TÜRKSAM
Beyaz Rusya’nın Ekseni mi Kayıyor?
Beyaz Rusya - 27 Haziran 2010 - Davut Han Aslan
Beyaz Rusya Cumhuriyeti coğrafi konum itibari ile Avrupa kıtasının ortasında yer almasına rağmen öyle pekte dünya gündeminde ön plana çıkan bir ülke olmaması ile tanınır. Hatta sınır komşuları Ukrayna ve Rusya ile karşılaştırıldığı zaman suç oranları bu ülkde göreceli derecede düşüktür. Buna neden olan faktörlerin başında ise ülkeninin etnik ve dinsel açıdan daha homejen oluşu, merkezi ekonomisi ve sahip olduğu gümrük duvarları ile devlet dışı ticari öğelere nerede ise izin verilmemesine bağlı olarak dış göçün (hem eski sovyet bloğundan hem de diğer ülkelerden) minimum düzeyde olmasıdır. Buna ilaveten sovyet tarzı merkezi yapıya bir yapıya sahip olan Beyaz Rusya, siyasi manada kendine rakip olacak muhalefetin oluşmasına izin vermez iken, yine Rusya ve Ukraynadakine benzer oligarkların türemesine meydan vermeyerek anti - demokratikte olsa istikrarlı, güvenli ve dış politikasını Rusya güdümünde devam ettiren bir ülke konumundadır.
 
Fakat özellikle son aylarda Beyaz Rusya’nın sık sık dünya gündeminde adından söz ettirmeye başlaması yerel ve uluslararası ölçekte değişen dengelerin ve en büyük stratejik ortağı olan Rusya ile arasında ki ilişkilerin bozulmasının bir nevi sinyali olarak algılanabilir. Kısa vadede belkide etkileri pekte hissedilmeyecek olsa da, uzun vadede Beyaz Rusya’nın bağımsızlığını kazandığı süreden itibaren takip etmiş olduğu dış politika stratejisi algısında, konjektürel manada köklü değişiklere neden olacak ve dış siyasetinin merkezi ekseninin Moskova’dan farklı yönlere kaymasının artçıl belirtileri olarak kabul edilebilir.
 
Bahsettiğimiz bu konjektürel değişim ve eksen kaymasına ilk örnek, Kırgızistanda ki Lale devrim neticesinde göreve gelen ve aynı şekilde bir karşı devrim ile görevini bırakmak zorunda kalan devrik lider Kurmabeg Bakiyevin olayların tozu dumanı yatıştıktan az bir süre sonra Beyaz Rusya’ya ortaya çıkması ve Kırgızistan’daki olaylara hala müdahil olduğunu, tamamen devre dışı kalmadığı manasına gelen açıklamaları Beyaz Rusya’dan yapması oldu. Bakiyevin iddasında ciddi olduğu ise Oş eyaletinde Kırgızlar ile Özbekler arasında yaşanan etnik çatışmalarının patlak vermesi ile anlaşıldı ki, bu da devrik liderin Kırgızistan üzerinde ne derece bir etki sahibi olduğunu açık bir şekilde ortaya koydu. Olayların boyutu Kırgızistanda ki mevcut yönetimi o kadar müşgül bir vaziyete koydu ki Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva çatışmaları durdurmak için Rusya’dan askeri destek istemek durumunda kaldı.
 
 
Beyaz Rusya’nın devrik lider Kumanbek Bakiyeva renkli devrimlerden pek haz etmemesine rağmen sığınma vermesi, bu hamlenin Rusyaya karşı yapıldığı hissini güçlendirmekte çünkü Beyaz Rusya lideri Lukaşenko Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da meydana gelen renkli devrimleri şiddetle eleştirmiş, Batı ve Amerikayı ülkelerin iç işlerine karışmak ile itham etmişti. Dahası ülkesinde buna benzer bir duruma sebebiyet vermemek için muhalefet üzerindeki mevcut baskıları maksimum düzeye çıkarmıştı. Bu hamle genel dış politika çizgisinde azami derecede başka ülkelerinin iç işlerine karışmama prensibini takip eden Beyaz Rusya’nın, Bakiyev’e sığınma vererek Kırgızistan’daki gidişata müdahil olarak ve Rusya’ya açık bir şekilde meydan okuması olarak anlaşılabilir. Beyaz Rusya, Rusya’ya karşı Akayev iktidarını deviren Bakiyev’e siyasi sığınma hakkı vererek Kirgizistanda siyasi nufus aramakta ve bu durumu Rusyanın desteğine sahip mevcut iktidara karşı koz olarak kullanmak niyetinde görünmekte. Tabii bu konuda Lukaşenko tek başına mı yoksa bir yerlerden belli güvenceler alarak mı böyle bir politika takip ediyor bunuda tahmin etmek çok ta kolay değil ama kesin olan birşey var ise Rusya ile Beyaz Rusya ilişkileri gittikçe gerginleşiyor ve Beyaz Rusya kendine manevra alanları geliştirerek Rusyanın sahip olduğu avantajlı konuma karşı hamle kazanmak isteyerek Rusyaya olan bağımlılığını azami dereceye indirmek istemekte.
 
Beyaz Rusya ile Rusya arasında kötüleşen ilişkilere ve Minsk’in Moskova ekseninide kopmasının sinyallerine bariz diğer bir örnek ise, Rusyanın alacaklarını tahsil edememe bahanesi ile Beyaz Rusya ithal ettiği doğal gazı yüzde doksan oranında kesmesi oldu. Buna karşı Beyaz Rusya ise, Gazprom’un iddiasını yalanlayarak Rusya’nın kendilerine borçlu olduğunu iddia etti ve bugüne kadar şantaj unsuru olarak kullandığı Rusya’nın Avrupa’ya, Beyaz Rusya üzerinde ithal ettiği gazı kesti ve nihayetinde mesele Rusya ile Beyaz Rusya arasında ki restleşme olmaktan çıkıp AB’yi - özellikle Almanyayı, Polonya ve Litvanyayı – ilgilendiren - bir sorun haline geldi. Diğer taraftan Ukrayna da tartışmaya girerek,  Batı Avrupa’ya Beyaz Rusya üzerinden giden gazın kendileri üzerinden transit edilebileciği teklifinde bulundu. Aslına bakılır ise krizin gaz kullanımının minimal düzeyde olduğu yaz aylarına denk gelmesi krizin bölgesel bir ölçekte hissedilmesine sebep oldu dahası Beyaz Rusya, Batı Avrupa’dan umduğu desteği de bulamadı buna sebep ise Avrupa’ya Beyaz Rusya üzerinden ithal edilen Rus gazının yüzde 6.5 düzeyinde olması idi. Bu durumda köşeye sıkışan Beyaz Rusya daha önceleri ödeme yapamayacaklarını iddia etmesine rağmen Gasproma olan 187 milyon dolarlık borcunu ödedi, buna karşılık Beyaz Rusya’nın kozunu gören Rusya da Beyaz Rusya’ya olan 228 Milyon dolarlık transit gaz ücretini ödeyerek kriz en azından şimdilik çözüme kavuşturulmuş oldu.
 
Özellikle son zamanlarda meydana gelen sorunlar genel manada Rusya’yı farklı arıyışlara itmekte ve Rusyanın Batı komşularını by – pass ederek Batı Avrupaya gaz ithalini North Stream projesi ile Almanya üzerinden taşımasını hedefleyen dev bütçeli proje tüm hızı ile sürmekte ve projenin faaliyete geçmesi durumunda Rusya’nın, Ukrayna’ya, Beyaz Rusya ve Polonya’ya olan bağımlılığı büyük bir ölçüde kalkmış olacak. Buna karşılık Beyaz Rusya ise ihtiyacı olan gazı Venezuelladan tankerler ile ithal etmek istemekte lakin bu birim maaliyetlerini nerede ise iki katına çıkaracak ve dahası Rusyadan bağımsız hale gelsede lojistik manada yine belli ölçüde üçüncü ülkelere bel bağlamak durumunda kalacak.
 
Son yaşanan kriz her ne kadar iki ülke yöneticileri tarafından siyasi olmaktan ziyade iki kardeş arasında yaşanması normal ekonomik bir anlaşmazlık olarak ithaf etmekte. Ama orta ve uzak vadede Beyaz Rusya’un Rusyaya olan bağımlılığını azaltmak için farklı arayışlara girişmesi kaçınılmaz. Ülkede ki demokratik ve liberal reformlara hız vererek Rusyaya karşı daha Batı eksenli bir politika izleyerek, Rus karşıtı  Baltık – Polonya ittifakı arasında yer alarak kendi çıkarlarını koruma yoluna gitmesi muhtemel. Böyle bir girişim ise AB nin Doğu sınırında farklı gelişmelere neden olarak tansiyonun artmasına sebebiyet verebilir. Beyaz Rusya yönetimi için,  gaz kesintisi gibi direk günlük hayatı etkileyen bir netice ile halktan gelen tepkide bu yönlü bir arayışta itici bir motor olabilir. Buna karşın Rusya Lukasheno yerine kendisi ile daha uyumlu çalışacak bir liderin göreve getirilmesi için faaliyetlerini artırabilir. Siyasi kararlar ve yaptırımlar alma gücüne henüz haiz olmayan Avrupa Birliği ise Amerikanın desteğini alarak gelecek dönemde Beyaz Rusya’nın, Rusya’nın çekim alanından çıkarak kendi eksinene girmesi ve enerji güvenliğini riske atmamak için azami gayret gösterecektir. Belki eski Yugoslavyadan sonra nüfüsu 10 Milyon olan Beyaz Rusya vatandaşlarına da serbest dolaşım fırsatı verilerek en azından halkın AB ile entegrasyonu artırılarak demokratik yöntemlerle halkın iradesine hizmet edecek bir liderin iktidara gelmesi planı üzerine çalışılacaktır.


http://www.turksam.org/tr/a2098.html