HABER ANALİZ | 20 Nisan 2018

|

Stoltenberg’in Türkiye Ziyaretinin Anlamı



NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, resmi ziyaret için Türkiye'ye geldi. Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldi. Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli görüşen Stoltenberg askeri törenle karşılandı. Tören birliğini "Merhaba asker" diyerek selamlayan Stoltenberg, şeref defterini de imzaladı. Törenin ardından Bakan Canikli ile Stoltenberg, ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdi. Stoltenberg daha sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir görüşme gerçekleştirdi. İkili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Stoltenberg, görüşmede terörle mücadele konularının ve Suriye'deki durumun da ele alındığını belirterek Bakan Çavuşoğlu'nun kendisini Zeytin Dalı Harekatı hakkında bilgilendirdiğini söyledi. Stoltenberg, "Türkiye'nin bu konuda şeffaflıkla hareket etmesini memnuniyetle karşılıyorum." dedi.

 

Türkiye’den sonra NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, gittiği Hollanda Parlamentosu Dışişleri Bakanlığı komisyon toplantısında milletvekillerinin sorularını yanıtladı. AA'nın haberine göre, teröre karşı verdiği mücadeleye dikkati çekerek Türkiye'ye anlayış gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Stoltenberg, "Hiçbir NATO ülkesinin bu kadar terör saldırısıyla mücadele etmediğini unutmamamız gerekir. Beğensek de beğenmesek de Türkiye NATO sınırlarını korumada kilit rol oynuyor. Türkiye çok önemli bir müttefikimizdir." ifadesini kullandı.

 

Stoltenberg’in Türkiye ziyaretini Doç. Dr. Serdar Erdurmaz, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

“ABD, Birtakım Oyunlara Başvurdu”

 

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in Türkiye ziyaretini biraz geniş bir perspektiften değerlendirmek gerekir. Öncelikle, Rusya’nın Orta Doğu’da almış olduğu inisiyatife binaen Türkiye’nin de Rusya ile birlikte İran’ın da onayı ile yapmış olduğu harekât önemlidir. Fırat Kalkanı Harekatı’ndan sonra Afrin Harekatı’nın olması ve sıranın Menbiç’e gelmesi Amerika’nın bölgedeki durumu için de tehlike yaratmaya başladı ve ABD’nin yalnızlığı gündeme geldi. Amerika bu retorikle konuyu gündeme getirip danışmanlarıyla PYD/YPG’yi destekleyip orada varlığını sürdürmeyi düşünüyor fakat bunun böyle olamayacağını gördüğü için birtakım oyunlara başvurdu.

 

“Skripal Meselesi ile Kamuoyu Yaratıldı”

 

Bu oyunların başında da İngiltere’de bir zamanların KGB ajanı olan Skripal ve kızının birtakım kimyasal maddelerle zehirlenmesi geliyor. Başlangıçta Rusların suçlanmasını siyasi oyun olarak görüyorum çünkü ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin Orta Doğu’ya müdahale edebilmesi için kamuoyunun mutlaka korkması ve buna onay vermesi gerekiyor. Bu minvalde kamuoyu oluşturma safhalarının gündeme geldiğini düşünüyorum. İngiltere’de güçten düşmüş bir KGB ajanının zehirlenmesi ve suçlanması sonucunda Rusya’ya karşı bir tepki ortaya çıktı ve Avrupa ülkelerini destek maksadıyla birçok ülke de diplomatlarını çekmeye başladı. Yavaş yavaş kamuoyu oluşmaya başladı ve sonra da tekrar gündeme gelen şey kimyasal silah kullanımı oldu. Rusya’ya baktığımız zaman Doğu Guta’da rejimle birlikte belli bir başarı elde ettiğini, muhalif güçlerin elinde az bir yer kaldığını ve buralarda da yavaş yavaş hakimiyet sağladıkları görülüyor. Bu noktada empati yapıp kendimizi onların yerine koyduğumuz zaman kimyasal silah kullanmanın bir anlamı olmadığı karşımıza çıkıyor. Zaten her türlü hareketi yapabilme ve tepkiyi ortaya koyabilme ve rahatlıkla harekâtı kontrol edebilme kapasitesine sahipler. Kısaca, orada kendilerine müdahale edebilecek herhangi bir şey yok. Dolayısıyla kimyasal silah kullanması için hiçbir sebep bulunmuyor ama birden bir kimyasal silah kullanma meselesi ortaya çıktı ve dünyada yeniden bir kamuoyu yaratıldı. ABD bunu gündeme getirdikten sonra İngiltere ve Fransa da konuya dahil oldu. Trump, Fransız Cumhurbaşkanı Macron ile görüşmek suretiyle, bir ittifak sağlamaya çalıştı ve ardından Suriye’ye hava operasyonu seçeneği gündeme geldi. Burada gördüğümüz kadarıyla, ABD’nin bu yalnızlığını gidermek için Türkiye – İran - Rusya, bir ara da Hizbullah’ın desteklediği Astana Süreci’ne karşı bir ittifak oluşturulması gerekiyordu. Bu ittifakı da kimyasal silah kullanımı nedeniyle gündeme taşıdılar. Fransa, İngiltere ve ABD ile birlikte Rusya’yı ve rejimi suçlar vaziyette bir yapı oluşturdular ve birkaç noktayı bombaladılar. Bunların sonucunda şu an bu ittifak sağlanmış vaziyettedir.

 

“Suriye’de Temel Konu ABD ve Rusya’nın Güç Mücadelesi Oldu”

 

Fransa ve İngiltere bir NATO ülkesidir.  Burada Türkiye’nin pozisyonuna baktığımız zaman, Türkiye NATO üyesi ülke olmasına rağmen Rusya ve İran’la iş birliği yapıyor. Mesele artık Türkiye ile ABD arasında olan PYD/YPG meselesi aynı zamanda DEAŞ’le mücadele sorunu olmaktan çıkmış durumdadır. Burada artık temel mesele Rusya ile Amerika’nın karşılıklı güç dengesini sağlaması; birbirleri ile çatışması konusudur. Kendi toprakları üzerinde değil, Suriye’de ABD ve Rusya bir güç mücadelesi yapıyorlar. Bunu yaparken de ABD Suriye ve Ortadoğu’da varlığını ettirebilmesi için Rusya’nın almış olduğu inisiyatifi tekrar devralması gerektiğini düşünüyor. Aksi takdirde bu gidişatla devam ederse, Amerika’nın oradaki varlığı ortadan kalkacaktır. Türkiye bir taraftan Afrin’de varlığını sürdürüyor diğer taraftan da kuzeyden girip Menbiç’e doğru bir kuşatma harekâtı yapma konusunda bir niyet ortaya koymuştur. Dolayısıyla Türkiye’nin bu harekâtını da önlemek maksadıyla bir girişimde bulunmaları gerekiyordu, böylece bunu da yaptılar.

 

“Stoltenberg’in Mesajları, Devletleri Bağlamış Olmuyor”

 

Şimdi ortadaki konu şudur; Türkiye NATO üyesi ülke olmasına rağmen Ruslarla İran ile birlikte diğer Batı ülkesine karşı… O zaman PYD/YPG konusunda da taviz vermeden Türkiye’yi bir şekilde tekrar NATO’ya yönlendirmeleri gerekir. Orta Doğu’da Türkiye olmadan, özellikle Suriye’de; Irak’ta, istikrarın sağlanması mümkün değildir. Bu bakımdan Türkiye’yi de kendi taraflarına çektikleri zaman Rusya ile İran zaten kenarda kalacaktır. Özellikle, İran’ı gerek ambargolarla gerek Irak’taki engellemelerle bir şekilde engelleyebilirler. Sonuçta, Türkiye’nin arayışları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi; “NATO neden bize destek olmuyor, ne işe yarıyor” konusunda açıklamaları vardı. Türkiye’nin hiçbir zaman NATO’dan ayrılacağız tarzı bir çıkışı olmadı. Üst düzey yöneticilerin hepsi NATO ile alakalı “Biz NATO’nun içindeyiz, bu örgüt içinde kalmaya devam edeceğiz, hiçbir kuvvet bizi çıkartamaz” diyorlar. Şimdi bu şekilde NATO’dan destek beklendiğine göre bir taraftan ABD, İngiltere, Fransa bu harekâtı yaparken; bir taraftan da kapalı kapılar ardında anlaşmadan ziyade bazı konularda net bir şekilde anlaşılmasa dahi uzlaşmaya varıldığını düşünüyorum. Ayrıca NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in gelmesi ile Türkiye’ye dayanışmanın devam ettiği mesajının verilmesi, NATO’nun her zaman arkasında olduğunu göstermesi ve Türkiye’yi terörizmle mücadelede desteklemesi devletleri bağlamış olmuyor. Terörizmin herkesin kabul ettiği temel bir tarifi yoktur, herkese göre terörizm kavramının yorumu değişir. Dolayısıyla bu tutum NATO’yu bağlamaktadır. NATO da ayrı ayrı üye devletler bulunduğu için kabul etmeme noktasında birtakım çekinceler gündeme gelebilir. Bu bakımdan fiiliyatta olmasa bile nazariyatta NATO’nun Türkiye’yi desteklediğini ortaya koymak suretiyle, Türkiye’yi Rusya’ya yanına itmemeye çalışıyor. Dolayısıyla Türkiye’yi de kendi tarafına çekmek suretiyle Rusya - İran tarafını zayıflatarak inisiyatifi tekrar ABD’nin ele alıp Suriye’dy yeni bir düzen getirmeye çalışıyorlar. Ortaya koydukları konu; Cenevre sürecinin devam ettirilip Astana Sürecinin bir tarafa konulması... Stoltenberg’in gelişi bu bakımdan çok anlamlı bir hadise.

 

“Görüşmede İstekler ve Tavizler Gündeme Gelmiştir”

 

ABD ile kapalı kapılar ardında görüşmelerin devam ettiği ve birtakım uzlaşmalar olduğu söyleniyor. FETÖ’yü bir yana koyarsak bu uzlaşmalarda da bizim olmazsa olmaz değimiz; PYD/YPG’nin orada güçlendirilmemesi ve terk edilmesidir. ABD yavaş yavaş çekileceğini ifade etmesiyle, orada bir düzen sağladıktan sonra Türkiye ile muhtemel bir işbirliği yapıp bu işi kotarması daha mantıklı görünüyor. Amerika şu ana kadar hep duygusal davrandı, reel politiğe göre hareket etmedi. Bu duygusal davranışı da 1 Mart Tezkeresi’nden gelmektedir. Burada, ABD kendini kazık yemiş gibi hissetmekte ve hala bunun acısını çıkartmaya çalışıyor ve bu yüzden PYD/YPG ile işbirliği yapıyordu. Bu süreçte Amerikan askeri kanadının çok büyük baskısı vardır. Şu anda Trump da çok güçlü bir başkan olamadığı için dediğini yaptıramıyor. Çekileceğim demesine rağmen Amerikan Silahlı Kuvvetleri “Nereden çıktı bu” demesiyle Trump siyasi güç sahibi olamamasından ötürü iki gün sonra söylemini değiştirmektedir. Sağlam ve güçlü bir Amerikan başkanı olamadı. Yavaş yavaş Amerika Silahlı Kuvvetleri de bu işin PYD/YPG ile olmayacağının kanaatine vardı. Stoltenberg geldiğinde NATO dayanışmasını gösterirken başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkelerin Türkiye’den isteklerini muhtemelen ifade etmişlerdir ve Türkiye’ye karşı tavizlerini “Şunu yapacağız, bunu yapacağız” diye muhtemelen birtakım haberler göndermişlerdir.

 

“Suriye’de İki İttifak Var”

 

Suriye’de artık iki tane karşılıklı ittifak var. ABD, Fransa, İngiltere’nin oluşturduğu üçlüye Almanya’nın, İtalya’nın fiilen katılmayıp da destek vereceğini biliyoruz. Bunun yanında, NATO üyesi diğer ülkeler de mutlaka destek vereceklerdir. Dolayısıyla burada Türkiye’nin durumu çok zor. İlişkilerimiz gayet sağlam devam ediyor demelerine rağmen NATO üyesi bir ülke olarak Türkiye’nin de şapkasını önüne koyup düşünmesi lazımdır. Hala Rusya ile birlikte hareket etmeyi düşündüğümüz takdirde yarın öbür gün bunun maliyetini göz önüne almamız gerekir. NATO nezdinde de Rusya hasım olarak beliriyor. Yeni NATO konseptinde İran nükleer silah tehdidi olarak gözüküyordu. Rusya ile İran’ın tehdit olarak gözüktüğü bir yerde NATO üyesi olan Türkiye’nin de orada yer alması ne derece doğru olur bunu düşünmesi lazım.

 

“Türkiye NATO’nun Orta Doğu’yu Kontrol Etmesi İçin Kilit Konumda”

 

Bu noktada kritik bir diğer nokta S-400 füzeleridir. S-400 füzelerinin bir kısmı muhtemelen alınacaktır fakat belli bir süre sonra yeni anlaşmalar yapılmak suretiyle NATO’ya entegre sistemler kurulacaktır. Türkiye olmadan NATO’nun daha doğuya gitmesi mümkün değil. Bir de yeniden Rusya’nın tehdit olarak ortaya çıkmasıyla birlikte Ukrayna ve Gürcistan’ın bulunduğu coğrafyanın da tehdit altına girmesi, Polonya’yı da korkutan ciddi bir atılım olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin Orta Doğu’nun kontrol edilmesindeki en kilit ülkelerden biri olma özelliğine sahiptir çünkü Türkiye’nin ortadan kalktığında ulaşacakları başka yer yok. Ancak, Akdeniz’den veya ne Kuzey Afrika’dan Mısır üzerinden Orta Doğu’ya geçmeye çalışacaklardır ve bunların hepsi oldukça maliyetlidir. O bakımdan NATO Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamayacaktır. ABD eğer duygusal davranmayıp aklı selim rasyonel bir yaklaşımla değerlendirirse Türkiye’yi kaybetmek istemeyecek. Bu bakımdan, Stoltenberg’in gelişi hem ABD’nin müteakip politikalarını hem de NATO’nun isteklerini ortaya koyması ve Türkiye’yi kaybetmeme konusundaki kararlılığının bir göstergesi olarak ortaya çıkıyor.

 

 

http://www.turksam.org/tr/haberin-yorumu-detay/1851-stoltenberg-in-turkiye-ziyaretinin-anlami
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 2082 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)