Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Orta Doğu ve Afrika | 27 Kasım 2017

|

93 Yaşındaki Mugabe’nin Sonu ve Afrika’da Arap Baharı Rüzgarları



14 Kasım 2017 günü Afrika için önemliydi çünkü kıtada otuz yıldan daha fazla yönetimde olan bir Cumhurbaşkanı daha görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Zimbabve Savunma Birliği o gün 93 yaşındaki Robert Mugabe’nin yönetimine son verme yönündeki ilk adımı General Subisiso Moyo ile atmış oldu. Zimbabve ordusu Mugabe’ ye karşı bir darbe girişiminde bulundu, ancak sonra “Bu bir darbe değildir sadece Mugabe çevresindeki düşmanların etkisiz hale getirilme operasyonudur” diye açıklama yaptı. Kasım 2017 darbesi dünya darbeler tarihine darbe yapıldıktan sonra ordunun “Bu bir darbe değildir” dediği ilk darbe olarak geçti.

 

Kasım 2017 darbesi aslında Robert Mugabe’nin eşi Grace Mugabe’nin cumhurbaşkanlığı ele geçirmesine karşı olarak yapıldı ki Grace Mugabe aslında ordunun “Robert Mugabe çevresindeki düşmanları etkisiz hale getiriyoruz” mesajının da belirtili nesnesiydi. Robert Mugabe’den 41 yaş daha genç olan Grace Mugabe Zimbabve’de ve iktidar partisi Zimbabve Afrika Milli Birliği-Vatansever Cephe (ZANU-PF)’da son yıllarda güç toplamaya başlamıştı. Dokunulmazlığına güvenerek 2009 yılında Güney Kore’de bir fotoğrafçıya yumruk atan, geçtiğimiz Ağustos ayında da Johennesburg’da 20 yaşındaki bir mankene saldıran Grace Mugabe 2013 yılından itibaren ZANU’da etkili bir güç olan Generation 40 (G-40) grubunun desteğini arkasına almıştı. Bu güçle 2014 yılında partinin genel başkan yardımcısı Joice Mururu’yu görevinden uzaklaştırmada eşi Robert Mugabe’yi kullanan Grace Mugabe, aynı yıl Kasım 2017 darbesinden sonra yeni Cumhurbaşkanı olan ve Robert Mugabe’nin bir dönem Güvenlik Bakanı ve Başkan yardımcılığını yapan Emmerson Mnanagwa’yla ilgili: “Yılanı başından ezmezseniz yaşamaya devam eder” açıklamasını yapmıştı. Bu ayın başında da bir kilise konuşmasında “Robert’le konuştum ve görevi artık bana bırakabileceğini belirttim. Başını salladı, sanırım o da istekliydi” demişti. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı, hastalık derecesinde (2012’de İngiltere’den dönerken Harare’deki bir havalimanı mağazasının parfüm reyonundaki tüm parfümleri satın aldığı biliniyor) alışveriş bağımlılığı olan Grace Mugabe Zimbabve’nin yeni Cumhurbaşkanı olamadı. 24 Kasım 2017 itibariyle bu görev Emmerson Mnangagwa’nın oldu.

 

Kasım 2017 darbesi, bana göre, sadece Grace Mugabe’ye yönelik bir eylem olarak değerlendirilmemeli. Zimbabve özellikle 2009 yılından beri genel olarak Picasso tablolarındaki Kübizmin, özel olarak ise Eduard Munch’ün Çığlık tablosundaki o duyguların David Ruelle’in kitabındaki matematiksel kaosa yansıdığı bir ülke. Kısacası Zimbabve siyasi ve ekonomik olarak her türlü inanılmazlığın yaşandığı, devletin ve halkın bir mucize eseri hayatta kaldığı bir yer. Peki bu kaos hangi siyasi olaylarla beslendi ve büyüdü?

 

1963 yılında Tanzanya’da ZANU-PF’yi kuran, 1979 yılında Rodezya olan ülkenin adını “şefin taş sarayları” anlamına gelen Zimbabve ile değiştiren Robert Mugabe’nin ilk olayı ordusunu 1980 yılında Matabelaland bölgesinde yaşayan yerel halkın üstüne göndermesiydi. Mugabe bundan üç yıl sonra da aynı orduyu güneybatıda yaşayan Ndebele halkının üstüne göndererek bir haftada yaklaşık 25.000 kişinin işkencesine, idamına ve tecavüzüne neden oldu. 1994 yılından sonra başta Ruanda’nın ve Uganda’nın yağmaladığı Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne de asker gönderdi. İşin ilginç tarafı da, bu operasyonu yönetene kişinin şu anda yeni Cumhurbaşkanı olan Mnangagwa olması, ancak kendisi bu iddiaları kabul etmiyor.

 

Robert Mugabe döneminin siyasi ikinci olayı ise ülkedeki beyaz azınlığa karşı girişilen ayrılıkçı hareketlerdi. Ülkedeki beyaz çiftçiler ve yabancılar Nisan 2016’da güne yüzde 51 hisse kanunuyla uyandılar. Buna göre tüm beyaz çiftçiler ve yabancılar ellerindeki şirketlerin yüzde 51’lik hisselerini yerli nüfusa devredecekti. Örneğin bir şeker fabrikanız var ve siz bu fabrikanın yüzde 51’lik hissesini şeker üretiminden hiç anlamayan birilerine bir gecede devretmek zorunda kalıyorsunuz. İşte ülkede yaşanan tam olarak buydu. Buna birçok şirket uymadı, pek çok beyaz Zimbabveli de ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanlığına soyunan Grace Mugabe 2009 yılında yaklaşık 200 beyaz Zimbabveli aileyi çiftliklerinden kovup o çiftliklere el koydu. 2005 yılından beri sistematik olarak bir toprak reform uygulamaya çalışan Mugabeler (Robert ve Grace) yüzünden sayıları 1980 yılında 278.000 olan beyaz çiftçilerden şu anda günümüzde toplam 12.000 tane kaldı. Yine 1980 yılında 6800 tane çiftlik varken, bu sayı günümüzde 85’e düştü. Mugabeler beyaz adam temelindeki beyaz Zimbabveli düşmanlığı ülke tarımının çökmesine neden oldu. Mugabeler beyazlara karşı o kadar hınç doluydu ki toprak reformları boyunca beyaz çiftçilerin yanında çalışan ve kalabalık ailelerine bakan 320.000 siyah işçinin (ve 2 milyonluk bir işçi ailesi nüfusunun) da işsiz kalmasına neden oldu. Hepsinden daha dramatik olanı ise toprak reformlarından elde edilen bu toprağın sadece 2/3’ünün yerli nüfusa dağıtılması oldu. Kalan 1/3’lük dilimi Mugabe kendisine ve akrabalarına ayırdı. 2 milyonluk nüfusun geçimini sağladığı bu topraklar sadece 140.000 kişiye dağıtıldı.

 

Mugabe döneminin üçüncü siyasi olayı ise meclis içinde ve kendi başkanlık makamı içinde yaşlılığının getirdiği hatalarla ve bencillikleriyle yaşandı. 2008 yılında seçimleri kazanan o zamanki ana muhalefet lideri Morgan Tsvangirai baskı sonucu seçimlerden çekilmek zorunda kaldı. Zaten toplam 8 tane uçağı bulunan Zimbabve Havayolları 2011 yılında tamamen Robert Mugabe’nin eline geçti. Bir kış günü Kenya’ya uçmak üzere olan 42 yolcu uçakta şöyle bir anons duydu: “Seferimiz iptal edilmiştir, lütfen aşağı inip evinize gidin”. O saatte Mugabe eşiyle Tanzanya’ya tatile gidecekti ve fazla uçak olmadığı için Kenya seferini yapacak olan uçağa el koymuştu. Bir yıl sonra Zimbabve Havayolları Uluslararası Hava Taşımacılık Birliği’ne olan borcunu ödeyemediği için kuruluştan atıldı. 2015 yılında Robert Mugabe başka bir olaya daha imza attı. Ülkenin milli günü için hazırladığı konuşma yerine BM’de yapacağı nükleer silahsızlanma konuşmasını okudu. Mugabe’nin çevresindekiler ondan o kadar korkuyorlardı ki kimse ona “Efendim yanlış konuşmayı okuyorsunuz” diyemedi. Mugabe hatasını metne başladıktan 45 dakika sonra anlamıştı. 91 yaşındaki Cumhurbaşkanında ileri derecede katarakt ve demans vardı. Neyi okuduğunu anlamıyor, kavrayamıyordu. Robert Mugabe 2016 yılında Bakanlar Kurulu’nun toplanmasını istedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Joice Mururu dışında herkes geldi. Mugabe “Mururu gelmeden toplantıya başlayamayız” dedi, Mururu’yu toplam 2 saat bekledi. Daha sonra ayağa kalktı ve şunu dedi: “Beyler, ben bu kadını 2 yıl önce kovmuştum, neden bana hatırlatmadınız?” Yine kimse sesini çıkaramamıştı.

 

Siyasi olaylar bir yana, Mugabe döneminin bana göre ülkeye asıl kaotik etkisi ekonomi alanında 1997 yılından itibaren gerçekleşti. Ellerinden alınan çiftlikleri sonucu ülkedeki tarım gelişemediği ve bu çiftliklerin konuyla ilgisiz kişilere dağıtıldığı için ülke tarımında üretim durma noktasına geldi. Ülkede 2000 yılından sonra korkunç boyutlarda yolsuzluklar yaşandı. Örneğin bir devlet bankasının 2000 yılında düzenlediği piyangoyu Robert Mugabe kazandı. 2004 yılında ülke nüfusunun yarısı beslenemez hale geldi. 2005 yılındaki işsizlik oranı yüzde 80’e çıktı. Ekonomik krizi para basarak çözmeyi düşünen Mugabe yüzünden enflasyon bir anda astronomik oranlara fırladı. Öyle ki Mart 2007’de yüzde 2200 olan enflasyon oranı, Temmuz 2008’de yüzde 231.152.888’e, Ağustos 2008’de yüzde 9.690.000.000’a, Eylül 2008’de yüzde 471.000.000.000’a, Ekim 2008’de yüzde 3.840.000.000.000.000’a, Kasım 2008’de ise yüzde 89.700.000.000.000.000.000.000’a fırladı. Tüm bunlara rağmen Mugabe görevinde kalmaya devam etti çünkü hiç kimse böyle bir tabloyu düzeltecek güce sahip değildi. 2008 yılında 100 trilyon Zimbabve dolarıyla bir halk otobüsü bileti bile alamıyordunuz. 2009 yılının başlarında Zimbabve Maliye bakanı Patrick Chinamasa şu sözlerle durumu özetledi: “Smith’in, Keynes’in, Ricardo’nun, Marx’ın çizdiği ve bizim bildiğimiz ekonomi Zimbabve’de uygulanmıyor. Maliye Bakanı olarak diyebilirim ki devlet kasasında hiç paramız kalmadı”. Merkez Bankası başkanı da bu açıklamaya şöyle destek verdi. “Sadece 20 dolarlık bir döviz rezervimiz var”. Tüm bu durumdan sonra çözüm olarak Mugabe Amerikan dolarını milli para birimi olarak ilan etti. 2009-2013 yıllarında Zimbabveliler Amerikan doları kullandılar ve şaşırtıcı bir şekilde yüzde 10‘luk bir büyüme elde ettiler. Ancak daha sonra yüzde 10’ luk büyümeden gelen gelir doğrudan kendi cebine indirip ülkeyi yine krize sokunca Amerikan doları yerine elektronik para uygulamasını (Electronic Zimbabwe Dollar) gündeme getirdi. Buna göre elektronik olarak kullanılan parayı basılı paraya çevirmek istiyorsanız yüzde 20 ile yüzde 30 arasında değişen bir vergi ödemek zorunda kalıyordunuz. Bunu yapmak önemliydi çünkü EZD sadece Zimbabwe içinde kullanılıyordu, yurtdışına giderken banknot ihtiyacınız olduğu için söz konusu yüzde 20-30’luk vergiyi ödüyordunuz. 100 dolar için 120 EZD veriyordunuz yani. Bir yandan yolsuzluklar da büyüyordu. 2010 yılında Merkez Bankası Başkanı Tendai Biti bunu açıkça anlatır. Şöyle der: “Marange’de 60.000 hektarlık bir alüvyal elmas madeni bulduk. Bunun dünyandaki en büyük maden olduğuna inanıyorum. GSMH’ya 1-1.7 milyar dolarlık katkısı olacaktır. Ancak bu maden yanlış ellere geçerse ülkenin sonu gelebilir.” Gerçekten de geldi, Robert Mugabe 2016 yılında verdiği bir röportajda bu madenlerden toplamda 15 milyar dolar çalındığını kabul etti. Aynı yıl Mugabe 92. yaşgününü 92 kilogramlık pastayla kutladı. Tüm bu ekonomik çıkmazın ülkeyi sürüklediği noktada şu vardı: Aileler çocuklarının okul paralarını para yerine tavukla keçiyle ve mısırla ödeyebileceklerdi. Bu kanun Nisan 2017’de meclisten geçti. Ekim 2017’de çıkan yeni bir yasayla da sokaklarda yarım ekmek, çay kaşığıyla şeker, tane zeytin, çift ayakkabının teki, tek camlı gözlük, bir sıkımlığa diş macunu satan toplam 100.000 satıcıya satış yasağı geldi. Bu kadar ekonomik sorunla boğuşan Zimbabve’de bir gün Robert Mugabe ofisine Patrick Chinamasa’yı çağırdı ve ona bir formül bulmasını söyledi. Chinamasa bu konudan yıllık olağan IMF Dünya Bankası toplantısında söz edeceğini söyledi. Washington’a inen Chinamasa hemen toplantıya katıldı, konuyu açtı, her şeyi anlattı, bir ara yemek yemeye indi, toplantı salonuna döndüğünde kovulduğunu öğrendi. Tüm bu siyasi ve ekonomik olaylar ülkeyi çıkmaza sürükledi. Zimbabve’de 2000 yılından beri yaşananlar inanılmaz. Ülkede daha önce yaşanan 1995, 1998 ve 2001 darbe girişimlerinde Mugabe görevde kalmayı başardı. Ama artık sanırım bu kadarına kendi de dayanamadı. Hatta bence dayanmak istemedi. Yüzündeki bıkkınlık ve yorgunluk her şeyi anlatıyor. Mugabe gösterdi ki güç bile bir yerden sonra sizi yoruyor. Alıp başınızı gitmek istiyorsunuz. Alıp başınızı gitmek için Zanzibar uygun bir yer olabilir bu arada.

 

Zimbabve Darbesinde Uluslararası Etmenlerin Rolü

 

Ben teorik olarak Afrika’daki darbelerin öncelikle iç nedenlerle gerçekleştiğini düşünsem de dış etmenleri göz ardı etmenin yanlış olduğunu düşünürüm.  Zimbabve’de de bir kaç dış etmen olabilir. Zimbabve bana göre ilk soruda anlattığım tüm bu nedenlerle uluslararası toplumun hem çok yakından izlediği hem de aslında hiç izlemediği bir ülke. Kapitalizm Zimbabve üzerinden nasıl bir kar sağlayabilir ki diye düşünüyorum. Kapitalizmin herhangi bir ülkeden kar sağlaması için o ülkedeki halkın belli bir alım gücünün olması gerek. Zimbabve’de olmayan bir şey bu. Ülkedeki maden kaynakları çok zengin, ancak madenlerin dışarı çıkarılması ve işlenmesi fazla bir maliyettir. Şirketler buna da yanaşmıyorlar. Ama sorunuza bir cevap verecek olmak gerekirse Arap Baharı dediğimiz olayların bir yansımasıdır bence Kasım 29017 darbesi. İlginçtir, öyle görünüyor ki Arap Baharı uzun zamandır kendisini Sahra altından ayıran Kuzey Afrika’da daha az etkili olmuşa benziyor. Sahra altı Afrika’da Arap Baharı etkileri oldukça somut gözleniyor. Sahra altı Afrika’da 15 tane ülkenin lideri Arap Baharı’ndan etkilenecek gibi gözüküyor. Siz ilk soruda en yaşlı devlet başkanı olarak Mugabe’yi gösterdiniz ama ondan daha uzun süredir görevde olan bir Teodoro Obiang Ngume var, Ekvatoryal Gine’de. Adam 34 yıldır Cumhurbaşkanı. Geçen ay yine 34 yıldır Angola’da Cumhurbaşkanlığı yapan Jose Eduardo dos Santos görevi devretti. Gambia’da 19 yıllık Cumhurbaşkanı olan Yahya Jammeh’in görevini Adama Barrow devraldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ise 12 yıldır Cumhurbaşkanı olan Joseph Kabila seçimlere gidiyor. Bence tüm bu ülkelerde Arap Baharı hissedilecek, ilerleyen günlerde daha çok seçim veya askeri darbe haberi okuyacağız. Tabii ki seçimi tercih etmemiz gerek, ama anlamalıyız ki Afrika’da askeri darbeler de bir çözüm. Biz hep aynı hatayı yapıyoruz. Siyaset bilimini Batılı normlarla öğreniyoruz, sonra bunu Afrika’ya uygulamaya çalışıyoruz. Uygulanmayınca da Afrika’yı umutsuz kıta, kara kıta gibi değerlendiriyoruz. Aslında Afrika’yı Afrikalı normlarla değerlendirmeliyiz. Afrika’daki postkolonyal politikaların zaten amacı da bu. Oradaki insanlar Batılı normları reddetmeye çalışırken bizim kalkıp Afrika’yı Batılı normlarla değerlendirmemiz anlamsız. Bu normlardan, örneğin demokrasi tanımında, Afrika demokrasisi tabii ki Avrupa demokrasisinden farklı olmalı ve biz de bunu kabullenmeliyiz. Afrika demokrasisine karşı çıkacağımız tek nokta Afrika’da devletlerin kendi insanlarına şiddet göstermeye başladığı an olmalı sadece.

 

Zimbabve’deki Kasım 2017 darbesiyle ilgili bir uluslararası faktör de Güney Afrika olabilir. Güney Afrika’nın bölgedeki en temel özelliği Svaziland, Zimbabve ve Lesotho’nun finans yapısını kontrol etmesidir. Bu ülkelerde yerel bankalardan çok Güney Afrika bankaları vardır. Biliyoruz ki Zimbabve’deki Güney Afrika bankaları 2015 yılından itibaren kar etmiyorlar. Bu noktada başı 783 tane suçlamayla belada olan Jacob Zuma bir hareket tetiklemiş olabilir. Ya da ben giderken sen de gideceksin diye düşünüp Mugabe’yi etkisiz hale getirmeye çalışmış da olabilir.

 

Kasım 2017 darbesinin arkasında İngiltere’nin de varlığı olası geliyor bana her ne kadar İngiltere’nin Afrika’daki nüfuz alanı oldukça dar olsa da. 2009 yılından sonra toprakları ellerinden alınan ve Rodezya döneminde buraya yerleşen İngiliz Zimbabveliler bu darbede İngiliz hükümetini kullanmış olabilirler. Ayrıca Robert Mugabe Zimbabve’yi Commonwealth’ten de 2003 yılında çıkarmıştı. İngiltere’yi bu çıkış da kızdırmış olmalı.

 

Zimbabve’deki Değişim ve Afrika’nın Geleceği

 

Cuma günü ülkenin yeni Cumhurbaşkanı olan Emmerson Mnangagwa timsah kod adıyla biliniyor ve kendisi aslında Mugabe’nin Güvenlik Bakanlığı’nı yaparak sağ kolu olmuş bir isim. Zimbabve’nin bağımsızlığında oynadığı rol elbette yadsınamaz ancak özellikle 2008 yılında Morgan Tsvangirai’in liderliğindeki Demokratik Değişim için Hareket Partisi yanlılarına gösterdiği şiddet unutulamaz. Bağımsızlık döneminde Rodezyalılar tarafından hapise atılıp dövüldüğü için sol kulağı duymayan Mnangagwa aynı zamanda çok da konuşmadığı için, oğlunun da belirttiği gibi, ne zaman ne yapacağı pek belli olan bir adam değil. Yaş olarak Mugabe’den daha genç (75 yaşında) ve bu ona görece daha zindelik katıyor. En azından Mugabe’nin yaptığı kişisel hataları yapmayacağına kesin gözüyle bakabiliriz. ZANU’da 37 yıllık bir geçmişe sahip olan Mnangagwa yemin ettiği gün “Bugün ülkemizde yeni bir demokrasiye kucak açıyoruz” diyerek halka umut verse de bunu nasıl yapacağını anlatmadı. Ülkedeki ekonomik çıkmazın nasıl biteceği ile ilgili herhangi bir ipucu da vermeyen Mnangagwa’dan benim ilk beklediğim şey, eğer gerçekten bir düzelme istiyorsa, yeni bir toprak reform yapıp beyaz çiftçilere topraklarını geri vermek ve tarım üretimini arttırmak. Şu anda Zimbabveliler 1980 yılına göre yüzde 15 daha yoksullar. Mnangagwa siyasi birlik mesajları vermek yerine hızlı bir şekilde ekonomik toparlanma mesajları vermeli diye düşünüyorum. “İş, iş, iş” diyen Mnangagwa bunun için Zimbabve’nin gerekli donanıma sahip olmadığını biliyor diye tahmin ediyorum. Kendisi seçimle başa gelmediği için halka karşı ne kadar sorumlu olacak, onu da merak ediyorum. Zimbabve’de 2000 ile 2010 yılları arasında tüketici fiyatları yüzde 500.000.000.000 oynamış, bu oran Gana’da yüzde 24, Kenya’da yüzde 13'tür.

 

Mnangagwa’nın Cumhurbaşkanı olması, bence yukarıda saydığım ülkeler için alarm zilleri çaldırmaya başlamış durumda. Gözler şimdi Uganda’da 27 yıldır Cumhurbaşkanı olan Yaveri Museveni’ye çevrilmiş durumda. Ondan sonra 26 yıllık görev süresiyle Burkina Faso’da Blaise Compraore ve 24 yıllık görev süresiyle Sudan’da Ömer el Beşir var. Çad’da Idris Deby ve Erirte’de Isaisa Afewerki de bu darbeden etkilenecek diğer isimler. Bu ülkelerde de bir hareket bekleyebiliriz.  Bunun dışında bir de Mugabe döneminde başlayan izolasyon sürecinin biteceğine inanıyorum. Emmerson Mnangagwa bence asla Robert Mugabe’nin 2002’de yaptığı gibi başkanı İsveçli olan bir Avrupa Birliği heyetini ülkeden kovmaz. Tam tersine Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve özellikle İngiltere ile olan ilişkileri normalleştirmeye çalışacaktır. Öyle görünüyor ki doğrudan dış yatırım ülkenin kurtulması için en uygun ilaç ve bunu da sadece Batı'dan alabilir.

 

Zimbabve ile ilgili elimden geldiğince iyimser olmaya çalışıyorum ve aslında Robert Mugabe’nin istifa etmesinden oldukça da mutlu olduğumu söyleyebilirim. Ne var ki, Mugabe’nin ülkede bıraktığı etkileri Mnangagwa’nın nasıl toparlayacağını bilemiyorum. Zimbabve’nin bu geçiş dönemini iyi atlatması gerekiyor. Afrika’da geçiş dönemleri ise oldukça uzun sürebiliyor. Ülkeyi yakından izlemeliyiz.

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1603-93-yasindaki-mugabe-nin-sonu-ve-afrika-da-arap-bahari-ruzgarlari
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 6889 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)