Dış Politika Araştırmaları Merkezi/ Avrupa Birliği | 11 Mart 2018

|

Salih Müslim’in Türkiye’ye İade Meselesi ve Avrupa’nın Tutumu



Türkiye tarafından kırmızı bülten talebi ile aranan, terör örgütü PYD/PKK'nın eski eş başkanı Salih Müslim 25 Şubat 2018 tarihinde Çekya'nın başkenti Prag'da yakalanarak gözaltına alınmıştı. Sonraki süreçte, Çekya makamları, Müslim'in çıkarılacağı mahkeme tarafından tutuklanıp tutuklanmayacağına karar verileceğini, bu kararın da Türk tarafına ivedilikle iletileceğini belirtmiş, aynı makamlar Türkiye'den, Müslim'in iadesi için gerekli evrakın kendilerine ivedilikle iletilmesini istemişti. Türkiye, Salih Müslim'in iade talebi için gerekli belgeleri 26 Şubat Pazartesi günü Çek makamlarına iletmiş, Müslim'in 16 ila 40 gün arasında geçici olarak gözaltında tutulmasını talep etmişti. Ancak mahkeme, öne sürülen delilleri yeterli bulmamış ve Salih Müslim’in serbset bırakılmasına karar vermiştir. Çalışmamızda bu kararın uluslararası hukuk boyutunu değerlendirmeye çalışacağız[1].

 

Türkiye’nin Müslim İle İlgili Tutuklama Kararı İstemesinin Nedenleri

 

PYD'nin eski eşbaşkanı Salih Müslim hakkında 17 Şubat 2016'da Ankara Merasim Sokak'ta 28 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırıyla ilgili yakalama kararı çıkarılmış ve kırmızı bültenle arama talebi Interpol'e gönderilmişti. Müslim hakkında, 2016 yılı Mart ayında Kızılay Güvenparkı'ta 38 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı ve 1 Şubat'ta Ankara'nın Çankaya ilçesindeki Anadolu İhtisas Vergi Dairesi'nin önündeki bombalı saldırıyla ilgili de yakalama kararı çıkarılmıştır[2].

 

Uluslararası Hukuk Bağlamında Salih Müslim’in Türkiye’ye İadesi

 

Her devletin kendi ülkesinde, kendi yurttaşlarına veya kendisine karşı işlenen suçları yargılama konusunda mutlak otoriter olması en olağandır. Kendi ülkesinde suç işleyen bir bireyin, işlenmiş bu tür eylem zanlılarının kendisine iade edilmesi talebinde bulunabileceği de son derece açıktır. Geleneksel açıdan bakıldığında öldürme, yaralama veya bombalama gibi terörist eylemlerin hepsi iç hukuktaki ceza yasalarınca düzenlenmiştir. Bu yasalar terör ve terörist tanımı yapmakta bunların yargılanacağı mercileri açıkça belirtmektedir. Buna ek olarak evrensel yargılama yetkisi prensibi uyarınca terör eylemlerinin sadece bir ülkeye veya o ülke yurttaşlarına karşı değil, tüm insanlığa karşı işlendiği varsayımından hareketle bu ilkeyi benimsemiş herhangi bir devletin iç hukuk mercileri tarafından da yapılabilir[3]. Ancak bu noktada asıl mesele devletlerin terör ve terörist ile ilgili tanımlamalarındaki farklılıklardır.

 

Günümüz uluslararası hukuk kuralları bağlamında 1977 tarihli Tedhişciliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi terör eylemleri ve suçluları ile ilgili önemli değerlendirmeler içermektedir. 1977 Avrupa Sözleşmesi terörist eylemleri şu biçimde sıralamaktadır; i) uçak kaçırma eylemleri, ii) uçakla saldırı eylemleri, iii) diplomatlara ve uluslararası korunan kişilere saldırı eylemleri, iv) adam kaçırma, rehin alma ya da özgürlükleri yasa dışı yollarla sınırlandırma eylemleri, v) bomba, roket, otomatik ateşli silahlar ve bombalı mektup ya da koli kullanarak gerçekleştirilen eylemler (mad.1). Bu eylemlerden birini gerçekleştirmek, teşebbüs etmek ya da suç ortağı olmak terör suçu sayılmaktadır (mad. 1/f). Anılan Avrupa Sözleşmesinde 2005’te yapılan bir değişiklik ile sayılan suçlara yeni terör suçları da eklenmiştir. Bunların başlıcaları, nükleer maddelerin korunması, denizde seyir güvenliği, kıta sahanlığı sabit platformlarının korunması, terörist bombalamalar ve terörizmin finansmanı alanlarında işlenen terör suçlarıdır. (Prot. Mad.1.) anılan Sözleşme ve Ek Protokol ile devletlerin anılan terörizm eylemlerine karşı kabul ettikleri yükümlülükleri ise, suçluların ilgili devlete iadesi ve bu konuda adli yardımlaşma olmaktadır[4].

 

1977 Tedhişciliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi Avrupa Konseyi üye devletleri bağlamaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 24 Ocak 1974 tarihinde yapılan 53’üncü toplantısında, üye ülke hükümetlerine terörist eylemlerle suçlanan veya mahkum edilmiş şahısların geri verilmesi taleplerini ele alırken belirli prensipleri gözönüne almalarını tavsiye eden uluslararası terörizm hakkındaki (74) 3 sayılı Kararı kabul etmiştir. Bu karar ile altı çizilen fikir, yöntemlerinde veya sonuçlarında nefret uyandıran belirli suçların saiklerine ilişkin olarak, bunları geri vermenin mümkün olmadığı “siyasi suç” olarak tasnif etmenin artık haklı olmadığıdır. Terör eylemlerine ilişkin olarak geri verme talebi alan devletlerin, bu eylemlerin mahsus ağırlığını gözönüne almaları tavsiye edilmiştir. Şayet geri verme talebi kabul edilmemişse, devletlerin dosyayı soruşturma amacıyla yetkili makamlarına sunmaları gerekir. Çok sayıda devlet yurtdışında işlenen suçlar hakkında yalnızca sınırlı yargı yetkisine sahip olduğundan, ayrıca bu dosyalarda teröristlerin hem geri verme hem de soruşturmadan kurtulmamalarını temin için yargı yetkisi ihdası olasılığını öngörmeleri tavsiye edilmiştir[5]. Bu bağlamda Çek Cumhuriyeti 1977 Sözleşmesine aykırı olarak Salih Müslim’i terör suçlusu olarak değil, siyasi suçlu olarak değerlendirmiş ve Türkiye’ye iade etmemiştir. Elbette bu kararında Avrupa’da hiçbir devlet tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanmayan PYD’nin, özellikle son iki yıldır Suriye’de “IŞİD’e karşı savaşan müttefik” olarak algılanması da bulunmaktadır.

 

İkinci önemli mesele ise Müslim’in Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanmış Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi çerçevesinde Türkiye’ye iade edilmesi ile ilgilidir. Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi 1957’de imzaya açılmış Türkiye sözleşmeyi 1960 yılında onaylanıp yürürlüğe koyarken, Çek Cumhuriyeti 1992 yılında sözleşmeyi imzalayıp, 1993 yılından itibaren de uygulamaya başlamıştır. Sözleşme Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanmış olsa da uygulama büyük ölçüde her ülkenin takdirine bırakılmış durumda. Örneğin Sözleşme 1977 Tedhişciliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin aksine “siyasi suçluların” iadesini mümkün kılmıyor. Ancak 1977 Sözleşmesi bu hükmü ortadan kaldırmasına rağmen bugün birçok ülke terör örgütü üyelerini siyasi suçlu olarak değerlendiriyor[6]. Bunun en önemli nedeni de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarıdır.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesini dikkate alarak son yıllarda önemli bir içtihat oluşturmuştur. AİHM, iade konusunda ilk olarak iade talebinde bulunan ülkede ölüm cezası olup olmadığına bakıyor. Ölüm cezası Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğundan iade talep eden ülkede bu cezanın varlığı veya iadesi talep edilen kişinin bu ceza ile yargılanma riski olduğu andan itibaren iade kararı hakkında otomatik olarak AİHS’nin ihlaline hükmediliyor. AİHM, ölüm cezası yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarıyla ilgili de ilginç bir içtihada sahiptir. Mahkeme, iadesi talep edilen kişinin iade edileceği ülkede ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilenler için dosyalarının bir gün gözden geçirilme olanağı olmasını şart koşuyor. Bu bağlamda Türkiye’de idam cezası bulunmamasına rağmen müebbet hapis cezası da iade edilme meselesinde önemli bir ayrıntı olarak değerlendirilmektedir.

 

Değerlendirme

 

Salih Müslim’in Avrupa topraklarında yakalanması ile birlikte gündeme gelen Türkiye’ye iade meselesi, Çek Cumhuriyeti’nin beklenen tavrı ile gerçekleşememiştir. Gerek 1977 Tedhişciliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi gerek 1957 Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi, Salih Müslim’in Türkiye’ye iade edilmesini haklı kılmakta iade edilmemesi durumunda ise yargılamanın adil bir şekilde gerçekleşmesini belirtmektedir. İki sözleşmenin de aksine Çek Cumhuriyeti Müslim’i ilk duruşma ertesinde serbest bırakarak teröre ve terörsitlere karşı tutumunu açık bir şekilde belli etmiştir.

 


[1] “Salih Müslim Çekya'da yakalandı”, http://www.haberturk.com/son-dakika-salih-muslim-cekya-da-yakalandi-1852500, 25.02.2018.

[2] “Çek mahkemesi Salih Müslim'i serbest bıraktı”, http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43208991, 27.02.2018.

[3] KAYA, İbrahim, Terörle Mücadele ve Uluslararası Hukuk, USAK Yayınları, Ankara – 2005, s.154.

[4] PAZARCI, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, Ankara- 2014, s.209-210.

[5] ULUTAŞ, Ahmet – ATABEY, Ömer Serdar, “Terörizmin Bastırılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”, http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2012-100-1193, s.390.

[6] KARACA, Reyhan, “Salih Müslim'in Türkiye'ye iadesi mümkün mü?”, http://www.dw.com/tr/salih-m%C3%BCslimin-t%C3%BCrkiyeye-iadesi-m%C3%BCmk%C3%BCn-m%C3%BC/a-42746650, 26.02.2018.

 

 

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1774-salih-muslim-in-turkiye-ye-iade-meselesi-ve-avrupa-nin-tutumu
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 3957 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)