Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Amerika Birleşik Devletleri | 14 Ekim 2017

|

Türkiye, ABD, Barzani ve Kuzey Irak Referandumu



Recep Tayyip Erdoğan beş ay içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Başkan Donald Trump ile ikinci görüşmesini Lotte New York Palace Otel'de 21 Eylül 2017 tarihinde bir araya gelmiştir. Yaklaşık 50 dakika süren ziyaretten sonra Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada 25 Eylül 2017 tarihinde Kuzey Irak’taki Barzani yönetiminin planladığı referanduma yönelik bir mesaj çıkmış, bu nokta öne çıkarılmıştır.

 

ABD Ziyaretinin Ana Konusu: “Kuzey Irak Referandumu”

 

Sonucu belli olan referandum Irak’ta Türkmen ve Arapların boykotuyla Kerkük gibi tartışmalı bölgeleri de içerisine alarak birçok baskı ve hileyle yapılmış referandum yüzde 72 katılım oranı ile gerçekleştiği açıklanmıştır. Tartışmalı referandumda 4 milyon 581 bin 255 kişiden 3 milyon 305 bin 925 kişi oy kullanmıştır.  Referandumda geçerli oy sayısı 3 milyon 85 bin 935, geçersiz oy sayısı ise 21 bin 180’dir. “Evet”: Yüzde 92.73, “Hayır”: Yüzde 7.27 olarak çıkmıştır.[1] ABD ziyaretinin Irak’ta yapılan referanduma etkileri somut manada herhangi bir etki doğuracak eyleme dönüşmediğinden maalesef caydırıcı olmamıştır.

 

İlk olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son ABD ziyaretinin sonuçları incelendiğinde görüşmenin Irak’ın kuzeyine bir mesaj olduğu net olarak görülmektedir. Ziyaret sonunda yapılan kısa yazılı açıklamada “İki lider, 25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin gerçekleştirmeyi planladığı referanduma karşı olduklarını ifade ederek, bu tür bir adımın ciddi sonuçları olacağını vurgulamışlardır.”[2] vurgusu görüşmedeki ana temanın referandum olduğunu göstermiştir. Ne var ki, bu açıklama yapılan diğer açıklamalar gibi Barzani yönetiminin referandum kararı üzerinde caydırıcı olmamıştır. ABD Başkanı Donald Trump döneminde yapılan ABD ziyaretleri sonrası, Türkiye’nin ajandasında bulunan ana maddeler konusunda amacına ulaşamadığını ifade etmek mümkündür. İlk ziyarette de Türkiye’nin Suriye’de terör örgütü olarak kabul edilen YPG’ye silah yardımının yapılmaması gerektiği hususu belirtilmiş; ama Türkiye’nin bu yöndeki gayreti ABD tarafında bir etki yaratmamıştır. İkinci ziyaret sonrası açıklama ise referandumun ertelenmesi ya da iptali yönünde bir sonuç vermemiştir.

 

ABD İçin… Referandum: “Geçici Sorun” Kuzey Irak: “Kalıcı Müttefik”

 

Kuzey Irak referandumuna ABD açısından bakıldığı zaman; referandumun genel manada onaylanmadığı; ama yapılması durumunda da bunun iki taraf arasındaki ilişkileri kökten sarsmayacağına ilişkin işaretler gelmiştir. Referandum hakkında ABD’nin yaptığı açıklamaların genelindeki tutuma bakıldığında Kuzey Irak’a yaptırım uyarısından ziyade Bağdat – Erbil hattında bir diyalog çağrısı öne çıkmaktadır. 20 Eylül tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert tarafından yapılan “Referandumun, ABD ve uluslararası toplum tarafından hazırlanan ve desteklenen alternatif yol göz önünde bulundurulursa gereksizdir”[3] ifadelerini barındıran açıklamada, referandumun tasvip edilmediği anlaşılmaktadır. Ne var ki, ABD’nin bu bakışı uzun vadeli değil konjonktürel bir perspektiftir. Halihazırda, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde silahlı müdahaleye mesafeli olarak algılanan söylemleri, Barzani yönetimi açısından da adeta bir kalkan haline gelmektedir.

 

ABD’nin Irak’ta şu anda üç önceliği mevcuttur.

 

Bunlardan ilki IŞİD ile mücadelenin devam ettirilmesidir ki, bu noktada ABD referandumdan sonra da Barzani’yi en önemli ortak olarak görmektedir. Bu bağlamda, ABD referandumun zamanlamasını sorunlu bulmuştur. Kuzey Irak’taki yönetimin başbakanı sıfatıyla Neçirvan Barzani’nin “Referandum, asla 26 Eylül'de Kürdistan devletini ilan edeceğimiz anlamına gelmiyor”[4] sözleri sadece Türkiye’ye yönelik bir açıklama değil aynı zamanda ABD’ye de bir mesajdır. Burada, Türkiye ve ABD ürkütülmeden bir bağımsızlık projesinin hayata geçirilmesinden önceki başka bir hedef, Bağdat ile olası bir pazarlıkta Barzani’nin elini güçlendirmektir.

 

İkinci noktada ise, İran’ın Irak içerisindeki etkinliğinin önünü almaktır. Burada da Şii eksenli, mezhebe dayalı politikalara ağırlık veren Bağdat’taki merkezi yönetime karşı Kuzey Irak’taki yapı bir denge unsuru olarak görülmektedir. Diğer yandan, Irak’ın bölünmesi İran’ın etki alanını arttırma ihtimali doğurduğundan ABD açısından bir risktir.

 

Bunlardan sonraki üçüncü unsur ise; şu anda Irak’ta ABD’ye göre daha az ağırlığı olan Rusya’yı alandan uzak tutmaktır. Irak’taki sürece özellikle enerji üzerinden müdahil olunması ABD’nin istemediği bir durumdur.

 

Hatırlanacağı üzere, ABD’nin Suriye tecrübesi güç boşluklarından Rusya’nın nüfuzunu hızlıca genişletebildiği gerçeğini göstermiştir.  Son yıllarda Suriye’de saha hakimiyeti Fırat Kalkanı ile Türkiye, Esad – Rusya ortaklığındaki güçler ve İran’a bağlı milisler karşısında zayıflayan ABD’nin, kısa süre önce çıktığı Irak’ta yeniden karmaşık bir denklem yaratılması, bölgede herhangi bir devletin işine gelmeyeceği gibi, ABD için de problem olacaktır. Özellikle Suriye’deki olaylardan sonra Irak’taki toprak bütünlüğünün bozulması durumunda daha kararlı adımlar atacağını belirten bölge devletlerinin işin içinde daha fazla olasılığı, ABD’nin 2003’teki gibi rahat hareket edemeyeceğine ilişkin bir durum yaratmaktadır. Burada Rusya’nın da devreye girmesi ile ABD, yetersiz kalacak “Kürt kartını” oynayarak elini rahatlatamayacaktır. Buna rağmen, ABD şu an için Kürtleri, Türkiye’ye göre tercih edilebilir bir partner olarak belirtmektedir. Bunun ötesinde son 25 yılda ABD zaten Irak’taki politikalarında hep kendisini Kuzey Irak’a yakın olarak görmüştür.

 

ABD’nin Döşediği Taşlar: Referanduma Uzanan Süreç

 

Kuzey Irak’ın bu referanduma nasıl gittiğine ilişkin yakın tarihe bakılacak olunduğunda, 1. Körfez Savaşı’nı izleyen yıllarda Irak Hükümeti’nin 36. paralelin kuzeyine olan uçuşlarına izin verilmeyerek özerkliğin temelli atılmıştır. Ardından “Çekiç Güç” devreye girmiş, 1992 yılında merkezden bağımsız seçimleri yapmış olan Kuzey Irak yönetimi, 2003’teki ABD işgali sonrası otorite boşluğundan faydalanan taraf olmuştur. Bu süreçte, Irak’ın kalbi olarak görülen Türkmen kenti Kerkük gibi illerde denetimini artırmaya başlayan Kuzey Irak yönetimi, terör örgütü Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) getirdiği istikrarsızlık ortamında ABD’nin partneri olarak bölgeye iyiden iyiye yerleşmiş ve özerklikten bağımsızlığa adım atmaya niyetlenmiştir. Bu noktalardan bakıldığında, referanduma uzanan sürecin kaba hatlarının bir bakıma ABD tarafından çizildiği anlaşılmaktadır. Buradaki portrede ise referandum,  ABD açısından dünyaya sunduğu meşhur tezi konusunda da bir başarısızlığı ortaya çıkarmıştır.

 

ABD’nin Demokrasi Başarısızlığı: Referandum Kararı ve Yapılışı

 

Demokrasinin bir amaçtan ziyade Irak’ta bir araç olduğu referandum ile bir kez daha ispatlanmıştır. ABD’nin sözde demokrasi ihracı sonucunda Saddam’ın diktatörlük yönetimi sona ermiş, Irak parlamentosu ülkeyi yönetmeye devam etmiştir; ama referandumdan sonra kurulması gündemde olan bu yapı neredeyse bütün yetkililerin soyadı  Barzani olan, kurumsallık kazanmış bir aşiretten öteye gidememiştir. Bu atmosferde referandum da demokratik bir ortamda gerçekleştirilmemiştir. Bir kişinin 10’dan fazla oy pusulasını sandığa atmasına ilişkin görsel kanıtlar ayyuka çıkmış, çeşitli gruplara yapılan baskılar gündeme gelmiştir. Yapılma kararı İsrail dışında doğru bulunmayan referandum, yapılış usulleri bakımından da yanlışlarla tarihe geçmiştir. Referandum günü Ezidilerin yaşadığı mülteci kamplarında “evet” yazılı oy pusulaların dağıtılması ve burada yaşayanların kamplardan kovulması tehdidi bunun bir örneğidir. Bir diğer çarpıcı durum ise Türkmenlere yapılan silahlı saldırılar ve baskılardır. Barzani’nin bölgede “yangından mal kaçırırcasına” yaptığı bu referandum öncesinde Barzani’ye yakın çevreler Türkmen siyasi parti ofislerine sistematik saldırılarda bulunmaya başlamışlardır. Irak Türkmen Cephesi’nin bürolarına ve Türkmen Milliyetçi Hareketi’ne silahlı saldırılar “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözünü akıllara getirmiştir.

 

Değerlendirme

 

ABD’den bakıldığında ise “referanduma karşı pozisyon belirleme siyaseti” geçici, “Kürtlerle bölgedeki işbirliği” ise kalıcı olarak görülmektedir. Bu hem ABD’nin bir yaptırım planı öne sürmemesinden anlaşılmakta hem de Kuzey Irak’a yönelik tedbirlere karşı benimsediği isteksiz tondan fark edilmektedir. Erdoğan’ın Trump ile görüşmesinden sonra iki ülke ortak kaygılarını ifade etse de Türkiye’nin müdahalesinden memnun olmayacak ve ikili ilişkilerde yeni bir anlaşmazlık noktası belirecektir. Nitekim, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın  Türkiye’nin tutumunu “tehditkar” bulmasına ilişkin, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Müftüoğlu Türkiye’nin açık ve net bir tutum benimsediğini ifade ederek uluslararası toplumun da “ikirciksiz” bir tutumda bulunmasını vurgulamıştır. Irak’tan çıkan ABD’nin geri dönme arzusu görülmemektedir. Bölgedeki oyunun ana belirleyicisi olarak ABD görülse de bölge devletleri kararlı politikalarla sahaya indiği takdirde ABD’nin işi de önceki dönemler gibi kolay olmayacaktır. Referandum ABD açısından geçici bir sorun olarak okunabilirken, Kuzey Irak kalıcı müttefik pozisyonunu devam ettirecektir. Türkiye açısından ise bu referandum yakında dönemdeki geçici müttefiki Barzani ile kalıcı bir sorunun kapılarını açmıştır.

 

Irak’taki referandumun etkileri sadece Irak’ın bir bölümüyle sınırlı kalmayacaktır. Özellikle Suriye’de ABD destekli terör örgütü YPG’nin 200 araçla Duhok’a gelmesi ve Kandil’den 500 PKK’lı teröristin Türkmen kenti Erbil’e gelmesi, İran’da Kürtlerin referandum kutlaması için sokağa inmesi ve Türkiye’deki terörün palazlandırılması için bir fırsat oluşturması bölgedeki ilk yankılardır. Türkiye açısından diplomatik, ekonomik ve askeri tedbirlerin ivedilikle alınması durumu doğmuş, Türkmenleri bölgedeki başat aktör olarak görme zarureti bir kez daha kendini belli etmiştir.

 

(Bu makale “ABD’nin ‘Geçici Sorunu Kalıcı Müttefiki’, Türkiye’nin ‘Geçici Müttefiki Kalıcı Sorunu’: Barzani ve Kuzey Irak Referandumu” başlığıyla Diplomatik Gözlem dergisinin Ekim 2017 sayısında yayınlanmıştır. Yine bu makalenin İngilizcesi “USA’s Temporary Problem, Permanent Ally; Turkey Permanent Problem, Temporary Ally: Barzani and Referendum in Northern Iraq” başlığıyla Diplomatic Observer dergisinin Ekim 2017 sayısında yer almıştır.)

 


[1] IKBY Referandumunun Resmi Sonuçları Açıklandı, http://www.ntv.com.tr/dunya/ikby-referandumunun-resmi-sonuclari-aciklandi,ZiWka2RtuE-4ejUlfHmJoA, Erişim Tarihi: 27 Eylül 2017.

[2] Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald J. Trump Arasındaki Görüşmeye İlişkin Basın Açıklaması, https://www.tccb.gov.tr/basin-aciklamalari/365/83609/cumhurbaskanimiz-sayin-recep-tayyip-erdogan-ile-abd-baskani-donald-j-trump-arasindaki-gorusmeye-iliskin-basin-aciklamasi.html, Erişim Tarihi: 25 Eylül 2017.

[3] Iraqi Kurdistan Regional Government's Planned Referendum, https://www.state.gov/r/pa/prs/ps/2017/09/274324.htm, Erişim Tarihi: 26 Eylül 2017.

[4] Neçirvan Barzani: Referandum 26 Eylül'de Kürdistan Devletini İlan Edeceğimiz Anlamına Gelmiyor, http://www.hurriyet.com.tr/necirvan-barzani-referandum-26-eylulde-kurdis-40589580, Erişim Tarihi: 26 Eylül 2017.

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1542-turkiye-abd-barzani-ve-kuzey-irak-referandumu
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 14115 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)