Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Kıbrıs | 12 Ocak 2018

|

KKTC Seçimlerinden Aldığım Mesaj



7 Ocak Pazar günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) yapılan milletvekili seçimlerinin sonucunun, kendi içinde sessizce verdiği birçok mesaj vardır. Önemli olan bu mesajların nasıl değerlendirildiğidir.

 

Öncelikle kadın milletvekillerinin sayısının 9, yani meclisin yüzde 18’i olması KKTC tarihinde bir ilktir. Kotanın işe yaradığının çok açık göstergesi ve çok memnuniyet verici bir sonuçtur. Umarım ileriki seçimlerde kotanın tamamına ulaşır ve geçer.

 

Karma oyların yüzde 11 olması ve en çok karma oy alan ilk 10 milletvekili arasında Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekillerinin olmaması, ilk sekizde Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Halkın Partisi (HP) milletvekillerinin yer alması, UBP taraftarlarının parti birliğine sadık kaldığını, buna karşın CTP ve HP taraftarları ile karasızların özellikle oylarını bu iki partiye bölüştürdüğünü çağrıştırmaktadır.

 

Geçersiz oyların ise yüzde 11 olması gerçekten çok üzücü. Kullanılan oy oranı yüzde 66,07 iken bunun yüzde 11’in de geçersiz olması, toplam seçmenlerin sadece yüzde 59,4’ünün KKTC’nin gelecek 5 yılına yön verdiğini göstermektedir. Daha da üzücü olanı, bu katılım yüzdeliği içinde, toplam seçmen sayısının sadece yüzde 25,54’ünü herhangi bir partinin alabilme ihtimali. Bunu alan parti tek başına iktidar olacak ve geri kalan yüzde 75’i de kendi görüşleri doğrultusunda yönetebilecekti. Belli ki, 1975 yılında içinde benim de oyumun olduğu “Tercihli De Hont” sistemi artık günümüz şartlarına uymamakta ve daha iyisinin uygulamaya konması gerekmektedir.

 

Bir diğer sıkıntı ise oyların sayım yöntemidir. Olaya matematiksel olarak bakıldığında, oy verme ve pusulalarının sayımı için harcanan ek mesai ücretlerinin birkaç tanesi ile elektronik oylama sistemi kurulabileceği ve sonuçların da birkaç saat içinde alınabileceği görülmektedir. Çağımızın teknolojisi buna çok uygun. ABD’de mekanik oy sayımı ilk kez 1889 yılında Jacob H. Myers patentini aldığı araçla yapılmıştı. 1990 yılında elektronik sayıma geçen ABD’de seçim sonuçları çok kısa bir zaman dilimi içinde alınabiliyor. 80 milyonluk Türkiye’de de sanırım bir saat sonra kesin olmayan seçim sonuçları çıkmıştı. Ülkemizdeki Üniversitelerin bilişim bölümlerinden ortaklaşa oluşturulacak bir programlama ekibi, KKTC’ye özgün seçim sayım programını yazabilir ve yüzde 100 KKTC üretimi olan bu program bilgisayarlara yüklenerek uygulamaya konabilir. Bu şekilde hem oy kaybı önlenir hem de sonuçlar birkaç saat içinde alınabilir ve milyonlarca lirayı bulan sayım için gerekli fazla mesaiden kurtulunabilir.

 

Seçim sonuçlarını duygusal açıdan değil, siyasi açıdan değerlendirdiğimde;

a) Türkiye ve KKTC karşıtlığının artık prim yapmadığı,

b) Federasyon isteyen partilere ve kişilere rağbetin azaldığını,

c) Türkiye’den su ve elektrik gelmesine halkın olumlu baktığını,

d) Türkiye ile ilişkileri canlı ve sıcak tutan kişi ve partilerin daha çok tercih edildiğini,

e) Marjinal parti ve kişilerin sayısının çok az olduğu,

f) Türkiye ve KKTC karşıtı olan kişi ve partilerin geçmişe göre daha da azınlığa düştüğünü,

g) Siyasilerin özel yaşamları ile siyasi yaşamlarının vatandaşlar tarafından birbirine karıştırılmadığını,

h) KKTC halkının büyük çoğunluğunun “federasyon temelinde” görüşmelerin sürdürülmesine olan ilgisinin azaldığını ve daha ziyade Türkiye ile daha çok ve derin ilişkilerin kurulmasına sıcak baktığını,

i) İktidarın büyük partisi olan UBP’nin icraatlarının KKTC halkı tarafından benimsendiği,

j) KKTC halkının tek bölge seçim sistemine tam olarak uyum sağlayamadığı,

görülmektedir.

 

Seçim sonrasında oluşan tablo, bir dönem Türkiye ve İtalya’da olduğu gibi sürekli koalisyon hükümetlerinin kurulacağının habercisidir. Bazı siyasi parti başkanlarının daha seçim yapılmadan UBP ile hükümet kurmayı istemediklerini açıklamaları, KKTC’de ülkeyi sarsamayacak ama çoklu koalisyon ile kurulacak hükümetlerin uzun ömürlü olamayacağının ve çeşitli siyasi krizlerin yaşanacağının işaretini vermektedir.

 

UBP dışındaki milletvekillerinin sayısı 29 ve parti sayısının 5 olduğu ve de bu 5 partinin 2 tanesinin sol, 2 tanesinin sağ ve 1 tanesinin de liberal olduğu göz önüne alınırsa, 28 milletvekili, -1’i Meclis Başkanı- komitelerde çoğunluğu sağlayamayacağı için sadece 2 meclis grubu ile koalisyonun kurulması ve yürütülmesi çok zor ve nerede ise imkansız gibi gözükmektedir. 21 milletvekili ile UBP Meclis komitelerinde çoğunluğa sahip olursa, koalisyon hükümetinden gelecek hiçbir yasa ve öneri komitelerden UBP’nin onayı olmadan geçemeyecektir. Bu durum da siyasi kaosa yol açacaktır.

 

Hesap sorma, yolsuzlukları araştırma, banka hesaplarını kontrol etme ve benzerleri gibi kulağa hoş gelen ama “başlangıcı ile ucu açık” söylem ve icraatlarına, daha evvel yapıldığı ülkelerde elle tutulur bir sonuç vermediğini, yakın politik tarih söylemektedir.

 

Yolsuzlukların, rüşvetin araştırılması, soruşturulması ve benzeri işlerin yapılmasını herkes istemektedir ama bu yolsuzluk araştırmalarının hangi tarihten başlayacağıdır önemli olan. Sayın Şener Levent’in yazdığı gibi 2005 yılında CTP’nin ilk kez iktidar olduğu dönemden mi başlayacak bu soruşturmalar, yoksa 1976 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) Meclisinde yüzde 75 sandalye kazanarak iktidar olan UBP döneminden mi?

 

Önemli olan adalet terazisini kimin, hangi şartlarla kuracağı ve bu terazinin nerede dengede kalacağıdır.

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1672-kktc-secimlerinden-aldigim-mesaj
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 3451 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)