18 Nisan 2018

       |

Türkiye ile Kritik Aktörlerin Göç Politikalarına Karşılaştırmalı Bir Bakış: Suriye Örneği



Suriye Örneği Üzerinden Türkiye ile Kritik Aktörlerin Göç Politikalarına Karşılaştırmalı Bir Bakış

(Hazırlayan: Esra Uludağ)

Yönetici Özeti

İçindekiler

Giriş

1.         Temel Kuramlar ve Kavramsal Çerçeve

1.1.      Göçün Tanımı

1.2.      Göçmen, Mülteci ve Sığınmacı Tanımları

1.3.      Türkiye’de Hukuksal Altyapı ve Tarihsel Süreç

2.         Dünyadaki Göç Yolları ve Mülteci Hareketliliğinin Kısa Bir Analizi

2.1.      Mültecilerin Göç Yolları

2.2.      Dünyadaki Mültecilerin Geri Dönüş Oranları

2.3.      Suriyeli Mültecilerin Ülkelere Göre Dağılımı

3.         Seçilmiş Ülkelerin Göç Politikaları

3.1.      Seçilmiş Ülkelerdeki Suriyeli Mülteci Sayısı

3.2.      Yunanistan’ın Göç Politikası

3.3.      Almanya’nın Açık Kapı Politikası

3.4.      Aşırı Sağ Baskısında: Fransa’nın Göç Politikası

3.5.      Suudi Arabistan Suriyeli Mülteci Alıyor Mu?

3.8.       İran’ın Göç Politikası           

3.6.      Bölgedeki Kilit Güç: Rusya’nın Göç Politikası      

3.7.      Trump’ın İzole Amerika’sı: Amerika Birleşik Devletleri’nin Göç Politikası

4.         Suriyeli Mülteci Krizi’nde Çözüm Yolu

4.1.      Geri Kabul Anlaşmasıyla Mülteci Krizine Yeni Bir Soluk

4.2.      Çözümün En Önemli Ortaklarından: ECHO

5.         Değerlendirme ve Politika Önerileri

6.         Kaynakça

 

Giriş

 

Arap Baharı, 2010'un sonlarında Sidi Bouzid kasabasında Mohamed Bouazizi isimli sokak satıcısının kendini yakmasıyla toplu hükümet karşıtı protesto gösterilerine dönüşerek Tunus'ta başlamıştır[1]. Sonrasında Mısır ve Libya’da da esmeye başlayan Arap Baharı rüzgarı, 2011 yılında Şam ve Halep'te başlayan kitlesel gösterilerle Suriye’ye de sıçramıştır. Gösteriler büyüyerek Suriye’nin diğer şehirlerine de yayılmış ve Suriye İç Savaşı’nı başlatan fitili ateşlemiştir. İç savaş sonucunda 2011 yılından 7 Aralık 2017’ye kadar, 5.4 milyondan fazla[2] Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kalmış yaklaşık 6-7 milyon kadarı da Suriye içinde güvenli bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır.

 

İç savaş sonrasında ülkesinden göç etmek zorunda kalan Suriyeliler için Türkiye “açık kapı politikası” uygulayarak sığınmacı ve mültecilerin barınma, gıda, eğitim ve sağlık gibi gereksinimlerini karşılamaktadır. 2011’den itibaren kitlesel bir göç akımıyla mücadele eden Türkiye, “açık kapı politikası” çerçevesinde uluslararası standartlara uygun olarak düzensiz şekilde göç eden 3.7 milyonu aşkın[3] Suriyeliyi “geçici koruma rejimi”ne almıştır..

 

Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya, Fransa, Almanya ve Suudi Arabistan gibi baş aktörler bölgede etkilerini arttırma konusunda oldukça istekli olmalarına rağmen, bölgenin en önemli sorunlarından biri olan sığınmacı/mülteci sorununun çözümünde de bir o kadar isteksiz davranmış ve sorumluluk almaktan kaçınmışlardır.

 

Bu çalışmanın amacı; belirtilen ülkelerin göç politikalarını, Türkiye’nin uluslararası göç politikaları ile karşılaştırmalı olarak inceleyerek sorunun kaynağına ışık tutmaktır. Bu çalışmada öncelikle zorunlu göçün tanımı verilerek göçmen, mülteci ve sığınmacı kavramları hukuksal çerçevede belirtilecektir. Sonrasında, hâlihazırdaki göç yolları ve mülteci hareketliliği incelenerek mültecilerin geri dönüş oranlarının ve ülkelere göre dağılımının kısa bir analizi yapılacaktır. Daha sonra bu analizden yola çıkılarak; Yunanistan, Almanya, Fransa, Suudi Arabistan, İran, Rusya ve ABD gibi farklı bölgelerde bulunan ülkelerdeki Suriyeli mülteci sayısı belirtilerek bu ülkelerin göç politikaları ele alınacaktır. Son olarak ise, Suriyeli Mülteci Krizi’nde çözüm yolu, Geri Kabul Anlaşması ve Avrupa Komisyonunun İnsani Yardım ve Sivil Koruma birimi incelenerek araştırılacaktır.

 

1. Temel Kuramlar ve Kavramsal Çerçeve

 

  1. Göçün Tanımı

 

Göç, “bir kişinin veya bir grup insanın uluslararası bir sınırı geçerek veya bir devlet içinde bir yerden başka bir yere gitmesi” olarak tanımlanmakta ve süresi, yapısı ve nedenine bakılmaksızın insanların yer değiştirmesi sonucunu doğuran nüfus hareketleri bu kapsama dâhil edilmektedir[4]. Göç, özünde “yer değiştirme hareketi” olarak tanımlansa da, toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik yapısı ile yakından ilişkili olup, onu derinden etkileyen bir sosyal olay olarak ortaya çıkmıştır.

 

Göç olgusu temelde iki ayrı kısımda incelenmektedir. “İç göç”, ülke sınırları arasında çeşitli merkezler arasında yer değiştirme eylemi olarak tanımlanırken, “dış göç” ya da “uluslararası göç”, toplulukların ülke sınırlarını aşarak farklı ülkelere göç etmeleridir. Türkiye’ye yönelen göç olgusunu ikili bir sınıflandırma içerisinde incelemek de mümkündür. Daha çok “yasal” çerçeveler içerisinde gerçekleşen ya da “kayıtlı” göç hareketlerini anlatan düzenli göç, –bu Türkiye’ye çalışma ya da eğitim amaçlı gelen kişilerden, oturma ve çalışma izni bulunan aile üyelerinden oluşmaktadır– ve mekik göçü, transit göç, sığınmacı ve mülteci hareketlerini de kapsayan ve daha çok “yasadışı” ya da “kayıt dışı” göç hareketlerine gönderme yapan düzensiz göçlerdir[5].

 

  1. Göçmen, Mülteci ve Sığınmacı Tanımları

 

Göçmen; esas olarak, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için değil fakat ekonomik nedenlerle ülkesinden ayrılan kişiler olarak tanımlanabilir. Göçmenler, genellikle vatandaşı oldukları ülkelerin korumasından yararlanmaya devam ederlerken, daha iyi yaşam standardına ulaşabilmek amacıyla daha gelişmiş olduğunu düşündükleri ülkeye giriş yaparlar.

Göçmen terimi, ülkede bulunan tüm yabancıları kapsayan genel bir terim olarak kullanılmakta iken Türk Hukukunda farklı bir anlamı ifade etmektedir. 5543 sayılı İskan Kanunu’nun 3/d maddesine göre göçmen, “Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olup, yerleşmek amacıyla tek başına veya toplu halde Türkiye’ye gelip bu Kanun gereğince kabul olunanlardır.” 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 12. maddesinin (c) bendine göre göçmen olarak yurda kabul olunan kişilerin milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel bir durum olmaması kaydıyla İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararıyla Türk vatandaşlığına alınabilecekleri de düzenlenmiştir.[6]

 

Mülteci kavramı ise uluslar arası mevzuatta şu şekilde yer almaktadır; Birlemiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK) göre, ‘‘1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahıs mülteci’’ statüsünde değerlendirilmektedir[7]. Ancak Cenevre'de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanan Mültecilerin Hukuki Durumuna ilişkin Sözleşme'nin, sadece 1 Ocak 1951'den önce meydana gelmiş olaylar sonucunda mülteci olan şahısları kapsadığı dikkate alınarak, sözleşmenin kabulünden bu yana, yeni mülteci ortamlarının ortaya çıktığını ve bu nedenle, söz konusu mültecilerin, sözleşmenin kapsamına giremeyebileceği göz önünde bulundurularak, sözleşmedeki tanımın kapsamına giren bütün mültecilerin, Ocak 1951 tarih sınırlamasına bakılmaksızın eşit hukuki statüden yararlanmaları için 1967 protokolü imzalanmıştır[8].

 

T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nde yer alan uluslararası koruma çeşitlerine baktığımız zaman;

“Mülteci, Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında verilen statüyü ifade eder.

 

Şartlı mülteci, Avrupa dışında meydana gelen olaylar nedeniyle, mülteci tanımındaki şartlara haiz olduğunu iddia ederek, üçüncü ülkelere iltica etmek üzere Türkiye’den uluslararası koruma talebinde bulunan kişidir.

 

İkincil Koruma, mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde;

a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek,

b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak,

c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında verilen statüyü ifade eder.

 

Geçici Koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade etmektedir[9].’’

 

Sığınmacı kavramına ise; 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nde yer verilmemiştir. Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde 1959 yılında başlayan sığınma hakkına ilişkin çalışmalar sonucu 14 Aralık 1967 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından “Birleşmiş Milletler Ülkesel Sığınma Bildirisi” kabul edilmiştir. Söz konusu bildirinin en önemli özelliği 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve 1967 tarihli Protokol’de hiç değinilmemiş olan sığınma ve sığınmacı kavramlarına değinmesi ve taraf devletler açısından birtakım ilkeler ortaya koymasıdır. Bildiride sığınmacı tanımı yapılmamakla birlikte “sığınma hakkı” açık bir şekilde düzenlemeye konu edilmiştir[10].

 

Türkiye açısından ise Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda sığınmacı kavramının tanımlanması yoluna gidilmemiştir. Esasen söz konusu Kanunda “sığınmacı” kavramı yerine “şartlı mülteci” kavramının kullanılmaktadır. Sığınmacı tanımına, bugün yürürlükten kaldırılmış olan “Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiye’den İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik”te (1994) yer verilmiştir[11].

 

Sığınmacı tabiri mülteci tanımından farklıdır. Mülteci olabilmek için gerekli ölçüleri taşıyan, ancak kendisine resmi otorite tarafından henüz mültecilik statüsü tanınmayan kişi sığınmacı olarak nitelendirilmektedir[12]. Mülteci olmak; hukuki bir statünün kazanılmasını yani BMMYK korumasından yararlanmaya hak kazanmış kişiyi, sığınma hakkı ile tanımlarken, sığınmacı olmak hukuki bir statünün kazanılmasından ziyade kısa süreli bir barınmayı ifade etmektedir. Mülteci, mültecilik statüsü hukuken kabul edilmiş yabancıyı ifade ederken; sığınmacı, mülteci statüsü incelenen ve bu sebeple kendisine geçici koruma sağlanan kişidir[13].

   

  1. Türkiye’de Göçün Hukuksal Altyapısı ve Tarihsel Süreci

 

Türkiye, jeopolitik ve coğrafi konumu sebebiyle Cumhuriyet öncesi dönemde de bugün olduğu kadar kitlesel ve bireysel göçlere ev sahipliği yapmıştır. Türk hukukuna baktığımızda, “göçmenler, mülteciler ve sığınmacılarla ilgili ilk genel düzenleyici belge, 14 Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı İskân Kanunu”[14] karşımıza çıkmaktadır. Göç ve sığınma talebiyle Türkiye’ye gelenlerin iskânlarını düzenleyen kanun, 2006 yılında 5543 sayılı kanunla değişerek serbest göçmen, münferit göçmen, göçmen, iskânlı göçmen ve toplu göçmen gibi türleri tanımlamıştır.

 

1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Cenevre Protokolü taraf ülkelerinden biri olan Türkiye, bu bağlamda uluslararası sözleşmelere de uygun olarak uluslararası koruma (iltica) ile ilgili iç hukukumuzda ilk düzenleyici belgeyi[15] 1994 yılında yürürlüğe konulduğu görülmektedir. İlgili Yönetmelik Türkiye’ye sığınma talebiyle kitlesel ya da bireysel olarak başvuran yabancılara uygulanacak usul ve esasları belirtmektedir.

 

“Türkiye’de İltica Hukuku alanında ilk yasal düzenleme 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’dur (YUKK) [16].” Bu kanun ile birlikte Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuş, “yabancıların Türkiye’ye girişleri, Türkiye’de kalışları ve Türkiye’den çıkışları ile Türkiye’den koruma talep eden yabancılara sağlanacak korumanın kapsamına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar”[17] düzenlenmiştir. Türkiye günün şartlarına uygun olarak belirtilen kanunu yürürlüğe sokarak kitlesel olarak koruma talep eden yabancılara koruma sağlamayı amaçlamıştır. Bu kanun ile birlikte, “sığınmacı” yerine “şartlı mülteci” kavramı getirilmiş ve geri gönderme yasağı da iç hukukumuza girmiştir. Buna göre: “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez”[18] maddesi olarak yer almaktadır.

 

2.         Dünyadaki Göç Yolları ve Mülteci Hareketliliğinin Kısa Bir Analizi

 

2.1.      Mültecilerin Göç Yolları

Şekil 1: Balkan Rotası, Eurostat, Frontex, 2016

 

2011'de Suriye'de başlayan savaştan bu yana, Türkiye üzerinden Avrupa Birliği'ne geçiş yapan göçmenlerin kullandıkları Balkan Rotası denilen Doğu Akdeniz yolu[19] gittikçe daha kalabalıklaşmıştır. Suriye'den yola çıkan savaş mağdurları, canlarını riske atarak daha iyi ve güvenli bir hayat sürmek isteğiyle Avrupa’ya ulaşmak istemektedirler. Bu yolculuklarında çoğunlukla Balkan Rotası’nı kullanan sığınmacılar Türkiye ve Yunanistan üzerinden Balkan ülkelerine geçerek Avrupa Birliği ülkelerine varmayı hedeflemektedirler. Güzergâh, Türkiye, Yunanistan, Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya'dan oluşmaktadır. Bunlar varış ülkeleri (başta Almanya olmak üzere) değil köprü ülkeleridir[20].

 

Şekil 2: Mülteci ve Sığınmacıların Avrupa'ya Ulaşmak için Kullandıkları Deniz Rotaları, BMMYK, 2015

 

Libya, Tunus ya da Mısır'dan İtalyan sahiline ulaşmanın mümkün olduğu deniz rotası 2014 yılına kadar birçok sığınmacı tarafından aktif olarak kullanılmaktaydı. Suriyelilerin Libya’ya vizesiz girişleri yapılan düzenlemelerle engellenerek İtalya’ya girişler önemli oranda azaltılmıştır. Libya'dan gelen bu güzergah özellikle tehlikeli olarak nitelendirilmektedir. Libya’nın iç savaştan etkilenmesi ve IŞİD’in faal durumda olması bu rotayı kullanmak isteyen sığınmacıların/mültecilerin şiddete maruz kalmalarına neden olmaktadır. Avrupa'ya yapılan yolculuk için göçmen kaçakçıları, sığınmacıları/mültecileri küçük botlara yerleştirerek birçok insanın ölümüne sebep olmuştur[21]. Birçok Suriyeli sığınmacının/mültecinin kendine yeni bir hayat kurma hayaliyle çıktıkları bu yolculuklar sonucunda AB’nin sınırlarına dahi yaklaşamamaları kimi Suriyelileri ülkelerindeki güvenli bölgelere dönmeyi daha cazip kılmaktadır.

 

2.2.      Suriyeli Sığınmacılar/Mülteciler Gönüllü Olarak Ülkelerine Geri Dönüyor mu?

 

“Mücbir sebeplerle ülkesini terk etmek zorunda kalmış kişilerin, ülkelerini terk etmesine sebep olan durumun düzelmesi ya da mevcut durum sürdüğü halde kişinin kendi rızası ile vatandaşı olduğu ülkeye geri dönmek istemesi üzerine başlatılan sürece gönüllü geri dönüş denmektedir[22].” BMMYK’ya göre, 2017'de Suriye'ye gönüllü geri dönüşlerde kayda değer bir artış görülmektedir.

BMMYK, 2017’nin ilk 6 ayında 440.000'den fazla yerinden edilmiş kişinin Suriye'de evlerine döndüğünü tahmin etmektedir. Buna paralel olarak, BMMYK 2017'de şimdiye kadar komşu ülkelerden dönen 31.000'den fazla Suriyeli mülteci olduğunu belirtmektedir. 2015'ten bu yana 260.000 sığınmacı/mülteci, gönüllü olarak özellikle Türkiye'den Kuzey Suriye'ye geri dönmüştür[23].

 

2.3.      Suriyeli Mültecilerin Ülkelere Göre Dağılımı

Şekil 3: En Çok Suriyeli Kabul Eden İlk 10 Ülke, Pew Research, Center, 2017[24]

 

BMMYK Haziran 2017 verilerine göre dünya çapında 65.6 milyon zorla yerinden edilmiş insan bulunmaktadır. Pew Araştırma Merkezi tahminlerine göre, bu sayının yaklaşık 13 milyonunu 7 yıllık çatışmalar sonrasında yerinden edilmiş Suriyeliler oluşturmaktadır[25]. BMMYK’dan alınan verilere dayanan tahminlere göre; Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün’de bulunan Suriyeli sığınmacılar/mülteciler toplam sayının 4’te 10’una denk gelmektedir. Diğer bir deyişle, Suriyeli sığınmacılar/mülteciler büyük bir çoğunlukla (5 milyondan daha fazla) Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki komşu ülkelere sığınmışlardır.

 

Avrupa İstatistik Ajansı Eurostat sığınmacı verilerine ve BMMYK'nın sığınmacıların/mültecilerin yeniden yerleşimine ilişkin verilere göre, çatışma başladığından beri sığınmacı/mülteci olarak yaklaşık 1 milyon yerinden edilmiş Suriyeli Avrupa'ya taşınmıştır[26].

 

3.         Seçilmiş Ülkelerin Göç Politikaları

 

3.1.      Seçilmiş Ülkelerdeki Suriyeli Mülteci Sayısı


Ülke

Suriyeli Sığınmacı sayısı

 

Türkiye

3506532[27]

 

ABD

33000

 

Rusya

7000[28]

 

Fransa

4468

 

Almanya

530000[29]

 

İran

Veri bulunamadı

 

Suudi Arabistan

291342[30]

 

Yunanistan

62000

 

 

Türkiye, yaklaşık 3 milyon 506 bin kayıtlı Suriyeli sığınmacı/mülteci nüfusuyla göç politikaları sırasıyla incelenecek olan ülkeler arasında birinci sırada yer almaktadır. 2011 yılında Suriye’de yaşanan insanlık dramına kayıtsız kalamayan Türkiye, korunmaya ihtiyacı olan Suriyelilere sınırlarını açarak anında cevap vermiştir.  Avrupa’da ise Merkel’in AB ülkeleri tarafından oldukça eleştirilen açık kapı politikası sayesinde sınırları içerisinde 530 bin Suriyeli sığınmacı/mülteci bulundurmasıyla Almanya ön plana çıkmaktadır.

 

3.2.      Yunanistan’ın Göç Politikası

 

Mülteci krizinin Avrupa’ya sıçraması, cansız bedenlerin kıyıya vurmasıyla gündeme gelmiş, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. 2014 yılından bu yana Türkiye ve Libya üzerinden deniz yoluyla İtalya ve Yunanistan’a varmak isteyen en az 100 bin[31] Suriyeli mültecinin Akdeniz sularında boğulduğu tahmin edilmektedir. 

 

Yunanistan, 1951 tarihli Mülteciler ve 1967 Protokolü ile ilgili Cenevre Sözleşmesine taraf olan bir ülke olarak, Avrupa Ortak Sığınma Sistemi (CEAS) ve Schengen Sınırları Kanunu’nu oluşturan direktif ve yönetmeliklere uymakla yükümlüdür. Yunanistan ayrıca, sığınma hakkını tanıyan Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’na uymak zorundadır[32].

 

Yunanistan, coğrafi konumu ve AB’ye ilk giriş ülkesi olması sebebiyle yasadışı yollarla AB’ye girmeye çalışan çok sayıda mülteciyle karşı karşıya gelmiştir. 2015 yılında Suriyeli mülteci krizinin Avrupa’ya sıçraması, Yunanistan’ın hâlihazırda zayıf olan iltica sistemini ve dramatik şekilde artan sayıdaki mültecilerin parmak izlerinin alınmasıyla başlayan kayıt sürecindeki yetersizliğini gözler önüne sermiştir[33]. Uzun başvuru süreçlerine, sığınma taleplerini işleyen ilgili makamların yeterli sayıda personel sahibi olmamasının neden olduğu öne sürülmektedir.

 

Haziran 2013 itibariyle, uluslararası koruma başvuruları 113/2013 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi tarafından oluşturulan yeni bir prosedür kapsamına alınmıştır. Her yabancı veya vatansız kişi, Cenevre Sözleşmesi’nin ve yürürlükteki ulusal kanunun kriterlerini yerine getirmesi veya ikincil korumaya hak kazanması koşuluyla uluslararası koruma başvurusunda bulunma hakkına sahiptir[34].

 

2015 yılında Yunanistan, 30.000 kişi için ek alım kapasitesi oluşturma, kabul merkezlerinde sığınmayan sığınmacılara kira sübvansiyonu sağlama ve BMMYK’nın desteğiyle 20.000 aileye ev sahipliği yapma sorumluluğunu üstlenmiştir[35]. 2016 senesinde, yükseltilen kapasitenin yetersiz kaldığı belirtilmiştir. 2015 yazından itibaren Yunanistan, savaştan kaçan binlerce Suriyeli için Avrupa’ya açılan bir kapı haline geldi.  AB, 20 Mart 2016’da Avrupa kapılarını kapatan ve Yunanistan’a gelen mültecilerin sığınma talepleri reddedildiğinde Türkiye’ye geri gönderileceğine karar veren bir anlaşmayı Türkiye’yle imzalamıştır. Balkan sınırlarının kapatılması ve Mart 2016’da AB-Türkiye anlaşmasının uygulanması ile mülteciler Yunan adalarında sıkışıp kalmışlardır. Ek olarak, uzun süren iltica başvuruları süreci hâlihazırda kötü durumdaki kamp koşullarını mülteciler için daha da yaşanmaz hale getirmiştir. Hatta bu süreci protesto etmek adına Midilli Adası’nda mültecilerin açlık grevine başladığı da bilinmektedir[36].

 

2017 yılında Mülteci Hakları Veri Projesi’nden çıkan raporda, mültecilerin insan haklarının ihlâl edildiği savunulmuş ve Yunan mülteci kamplarında barınan mültecilerin kişisel güvenlik, sağlık ve refahı için yeterli bir yaşam standardına sahip olmadığı belirtilmiştir. Bu durum, yardım görevlileri ve araştırmacılar tarafından gündeme getirilmiş ve Yunanistan’daki bazı kampların hâlâ temel insani standartları karşılamadığını belirtilmiştir. Afganistan’daki mülteci kamplarında daha önce çalışmış olan bir İngiliz yardım görevlisine göre, Yunanistan’da koşullar oldukça kötü[37].

 

Suriyeli mülteciler kaçmaya çalıştıkları çatışmalar yüzünden zaten yeterince travmaya maruz kalmışlarken bir de Yunanistan’da, belirsizlik ve sürekli bekleyişin ek stresine katlanmaları dolayısıyla ruh sağlığı danışmanlığı ve diğer psikolojik desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Türk Tabipleri Birliği’nin Savaş, Göç ve Sağlık raporuna göre “Denizde boğulanlar yanında karada beslenemedikleri, barınamadıkları, hasta olup bakım alamadıkları, sağlıksız koşullarda çalışıp kaza geçirdikleri için ölen bebekler, çocuklar erişkinler de az değildir. Sağlıktan önce yaşam hakkının sağlanması gerektiği açıktır. İnsan hakları yok sayılmakta, Suriyeli genç kızlar internette pazarlanmakta, genç yaşta evlendirilmekte, kuma olmakta, fuhuşa itilmektedirler”[38]. İnsan kaçakçılığı ve fuhuştan korunmaya ihtiyaç duyan bu mülteciler korunmaya ihtiyaç duymaktadır. Mültecilere bu hakları sağlamak için, Uluslararası Kurtarma Komitesi’nin (IRC) Yunanistan’daki mültecilere, mevcut hizmetler, yasal haklar, iltica seçenekleri, yer değiştirme ve aile birleşimi hakkında güvenilir, güncel bilgiler verdiğine öne sürmektedir[39]; fakat kamp şartları ve mültecilerin durumu göz önüne alındığında, bu bilgilerin verilmesinin çok bir etkisi olmadığı görülmektedir.

 

Yunan adalarında mahsur kalan mülteciler ana karaya sadece yetkililerin izni ile geçebilmektedirler ve Yunan hükümetinin istatistiklerine göre, beş adada 14 binden fazla insan hâlâ sıkışmış durumdadır.  Mart 2017 yılında Almanya, yeni gelen sığınmacıların Yunanistan’a geri gönderilmesi gerektiğini duyurduktan sonra, göçmen yardımcısı Yiannis Mouzalas, Alman gazetesi Der Spiegel’e, ülkenin “yeterli kapasiteye sahip olmadığı için tek bir mülteci daha alamayacağını” söylemiştir[40].

 

Yerel basında çıkan haberlere ve insani yardım gruplarına göre, intihar girişiminde bulunan sığınmacıların sayısında ciddi bir artış gözlemlenmiştir. 2017 yılının Mart ayında 25 yaşındaki bir Suriyeli sığınmacı kendini Pire limanına asmıştır ve Nisan ayında, Suriyeli bir mülteci, Yunanistan’ın Sakız adasındaki bir kampta kendisini ateşe vermiştir[41]. Avrupa’da yeni bir hayat kurabilmek ve hayatta kalabilmek umutlarıyla gelen bu mültecilerin bu yaşam standartları altında yaşamaya bırakılmaları insanlık onuruna aykırıdır.

 

Yunan mülteci kampında yaşayan Masoud Qahar’ın yaptığı açıklamaya göre: “Bazı sivil toplum kuruluşları yardım etmeye geliyor, ama sadece iki veya üç gün için. Çocuklarla oynuyorlar, çocuklardan bir sürü fotoğraf çekiyorlar ve bunun için para alıyorlar. Birçok haber kanalı buraya geliyor, film çekiyorlar, fotoğraf çekiyorlar, belgeseller çekiyorlar ve mülteciler sayesinde para kazanıyorlar. STK’lara ve medyaya göre bu bir hayvanat bahçesi gibidir ve biz de hayvanlara benziyoruz[42].” Bu açıklamaya ve Yunanistan’daki mültecilerin yaşadıkları zorluklara bakıldığında, Yunanistan’ın göç politikasının Suriyeli mülteci krizi karşısında nasıl sınıfta kaldığı ortaya çıkmaktadır.

 

3.3.      Almanya’nın Açık Kapı Politikası

 

Hukuki çerçeveden bakıldığında, Alman göç politikasına ilişkin son değişiklik 6 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Entegrasyon Yasası ve Hakkında Yönetmelik, mültecilerin Alman toplumuna entegrasyonunu kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. İlgili yasaya göre, Almanya'da kalıcı olarak entegre olmaya ve işbirliği yapmaya yatkın olan mülteciler, entegrasyon sınıflarına ve iş fırsatlarına daha kolay ve hızlı bir şekilde erişebilmektedir. Diğer yandan, işbirliği yapmayı reddeden mülteciler de yardımlarda azalma ile karşı karşıya kalmaktadır[43]. Bu kanundan yola çıkıldığında, Almanya’nın ülkesine aldığı mültecileri iş ve sosyal hayata entegre etmesindeki başarısı anlaşılabilmektedir. Böylelikle, Almanya’ya alınan mülteci, sığınmacı ve göçmenler ekonomik veya sosyal yük olmaktan çok, ülkeye entegre olmaya çaba harcayan ve ekonomiye katkı sağlarken kültürel zenginliklerini Alman toplumuyla tanıştıran bireyler haline gelmektedir.

 

Suriye’de patlak veren iç savaş sonucunda oluşan sığınmacı akınına karşı Avrupa Birliği’nde sınırları açık tutan tek devlet olarak Almanya karşımıza çıkmaktadır. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve hükümeti; AB komşuları, Alman politikacılar ve Alman halkı tarafından yapılan sert eleştirilere rağmen açık kapı politikasını savunmayı sürdürmüştür. 2014 yılında 276,000'den fazla kişi AB’ye yasadışı yollardan girmiştir ve bu durum 2013'ten bu yana yüzde 138'lik bir artış yaşanmasına sebep olmuştur[44]. Sığınma başvuruları Avrupa'ya ve özellikle Almanya'ya yasadışı göçmenlik sayısı 2013'ten itibaren büyük ölçüde arttığı için, birçok durumda Avrupa ve Almanya'daki durum iyi değildir ve mülteci kampları tamamen kalabalıktır. Bu durum, iltica kabul sayılarını da etkilemiştir. 2015 yılında yaklaşık 1.1 milyon sığınmacı/mülteci Almanya sınırını geçerek iltica (sığınma) başvurusunda bulunurken sadece 476.649 kişinin talebi kabul edilmiştir[45]. Sığınmacılar için kabul oranı, menşe ülkelerinin her birinde bulunan politik ve güvenlik durumuna bağlı olarak büyük ölçüde değişmektedir.

 

İltica talepleri normalde Dublin Tüzüğüne tabidir; bu yönetmelik, sığınma talebinde bulunanların giriş yaptıkları ve parmak izi verdikleri ilk AB üye devletinin talebin yürütülmesinden sorumlu olmasını gerektirmektedir. Bu yönetmeliğe göre, diğer üye devletlerin sığınmacıları/mültecileri AB'ye giriş yaptıkları noktaya geri göndermeleri beklenmektedir. Bununla birlikte, Almanya, başvuranın AB'ye başka bir üye devlet aracılığıyla girip girmediğine bakılmaksızın yetkililerin iltica başvurularını işleme imkânı tanıma amacıyla Dublin Tüzüğünü askıya almıştır[46].

 

Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in göç politikasında daha geniş bir uluslararası işbirliğinin gerekliliği ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla, Suriye'deki durumu istikrara kavuşturmak için Rusya'yı, uluslararası ve bölgesel aktörleri de içeren bir politik diyaloğa ihtiyaç olduğunu düşünmektedir[47]. Merkel, göç sorununun daha uzun süre çözülebilmesi için katkıda bulunmanın görevinin olduğunu belirterek politikalarını savunmuş ve aşikar çözümleri değil, sürdürülebilir olanları aramayı vurgulamıştır.

 

Merkel’in cesur açık-kapı politikası ile göçmenlerin akını azaltmak arasında ileri geri adım atması, koalisyonunu gözden düşürmüş ve diğer partilerin kendilerini daha da kurmaları için boşluk bırakmıştır. İşçi hakları ve göçün Alman kimliklerini nasıl etkileyebileceğine ilişkin sağ kanat endişeleri ile ilgili sol kanat endişeleri, ideolojik yakınlaşmaya yol açmış ve göçmenlik-karşıtı AfD'nin (Almanya için Alternatif Parti) geliştirilmesini teşvik etmiştir[48]. 2013'te Avrupa Birliği’ne karşıt bir parti olarak kurulduğu günden bu yana diyaloğu terörizmin günümüzdeki korkuları ve göç çevresinde yoğunlaştırmıştır. Bunun sonucunda, Merkel’in partisi oylarını yüzde 41’den yüzde 32’ye gerileyerek güç kaybetmiştir[49]. Seçim sonuçları Merkel’in göç politikalarından ve kutuplara ayrılmış bir Alman toplumundan kaynaklansa da, “Merkel Anne”nin yeniden seçilmesini engelleyememiştir. Merkel, çeşitliliğin bir güç olduğu ve mültecilerin entegrasyonunun Almanya'nın geleceği için kritik olduğu fikrini sürekli olarak güçlendirmeye devam edecek gibi gözükmektedir.

 

3.4.      Aşırı Sağ Baskısında: Fransa’nın Göç Politikası

 

Fransız sığınma yasası bugün anayasal ilkeler üzerine kurulmuştur ve uluslararası ve Avrupa yasalarından oldukça etkilenmiştir[50]. Fransa'da sığınma için iki tür karşımıza çıkmaktadır: mülteci koruması ve ikincil koruma. Sığınma, asıl olarak sığınmacı tarafından menşe ülkesinde zulüm veya zararın kurbanı olabileceği ihtimaline dayanmaktadır[51]. Sığınma, suç işleyen ya da varlığı toplumu veya ulusal güvenliği tehdit eden bireyler için reddedilebilir veya iptal edilebilir. Mülteciler ve ikincil koruma hak sahipleri Fransa'da yaşamak, çalışmak ve eşlerini ve çocuklarını getirmek hakkına sahiptir. Mülteci statüsüne sahip olanlar derhal Fransız vatandaşlığına geçmek için başvuruda bulunabilirler. Fransız vatandaşlarının yaptığı gibi, mültecilerin ve ikincil koruma hak sahiplerinin sosyal yardımlara benzer haklara sahip olmasına karşın, sığınma başvurusu yapılırken yalnızca bazı özel yardım programlarına erişebilirler[52]. Sığınma başvurusunda bulunan bir kişi, iltica talebinde bulunmak için Fransız topraklarında veya bir Fransız sınır geçiş noktasında olmalıdır.

 

17 Mayıs 2006'da Fransız Ulusal Meclisi, Göç ve Entegrasyon Kanununu kabul etmiştir. Kanun, göçmenlerle ilgili mevcut Fransız mevzuatını ve 'seçici göç' stratejisini teşvik ederek göçmenlerin entegrasyonunu yeniden yapılandırmakta ve potansiyel uzun vadeli göçmenlerin entegrasyonunu zorunlu hale getirmektedir. Yasayı öneren Fransa eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'ye göre, politikayı gözden geçirmenin gerekçesi, ‘...göç prosedürü işlerken yolsuzluğu engellemek, seçici göçü teşvik etmek ve hem Fransa'nın hem de menşe ülkelerin menfaatlerine uygun bir şekilde başarılı bir entegrasyon sağlamaktı[53].’

 

Fransa'dan trenle yasadışı yolla Fransa'ya giden Suriyeli sığınmacılar Temmuz 2015'te sınır kontrolleri ilan edildiğinden dolayı Fransız polisi tarafından İtalya'ya geri gönderilmişti[54]. Kötü konaklama koşulları, daha düşük sosyal yardımlar ve kapsamlı sığınma başvurusu süreci nedeniyle Fransa sığınmacılar tarafından, genelde sığınma hakkı talep edilecek kadar cazip bir ülke sayılmamaktadır. Bu nedenle, Fransa geçiş ülkesi olarak kullanılmak istenmekte ve asıl amaç Birleşik Krallık’a varmaktı. Dolayısıyla Fransa’da bulunan Suriyeli sığınmacıların büyük bir çoğunluğu Eurotunnel girişlerinden birinin bulunduğu Calais çevresindeki göçmen kamplarına yığılmaktaydı[55].

 

13 Kasım 2015 Paris saldırılarının ardından AB ve kıtanın içinden gelen pek çok ses, sığınmacı/mülteci varışını durdurmak için çağrıda bulunmuştu. Bu çağrıda, şiddetin Suriyeli sığınmacıların/mültecilerin kendi ulus iç karışıklıklarına dayanan ortak bir karakter olduğu ve bu nedenle kaotik eylemlere devam etme eğiliminde oldukları vurgulanmaktaydı.

 

Fransa, mülteci krizine karşı hükümetin çektiği tereddütlü, çelişkili ve neredeyse sessiz adımların ardından iç siyasi krizle karşı karşıya kalmıştır. Merkez-sol Sosyalist hükümet üyeleri, tüm temel politikalar (iş kanunları, mültecilere müdahale ve ekonomik reformlar) konusunda anlaşmazlık yaşamıştır. Başkan Hollande, tarihteki en düşük popülerlik oranına ulaşarak yeniden seçilememeyi seçti: yüzde dört[56]. Hollande’ın 2017 senesinde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olma olasılığının azalması Emmanuel Macron’un yolunu açmıştır[57].

 

14 Mayıs'ta Fransa'nın cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasından bir gün sonra, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Angela Merkel ile görüşmek üzere Berlin'e giderek Avrupa Birliği’ne olan bağlılığını göstermiştir. İki lider bu vesileyle Avrupa Birliği’ne bağlılıklarını vurgulayarak dış politika, savunma ve göç politikaları gibi alanlarda ikili işbirliğini belirtmişlerdir. Mülteci krizi, Fransız seçimlerinin en tartışmalı konularından biri olarak karşımıza çıkmaktaydı. Aşırı sağ politikacı Marine Le Pen, hem mülteci krizini hem de ülkeyi sarsan Ortadoğu merkezli terör örgütlerinin saldırılarını ustaca kullanmıştır. Le Pen ayrıca seçmenlere ülkenin sınırlarını mültecilere kapatma ve göçü yılda 10 bin kişi ile sınırlamayı planladığını söylemiştir. Ancak Macron, krizin insani yönlerini ele alma ihtiyacını vurgulayarak, Merkel'in “kollektif saygınlığı” kurtarmaya yönelik açık kapı mülteci politikasını övmüştür. Krize daha güçlü bir Avrupa yanıtı çağrısında bulunarak, daha güçlü Avrupa sınırlarının yeniden gözden geçirilmesini isteğini vurgulamıştır[58].

 

3.5.      Suudi Arabistan Suriyeli Mülteci Alıyor Mu?

 

Körfez ülkelerinin mülteci barındırmaya yanaşmaması siyasi yapılarından dolayı olduğu düşünülmektedir. Uluslararası Af Örgütünün 2014 raporuna göre Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman gibi körfez ülkelerin hiç biri 2014 senesinde Suriyeli sığınmacıları/mültecileri ülkelerine kabul etmemişlerdir ve bu durum Uluslararası Af Örgütü tarafından ayıplanmıştır[59]. Raporda ayrıca "Körfez Arap ülkelerinin din ve dil birliği nedeniyle, savaştan ve takibattan kaçan Suriyeli mültecilere yardım ve himaye verenlerin başında gelmesi gerektiği”, belirtilmektedir. Ortadoğu’nun en zengin ülkeleri olan bu ülkeler, yüksek GSYİH oranlarına ve gelişmiş bir askeriye ye sahip oldukları halde mültecilere kapılarını açmamaktadırlar. Suudi Arabistan başta olmak üzere bu ülkeler BMMYK’nın 1951 yılında imzaya sunduğu Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ni imzalamamışlardır. Bu nedenle de kendi ülkelerini ilgilendirmediği sürece uluslararası bir yükümlülükleri de yoktur. Hatta sığınmacıların/mültecilerin kolay kolay vize elde edememesi için yüksek vize ücretleri veya geç sonuçlanan vizeler gibi bürokratik engeller koymaktadırlar[60].

 

Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi körfez ülkelerin yabancı barındırma oranları oldukça yüksektir. Ülkelerine alacakları her sığınmacıyla/mülteciyle birlikte bu oran daha da artacaktır ve bu sığınmacıları/mültecileri ileride sınır dışı etmekte oldukça zorlanacakları belirtilmiştir. Diğer bir deyişle, körfez ülkelerinin mültecilere kapılarını açma konusundaki isteksizliği demografik sebeplerden dolayı olduğu söylenebilmektedir. Suudi Arabistan yönetimi 2014 yılında kendi vatandaşlarına çalışma imkânı sağlayabilmek için 370 bin yabancıyı sınır dışı etmiştir ve kendi vatandaşlarına daha iyi olanaklar sağlayabilmek için bu politikasını sürdürmek istemektedir. Riyad yönetimi, sığınmacıları/mültecileri kabul etmenin büyük etnik sorunlara yol açabileceğini düşünmektedir ve vatandaşlar ile mülteciler arasındaki hassas dengenin bir göçmen akını ile istikrarı bozacağını endişe etmektedir[61]. Bu nedenle Suriyeli sığınmacı/mülteci krizine destekleri sadece kısıtlı maddi ve gıda yardımlarıyla sınırlı kalmaktadır. 2013 yılında Suudi Arabistan Körfez ülkeleri donörler toplantısında 212 milyon dolar yatırmıştır. 2014 yılında ise Uluslararası Kalkınma Teşkilatının yürüttüğü “Küresel İnsani Yardım” programına göre Suudi Arabistan en çok yardım eden ülkeler arasında altıncı sırada bulunmaktadır ve o yıl 755 milyon dolarlık bağışta bulunmuştur.

 

Suudi Arabistan’ın bu tarz bir politika izlemesinin bir başka nedeni ise Arap Baharında olduğu gibi mültecilerin aynı liberal değerleri savunmaya devam etmesi sonucu yönetime karşı oluşabilecek olası bir isyanın önüne geçebilmektir. Yani, güvenlik tehdidi oluşturabilecek bireylerin ve grupların sızmasından endişe etmektedirler. Fakat Riyad'ın bu iltica politikası birçok yayın organı tarafından da eleştirilmiştir. Örneğin "Handelsblatt" gazetesinde şu satırlara yer verilmiştir: “Suudi Arabistan sorumluluktan kaçıyor, oysa savaş bölgelerine doğrudan komşu olan süper zengin Körfez ülkelerinin ahlaki açıdan bölgenin mazlum mültecilerine daha fazla yardım etmeleri gerekirdi[62].”

 

Medya yayınlarının tümünün veri kaynağı olan BMMYK'ye göre ve mültecilerin hiçbiri Suudi Arabistan da dâhil olmak üzere Körfez ülkelerinde kayıtlı değildir. Fakat Suudi Arabistan'ın BMMYK sayfasında yer alan dipnotlar, BMMYK'nin yalnızca 1951 Sözleşmesi, 1967 Protokolü ve 1969 Afrika Birliği Örgütü Mülteci Hakları Sözleşmesi taraftarı olan ülkelerdeki mültecilere "tamamlayıcı bir koruma ve geçici koruma verilen kişiler" olduğuna dikkat çekmektedir. Suudi Arabistan, BM'nin mülteci protokollerinin herhangi birine taraf değildir ve bu nedenle birçok sığınmacı/mülteci sayısını tespit eden mekanizmalardan dışlanmaktadır. BMMYK'nın Körfez bölgesi temsilcisi Nabil Othman'a göre, sıfır mülteci barındırıldığına yönelik açıklama yapıldığı sırada Suudi Arabistan'da 50 bin Suriyeli mülteci bulunmaktaydı. Suudi Arabistan hükümeti ayrıca, çatışmanın başlamasından bu yana geçen beş yıl içinde 2,5 milyon mülteciyi ağırladığını belirtmişti. Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir haber merkezi olan El-Arabiya "Suudi yetkililerin Suriyelilere, ikamet ve çalışma koşullarını sağlamakta ve onlara ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri sağlamıştır." diyerek bu durumu belirtmiştir. Buna ek olarak Suudi hükümetine göre, 100.000'den fazla çocuk şu anda ülkenin okullarında eğitim görmektedir[63].

 

3.8.       İran’ın Göç Politikası

 

Başladığı ilk zamanlarda büyük umutlar uyandıran Arap Baharı’nın ardından bugün Arap ve Müslüman dünyası daha da çözümsüz hale gelen bir mülteci krizle karşı karşıya kalmıştır. İran, halihazırda Irak ve Afganistan'dan aldığı mültecilerle birlikte dünya çapında en büyük mülteci nüfusuna sahip ülkelerden biri haline gelmiştir. İran her ne kadar Esad rejimini desteklese de, Suriyeli mültecilerin ülkeye girişinin resmi olarak reddedildiğini söylemek mümkün değildir.

 

İran, Suriye ile ortak bir sınırı paylaşmaması ve şu anda Doğu Suriye ve Kuzey Irak'ın DAEŞ tarafından kontrol edilmesi nedeniyle Suriyeli mültecilerin İran’a ulaşması neredeyse imkansızdır. Diğer bir deyişle, savaşın sürdüğü çatışma bölgelerini geçmeleri ve o bölgeye geçmeleri hayatlarını tehlikeye sokacak büyük bir risk almaları anlamına gelmektedir.  Bu sebepten dolayı Suriyeli sığınmacılar/mülteciler yoğunlukla Lübnan, Türkiye ve Ürdün gibi sınır ülkelerinde bulunmaktadırlar ve mezhepsel sebeplerden dolayı İran’a sığınma talebinde bulunmayı tercih etmedikleri bilinmektedir.

 

Suriye’de halihazırda devam eden iç karışıklık ve sonucunda oluşan mülteci krizinin doğrudan sorumlularından biri olarak görülen İran, Suriye rejiminin saldırılarını sürdürmesinde destekçi konumda bulunduğu ve bölgede aktif olduğu hâlde, Suriyeli sığınmacıları ülkesine kabul etmeyerek Suriye'deki rolüyle ilgili herhangi bir sorumluluğu kabul etmemektedir.

 

İran’ın, ülkesinde bulunan Afgan mültecilere yaklaşımına bakıldığında misafirperver bir politika benimsemediği görülmektedir. Öyle ki, İran'daki Afgan mülteciler hem egemen rejim hem de İran toplumunun bazı  kesimleri tarafından ırkçılığa maruz kalmakta ve kötü yaşam standartları altında yaşamaktadırlar. Afganistan'daki Sovyet savaşı 1979'da altı milyon insanın komşu İran'a ve Pakistan'a sığınmasına yol açmıştı. Yaklaşık kırk yıl sonra, Tahran Hükümeti hâlâ yaklaşık bir milyon kayıtlı insanı barındırıyor ve kayıtsız sığınmacılarla birlikte bu sayının iki milyona kadar ulaştığı düşünülmektedir. Bu durum İran’ı, dünyanın dördüncü büyük mülteci nüfusa ev sahibi yapmaktadır. İran'da bulunan Afgan mültecilerin (özellikle belgesiz olanlar) çoğu zaman çok düşük ücretler karşılığında çalıştığı gözlemlenmektedir. Bunun yanı sıra, vatandaşlık başvurusunda bulunmalarına izin verilmezken, Tahran Hükümeti son zamanlarda okulların tüm Afgan çocukların eğitimine açılması ve mültecileri kapsayan bir sağlık sigortası planlaması gibi olumlu adımlar atmıştır[64]. Bu gelişmeler olumlu olarak nitelendirilse de, İran’ın son zamanlarda mültecilere karşı değişen tutumu Suriyeliler için geçerli sayılmamaktadır.

 

İran ile Suriye arasındaki ilişki, Suriye'nin İran-Irak savaşı sırasında İran'a olan desteğine dayanmaktadır. İki devlet aynı zamanda İsrail'e karşı ortak bir düşmanlığı paylaşmaktadırlar ve Suriye, İran ve Lübnan'daki Hizbullah’ın transit geçişinin esas eksenini oluşturmaktadır. Hizbullah envanterinde bulunan silahların çoğu, İran tarafından Suriye üzerinden gönderilmektedir. Esad'ın Suriye’deki kontrolü, Tahran’ın Hizbullah’ı yeniden doldurmasına ve Akdeniz’le bağlantı kurmaya çalışmasına izin vermektedir. İran Hizbullah'tan, Suriye'deki Esad'ın güçleriyle birlikte savaşa katılmasını istemiştir. 2014 yılının başında kurulan ve hem Devrim Muhafızları hem de Hizbullah gazileri tarafından eğitilen 8 bin ile 14 bin kişi arasında olduğu tahmin edilen ve çoğunluğu mültecilerden oluşan bir Şii Afgan militanı kurulmuştur. İranlı yetkililer ise savaşçıları gönüllü olarak katıldıklarını öne sürmektedirler[65]. Bölgesel Şii iktidarı İran'ın Esad hükümetini desteklemek için milyarlarca dolar harcadığı, askeri danışmanlar ve sübvanse edilmiş silahların yanı sıra kredi ve petrol transferleri sağladığına inanılıyor[66]. İran ile Suriye arasındaki ortak çıkarlara bağlı işbirliği göz önüne alındığında, İran’ın Suriyeli sığınmacılar için herhangi bir göç politikasının varlığından söz etmek doğru olmayacaktır.

 

İran’daki iktidar rejiminin Esad rejimine yardım ettiği halde ortaya çıkan sonuçların sorumluluğunu kabul etmeyi reddetmesi, insan hayatının çok az anlam taşıdığı, tiranlığın sürdürülmesinin her şey anlamına geldiği ve isyancı bir siyasal kültürün simgesidir.

 

3.6.      Bölgedeki Kilit Güç: Rusya’nın Göç Politikası

 

Rusya, mültecilerin varış ülkesi olarak tercihlerinin başında gelen bir ülkedir. Bu nedenle yıllar boyunca yoğun bir iş göçü almaktadır. İltica talebinde bulunan bireyin içinde bulunduğu duruma veya menşe ülkesine bağlı olarak, Rusya'ya göç eden veya Rusya’dan sığınma talep eden bir kişiye mülteci statüsü verilmekte veya kişi, geçici koruma hakkı elde edebilmektedir. Mülteci ve geçici koruma politikaları, 1951 Sözleşmesi ve 1967 tarihli Mülteci Statüsüne İlişkin Protokol uyarınca, Rus Anayasası, bir dizi yasalara, federal düzenlemelere ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak geliştirilmektedir. Rus mevzuatı, bir yıl süreyle verilebilecek ve yıllık yenilenmeye tabi olan geçici bir sığınma hakkı elde etme olanağı sunmaktadır. 2017 yılı itibarıyla, geçici koruma statüsüne sahip 228.000 kişi bulunmaktadır ve bu izin her yıl, yenileme prosedürü gerektirir. Ayrıca, geçici koruma statüsüne sahip mültecilere çalışma hakkı verilmemektedir[67].

 

Rusya, Orta Doğu’da önemli bir siyasi oyuncu olmasına rağmen, iç savaştan kaçan Suriyeliler için en olası yer değil. Sivil Destek Başkanı Svetlana Gannuschkina, "Mülteci gelir ancak kurumlarda bir randevu almaz. Ya da tutuklanır veya sınır dışı edilir" dedi. Durumları için herhangi bir yardım bulamaması, çocuklarının okula gidememesi ve iş bulamaması, Suriyelilerin transit bir ülke olarak gördükleri nedenler, Gannuschkina'yı açıklıyor. Durum, Rusya ve Norveç arasında, binlerce mültecinin Rusya'dan Norveç'in Schengen Bölgesi'ne ulaşmak için "Kuzey Kutbu Yolu" ndan yararlandığı bir tartışma başlattı. Rus makamları, sınırı sınırdan geçmeyi yasaklarken, Norveçliler, araçlarda geçenlere sınırlamalar getiriyorlar. Norveç sınırlarında ve sığınma talebinde bulunan insan sayısında meydana gelen büyümeyi tespit ettikten sonra, yüzlerce kişiyi sınır dışı etmeye başladı. Kendi adına Rusya, Norveç ile olan ikili anlaşmalara dayanarak güvenlik nedenlerini öne süren sınır kapısını kapattı. Avrupa Birliği'nin Brüksel Zirvesi'nden sonra uygulanması beklenen göç politikalarından biri olan kota sisteminin başarısızlığı, Haziran 2018'e kadar başvurunun ertelenmesiyle açıktı. Ancak, Moskova Uluslararası Ticaret Merkezi'nde düzenlenen yıllık basın toplantısında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Suriyeli mülteci krizini çözmeye hazır olduğunu duyurdu.Putin, "Buna katkıda bulunmaya hazırız. Uluslararası çabaların bir parçası olabiliriz" dedi. Bu gerçek, Rusya Federasyonu'nun ülkeye müdahalesinin tanınan zaferinden sonra Arap Cumhuriyeti'ne destek sağlamak için yeni yaklaşımını gösterdi[68].

 

29 Ocak 2018 tarihine kadar elde edilen verilere göre, Rusya’da sadece 1,317 Suriyeli geçici korumaya sahiptir. Mülteci olarak kabul edilme ihtimali bulunmadığı için, şu anda Rusya'da herhangi bir yasal statü olmaksızın, tahmini 5.000 Suriyelinin kaldığı belirtilmektedir[69]. Rusya’nın Suriyeli sığınmacı/mülteci politikasına genel olarak bakıldığında, mülteci statüsü verilen profilde diğer ülkelere göre dikkat çekici bir unsur öne çıkmaktadır. Rusya’nın mülteci statüsü verdiği Suriyelilerin önemli bir bölümünün yıllar önce Rusya’dan Suriye’ye göçmüş Çerkez, Apaz, Ermeni ve Kabardey olduğu bilinmektedir. Bu etnik gruplar, savaş öncesi Suriye’ye yerleşmiş ve savaşla beraber Rusya’ya geri dönmüşlerdir. Suriye’nin Rusya büyükelçisi Riyad Haddad’ın belirttiğine göre, Rusya’ya yerleşen yaklaşık 400 aile bu etnik gruplara mensuptur.

 

3. 7.     Trump’ın İzole Amerika’sı: Amerika Birleşik Devletleri’nin Göç Politikası

 

ABD Dışişleri Bakanlığı, diğer kurum ve kuruluşların oluşturduğu bir komisyonla istişare ederek, süreci mülteci kabul programı olan USRAP aracılığıyla yönetmektedir. Yurtdışında potansiyel bir mülteci için ilk adım, çoğu zaman BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne kayıt olmaktır. ABD’ye yerleştikten sonra, mülteciler genellikle, yeniden yerleşimde uzmanlaşan yardım ve diğer gönüllü kuruluşlardan faydalanırlar. Dışişleri Bakanlığı'nın Resepsiyon ve Yerleştirme Programı; mültecilerin kira, mobilya, yiyecek ve giyeceklerine yönelik finansman sağlamaktadır. Üç ay sonra bu sorumluluk, uzun vadeli nakit ve tıbbi yardımın yanı sıra dil sınıfları ve istihdam eğitimi de dâhil olmak üzere diğer sosyal hizmetleri sağlayan HHS'ye (ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı) geçer[70].

 

2016 yılında ABD, Suriye'den yaklaşık 12 bin 500 mülteciyi kabul ederek Obama yönetiminin yıllık 10.000 Suriyeli sığınmacı/mülteciyi yeniden yerleştirme hedefini aşmıştır[71]. Obama, mültecilerin sebep olacağı risklerin abartıldığını ve bu riskler bahanesiyle bütün dünyanın mülteci krizine seyirci kaldığını belirtmiştir. Ayrıca “ülkeye kabul edilecek Suriyeli mültecilerin, Suriye'den ABD'ye kadar geçecekleri güvenlik kontrollerine dikkat çekmiştir” [72].

 

Göç politikası bağlamında Obama’dan çok ayrı bir politika izleyen Trump, başkanlık seçiminde, daha önce yalnızca ABD'ye giren Suriyeli mültecilerden değil, aynı zamanda Ortadoğu’da “tehlikeli” olarak nitelendirilen bölgelerden gelen sığınmacı ve mültecilerin Terörist bir tehdit oluşturduğunu ve doğru bir şekilde asimile olmayacağını iddia etmiştir[73].

 

21 Eylül 2017'de, Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin Suriye halkına ilave insani yardım için 697 milyon dolardan fazla para göndereceğini açıklamıştır. ABD, 2012'den beri yaklaşık 7,4 milyar dolarlık insani yardım sağladı. Yardım, Suriyelilere ve Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan ülkelere gitmiştir[74]. BM Genel Kurulu'na yaptığı ilk konuşmada Trump, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapmak için Ürdün'e, Türkiye'ye ve Lübnan'a teşekkür etmiş ve ABD'nin kendilerine finansal destek sunmaya devam edeceğini söylemiştir[75].

 

Trump, 6 Mart 2017'de, İran, Libya, Somali, Sudan, Suriye ve Yemen'den 90 gün boyunca göçü askıya almak için "Yabancı Teröristlerin ABD'ye Girişinden Ülkeyi Korumak" başlıklı bir kararname yayınlamıştır[76]. Kararnamede, mevcut vize sahiplerinin etkilenmediği, Suriyeli mültecileri kabul etmedeki belirsiz sürgünün kaldırılmasını ve sığınma hakkı tanınan mültecilere giriş izni verilmesini içermekteydi[77].

 

Trump’ın yabancı düşmanlığını tetikleyici ve ayrıştırıcı dış politikası “America First” (Önce Amerika)” söyleminden beslenmekte ve bu söylemde görüldüğü üzere Ortadoğu’da aktif aktörlerden biri olan ABD, mülteci krizinde sorumluluk almaktan kaçacaktır. Bu kaçış için ABD’nin menfaatlerinin öncelikli olduğunu bahane eden Trump, “America First” felsefesi kapsamında insani yardım, dış yardım ve mülteci yardım programlarında büyük kesintiler yapmıştır[78].

 

4.         Suriyeli Mülteci Krizi’nde Çözüm Yolu

 

4.1.      Geri Kabul Anlaşmasıyla Mülteci Krizine Yeni Bir Soluk

 

AB ve Türkiye, düzensiz göçü sona erdirmek için birlikte çalışmaya karar vererek Nisan 2016’da yürürlüğe giren “Mülteci Anlaşması”nı kabul etmiştir. Anlaşma, Türkiye'den Avrupa'ya düzensiz göç akışını durdurmayı amaçlamaktadır. AB-Türkiye Bildirgesi’ne göre, Türkiye'den yasadışı yollarla Yunan adalarına gelen ve sığınma başvuruları kabul edilmeyen tüm yeni düzensiz göçmen ve sığınmacılar Türkiye'ye iade edilmelidir. Türkiye bu anlaşma çerçevesinde ayrıca, Türk sularına karışan tüm düzensiz göçmenleri geri almayı kabul etmiştir. Buna paralel olarak, Türkiye'ye geri dönen her insan için, AB'de yeniden yerleşim için bir Suriyeli mülteci kabul edilecek, Yunanistan ve İtalya'daki mülteciler ise diğer AB ülkelerine taşınacaktı. Anlaşmanın ilk haftasında, Yunan yetkilileri büyük çoğunluğu Pakistanlı olan 326 kişiyi geri vermişlerdir[79].

 

AB ile Türkiye arasında yapılan anlaşma, aynı zamanda Türk vatandaşlarına AB ülkelerine vizesiz seyahatin hızlandırılması ve AB üyelik müzakerelerinin “yeniden canlandırılması” taahhüdünde bulunmuştu. Buna karşılık, Türkiye'nin deniz yoluyla Yunanistan'a ulaşan insanların geri dönüşünü kabul edeceği, Türkiye'deki mültecilerin koşullarını iyileştireceği ve güvenlik güçlerini sığınmacıları durdurmak ve kıyılarından ayrılan tekneleri durdurmak için kullanacağı öngörülüyordu.

 

AB Bakanlığı belgelerinde, Geri Kabul Anlaşması, şu şekilde ifade edilmiştir:

 

“Geri kabul anlaşmaları, genel olarak, bir ülkede veya sınırları belirlenmiş bir grup ülkede yasadışı olarak bulunan kişilerin anlaşma yapılmış kaynak ülkeye veya en son transit geçiş yaptıkları ülkeye geri gönderilmesini düzenler. Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Geri Kabul Anlaşması mütekabiliyet temelinde, Türkiye’de veya AB’ye üye ülkelerden birinde, ülkeye giriş, ülkede bulunma veya ikamet etme koşullarını sağlamayan veya sağlayamaz duruma düşen kişilerin Anlaşma’da belirlenen şartlar ve kurallar çerçevesinde ilgili ülkeye geri gönderilmesini amaçlamaktadır[80].”

 

AB ile Türkiye arasında yapılan anlaşmanın üzerinden iki yıl geçmesinin ardından, Yunan adalarının kıyılarına gelen göçmen azalmıştır. Ancak, AB-Türkiye Ortak Eylem Planı, denizlerdeki ölümleri azaltacak ve insanlık onurunu koruyacak bir önlem olarak haklı görünse de, Yunanistan'daki mültecilerin koşullarının kötüleşmesine neden olmuştur.

 

4.2.      Çözümün En Önemli Ortaklarından: ECHO

 

2011 Suriye iç savaşından sonra bölgesel bir sorun olmaktan çıkarak uluslararası düzeyde bir sorun hâline gelen mülteci krizinde geçtiğimiz süreçte sadece ülkelerin değil, uluslarüstü kurumların da işbirliğinin kaçınılmaz olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda, öncelikle Suriye’deki krizin çözülmesi ve kriz çözülene kadar zorla yerinden edilmiş Suriyelilerin uluslararası anlaşmaların da vurguladığı üzere yaşama, barınma, gıda güvenliği, sağlık ve eğitim gibi haklardan yararlanarak krizi en az hasarla atlatmaları büyük önem taşımaktadır.  Avrupa Komisyonunun İnsani Yardım ve Sivil Koruma birimi olan ECHO, mülteciler için AB Mali Yardım Programı altında Türkiye’ye sağlanan 3 milyon Avroluk Avrupa Komisyonu insani yardım fonunu yönetmektedir. Mali yardım fonu kapsamında, ECHO’nun uluslararası ve yerel kamu kurum ve kuruluşlarla ortak yürüttüğü kısa ve uzun vadeli olmak üzere Kızılay Kart ve Şartlı Eğitim Yardımı gibi birçok projesi bulunmaktadır.

 

ECHO, Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin geçici koruma kapsamına alınmalarını entegrasyon için engel olarak görmekte ve Suriyeli mültecilerin sosyal bütünleşme ve uyumunun sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. ECHO, Suriyeli mültecilerin sosyal uyumunun sağlanması için en dezavantajlı mültecilerin günlük temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri adına Sosyal Uyum Yardımı (SUY) Programı kapsamında Kızılay Kart adı verilen elektronik banka kartları dağıtmaktadır. Kızılay Kart, yüzde 90’ı Suriyeli ve yüzde 10’u Türkiye’de bulunan yaklaşık 1,2 milyondan fazla sığınmacıya nakit yardım sağlamaktadır.

 

ECHO Türkiye Ofisi Başkanı Jane Lewis ile yapılan röportaja[81] göre istihdamları sınırlı olan, yasadışı ve oldukça düşük ücretlerde çalışan Suriyeli mültecilerin bu durumunun yaklaşık 20 bin mültecinin yasal çalışma izninin bulunmasından ve dil bariyerlerinden kaynaklandığını vurgulamaktadır. Bunun haricinde, Suriyeli mültecilerin geçici koruma altında olması da bu durumu etkilemektedir. Lewis ayrıca, çalışma izinleri olsa dahi yaşadıkları psikolojik travmalar nedeniyle tam zamanlı düzenli bir işte çalışmalarının zor olabileceğini eklerken, mültecilerin savaştan etkilenmeleri sonucunda oluşan psikolojik sorunlar için yürütülen çalışmaların altyapı eksikliği nedeniyle yetersiz olduğunu belirtmektedir.  

 

ECHO ve ortaklarıyla yürütülen sürdürülebilirlik, sosyal uyum ve dönüşüm üzerine kurulan bir diğer proje ise Türkiye’de Şartlı Eğitim Yardımı (ŞEY) projesidir. Mülteci çocukların sosyal uyumun sağlanabilmesi ve okula devamının desteklenmesi adına UNICEF ortaklığıyla yürütülen proje, temel bir hak olan eğitime ulaşım sağlanmasının yanı sıra, çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanarak sokaklarda çalışmalarından uzak tutulmasına yardımcı olacağı öne sürülmektedir.

 

19 insani yardım kuruluşuyla 45 insani yardım projesine imza atan ECHO, en hassas mültecilere destek sağlamak için Türk kurumlarla yakın işbirliği içinde çalışarak göç politikalarını daha sürdürülebilir hale getirmekte ve mültecilere umut olmaktadır.

 

5. Değerlendirme ve Politika Önerileri

 

Genel olarak Suriye’de aktif olarak bulunan aktörlerin ve Suriyeli sığınmacı/mülteci bulunduran birçok ülkenin göç politikalarına baktığımızda, ilk sorun olarak sınır bölgelerindeki başvuru merkezlerinde uzun süren yasal prosedürlerden dolayı yığılma yaşandığı ve bu nedenle Suriyelilerin herhangi bir yasal statü alamadığı görülmektedir. Yasal statü sahibi olmayan iltica başvurusu sahipleri, başvuru yaptıkları ülkenin sosyal yardımlarından yararlanamamakta ve temel ihtiyaçlarının sağlanmasında önemli bir eksiklik ortaya çıkmaktadır. Bu aksaklığın giderilmesi için, başvuru merkezlerinde AB yasal standartlarının uygulanmasının izlenmesi ve denetlenmesi bir öncelik olmalı ve bu konuda bölgede bulunan hem ulusal hem de uluslararası STK'lara danışılmalıdır. Ayrıca, bu prosedür AB kurumları ve ajanslarının gerçek resmi verileri elde etmeleri ve sorunun boyutunun anlaşılması için gereklidir. Ek olarak, başvuru merkezlerinde bulunan STK’ların olası insan hakları ihlallerini Avrupa Komisyonu’na rapor etmesi ve başvuru sahiplerini hakları konularında bildirmesi de oldukça önemlidir.

 

İkinci olarak, iltica mevzuatının etkin bir şekilde uygulanması sağlanmalı ve kilit bir öncelik olmalıdır. Bu tedbirler, sadece iltica mevzuatlarının yürürlükte olduğu devletler arasında karşılıklı güvenin sağlanması için değil, aynı zamanda sistemdeki sığınmacıların güvenini temin etmek ve güvence altına almak için de alınmalıdır. Yerel STK’lar ve yerel makamlar, hem sınırda hem de bölgede, iltica sürecine erişimin sağlanmasında çözümün bir parçasıdır. Ancak politika yapıcılar, uygulama aşamasında STK'ları ve yerel yetkilileri dâhil ederken, AB politikaları sivil toplum örgütlerini içermemektedir. STK’lar ve yerel yetkililer arasındaki işbirliği, kendi rollerinin açık bir şekilde anlaşılmasına dayanmalıdır. STK’ların rolü, yetkililerin yükümlülüklerini yerine getirmedikleri boşlukları basitçe doldurmak değildir[82].

 

Üçüncü olarak, uluslararası korumadan yararlanan sığınmacılar, sığınma ülkelerinde uzun vadeli sosyal içermeyi amaçlayan politikalardan yararlanmalıdır. Uluslararası ve AB hukuku kapsamında bu yükümlülüğü yerine getirmek için, üye devletlerin çoğunun kendi ülkelerinden ve diğer ülkelerden belirlenen en iyi uygulamalara dayanarak reform yapması gerekmektedir. Özellikle, bu politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında öncelikli olarak özel ihtiyaç sahibi gruplara (refakatsiz çocuk, özürlü, yaşlı, hamile, beraberinde çocuğu olan yalnız anne ya da baba veya işkence, cinsel saldırı ya da diğer ciddi psikolojik, bedensel ya da cinsel şiddete maruz kalmış kişi[83]) yer verilmelidir. Ayrıca, bu reformlar zorla yerinden edilmiş Suriyelilerin yetersiz sağlık hizmetleri, kötü barınma koşulları, sosyal dışlanmışlık, eğitimsizlik, işsizlik ve dil engeli nedeniyle yeni travmalara yol açılmasını engellemeye yönelik olmalıdır.

 

Son olarak, yüksek sayıda sığınmacı/mülteci bulunduran ülkelerin otoriteleri medyada olası bir yabancı düşmanlığını tetikleyecek söylemlerden uzak durulmasına dikkat etmelidir. Yerel otoriteler, STK’lar ile dayanışma içerisinde kucaklayıcı bir toplumu teşvik etmelidir. Sığınmacılar/mülteciler yeniden yerleştirildikleri ülkede azınlık, yabancı ve potansiyel tehdit olarak görülmeye yatkındırlar[84]. Bu nedenle, toplum tarafından çok çabuk dışlanabilirler. Ayrılıkçı ve dışlayıcı söylemlerde toplumdan itilmiş duruma gelebilecek sığınmacılar/mülteciler sığındıkları ülkeye ekonomik anlamda faydalı olabilecekken gerekli imkânların verilmemesinden dolayı bulundukları ülkeye ekonomik ve sosyal anlamda yük olacaklardır. Bu nedenle, sığınmacılar/mülteciler için istihdam yaratılması ve meslek hayatına entegrasyonlarının sağlanması gerekmektedir.

 

[1] Primoz Manfreda, “How the Arab Spring Started”, 3 Mayıs 2017 https://www.thoughtco.com/how-the-arab-spring-started-2353633 (7 Şubat 2018).

[2] Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), “Syria emergency”, 7 Aralık 2017 http://www.unhcr.org/syria-emergency.html (7 Şubat 2018).

[3] BMMYK, “UNHCR Türkiye İstatistikleri”, Kasım 2017 http://www.unhcr.org/tr/unhcr-turkiye-istatistikleri (7 Şubat 2018)

[4] Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, http://www.goc.gov.tr/files/files/goc_tasar%C4%B1m_icler.pdf ,   (12 Şubat 2018)

[5] Yusuf Sayın, Ahmet Usanmaz, Fırat Aslangiri, ‘’Uluslararası Göç Olgusu ve Yol Açtığı Etkiler: Suriye Göçü Örneği’’, 2016, s.2  http://dergi.kmu.edu.tr/userfiles/files/2016Aral%C4%B1k/1-%20Y_%20Say%C4%B1n%2CA_%20Usanmaz%2C%20F_%20Aslangiri%20_%20Uluslararas%C4%B1%20G%C3%B6%C3%A7%20Olgusu-d%C3%BCzeltildi.pdf  (12 Şubat 2018)

[6] İbrahim Kaya, Esra Yılmaz Eren, ‘’Türkiye’deki Suriyelilerin Hukuki Durumu’’, SETA, 2015,  http://file.setav.org/Files/Pdf/20151230134459_turkiyedeki-suriyelilerin-hukuki-durumu-pdf.pdf  (12 Şubat 2018)

[7] BMMYK, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme,  http://www.multeci.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/1951-Cenevre-Sozlesmesi-1.pdf  (12 Şubat 2018)

[8] Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü   http://www.goc.gov.tr/files/files/M%C3%9CLTEC%C4%B0LER%C4%B0N%20HUKUK%20STAT%C3%9CS%C3%9CNE%20%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0N%201967%20PROTOKOL%C3%9C(1).pdf       (12 Şubat 2018)

[10] Aytül Uzun, Günümüzün Sosyal ve Ekonomik Sorunu Olan Suriyelilerin Mülteci ve Ekonomi Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi,  http://dergipark.gov.tr/download/article-file/398236  (8 Şubat 2018)

[11] Aytül Uzun, Günümüzün Sosyal ve Ekonomik Sorunu Olan Suriyelilerin Mülteci ve Ekonomi Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/398236    (8 Şubat 2018)

[12] Göç Terimler Sözlüğü, 2009, s.49,  http://www.goc.gov.tr/icerik6/goc-terimleri-sozlugu_363_382_727_icerik  (8 Şubat 2018)

[13] Ali Kemal Nurdoğan, Ali İhsan Burak Dur, Mustafa Öztürk, Türkiye'nin Mülteci Sorunu ve Suriye Krizinin Mülteci Sorununa Etkileri, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/299579    (8 Şubat 2018)

[14] Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Türkiye ve Göç http://www.goc.gov.tr/files/files/goc_tasar%C4%B1m_icler.pdf   (9 Şubat 2018)

[15] Erhan Örselli, Veysel Babahanoğlu, Türkiye’nin Göç Yönetimi ve Göç Politikalarının Gelişimi: Bir Kamu Politikası Analizi, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 9, No 43, Nisan 2016,  https://www.researchgate.net/publication/303677902_TURKIYE'NIN_GOC_YONETIMI_VE_GOC_POLITIKALARININ_GELISIMI_BIR_KAMU_POLITIKASI_ANALIZI_TURKEY'S_MIGRATION_GOVERNANCE_AND_DEVELOPMENT_OF_MIGRATION_POLICIES_A_PUBLIC_POLICY_ANALYSIS  (12 Şubat 2018)

[16] İbrahim Kaya, Esra Yılmaz Eren, Türkiye’deki Suriyelilerin Hukuki Durumu: Arada Kalanların Hakları ve Yükümlülükleri, SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı), 2014 http://file.setav.org/Files/Pdf/20151230134459_turkiyedeki-suriyelilerin-hukuki-durumu-pdf.pdf   (12 Şubat 2018)

[17] Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 2013 http://www.goc.gov.tr/files/files/goc_kanun.pdf  (12 Şubat 2018)

[18] Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 2013 http://www.goc.gov.tr/files/files/goc_kanun.pdf  (12 Şubat 2018)

[19] Erdinç Yazıcı & Hıdır Düzkaya, Misafirlikten Vatandaşlığa Türkiye’deki Suriyelilerin Hukuki Statüsü: Türkiye ve Avrupa Birliği Mevzuatı Ekseninde Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme, HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Cilt 6 No 16, 2017 https://www.researchgate.net/profile/Hidir_Duezkaya/publication/322083805_Misafirlikten_Vatandasliga_Turkiye%27deki_Suriyelilerin_Hukuki_Statusu_Turkiye_ve_Avrupa_Birligi_Mevzuati_Ekseninde_Karsilastirmali_Bir_Degerlendirme/links/5a43ba400f7e9ba868a77ee4/Misafirlikten-Vatandasliga-Tuerkiyedeki-Suriyelilerin-Hukuki-Statuesue-Tuerkiye-ve-Avrupa-Birligi-Mevzuati-Ekseninde-Karsilastirmali-Bir-Degerlendirme.pdf (12 Şubat 2018)

[20] EuropeNow Journal, Anatomy of a Refugee Wave: Forced Migration on the Balkan Route as Two Processes, 2017 https://www.europenowjournal.org/2017/01/04/anatomy-of-a-refugee-wave-forced-migration-on-the-balkan-route-as-two-processes/ (13 Şubat 2018)

[21]  Philip Faigle, The New Deadly Paths to Europe, Zeit Online, 2016 http://www.zeit.de/politik/ausland/2016-04/refugees-routes-europe-mediterranean-sea  (14 Şubat 2018)

[22] Türk Kızılayı Göç ve Mülteci Hizmetleri Müdürlüğü, Göç İstatistik Raporu, 2017. https://www.kizilay.org.tr/Upload/Dokuman/Dosya/34252135_goc-istatistik-raporu-kasim-2017.pdf  (9 Şubat 2018)

[23] UNHCR Seeing Significant Returns of Internally Displaced Amid Syria’s Continuing Conflict, Haziran 2017, http://www.unhcr.org/news/briefing/2017/6/595612454/unhcr-seeing-significant-returns-internally-displaced-amid-syrias-continuing.html  (15 Şubat 2018)

[24] Phillip Connor, Most Displaced Syrians Are in the Middle East, and About a Million Are in Europe, Pew Research Center, http://www.pewresearch.org/fact-tank/2018/01/29/where-displaced-syrians-have-resettled/ Ocak 2018 (16 Şubat 2018)

[25] Phillip Connor, Most Displaced Syrians Are in the Middle East, and About a Million Are in Europe, Pew Research Center, http://www.pewresearch.org/fact-tank/2018/01/29/where-displaced-syrians-have-resettled/ Ocak 2018 (16 Şubat 2018)

[26] Phillip Connor, Most Displaced Syrians Are in the Middle East, and About a Million Are in Europe, Pew Research Center, http://www.pewresearch.org/fact-tank/2018/01/29/where-displaced-syrians-have-resettled/ Ocak 2018 (16 Şubat 2018)

[27] TRT Haber, Suriyeli sığınmacı sayısı 3,5 milyonu geçti, Şubat 2018 http://www.trthaber.com/haber/turkiye/suriyeli-siginmaci-sayisi-35-milyonu-gecti-350675.html  (20 Şubat 2018)

[28] Ekaterina Fomina, Syrian refugees in Russia have to fight for their rights, Kasım 2017 (20 Şubat 2018) https://www.opendemocracy.net/od-russia/ekaterina-fomina/syrian-refugees-in-russia

[29] Phillip Connor, Most Displaced Syrians Are in the Middle East, and About a Million Are in Europe, Pew Research Center, http://www.pewresearch.org/fact-tank/2018/01/29/where-displaced-syrians-have-resettled/ Ocak 2018 (16 Şubat 2018)

[30] Arab News, Saudi Arabia hosts 895,175 Yemeni, Syrian refugees as guests: KSRelief chief, Mayıs 2017 http://www.arabnews.com/node/1095621/saudi-arabia  (20 Şubat 2018)

[31]Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Savaş, Göç ve Sağlık, Şubat 2016 https://www.ttb.org.tr/kutuphane/siginmacilar_rpr.pdf  (18 Mart 2018)

[32]European Union, Charter of Fundamental Rights of the European Union, 2012, http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:12012P/TXT&from=EN  (18 Mart 2018)

[33]The Law Library of Congress, Refugee Law and Policy: Greece, https://www.loc.gov/law/help/refugee-law/greece.php#_ftn10  (20 Mart 2018)

[34]The Law Library of Congress, Refugee Law and Policy: Greece, https://www.loc.gov/law/help/refugee-law/greece.php#_ftn10  (20 Mart 2018)

[35] European Commission - Press Release, 2015 http://europa.eu/rapid/press-release_IP-15-6316_en.htm  (2 Nisan 2018)

[36]Deutsche Welle Türkçe, Yunanistan'da Suriyeli Mülteciler Açlık Grevinde,  Nisan 2017 http://www.dw.com/tr/yunanistanda-suriyeli-m%C3%BClteciler-a%C3%A7l%C4%B1k-grevinde/a-38561189  (4 Nisan 2018)

[37]Rachel Banning-Lover, Greek Refugee Camps Remain Dangerous and Inadequate, Say Aid Workers,  The Guardian, Şubat 2017,

https://www.theguardian.com/global-development-professionals-network/2017/feb/10/greek-refugee-camps-dangerous-inadequate-aid-workers  (5 Nisan 2018)

[38] Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Savaş, Göç ve Sağlık, Şubat 2016 https://www.ttb.org.tr/kutuphane/siginmacilar_rpr.pdf  (18 Mart 2018)

[39] International Rescue Committee, Greece Crisis Briefing,  https://www.rescue.org/country/greece#what-are-the-main-humanitarian-challenges-in-greece  (3 Nisan 2018)

[40] ERT International, Mouzalas to ‘Spiegel’: We Cannot Host a Single Additional Refugee http://int.ert.gr/mouzalas-to-spiegel-we-cannot-host-a-single-additional-refugee/  (13 Mart 2018)

[41] Deutsche Welle Türkçe, Suriyeli Mülteci Kendini Yaktı, Mart 2017 http://www.dw.com/tr/suriyeli-m%C3%BClteci-kendini-yakt%C4%B1/a-38232099  (13 Mart 2018)

[42] Patrick Strickland, Why Some Refugees in Greece are Being Driven to Suicide, Al Jazeera, Mayıs 2017,  https://www.aljazeera.com/indepth/features/2017/05/refugees-greece-waiting-hardest-part-170503125741321.html  (13 Mart 2018)

[43] The Law Library of Congress, Germany: The Development of Migration and Citizenship Law in Postwar Germany, 2016  https://www.loc.gov/law/help/migration-citizenship/germany.php  (7 Nisan 2018)

[44]Überfüllte Asylbewerberheime: BAMF erwartet mehr Zulauf, Nordbayern, 2014 http://www.nordbayern.de/region/uberfullte-asylbewerberheime-bamf-erwartet-mehr-zulauf-1.3792305  (7 Nisan 2018)

[45] Matthias Mayer, Germany’s Response to the Refugee Situation: Remarkable Leadership or Fait Accompli?, Bertelsmann Foundation, 2016 http://www.bfna.org/research/germanys-response-to-the-refugee-situation-remarkable-leadership-or-fait-accompli/  (16 Şubat 2018)

[46] Matthias Mayer, Germany’s Response to the Refugee Situation: Remarkable Leadership or Fait Accompli?, Bertelsmann Foundation, 2016 http://www.bfna.org/research/germanys-response-to-the-refugee-situation-remarkable-leadership-or-fait-accompli/  (16 Şubat 2018)

[47] Anne Nykänen, Merkel, Germany and Europe’s Migrant Crisis – Analyzing Domestic-International

Synergies in Chancellor Merkel's Policy Framing Process, CEEISA-ISA Conference, 2016 http://web.isanet.org/Web/Conferences/CEEISA-ISA-LBJ2016/Archive/4f068142-b411-4eb0-87f9-e2f644b8a9d4.pdf (19 Şubat 2018)

[48] Madeleine Thompson, The Immigration Game: How The Refugee Crisis Has Affected French and German Politics, Brown Political Review, Mayıs 2017 http://www.brownpoliticalreview.org/2017/05/immigration-game-refugee-crisis-affected-french-german-politics/ (7 Mart 2018)

[49] Jon Henley, German Elections 2017: Angela Merkel Wins Fourth Term but AfD Makes Gains – As It Happened, The Guardian, 2017 https://www.theguardian.com/world/live/2017/sep/24/german-elections-2017-angela-merkel-cdu-spd-afd-live-updates  (7 Mart 2017)

[50] The Law Library of Congress, Refugee Law and Policy: France, 2016 https://www.loc.gov/law/help/refugee-law/france.php  (2 Mart 2018)

[51] Fransa Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Fransa İltica Başvuru Kılavuzu, Kasım 2015 https://www.immigration.interieur.gouv.fr/content/download/90015/699852/file/Guide-DA-en-France-version-en-TURC.pdf  (3 Mart 2018)

[52] The Law Library of Congress, Refugee Law and Policy: France, 2016 https://www.loc.gov/law/help/refugee-law/france.php  (2 Mart 2018)

[53] Meng-Hsuan Chou, The 2006 French Immigration and Integration Law: Europeanisation or Nicolas Sarkozy’s Presidential Keystone?, University of Oxford, 2007. https://www.compas.ox.ac.uk/media/WP-2007-045-Meng-Hsuan-Baygert_French_Immigration_Law.pdf (9 Şubat 2018)

[54] Henry Samuel, Refugees Shun France, Land of Red Tape, Unemployment and Poor Housing, The Telegraph, 2015, https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/france/11880391/Refugees-shun-France-land-of-red-tape-unemployment-and-poor-housing.html  (1 Mart 2018)

[55] Naina Bajekal, Inside Calais's Deadly Migrant Crisis, Time Magazine,2015 http://time.com/3980758/calais-migrant-eurotunnel-deaths/  (7 Mart 2018)

[56] Madeleine Thompson, The Immigration Game: How The Refugee Crisis Has Affected French and German Politics, Brown Political Review, Mayıs 2017 http://www.brownpoliticalreview.org/2017/05/immigration-game-refugee-crisis-affected-french-german-politics/ (7 Mart 2018)

[57] Kayhan Karaca, Emmanuel Macron Kimdir? Deutsche Welle, Mayıs 2017 http://www.dw.com/tr/emmanuel-macron-kimdir/a-38741971  (10 Mart 2018)

[58] James Nadeau, Emmanuel Macron and the Refugee Question, Foreign Policy Association, Mayıs 2017, https://foreignpolicyblogs.com/2017/05/17/emmanuel-macron-refugee-question/  (10 Mart 2018)

[59] The World’s Pitiful Response to Syria’s Refugee Crisis, Amnesty International, Aralık 2014, https://www.amnesty.org/en/latest/news/2014/12/world-s-pitiful-response-syria-s-refugee-crisis/ (25 Şubat 2018)

[60] Wolfram Weimer, What’s Right? Die Welt Lässt Deutschland mit Flüchtlingen Allein, 2014, http://www.handelsblatt.com/politik/deutschland/whatsright/whats-right-die-welt-laesst-deutschland-mit-fluechtlingen-allein/10948444-all.html  (25 Şubat 2018)

[61] Wolfram Weimer, What’s Right? Die Welt Lässt Deutschland mit Flüchtlingen Allein, 2014, http://www.handelsblatt.com/politik/deutschland/whatsright/whats-right-die-welt-laesst-deutschland-mit-fluechtlingen-allein/10948444-all.html  (25 Şubat 2018)

[62] Kersten Knipp, Mültecilere Arap Usulü Yardım, Deutsche Welle Türkçe, 2015 http://www.dw.com/tr/m%C3%BCltecilere-arap-usul%C3%BC-yard%C4%B1m/a-18684335  (28 Şubat 2018)

[63] Anhvinh Doanvo, Western Media’s Miscount of Saudi Arabia’s Syrian Refugees, The Huffington Post, https://www.huffingtonpost.com/anhvinh-doanvo/europes-crisis-refugees_b_8175924.html  (7 Mart 2018)

[64] Bethan McKernan, Iran's 'Exemplary' Refugee Hosting Efforts Praised by UN, The Independent, Mart 2017  https://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/iran-refugee-resettlement-efforts-exemplary-un-praise-united-nations-a7633621.html  (18 Mart 2018)

[65] Ali M. Latifi, How Iran Recruited Afghan Refugees to Fight Assad’s War, The New York Times, Haziran 2017 https://www.nytimes.com/2017/06/30/opinion/sunday/iran-afghanistan-refugees-assad-syria.html  (15 Mart 2018)

[66] Hamid Dabashi, Iran Has a Duty to Take in Syrian Refugees, Eylül 2015 https://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2015/09/iran-duty-syrian-refugees-150910081439202.html  (15 Mart 2018)

[67] The Law Library of Congress, Refugee Law and Policy: Russian Federation, Mart 2016 https://www.loc.gov/law/help/refugee-law/russianfederation.php  (2 Mart 2018)

[68] Camila González C. Russia: The Crisis of Syrian Refugees, Latin American Post https://latinamericanpost.com/index.php/politics/19385-russia--the-crisis-of-syrian-refugees  (7 Mart 2018)

[69] Yan Matusevich, Russia’s Catch-22 Asylum System, News Deeply, Ocak 2018 https://www.newsdeeply.com/refugees/community/2018/01/29/russias-catch-22-asylum-system  (7 Mart 2018)

[70] Claire Felter, How Does the U.S. Refugee System Work? Council on Foreign Relations https://www.cfr.org/backgrounder/how-does-us-refugee-system-work  (10 Mart 2018)

[71] Phillip Connor, Pew Research Center, U.S. admits record number of Muslim refugees in 2016, Ekim 2016 http://www.pewresearch.org/fact-tank/2016/10/05/u-s-admits-record-number-of-muslim-refugees-in-2016/  (11 Mart 2018)

[72] Deutsche Welle Türkçe, ABD'de Suriyeli Mülteci Tartışması, Kasım 2015 http://www.dw.com/tr/abdde-suriyeli-m%C3%BClteci-tart%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1/a-18857412  (20 Mart 2018)

[73]  Jose A. DelReal, Trump says his proposed ban on refugees is a ‘matter of quality of life’, The Washington Post, Eylül 2016 https://www.washingtonpost.com/news/post-politics/wp/2016/09/21/trump-calls-proposed-ban-on-refugees-a-matter-of-quality-of-life/?utm_term=.6bb03d3c51ed  (21 Mart 2018)

[74] U.S. Department of State, U.S. Humanitarian Assistance in Response to the Syrian Crisis, Eylül 2017 https://www.state.gov/r/pa/prs/ps/2017/09/274360.htm  (20 Mart 2018)

[75] Ballotpedia, Federal Policy on Syrian Refugees, 2017-2020,  https://ballotpedia.org/Federal_policy_on_Syrian_refugees,_2017-2020  (21 Mart 2018)

[76] BirGün, Trump Mülteci ve Göçmenleri İlgilendiren Kararı İmzaladı, Ocak 2017 https://www.birgun.net/haber-detay/trump-multeci-ve-gocmenleri-ilgilendiren-karari-imzaladi-144836.html  (23 Mart 2017)

[77] Steve Holland, Trump Signs Revised Travel Ban in Bid to Overcome Legal Challenges, Reuters, Mart 2017 https://www.reuters.com/article/us-usa-immigration-exclusive-idUSKBN16D154  (15 Mart 2017)

[78] Greg Jaffe, The Battle to Define an ‘America First’ Foreign Policy Divides the Trump White House, The Washington Post, Mart 2017 https://www.washingtonpost.com/world/national-security/the-battle-to-define-an-america-first-foreign-policy-divides-the-trump-white-house/2017/03/18/d436acf2-09b3-11e7-93dc-00f9bdd74ed1_story.html?utm_term=.3d55d8d91afb (15 Mart 2017)

[79] Zaid Hydari, Understanding the EU-Turkey Deal, Huffington Post, https://www.huffingtonpost.com/zaid-hydari/understanding-the-eu-turk_b_9661472.html  (17 Mart 2018)

[80] TC Avrupa Birliği Bakanlığı, Türkiye—AB Vize Muafiyeti Süreci ve Geri Kabul Anlaşması Hakkında Temel Sorular ve Yanıtları,

https://www.ab.gov.tr/files/pub/turkiye_ab_vize_muafiyeti_sureci_ve_geri_kabul_anlasmasi_hakkinda_temel_sorular_ve_yanitlari.pdf  (17 Mart 2018)

[81] Jane Lewis ile röportaj,  27.02.2018.

[82] 1st Meeting of the European Migration Forum: Safe routes, safe futures. How to manage the mixed flows of migrants across the Mediterranean? European Comission Ocak 2015, https://ec.europa.eu/migrant-integration/index.cfm?action=media.download&uuid=5DDF02CA-A103-DF20-3ED6C0985157C53D (18 Mart 2018).

[83] Resmî Gazete, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, Kanun No. 6458. Nisan 2013 Khttp://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/04/20130411-2.htm (19 Mart 2018)

[84] Halis Sakız, Establishing an Inclusive Psychology of Migration: An Alternative Model, Göç Araştırmaları Dergisi, Cilt:1, Sayı:1, Ocak-Haziran 2015.

 

 


Rapor Dosyası: İndir

RAPOR ARŞİVİ
http://www.turksam.org/tr/rapor-detay/9-turkiye-ile-kritik-aktorlerin-goc-politikalarina-karsilastirmali-bir-bakis-suriye-ornegi
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır.
Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Sayfa 1113 kez görüntülendi.


Copyright © 2004 - 2014 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır. Aktif 1135 ziyaretçi bulunmaktadır. Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)