Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Amerika Birleşik Devletleri | 09 Ekim 2017

|

Türkiye – ABD: İlişkiler Sıkıntıda, Yasaklar Masada, Vizeler Askıda…



Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında son dönemdeki sorunlu ilişkiler, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından yapılan Türk vatandaşlarına vize başvurularının askıya alınmasına ilişkin açıklama ile dip yapmıştır. Vizelerin askıya alınmasının ne kadarlık bir süreyi kapsayacağına ilişkin herhangi bir ifadenin bulunmadığı açıklama bir nevi ABD’nin Türkiye’ye ilişkin vize yasağı olarak anlaşılmaktadır. Ardından Türkiye’nin Vaşington Büyükelçiliği’nden kısa süre içerisinde cevap gelmiş, ABD’nin yaptığına çok benzer bir açıklama ile ABD vatandaşlarının Türkiye’den vize başvurularının askıya alındığı belirtilmiştir. Özellikle medya tarafından “misilleme” olarak ifade edilen bu karşı hamlenin devletler arası mütekabiliyet temelinde ABD’nin aşırı sert kararına verilen en makul aynı zamanda haklı bir tepki olduğunun altı çizilmelidir. Bunun yanında, 2017 yılında Türk – Amerikan ilişkilerine bir göz atıldığında bu karardan önce de Türkiye’ye yönelik birçok yasak kararının hayata geçirildiği görülecektir.

 

Türk – Amerikan İlişkilerinde “Yasaklar Yılı”

 

İkili ilişkilere genel manada bakıldığında ABD tarafından alınan kararların 2017’yi “yasaklar yılı” haline getirdiği fark edilecektir.

 

“Tablet Yasağı”: Mart ayında, İstanbul Atatürk Havalimanı’nın da dahil olduğu 8 ülkedeki 10 havalimanından ABD’ye yapılacak uçuşlarda kabine cep telefonundan büyük cihazların alınmaması kararı yürürlüğe girmiştir. Yasak konulurken terör saldırılarının yapılma ihtimali sebep olarak gösterilmiştir. Orta Doğu ile ABD uçuşlarında bir transit yer olan Türkiye’nin “güvensiz” bir ülke olarak algılanmasına sebep olmuştur.

 

“23 Nisan Yasağı”: Bu yasaklardan biri Türkiye’de çok fazla gündeme gelmese de California eyaleti Orange bölgesi Irvine şehrinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanmayacağına ilişkin alınan karardır. Bir sene önce 23 Nisan’ı resmi olarak kabul eden Irvine’de Ermeni diasporasının işin içine girmesiyle bu kararın alındığı açıklanmıştır. Söz konusu kadar yerel ölçekte kalmış iki ülke arasındaki ilişkileri etkileyecek bir yankı yaratmamıştır.

 

“Silah Yasağı”: Son süreçte iki ülke arasındaki  ilişkilerin durumunu gözler önüne seren en önemli yasaktır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında düzenlediği Amerika ziyaretinde Cumhurbaşkanlığı korumalarının terör örgütü sempatizanlarına müdahalesi bir anda iki ülke arasında bir krize dönüşmüş, hatta bu durum iki ülke arasındaki önemli birçok konunun bile önüne geçmiştir. ABD’de koruma polisleri için alınan yakalama kararı sonrası Kongre’nin korumalara silah satışının yasaklanmasını öngören tasarıyı onaylamasının yanı sıra Türkiye’nin bütün itirazlarına rağmen Suriye’de terör örgütü PYD/YPG’ye silah binlerce TIR silah yardımının yapılması ilişkileri son derece olumsuz etkilemiştir.

 

Bütün bunlardan sonra bir de vize yasağının yaşanması ilişkileri donma noktasına kadar getirmiştir. Öncelikle, bu kararın nedenlerinin teşhisi elzemdir. Bunu yapmak için ise öncelikle ilişkilerde son zamanlarda yaşanan sorunları görmek gerekmektedir.

 

İkili İlişkilerdeki Sorunlar

 

Türk - Amerikan ilişkilerinde son dönemdeki sorunlar alt alta konulduğunda şu şekilde bir liste oluşmaktadır;

1) 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminin arkasında ABD ile bağlantı olduğuna ilişkin Türkiye’de ortaya çıkan kuşku ve bununla bağlantılı olarak FETÖ soruşturmalarında ABD tarafının isteksiz tutumu sonucunda örgütün elebaşının iadesine ilişkin Türk tarafının taleplerinin sonuçsuz kalması

2) Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla ve Ekonomi Eski Bakanı Zafer Çağlayan'ın hakkında ABD adli makamlarınca alınan tutuklama kararı ve ABD’de görülen Halkbank davasının Türkiye’de yarattığı rahatsızlık

3) Mayıs ayındaki ziyarette Cumhurbaşkanlığı korumalarının ABD’de protestoculara müdahale etmesi sonrası yasal sürecin başlatılması ve sonrasında Kongre tarafından karar verilen korumalara silah satış yasağı

4) Türk vatandaşı Sinan Narin ve Eyüp Yıldırım’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın protesto eden kalabalığa müdahale sırasında buradaki terör örgütü propagandası yapan gruba saldırmakla suçlanarak tutuklanması

5) 2016’nın Aralık ayında 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturmalarda İzmir’de tutuklanan ABD’li rahip Andrew Craig Brunson’ın tutuklanması ve serbest kalmasının ABD’li üst düzey merciler tarafından ifade edilmesi

6) ABD’nin Suriye’de terör örgütü YPG’ye silah yardımı bunun yanında Suriye’de iki ülkenin de Esad’ın devrilmesini istemesine rağmen sahada başka partnerlerle hareket etmeleri (Türkiye ÖSO ile hareket ederken, ABD’nin Türkiye’nin terör örgütü olarak tanımladığı YPG’yi ortak olarak seçmesi)

7) Bir NATO üyesi olan Türkiye’de son süreçte Rusya’ya yakınlaşmasının ABD’de yarattığı hoşnutsuzluk

8) ABD özel kuvvetlerinin Suriye'deki yerleri ve kapasiteleriyle ilgili detaylı bilgilerin Türk basını tarafından yayınlanmasının ABD Merkez Komutanlığı’nda (CENTCOM) yarattığı rahatsızlık

9) 23 Nisan’da Kaliforniya’nın Irvine şehrinde 23 Nisan kutlamalarına getirilen yasak

10) Artık 24 Nisan’da her yıl kronik olarak sözde Ermeni soykırıma ilişkin ABD’de yapılan açıklamalar üzerine Türkiye’den verilen haklı tepkiler

11) İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan ABD'ye yapılacak uçuşlarda cep telefonlarından büyük cihazların terör tehdidi sebebiyle alınmamasına ilşkin kararın Türkiye'nin uluslararası prestijine zarar vermesi

12) Son olarak, ABD Konsolosluğu çalışanı Metin Topuz'un FETÖ ile ilişkisi sebebiyle tutuklanması neticesinde ABD'nin sosn derece ağır bir karar alması

 

İdlip ve S-400’lerden Ziyade…

 

Türkiye ve ABD’nin karşılıklı vizeleri askıya almasına dış politikadaki hangi faktörlerin ya da süreçlerin neler olduğunu bu noktada ilk olarak incelemek gerekmektedir.

 

En başta ifade etmek gerekmektedir ki, bu durum S-400’lerin alımı ve Türkiye’nin Rusya ile artan temasları ya da İdlib’e asker gönderme kararından daha başka bir mecrada okunmalıdır. Gündeme en fazla Türkiye’nin S-400 alımı gelse de bunun yanı sıra Batı ile de savunma sistemleri konusunda irtibatta olduğu bilinmektedir. Patriot’ların alımına ilişkin konuların ABD’li yetkililerin 2-3 hafta önce Türkiye tarafından gündeme getirildiğine ilişkin açıklamalar basına yansımıştır.[1] Bunun yanında geçtiğimiz günlerde NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den de iki ülke ile daha görüşmelerin devam ettiği ifade edilmiştir. Stoltenberg, Erdoğan’ın kendisine Fransa ve İtalya’dan Eurosam ortak girişiminin üretimi olan SAMP/T hava savunma sistemlerinin satın alınması için görüşmelere başlandığını aktardığını belirtmiştir.[2] Rusya yakınlaşması, ABD’nin istemediği bir durum olmakla birlikte S-400’lerden başka 15 Temmuz sonrası ABD’ye karşı oluşan güvensizlik daha etkilidir.

 

İdlib’e Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İdlib’de intikali noktasında ABD’nin destek açıklamaları bulunmaktadır ve halihazırdaki durum Astana’da gündeme gelen çatışmasızlık bölgeleri yaratmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla, şu anda herhangi bir operasyondan ziyade ABD’nin dahil olmadığı bir kontrol mekanizması işlemektedir ve bu durumda kendisiyle rejim hakkında benzer görüşler benimseyen ülke ise Türkiye’dir. Türkiye’nin bu bölgeye PYD’nin etki etme ihtimali ve buradan Türkiye’ye oluşan yeni bir göç dalgasını engellemek açısından bu girişimi ile ABD’nin vize başvurularını askıya alma kararı birbirinin sonucu değildir.

 

Krizin Arefesi

 

ABD tarafından yapılan açıklamadaki “Son zamanlarda yaşanan olaylar, ABD hükümetini, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ABD misyonunun tesisleri ve personelinin güvenliğine ilişkin taahhütlerini yeniden değerlendirmek zorunda bırakmıştır.”[3] ifadeleri dikkat çekmektedir. Burada işaret edilen nokta kuşkusuz ki, ABD Konsolosluğu’nda yerel görevli olan Metin Topuz’un Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) hakkında yürütülen soruşturmada casusluk suçundan tutuklanmasıdır. ABD, kendi açısından hoşnutsuzluğunu zaten birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada belirtmiştir. 5 Ekim 2017 tarihli açıklamadaki “Amerikan hükümeti, ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'nda görevli bir yerel çalışanın 4 Ekim tarihinde tutuklanmasından ve Türk hükümeti kaynakları tarafından sızdırılan ve görünüşe göre bu çalışanın hukuka dayalı bir mahkeme yerine medyada yargılanmasının amaçlanmasından büyük bir rahatsızlık duymaktadır” sözleri yine bunun bir göstergesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu noktada ifade edilmesi gereken husus,tutuklanan şahıs bir konsüler yetkili değil bir yerel görevli olduğudur. Buradan hareketle, Metin Topuz’un herhangi bir yargı bağışıklığı ya da diplomatik dokunulmazlığı bulunmadığından adli sürecin işletilmesinde hukuki olmayan bir taraf yoktur, şahsın ABD’nin diplomatik misyon temsilciliklerinde çalışması onu yargılamadan muaf tutmayacaktır.

 

Sıkıntıların göstergelerinin başında, Afganistan’a atanan ABD Büyükelçisi John Bass’ın son dönemde Türkiye’de yaptığı açıklamalar bulunmaktadır. John Bass’ın Türk basın mensuplarıyla son buluşmasındaki hükümetten bazılarının “adaletten çok intikam peşinde” olduğunu vurgusu soğuk rüzgarlar estirmiştir. Hatırlatmak gerekmektedir ki, Bass ABD’nin Milli Günü resepsiyonunda da bu ifadeler kullanmıştır. ABD’de dış politika yapım sürecinde alınan kararların büyükelçilik seviyesinde bir şahıs tek belirleyici olarak yürümediğini belirtmekle birlikte giderayak özellikle hükümete yakın medyayla basın önünde restleşen Bass’ın bu çerçevede Washington’a aktardıklarının ne olduğu merak konusudur. Daha önceki dönemlerde yargı bağımsızlığı veya ifade özgürlüğü gibi konularda ABD’nin Türkiye’ye tenkitleri olmuş; ama bu vize ambargosuna kadar gitmemiştir. Ayrıca, bu tartışmalar sonucu böyle bir kararın da uluslararası ilişkilerde aşırı nitelikte olduğunu vurgulanmalıdır. Bir diğer soru işareti ise bu şahsa ABD’nin neden bu derece cansiperane şekilde sahip çıkılmasıdır. Büyükelçi Bass’ın son süreçte ülke politikalarından çok kendini bir tartışma ikonu haline getirmesi ilişkilere katkı sunmamakla birlikte biraz da “benden sonra tufan” anlayışını akıllara getirmiştir.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Büyükelçi Bass’ın Açıklamaları

 

Kararın bir gün sonrası ABD Büyükelçisi John Bass tarafından yapılan açıklamada ise sürenin ne olacağının bilinmediği belirtilmektedir. Bu durum aslında ABD’nin Türkiye’den bazı hamleler beklediğinin, beklentilerinin karşılandığında normalleşmeyi başlatacaklarına ilişkin bir vurgu olarak okunabilecektir. Bass’ın açıklamalarındaki “bu tutuklamanın neden meydana geldiğini veya ne olduğunu ve şayet varsa çalışanımıza karşı olan delilleri, sarf ettiğimiz tüm çabalarımıza rağmen tespit edemedik” ifadelerine cevap olarak Türkiye’nin kanıtlarını masaya koyması bu savı yanlışlaması bakımından önemlidir.

 

Krizden sonra Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile ABD Büyükelçiliği yetkilileri arasında görüşmeler başlamış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ilk açıklama ise Ukrayna’ya yaptığı ziyaretinde gelmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyu Türkiye’nin bir kabile değil olmadığını vurgulayarak değerlendirmiştir ve aynı kararın Vaşington Büyükelçiliği tarafından alınmasını ifade etmiştir. Erdoğan’ın “üzücü” olarak tanımladığı karara ilişkin açıklamasında daha önce Almanya, İsrail gibi bazı büyük krizlere ilişkin söylemleriyle karşılaştırıldığında  sakin bir üslup benimsediği görülmüştür.

 

Yasak Koyulan Ülkeler İçerisinde Ayrı Bir Ülke: “Türkiye”

 

ABD tarafından vize verilmeyen ülkelere bakıldığında karşımıza Suriye, İran, Libya, Somali, Sudan ve Yemen çıkmaktadır. ABD Başkanı Donald Trump döneminde bölgeye yönelik sertleşen söylem ve tedbirler çerçevesinde buradan ABD’ye gelebilecek teröristlerden sakınma yöntemi olarak bu durum seçilmiştir. Bu ülkeler arasına Türkiye’nin koyulmasında ise gösterilen gerekçe farklı olarak ABD’nin güvenliği değil ABD Büyükelçiliği’nin güvenliği noktasıdır. Açıklamada, ABD Büyükelçiliği’ne bir saldırı ya da bir terör eylemi ya da buna ilişkin istihbarata ilişkin bir vurgu bulunmaması, FETÖ ile mücadelede Türkiye ile işbirliğine ilişkin isteksizliği bilinen ABD’nin FETÖ soruşturmasına ilişkin bir mesajıdır.

 

Değerlendirme

 

2015 yılı sonlarında Rusya ilevize muafiyetinin askıya alınması ve 2017 yılı sonlarına doğru buna göre çok daha ağır şekilde ABD ile vize başvurularının askıya alınması, Türkiye’nin iki yıl içerisinde iki büyük devletle bu noktada dönemsel krizlerin çıktığına işaret etmektedir. Rusya ile jet krizi bir anda ilişkileri sekteye uğratmışken, ABD ile türlü konuların birikerek geldiği bir problem yaşanmaktadır. Kısaca, burada bir olay değil, bir süreç söz konusudur.

 

ABD ve Türkiye ilişkilerinin bu boyuta gelmesi, özellikle 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminin Türkiye’de yarattığı güven bunalımının sonucudur. 15 Temmuz’dan sonra ABD tarafından başarısız darbe girişiminin arkasında Amerikan parmağının olduğuna ilişkin siyasi şüpheler giderilememiş, FETÖ’nün arkasında CIA desteği olduğuna ilişkin kamuoyu algısı ters çevrilememiş ve FETÖ elebaşı Gülen’in Türkiye’nin ısrarlarına rağmen iadesi adli bakımdan sonuçsuz kalmıştır. Daha doğrusu, ABD bu noktalarda Türkiye lehine herhangi bir eylemde bulunmak için de gayret göstermemiştir. Bunlara bir de Suriye’de askeri konulardaki görüş ayrılığı eklenince siyasi, sosyal, adli ve askeri konularda iki devletin birbirinden farklı düşünceleri diplomatik krize evrilmiştir.Türkiye, ABD’de Halkbank konusundaki dava sürecinin kendisine yönelik hasmane bir tutum olduğunu belirtmekte, ABD ise Türkiye’nin FETÖ yargılamalarının bir ”intikam” olarak nitelemektedir. Durumun devamı, ABD Kongresi’nden Türkiye aleyhine başka yaptırımların çıkmasına vesile olabilecektir.

 

Türkiye, tepkisini ABD’nin kararının aynısını alarak itidalli şekilde vermiştir. Bundan sonra ilk yapılması gereken bir arka kapı diplomasisi yürütülmesi ve Türkiye’nin savlarının açıklanmasıdır. Diyalog mekanizmasının kurulması ama burada teslimiyetçi bir ton barındırılmaması gereğinin üzerinde de durulmalı, diplomatik temsilciliklerin seviyesinin düşürülmesi, Irak ve Suriye gibi bölgesel konularda inisiyatif alarak belirleyici olabileceği, alternatif partnerle ilişkiye geçerek ABD’nin bölgede daha etkisiz kılınabileceği, İncirlik’in kapatılması, gibi hamlelerin elde bekletildiği hissettirilmelidir. Türkiye’nin Atlantik bağlarının tamamen kopması, özellikle ABD’deki FETÖ diasporasının elini güçlendirme olasılığı bulundurduğundan uzun vadede Türkiye’nin aleyhine yapılanmaların engellenmesi konusunda ivedilikle devreye girilmelidir. Bu noktada Türk kamuoyunun da ortak bir söylem benimseyerek ABD’nin karşısında haklarını savunan tek vücut olarak görünmesi ve bilinçli bir imaj çizmesi de büyük önem taşımaktadır.

 


[1]CHP'li Yılmaz Washington İzlenimlerini Anlattı: 'Türkiye Patriot İçin Teklif Vermiş', http://www.hurriyet.com.tr/chpli-yilmaz-washington-izlenimlerini-anlatti-turkiye-patriot-icin-teklif-vermis-40602821, Erişim Tarihi: 9 Ekim 2017.

[2]NATO: Türkiye, Fransa ve İtalya ile hava savunma sistemlerini görüşüyor, https://tr.sputniknews.com/savunma/201709201030233342-nato-turkiye-fransa-italya-hava-savunma-sistemlerini-gorusuyor/, Erişim Tarihi: 9 Ekim 2017.

[3]Amerika'dan Türkiye’ye Vize Ambargosu, https://www.amerikaninsesi.com/a/abden-sert-adim-turkiyeye-vize-ambargosu/4061590.html, Erişim Tarihi: 9 Ekim 2017.

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1533-turkiye-abd-iliskiler-sikintida-yasaklar-masada-vizeler-askida
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 11355 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)