Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Kıbrıs | 26 Şubat 2018

|

Türk Diplomasisinin ‘Doğru Adres KKTC’ Başarısı



Uluslararası ilişkilerde diplomasi satranç oyununa benzetilmektedir. Diğer bir ifade ile de diplomasi bir nevi ülkeler arasındaki silahsız savaş yöntemidir. Diplomasinin bittiği yerde askeri güç devreye girmektedir. Rum Yönetimi ve Yunanistan diplomaside kaybedeceklerini anladıkları (Şubat 2017) andan itibaren Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) kışkırtarak kendilerine karşı askeri güç kullanılmaya zorlamış ancak bunda muvaffak olamamıştır!

 

Savaş sebebi sayılacağını bile bile geçtiğimiz Mart ayı içerisinde Yunanistan Savunma Bakanı Türk kara sularındaki Kardak Adası’na ve hemen ardından da Yunan Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı da yine Türk kara sularındaki Keçi Adası'na çıkmaya çalışmıştır.

 

Yine aynı dönem içerisinde Rum lideri Anastasiadis’de sözde ilan ettikleri 13 münhasır ekonomik bölgede hidrokarbon araması yapması için dünyanın en güçlü ülkelerine ait enerji devlerini kurguladıkları oyunun içerisine çekme girişimleri ile meşgul olmuştur. Rum Yönetimi ve Yunanistan bu yolla Türkiye ve KKTC’yi dünyanın güçlü ülkeleri ile karşı karşıya getirebilmeyi planlamışlardı! Ancak, oynadıkları oyun tutmadı. Türk diplomasisi Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın oyununu bozmayı başardı.

 

Bu çerçevede Rum Yönetimi, ABD (Exxon mobile), Fransa (Total) ve İtalya (Eni) başta olmak üzere birçok ülkenin enerji devlerine sözde ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgelerin ihalelerini vermeye başlamıştı. Exxon Mobil şirketi ABD’de Rockefeller ailesine aittir. 1 Şubat 2017 tarihine kadar Exxon Mobil şirketinin CEO’su olarak görev yapan Rex Tillerson, 2 Şubat 2017 tarihinden itibaren ABD Başkanı Donald Trump'ın Dışişleri Bakanı olarak görev yapmaktadır. Rum Yönetiminin niyeti görüleceği üzere son derece açık ve nettir!

 

Türkiye ve KKTC bu süreçte uluslararası ilişkilere yön veren ‘yumuşak güç’ ve ’akıllı güç’ stratejilerini devreye sokarak askeri güç kullanımını en son çare olarak görmüştür. Türkiye ve KKTC uluslararası hukuk zemininde mücadele vermek suretiyle uluslararası kamuoyunun, Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın kışkırtıcı oyunlarının etkisi altında kalmalarını engellemeyi bu şekilde başarabilmiştir.

 

Türkiye otuz beş gündür uluslararası hukuka dayanarak sınır güvenliğini sağlayabilmek adına Afrin’de teröristlere karşı operasyon yapmaya devam ediyor. Aynı süreçte Ege’de ve Doğu Akdeniz’de ise bir yandan diplomatik hamlelerde bulunurken, diğer bir yandan da eller tetikte teyakkuz halinde haklarını uluslararası hukuk zemininde savunarak korumaya çalışmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Doğu Akdeniz’de kriz çıkmasına neden olan “3 numaralı parsel” olarak anılan alanda KKTC ve Türkiye’nin de hakları bulunmaktadır. Rum Yönetimi’nin İtalyan Eni şirketini (Saipem 12000 sondaj gemisini) öne sürerek sondaj ısrarının devam etmesi bölgede tansiyonu kasıtlı bir şekilde yükseltmiştir.

 

İtalyan Eni şirketi Rum Yönetimi tarafından gaza getirilerek Doğu Akdeniz’de ileri sürülmesi neticesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait savaş gemi ve uçakları ile burun buruna gelmesi sonucunda çok ciddi problem yaşamıştır. İtalyan Eni şirketi bu durumdan kurtulabilmek için önce Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nı aramış. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de kendilerine ‘doğru adresin KKTC’ olduğunu ifade etmiştir! Yaşanan bu gelişme son derece başarılı bir diplomatik hamle olarak tarihe geçmiştir. Yaşanan bu gelişme üzerine İtalyan Eni şirketi daha sonra İtalya Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile KKTC Dışişleri Bakanlığı ile irtibata geçmiş. Karşılıklı istişarelerin neticesinde de İtalyan Eni şirketine ait Saipem 12000 sondaj gemisi ve platformunun sökülerek bölgeden ayrılma çalışmaları başlamıştır.

 

Medyaya yansıdığı şekli ile KKTC Dışişleri Bakanı, İtalya’da Eni Şirketinin başkan yardımcısı ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Sonuç odaklı olarak meseleye yaklaşacak olursak istenilen sonuç elde edilmiştir. Ancak meseleye mütekabiliyet bakımından bakacak olursak İtalyan Eni şirketinin başkan yardımcısının muhatabının KKTC Dışişleri Bakanı yerine normal şartlarda TPAO Genel Müdür Yardımcısı olması gerekmez miydi? Benim bu konuda biraz kafam karıştı doğrusu…

 

Dışişleri Bakanımızın yurtdışı ziyareti esnasında acaba mevkidaşları ile kamuoyuna yansımayan gizli birtakım görüşmeleri söz konusu olmuş olabilir mi? Düşünsenize böyle bir görüşme gerçekleşmiş olsa Rum Yönetiminin tepkisi ne olurdu? Bu bağlamda diplomasinin kapalı kapılar ardında yürütülen bir süreç olduğunu da özellikle hatırlatmak isterim.

 

Sonuç itibarı ile KKTC’nin de en az Rumlar kadar adanın etrafında haklarının olduğu yaşanan bu gelişme sonucunda da bir kere daha tescil edilmiştir. KKTC kendi hükümranlık haklarını kullanarak 2011 yılında Türkiye’nin ulusal kuruluşu olan Türkiye Petrol Anonim Ortaklığı'na A,B,C,D,E,F,G diye 7 tane alan tanımlayarak ruhsat vermiştir. Türkiye mevcut kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeleri dolayısıyla Doğu Akdeniz’de hukuken sahip olduğu alanlar yanında bir de KKTC adına tüm adanın etrafında Türkiye Petrolleri aracılığı ile de hak ve söz sahibidir. 

 

Rum tarafı 1963’te Kıbrıs Türklerini dışlayarak gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti’ni üniter Rum devletine dönüştürmüştü. Günümüzde de egemenlik alanını denizlere de yayarak ada etrafındaki tüm doğal kaynaklara tek başına sahip olmaya çalışmaktadır!

 

Anastasiadis, daha iki gün önce yaptığı bir açıklamada 'Kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge ile ilgili kararlar birleşik bir Kıbrıs’ta federal bir yetki olacaktı. Talat ve Hristosyas'ın bu konuda mutabakatı var’ dedi. Anastasiadis, anlaşılan o ki eğer bugün bir anlaşma imzalanmış olsaydı ‘azınlık durumunda olacağınız için sizin federal hükümette çok söz söylemeye hakkınız olmayacaktı. Neden şimdi bu şekilde davranıyorsunuz’ demeye getiriyor! Rum tarafının federasyon temelinde bir anlaşmadan anladığı budur.

 

Gerek Doğu Akdeniz’de, gerekse Ortadoğu bölgesinde çıkarılan enerji kaynaklarının dünya piyasalarına ulaştırılmasındaki en pratik, güvenli ve en ekonomik yol Türkiye üzerinden TANAP seçeneğidir. Ancak bu durumdan rahatsızlık duyan Rum Yönetimi ve Yunanistan buna alternatif olarak AB fonlarından destek bularak Eastmed projesini hayata geçirebilmek için çaba göstermektedir. Daha öncede defalarca ifade ettiğim üzere Eastmed özellikle güvenlik ve finansal açıdan son derece sorunlu bir projedir.

 

İki yıl kadar önce yazdığım bir köşe yazımda ‘Türkiye ve KKTC bölgesel olarak etkin bir biçimde aktör olup olmadığına karar vermelidir’ demiştim. Yine başka bir yazımda ise ‘Türkiye bölgenin enerji koridoru, KKTC’de enerji terminali olma yolunda hızla gerekli adımları atmalıdır! yazmıştım.

 

Aradan geçen süre zarfındaki gelişmeleri de göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye ve KKTC’nin artık enerji konularında bölgesel bir aktör haline geldiğini rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.  Özellikle son günlerde yaşanan olaylardan sonra Türkiye ve KKTC’nin müsaadesi olmadan Doğu Akdeniz’de sondaj yapılması, kaynakların çıkarılarak dünya piyasalarına taşınması ve pazarlanmasının mümkün olamayacağı artık açık bir şekilde görülmüştür.

 

Yaşanan gelişmeler Türk diplomasisinin başarısıdır. Türk diplomasisinin kökleri binlerce yıllık Türk tarihinden süzülerek günümüze ulaşan bilgi birikimi, tecrübe, strateji ve tarihi derinliğe dayanmaktadır. Mevcut bu durum doğru şekilde teşhis edilmeli ve Türk diplomasisine yön verenler tebrik edilmelidir. Bu anlamda Türk diplomasisine yön verenlerin başında gelen Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan nezdinde bu alanda emeği geçen tüm herkesi tebrik ediyor ve kutluyorum. Ege’de ve Doğu Akdeniz’de diplomasi içerisinde kalınarak savaşa başvurulmadan başarı sağlanabilmiştir. Türk diplomasisi Rum Yönetimi ve Yunanistan’ı bu anlamda köşeye sıkışmıştır!

 

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis Gazetesi, Rum Yönetimi’nin son günlerde yaşanan gelişmeler üzerine misilleme olarak KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki geçiş noktalarının kapatılması ve KKTC yetkililerinin ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ pasaportlarının iptali gibi bir dizi kararlar alma arifesinde olduklarını iddia etti! Hükümet Sözcüsü Viktoria Papadopoulos "Kıbrıs Rum Başkanlık Sarayı’nda düzenlenen Liderler Konseyi toplantısında KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki geçiş noktalarının kapatılması önerisinin bizzat Rum lider Anastasiadis tarafından masaya getirildiğini" söyledi!. Burada önemli olan böyle bir önerinin Anastasiadis tarafından masaya getirilmiş olmasıdır! Çözümden yana görünen Anastasiadis böyle önerilerde bulunursa çözüm karşıtı olanlar acaba neler düşünür ve önerir? Güney Kıbrıs’ta taktik icabı çözümden yana görünenler iyi analiz edilmelidir!

 

7 Temmuz 2017 günü Kıbrıs müzakere süreci Rum Yönetiminin katı ve uzlaşmaz tavırları neticesinde çökerek 50 yıllık BM parametreleri ortadan kalkmıştı! Müzakere süreci ne kesintiye uğramamış ne de buzdolabına kaldırılmıştır. 2015’te Akıncı ile Anastasiadis arasında başlatılmış olan müzakere süreci 7 Temmuz 2017 günü Rum Yönetiminin katı ve uzlaşmaz tavırları neticesinde sonlanarak ortadan kalkmıştır.

 

Rum lideri Anastasiadis diplomaside kaybetmeye devam ettikleri için kendilerinin ortadan kalkmasına neden oldukları müzakere süreci sanki de devam ediyormuş şeklinde bir algı yaratma arayışı içerisine girmiştir! Öyle ki, Anastasiadis son günlerde asabi tavırlar içerisinde medya aracılığı ile talimatlar yağdırmaktadır. Türk tarafı derhal müzakerelere kalındığı yerden devam edilebilmesi için dönmelidir şeklinde birbiri ardına talimatlar yağdırmaya devam etmektedir. Eğer yeniden bir müzakere süreci başlayacak ise bunda etken Türk tarafının belirleyici çerçevesi olacaktır. Rum Yönetimi bunu görebildiği için uluslararası kamuoyunu her zaman olduğu gibi yanıltmaya yönelik davranışlar içerisinde girmiştir! Anastasiadis’in sürekli olarak müzakerelere kalındığı yerden başlayalım şeklindeki telaşı buradan kaynaklanmaktadır! Önümüzdeki süreçte bakalım daha ne gibi gelişmelerle karşı karşıya kalacağız? Bekleyip hep birlikte göreceğiz…

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1753-turk-diplomasisinin-dogru-adres-kktc-basarisi
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 2747 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)