Ancak bunun nasıl bir seyir izleyeceği hala net değil çünkü hala Orta Doğu’daki bu güç mücadelesinin nasıl sonuçlanacağı belli değil. İran Orta Doğu’daki bu arayışlarını nereye kadar sürdürecek? Şu anda İran’ın yanı başındaki Irak ve Suriye’de bu girdiği süreç nasıl sonuçlanacak? Bütün bunlar Türkiye-İran ilişkilerinin de geleceğini belirsiz hale getiriyor. Birkaç yıl belki birkaç ay öncesine kadar zaten bu ilişkiler sorunluydu. Hala ilişkilere sorun olarak etki eden faktörler mevcut ve henüz ortadan kalkmış değil. Suriye krizi, Yemen çözülmüş değil. Irak’ta sorun çözülmedi. Bütün bunlarda ne olacağı da belirsiz. Irak-Türkiye ilişkileri nereye gideceği, Bağdat-Ankara ilişkilerinin nereye gideceği belli değil. Bütün bunlara bakıldığında evet iyi bir zemin yakalanmış, ama bunun sürdürülüp sürdürülmeyeceği kanımca bölgedeki gelişmelere, Türkiye - ABD ilişkilerinin seyrine bağlıdır. O nedenle bu ilişkilerin geleceğini kestirmek kolay değil.

 

 

http://www.turksam.org/tr/haberin-yorumu-detay/1648-iran-in-orta-dogu-politikasi-gerginligin-mi-etkinligin-mi-baslangici
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 5101 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)