TÜRKSAM
Saakaşvili'nin Güney Osetya Operasyonu: Bir Hipotezin Testi
Gürcistan - 16 Ocak 2005 - Kamil AĞACAN

Sovyetler Birliği’nin üyesiyken iki özerk cumhuriyet (Abhazya Özerk Cumhuriyeti, Acaristan Özerk Cumhuriyeti) ve bir özerk bölgeyi (Güney Osetya Özerk Vilayeti) barındıran Gürcistan, 1991’de bağımsızlığını ilan ettiğinde ülkenin önemli bir kısmı egemenlik alanı dışındaydı.[1] Bağımsızlık sürecine paralel olarak, Abhazya ve Güney Osetya’da, Gürcistan’dan ayrılma talepleri ortaya çıkmış, 1993 güzüne gelindiğinde, etnik çatışmalar sonucunda Gürcistan’ın varlığı dahi sorgulanır hale gelmişti.[2] Rusya’nın askerî desteği ile Güney Osetya ve Abhazya’daki ayrılıkçı akımlar savaşı kazanmış ve bölgeye yerleştirilen Rus barışgücünün gerisinde fiilî bağımsızlıklarını günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Ayrıca, merkezî yönetimin zayıflamasından yararlanarak, geleneksel olarak Müslüman Gürcülerin yaşadığı Acaristan’da ve Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu Cavaheti’de de fiilî güç merkezleri oluşmuş, merkezî Tiflis yönetiminin otoritesi bu bölgelerde önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Böylece eski Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içinde Tiflis’in dışında dört iktidar odağı daha ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar süren bu durumun sonucu olarak toprak bütünlüğünün sağlanması, Gürcistan devletinin önünde duran başlıca hedef olmaya devam etmektedir.

Kasım 2003’te, geniş yankı bulan örtülü bir operasyon niteliğindeki devrimle iktidara gelen Mihail Saakaşvili,  kısa süre sonra Mayıs 2004’te Acaristan sorununu çözerek ülkesinin toprak bütünlüğünün sağlanması yönünde ilk adımını atmıştır. Buradan aldığı güçle, Tiflis açısından Abhazya sorununa göre çözümü daha kolay olan Güney Osetya sorununa yoğunlaşmıştır. Güney Osetya sorununun Acaristan’dan farklı olarak etnik bir sorun olması ve aradan geçen bunca sürede Oset halkıyla diyaloğun düşük düzeyde kalması sebebiyle Saakaşvili, bu sorunun çözümüyle ilgili daha değişik bir yöntem izlemiştir. Saakaşvili Güney Osetya’ya yönelik operasyon başlatırken, Tiflis’teki popülaritesinin ve arkasındaki yoğun Batı desteğinin yanısıra iki temel hipotezle hareket etmiştir. Birincisi, pragmatist Putin’in kendisinin Çeçen ayrılıkçılığıyla mücadele ettiği bir dönemde diğer ayrılıkçılıkları desteklemeyeceği olmuştur. Hem Kasım devriminde hem de Acaristan sorununda Moskova’nın olumlu tutumu, genel olarak Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), özel olarak Güney Kafkasya politikasının başarısızlığının tartışıldığı bir dönemde, Rusya Federasyonu’nun Güney Osetya konusunda da geleneksel politikalarından vazgeçebileceği beklentilerini artırmıştır.

Güney Osetya’ya yönelik operasyonun ikinci hipotezi ise, Kasım 2001’de Güney Osetya fiilî yönetiminin başkanlığına seçilen Eduard Kokoyti’nin halk desteğinin zayıf olmasıdır. Belirsiz bir gelecekten yılan, fiilî yönetimlerin yolsuzluk ve rüşvet düzeninden usanan, Rusya tarafından aldatıldığını gören Oset halkının merkezî Tiflis yönetimine sıcak bakabileceği varsayılmaktaydı. Buna göre de, bir taraftan sınıra asker yığarak fiilî yönetime baskı uygulamak, diğer taraftansa “havuç” politikalarıyla içeriden, halkın mevcut ayrılıkçı yönetime karşı başkaldırmasının sağlanması hedeflenmiştir. Saakaşvili, yapmış olduğu açıklamada Güney Osetya’nın merkezî Çhinvali ile demiryolu bağlantısını yeniden açacaklarını ve Çhinvali’de kurulacak merkezler tarafından halka emekli maaşlarının dağıtılacağını, Oset çiftçilere  ücretsiz gübre verileceğini ifade etmiştir. Bu demeçlerin ekonomik açıdan oldukça zor koşullarda yaşayan Oset halkı ayaklandırmayı hedeflediği açıktır. Saakaşvili’nin literatüre “insanî saldırı” olarak geçen bu girişimi, Rusya Federasyonu’nun ve fiilî Güney Osetya yönetiminin şiddetli direnişi ile karşılaşınca, ikinci hipotezi sorgulama imkanı ortadan kalkmıştır. Askerî operasyonların devreye girmesi ile gündem hızla değişmiş, bir taraftan Gürcistan yönetimi tasarladığı paketleri uygulayamamış, diğer taraftan da savaş ortamı ayrılıkçı yönetimin Oset halkı Gürcistan’a karşı seferber etmesine fırsat tanımıştır.

Gelinen noktada Güney Osetya sorunu oldukça karmaşık bir nitelik arz etmektedir. Bir taraftan Güney Osetya sorunu etnik bir çatışmayken, diğer taraftan Rusya Federasyonu’nun (RF) sorunun merkezînde yer alması etnik çatışma yönünü geri plana itmekte ve sorunu daha çok RF’yle Gürcistan arasındaki mücadelenin bir aracına dönüştürmektedir. ABD’yle RF arasındaki jeopolitik rekabetin yansıması ise sorunun bir diğer boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sorunun niteliğindeki çok boyutluluğa bağlı olarak, Güney Osetya Gürcistan’a karşı mücadele ettiğini ileri sürerken, Gürcistan sorunun kaynağının RF olduğuna inanmaktadır. Öte yandan Moskova, meseleyi Washington’la kendi arasındaki bir nüfuz mücadelesi olarak görmektedir. Bütün bunlar muhatapsızlık sorununu doğurmakta ve çözümün zorlaşmasına yol açmaktadır.

Sorunun Doğuşu ve Gelişimi

 

Osetler ikiye bölünmüş bir halktır. Bir kısmı Büyük Kafkas sıradağlarının kuzeyinde RF’ye bağlı Kuzey Osetya Cumhuriyeti’nde, diğer kısmı ise güney yamaçlarının orta kısımlarında, Gürcistan’a bağlı Güney Osetya’da yaşamaktadırlar. Perestroyka ve glastnost süreciyle beraber Oset ulusçuluğunun temel hedefi olan güneyde ve kuzeyde yaşayan Osetleri bir çatı altında toplamaya yönelik “Birleşik Osetya Projesi” yüzyılın başında olduğu gibi yeniden gündeme gelmiştir.[3]

Kasım 1988’de Gürcistan’da Gürcücenin geliştirilmesine ilişkin tasarının açıklanması, diğer etnik gruplar gibi Osetler arasında da ana dilin durumunun sorgulanmasına yol açmıştır.[4] Yaşanan tartışmaların etkisiyle Güney Osetya’da öğrenciler ve aydınların katılımıyla Adamon Nihas (Kurultay) örgütü oluşturulmuştur.[5] Bu örgüt daha sonraki faaliyetlerinde Oset toplumunun temel sorunu haline gelen “birleşme” fikrini eksen olarak almıştır. Adamon Nihas birleşme uğruna, aynı zamanda hem RF’yle hem de Gürcistan’la, ya da tek başına RF’yle karşı karşıya gelmektense Osetya’nın RF sınırları içinde birleştirilmesi fikrini peşinen kabul etmiştir.[6] Gürcistan’ın SSCB’den ayrılma talebinin şiddetlenmesine paralel olarak Osetlerin RSFSR’e katılma talepleri de güçlenmiştir. Farklı birimlerde olmakla birlikte, aynı devlet çatısı altında bulunan Osetler, Gürcistan’ın bağımsızlık talebi ile yüzyılın başında olduğu gibi ikinci kez, iki ayrı devletin vatandaşı haline gelme durumu ile karşı karşıya kalınca, sorun fiilî çatışmaya dönüşmüştür.

Adamon Nihas’ın başkanlığını yürüten Alan Çoçiyev, Abhazya’da siyasî taleplerin dile getirildiği Mart 1989 Lıhnı Toplantısı ertesinde Abhazları destekleyici bir mektup yazmış ve bu da 4 Nisan 1989 tarihinde Abhazya’da Bzyb gazetesinde yayımlanmıştır. Mektubun Mayıs’ta Gürcistan Yazarlar Birliği yayını olan Literatuli Sakartvelo’da, yeniden yayımlanması Oset karşıtı söylemlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.[7] Güney Osetya sorunu, Gürcüler arasında Abhazya’ya göre daha şiddetli tepkiler doğurmuştur. Bunun başlıca iki sebebi bulunmaktadır. Öncelikle, Abhazya’da nüfusun çoğunluğunu Gürcüler oluştururken ve dolayısıyla Abhazları dengeleyici bir unsur bulunmaktayken, Güney Osetya’da Osetler nüfusun çoğunluğunu oluşturmaktaydılar[8]. İkinci olarak, Gürcüler Abhazları yerli halk olarak gördükleri halde Osetleri “misafir” olarak görmekte ve Gürcistan’daki yoğun Oset varlığının 19.yy’da, Rus işgalinin sonucu olduğuna inanmaktadırlar. Nitekim Gürcistan’ın ilk Devlet Başkanı Zviad Gamsahurdiya da, Osetleri “gerçek yurtları” olan Kuzey Osetya’ya dönmeye çağırmıştır.[9] Ayrıca, 1922’de Güney Osetya’ya verilen özerkliğin meşru temellerinin olmadığı, bu özerkliğin Osetlere Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti aleyhine giriştikleri faaliyetler sebebiyle Komünistlerce verilmiş bir ödül olduğu da ileri sürülmüştür.

Güney Osetya Özerk Vilayeti Halk Temsilcileri Sovyeti’nin (belediye meclisi) almış olduğu kararlar, gerginliği daha da tırmandırmıştır. 10 Kasım 1989’da Vilayet Sovyeti 12. olağanüstü oturumunda “özerk cumhuriyet” statüsüne geçilmesi talebiyle Tiflis’e müracaat etmiş, fakat 16 Kasım 1989’da Gürcistan Yüksek Sovyet Başkanlığı, Osetya’nın statü değişikliği önerisini Anayasaya aykırı bularak yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle geri çevirmiştir. Muhalefetin bunu yeterli bulmayarak attığı adımlar gerginliği çatışmaya dönüştürmüştür. Olaylar, Zviad Gamsakhurdia’nın Çhinvali’de “Barış Mitingi” düzenlemek istemesiyle patlak vermiştir. Osetler, 23 Kasım 1989’da Gürcistan’ın çeşitli bölgelerinden Çhinvali’ye akın eden ve sayıları 30 bini bulan göstericilerin şehir merkezîne girmesine izin vermemiş, bu tarihten sonra Gürcü milis gruplar Güney Osetya’nın tüm girişlerini kontrol altına almıştır. Osetler kuşatma sırasında birçok Oset’in öldürüldüğünü ve işkence gördüğünü iddia etmiştir.

1990’ın ilk yarısı, Osetya sorunu açısından göreli olarak sakin geçmiştir. Tiflis’teki siyasî güçler, ilgilerini yapılacak genel seçimlere yoğunlaştırmışlardı. Yılın ikinci yarısından sonra ilişkiler yeniden gerginleşmiş ve fiilî çatışmaya kadar gitmiştir. 20 Eylül 1990’da Güney Osetya Vilayet Sovyeti, vilayetin ismini Güney Osetya Demokratik Cumhuriyeti’ne dönüştürme kararı almış, kısa bir süre sonra ise demokratik kelimesi de kaldırılarak Güney Osetya Cumhuriyeti yapılmıştır. Bu ad değişimleriyle Osetya, kendisinin Gürcistan’dan bağımsız, SSCB’nin birlik cumhuriyeti olduğunu kararlaştırmış ve buna paralel olarak bir devlet yapılanmasına gitmiştir. Bu amaçla Yüksek Sovyet ihdas edilmiş ve 9 Aralık 1990’da Yüksek Sovyet için seçimler yapılmıştır.

28 Ekim 1990’da yapılan Gürcistan genel seçimlerini kazanan Gamsahurdiya, Güney Osetya’nın Tiflis’i dikkate almadan özerk bölgeden özerk cumhuriyete, oradan da birlik cumhuriyetine kendini terfi ettiren tavrına, Güney Osetya’nın özerkliğini askıya alarak yanıt vermiştir. 11 Aralık 1990’da toplanan Gürcistan Parlamentosu da yaptığı Anayasa değişikliği ile Güney Osetya’nın özerkliğini kaldırmıştır. Güney Osetya yönetimi bunun üzerine Moskova’ya başvurarak mağduriyetinin giderilmesini istemiştir. SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov, her iki tarafı, anayasaya aykırı davranışlarından vazgeçmeye çağırdıysa da Gamsahurdiya, bunu dinlemediği gibi Osetya’da olağanüstü hal ilan ederek “düzeni sağlama” gerekçesiyle 6 Ocak 1991’de Güney Osetya’ya karşı askerî faaliyetlere başlamıştır. Çatışmalar, şiddet derecesi zaman zaman değişmekle birlikte, 24 Haziran 1992’de ateşkes sağlanana kadar sürmüş, çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanması ile sonuçlanmıştır.

Bir taraftan çatışmalar sürerken, diğer taraftan da yeni belgelerle talepler hukukîleştirilmeye çalışılmıştır. 17 Mart 1991’de SSCB’nin devamı için yapılan referandumu Gürcistan merkezî yönetimi reddedip, 31 Mart’ta kendisi bağımsızlık yönünde referandum yaparken, Güney Osetya 17 Mart referandumuna katılıp, Gürcistan merkezî yönetiminin düzenlediği referandumu boykot etmiştir. Osetya’da yapılan referanduma katılan seçmenlerin yüzde 98’i SSCB’nin devamı lehinde oy kullanmıştır.[10] Bağımsızlık yönünde atılan adımlar bununla sınırlı kalmamış, 19 Ocak 1992’de yapılan bir başka referandumla teyit edilmiştir. Ayrıca, referandumda bağımsızlığın yanısıra ikinci aşamada Rusya’ya katılarak Osetya’nın birliğinin sağlanması da seçmenlerin yüzde 99’unun lehte oy kullanması ile oylanmıştır.[11]

Eduard Şevardnadze iktidara geldikten sonra, 1992 baharında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine RF devreye girmiştir. Çatışmaların özel olarak Kuzey Osetya Cumhuriyetinde, genelde ise Kuzey Kafkasya halklarında yarattığı infial karşısında o güne kadar, askerî açıdan gizlice Güney Osetya’yı desteklemekle birlikte, olaylarla ilgili açıklama yapmaktan kaçınan RF yetkilileri, suskunluklarını bırakarak Gürcistan’ı tehdit edici açıklamalarda bulunmuşlardır. 22 Haziran 1992’de RF Parlamento Başkanı Ruslan Hasbulatov, Tiflis geri adım atmadığı takdirde Güney Osetya’nın RF’ye katılma isteğinin gözden geçirileceğini açıklamış, RF Devlet Başkan Yardımcısı A. Rutskoy, Şevardnadze’yi arayıp Tiflis’i bombalamakla tehdit etmiştir.[12] Artan Rus baskıları karşısında Gürcistan, RF ile Güney Osetya sorunu hakkında müzakerelere başlamış, 24 Haziran’da Boris Yeltsin ve Eduard Şevardnadze arasında yapılan görüşmelerde, Güney Osetya’daki çatışmanın çözümü için Dagomis Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Gürcistan, RF, Güney Osetya ve Kuzey Osetya temsilcilerinden oluşan Ortak Kontrol Komisyonu oluşturulacak ve bu komisyonun denetimi altında Rus, Gürcü ve Osetler’den ibaret bir barış gücü çatışma bölgesinde görev yapacaktı.

Bölgeye barışgücünün yerleştirilmesi ile birlikte çatışmalar durmuş, fakat sorun çözüme kavuşmamıştır. Görüşmelerin devam etmesine rağmen, statü üzerinde henüz uzlaşmaya varılamamıştır. Gürcistan’ın geniş özerklik, hatta RF’deki Kuzey Osetya’nın özerkliğinden daha geniş özerklik vermeye hazır olduğunu bildirmesine rağmen, Güney Osetya yönetimi Tiflis’in önerisine yaklaşmamaktadır[13]. Böylece Güney Osetya, Tiflis’in fiilî egemenlik alanı dışında yaşamını devam ettirmektedir. Fiilî durum Güney Osetya’nın genel olarak RF, özel olarak ise Kuzey Osetya ile entegrasyonuna olanak tanımaktadır ki, bu da Oset milliyetçiliğinin en temel hedefidir. Güney Osetya’nın Gürcistan dahilinde herhangi bir perspektifine inanmayan Güney Osetya yönetimi, Kuzey Osetya ile fiilî birleşmişliği hukukîleştirmeye çalışmaktadır. Fakat bu konudaki nihaî söz sahibi RF, Osetya’nın bu arzusuna sıcak bakmamaktadır. Her şeyden önce Güney Osetya’nın ilhak edilmesi, uluslar arası sisteme bir meydan okuma anlamına gelir ki, RF bunu yapacak güç, imkan ve kabiliyetten yoksundur. Öte yandan, iki Osetya’nın birleşmesi durumunda, Rusya’nın kontrol etmekte zorlandığı Kuzey Kafkasya’da ortaya daha büyük ve güçlü bir Osetya çıkabilecek ve ileride bağımsızlık arayışlarına girebilecektir ki, bu da RF açısından istenen durum değildir. Ayrıca birleşme durumunda RF, Gürcistan’a karşı kullanmakta olduğu önemli bir aracı da kaybetmiş olacaktır.

Toprak Bütünlüğünün Sağlanmasına Yönelik Diplomatik Çabalar

 

Gürcistan, karşı karşıya kaldığı toprak bütünlüğü sorununu, başından itibaren kendi dinamikleri olan bir sorun olarak görmekten çok, yükselen milliyetçi-demokratik harekâtı bastırmak ve Gürcistan’ı kendi egemenliği altında tutmak için Rusya’nın ortaya çıkardığını ileri sürmüştür.[14] Sorunun kaynağı olarak Rusya’nın görülmesi, çözüme yönelik iki yaklaşımı beraberinde getirmiştir: birincisi, Rusya’ya yönelerek isteklerinin karşılanması, diğeri ise, Rusya’yı dengeleyerek alternatif güç merkezlerinin desteğinin sağlanması. Üçüncü yol gibi gözüken etnik taleplerin karşılanması ise, Rusya’nın rolü ve Gürcistan’ın etnik yapısı sebebiyle çözümsüzlüğe dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Nitekim bir diğer etnik sorun olan Abhazya ile ilgili olarak Gürcistan’ın İsrail Büyükelçisi Gaçeçiladze, ülkesinin çılgınca bir karar alıp Abhazya’dan kurtulmasının sorunu çözmeyeceğini, ülkenin diğer bölgelerindeki potansiyel ayrılıkçılığın harekete geçirilmesi ile  devam ettirileceğini belirtmektedir.[15]

Birinci çözüm yolunun can alıcı noktasını Rusya’nın istekleri oluşturmaktadır. 1990’ların başında karşılıklı güvensizlik ortamında BDT üyeliği, Gürcistan arazisinde Rus askerî üslerinin konuşlanması gibi Rus isteklerinin karşılanması Tiflis’te bağımsızlığın kaybedileceği biçiminde yorumlanmıştır. Bu nedenle Gamsahurdiya’dan sonra iktidara gelen Şevardnadze, RF’nin bu taleplerine sıcak bakmamıştır.

Şevardnadze, Yeltsin’le Rusya’daki emperyalist çevreleri ayırmak gerektiğini belirterek diplomatik bir üslupla RF’yi tek hedef olarak göstermekten kaçınmakla birlikte, son tahlilde etnik sorunların arkasında Rusya’nın olduğunu kabul etmiş, Abhazya savaşının daha başında Gürcü aydınlarla yaptığı bir görüşmede Rusya’nın Gürcistan’a düşman olduğunu vurgulamıştır.[16] Buna uygun olarak da savaş boyunca arabuluculuk girişimlerindeki Rus tekelini kırarak etnik çatışmaları uluslar arasılaştırmaya çalışmış, NATO, AGİT ve BM’ye başvurarak ülkesinin toprak bütünlüğünün korunması ve barışçı çözüm bulunması için tüm imkanların kullanılmasını istemiştir.[17] Dönemin Gürcistan yönetiminin çatışma bölgelerine uluslar arası barışgücü konuşlandırılması için Batılı devlet ve kurumlara yapmış olduğu çağrılar somut bir destek bulamamıştır. Uluslar arası barışgücünün getirilmesi konusunda başarısız olan Şevardnadze, BDT barışgücünü kabul etmek zorunda kalmış, Rus askerlerine yönelik taşıdığı kaygıları AGİT Gözlemci Misyonu’nun yapacağı denetimle aşmaya çalışmıştır. Şevardnadze, daha sonra yapmış olduğu bir açıklamada, BDT barışgücünü kabul edişi ile ilgili acizliğini, “Çağrılarımıza karşılık alamadık. Asker göndermediler. ...BM ve Batı gerekli yardımları ve girişimleri yapmayınca bu işi Rusya üzerine aldı” sözleri ile açıklamıştır.[18]

Batıdan umduğu desteği bulamayan Şevardnadze, eğer Rusya’nın olumsuz rol oynaması istenmiyorsa çıkarlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini açıklayarak, başlangıçta kabule yanaşmadığı BDT üyeliğini ve topraklarında Rus askerî üsleri bulunmasını, endişeli de olsa kabul etmiştir.[19] Bununla, etnik sorunların, Rusya’nın isteklerinin karşılanarak çözülmesi yoluna geçilmiştir. Fakat ne var ki, RF’nin taleplerinin karşılanmasına rağmen, yine de etnik çatışmaların çözümünde bir ilerleme yaşanmamıştır. 1996’dan itibaren Batıyla ilişkilerin yeniden yükseliş dönemine girmesiyle birlikte, Gürcistan, sorunun çözümüne ilişkin gelişme kaydedilememesi üzerine yeniden toprak bütünlüğünün sağlanması konusunda Rusya’yı dengeleyici politikalara yönelmiş, Rus etkisinin yalnız Gürcistan’ın NATO ve Batılı kurumlara entegrasyonu ile çözülebileceğine ilişkin görüşler ağırlık kazanmaya başlamıştır. Gürcistan’ın karşı karşıya olduğu etnik sorunların çözümünde gözle görülür bir gelişme yaşanmamakla birlikte, bu tutum günümüze kadar süregelmiştir.

 

Mayıs 2004’te başlayan ve Rusya’nın direnişi karşısında Ağustos’ta son bulan operasyon sonrası Saakaşvili yönetimi, sorunun çözümünde Rusya’nın dengelenmesi için Batılı güçlerin daha etkin olmalarını istemiş, bu doğrultuda diplomatik girişimler başlatmıştır.[20] Öncelikle Tiflis, halihazırda Güney Osetya sorununda gözlemcilik misyonunu yerine getirmekte olan AGİT’in görev alanını ve yetkilerini artırmaya çalışmaktadır. Gürcistan Parlamento Başkanı Nino Burcanadze, 19 Ağustos 2004’te AGİT Parlamenterler Meclisi’ne göndermiş olduğu müracaatta Rusya’nın çatışmanın bir parçası olduğunu ve dolayısıyla da bölgedeki Rus barışgücünün, ülkesine karşı askerî-siyasî baskı aracı olarak kullanıldığını ileri sürmüş, bu haliyle başarılı olamayan barışgücünün biçiminin değiştirilmesini önermiştir. Burcanadze’ye göre, içinde Rus askerlerinin de bulunacağı, AGİT şemsiyesi altında uluslar arası barışgücü birliklerinin yerleştirilmesi sorunun çözümünde önemli bir aşama olacaktır.[21] Ayrıca, Gürcistan Güney Osetya’nın statüsünün belirlenmesi için uluslar arası bir konferansın yapılmasını önermektedir.[22] RF Gürcistan’ın bu girişimlerine şiddetle karşı çıkmakta ve sorunun Dagomis Anlaşması çerçevesinde çözülmesini istemektedir.

 

Gelinen nokta itibarıyla, Saakaşvili yönetiminin aradığı Batı desteğini bulduğunu söylemek oldukça zordur. Tıpkı Şevardnadze döneminde olduğu gibi, AGİT ve Batılı devletler bu konuda RF’yi karşılarına almak istememektedirler. Gürcistan Dışişleri Bakanıyla görüşen AGİT Dönem Başkanı Solomon Passy, AGİT’in görev alanının genişletilmesine sıcak yaklaşmamış, yalnız gözlemcilerin sayısını artırabileceklerini ifade etmiştir.[23] 

 

Açmazlar İçindeki Rusya Faktörü

Güney Osetya sorununun çözümüyle ilgili yanıtlanması gereken en temel soru RF’nin ne istediğidir. Akla gelen ilk ve en basit sorunun bu olmasına karşın açık, makul ve ikna edici bir yanıt vermek çok da kolay değildir. Bu da RF’nin Güney Kafkasya’ya yönelik politikasının içinde bulunduğu açmazlardan ve ikilemlerden kaynaklanmaktadır. RF 1990’lar boyunca bu bölgeye yönelik gerginlikleri tırmandırma, ülkelerde kendine bağlı “cepler” oluşturma ve ayrılıkçı hareketleri destekleme politikası izlemiştir. Bu politikanın güdüsü, yeniden “süper devlet” oluşturma hayalidir. Yaşanan kargaşa sebebiyle Batılı sermayenin ve ülkelerin bu bölgeye girmesi engellenecek ve kendi iç sorunlarını çözen ve güçlenen Rusya yeniden bu bölgelere dönecekti. Fakat, gelinen noktada bunun başarılı olmadığı ortadadır. Ayrıca, Batılı devletlerin bu bölgeye girmesi ve nüfuz edinmesi engellenmediği gibi ayrılıkçılığa verdiği destek Gürcü halkında yoğun Rus nefretine yol açmıştır. Rus liberal çevreleri artık, eski böl-yönet politikalarının savunulabilir olmadığını ve bu yüzden de Rusya’nın geleneksel politikasını değiştirerek aslî cumhuriyetleri yanına çekmesi ve ekonomik, kültürel ilişkileri geliştirmesi gerektiğini belirtmektedirler. Böylece, liberaller jeopolitik kayıpların ekonomik kazanımlarla telafi edilebileceğini savunmaktadırlar.[24]

 

Öte yandan, özellikle askerî çevrelerin ağır bastığı “neo-emperyalist” olarak adlandırılabilecek ve  mevcut politikaların uygulanmasında ısrarlı olan kesim, Gürcistan’ın ülke bütünlüğünü sağlama çabalarına karşı çıkılmadığı takdirde RF’nin Güney Kafkasya’daki stratejik konumunu kaybedeceğini ileri sürmektedir. Kafkasya’nın kuzeyi ve güneyiyle birlikte tek bir stratejik kompleks oluşturduğunu savunan “neo-emperyalistler”, Güney Osetya’dan çıkarak Kuzey Osetya’da kalmanın, Gürcistan’dan çekilip Kafkasya’da jeopolitik nüfuzunu korumanın imkansız  olduğunu iddia etmektedirler. Güney Osetya sorunu çerçevesinde yaşanan Rus-Gürcü gerginliği karşısında, RF Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bu iki farklı görüş arasından hangisini tercih edeceği uzunca bir süre merakla beklenmiştir. Ağustos sonlarında yapmış olduğu açıklamada Putin’in tercihini “neo-emperyalistler”den yana kullanması “Rusya tektir ve saldırgandır” değerlendirmelerine yol açmıştır.[25]

 

RF’nin mevcut politikaları, kendi içinde ciddi ikilemler ve açmazlar taşımaktadır. ABD’nin tek başına veya başını çektiği örgütler aracılığıyla bu bölgede nüfuzunu giderek artırması karşısında RF, Güney Kafkasya cumhuriyetlerinin ABD’ye karşı kendi yanında yer almalarını, bir tür emperyalizm karşıtı blok oluşturmayı istemektedir. Fakat 90’ların başından itibaren uygulamış olduğu politikalar, RF’yi bu konuda çıkmaza sokmaktadır. Her şeyden önce bu cumhuriyetler RF’nin uyguladığı kaba askerî emperyalizmin acıları sebebiyle henüz Amerikan emperyalizminin etkisini hissetmemektedirler. Dahası ABD, RF karşısında bu cumhuriyetler tarafından kurtarıcı olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla RF’nin bu cumhuriyetleri kendi yanına çekmeye yönelik askerî kaba emperyalist yönteme dayalı politikaları ters etkiyle bu cumhuriyetlerin daha fazla ABD’ye sığınmasına yol açmaktadır. Mevcut politikaların devam etmesi, aynı zamanda RF’nin diğer baskı araçlarının etkisinin azalmasına yol açmaktadır. Örneğin, ülkesinin önemli bir bölümünün işgalinde yer almış RF’nin, Gürcistan’ın doğal gazını kesmesi olağan koşullarda yaratabileceği etkinin çok altında bir etki yaratmakta, öte yandan Rusya’nın düşman olarak algılanmasını pekiştirmektedir. 

 

Gelinen noktada, RF’nin Gürcistan’la ilişkileri kendi içinde bir başka ikilem taşımaktadır. Moskova, bugüne kadar uygulanan politikaların başarılı olmadığının ve hedeflenen sonuca ulaşmadığının farkındadır. Fakat, bu politikalardan vazgeçip, ayrılıkçı yönetimleri desteklemez, dahası bu cumhuriyetlerin toprak bütünlüğünün sağlanmasında yardımcı olursa toprak bütünlüğü ve bağımsızlık sorunları çözülmüş Gürcistan’ın daha fazla, hatta tamamen ABD’ye yönelip yönelemeyeceğini kestirememektedir. Bu belirsizliğe rağmen, son seçeneğin içinde Gürcistan’ın RF ile ilişkilerini kötüleştirmeyip ABD ve RF arasında dengeli bir politika izleme ihtimali bulunmaktadır. Fakat mevcut politikalar böyle bir denge politikasına fırsat tanımamaktadır. Çünkü denge politikaları daha çok barış döneminin politikalarıdır. Eğer bir ülkenin topraklarının önemli bir kısmı işgal edilmişse, işgalci devletle denge politikasının uygulanması düşünülemez. İşgalci devletle denge politikasından bahsetmek toprak kaybının kabullenilmesi anlamına gelmektedir. Ama görüldüğü gibi Gürcistan, topraklarının kaybını kabullenmiş değildir. Toprakları işgal edilmiş zayıf devletin güçlü işgalciye karşı politikası bir tür ittifak politikasıdır.

 

RF’nin Güney Kafkasya politikasının bir diğer açmazı Kuzey Kafkasya’dır. Kuzey Kafkasya’daki ve özellikle Çeçenistan’daki ayrılıkçı eğilimlerin Güney Kafkasya’daki gelişmelerden ne kadar etkilendiği hep sorgulana gelmiştir. Güney Kafkasya’da RF’nin desteklediği, teşvik ettiği ayrılıkçılıkla Çeçenistan’daki ayrılıkçılık arasındaki nedensellik bağı bilinmemekle birlikle bu olayların karşılıklı etkileşiminden iki sonuç çıkmaktadır. Her şeyden önce RF’nin Çeçenistan politikası Güney Kafkasya politikasını meşruiyetten ve tutarlılıktan  yoksun bırakmaktadır. RF, Çeçenistan’da savaş hukukunu ihlal ederek, binlerce sivil insanın öldürülmesi pahasına toprak bütünlüğünü sağlamaya çalıştığını söylerken, kendi ayrılıkçı yönetimlerine RF’daki federe cumhuriyetlerden daha fazla yetki vermeye hazır olduklarını açıklayan Azerbaycan ve Gürcistan’ın barışçıl yöntemlerle toprak bütünlüklerini sağlamalarına engel olmaktadır. Bu durum, RF’nin Güney Kafkasya politikası için ciddi bir meşruiyet sorunu doğurmaktadır. Kuzey ve güneyin karşılıklı etkileşiminin ikinci sonucu ise RF’nin ayrılıkçılıkları destekleyerek, Azerbaycan ve Gürcistan’ı zayıf düşürerek güneyde yarattığı istikrarsızlığın kuzeydeki kaosu beslemesidir. Özellikle son Kuzey Osetya okul baskını bunu tüm çıplaklığı ile göstermiştir. Ekonomik durumu pek parlak olmayan Moskova, Güney Osetya’nın ekonomik gereksinimlerini karşılayamadığından, buradaki ayrılıkçı yönetimlerin kaçakçılık, uyuşturucu, silah ticareti gibi gayrimeşru gelir kaynaklarına göz yummakta, fırsat tanımaktadır. Güney Osetya’da oluşan bu yapının fiilen bütünleştiği Kuzey Kafkasya federe cumhuriyetlerine bulaşmamasına imkan yoktur. Bu da, Kuzey Kafkasya federe cumhuriyetlerinde organize suç şebekelerinin ortaya çıkmasına, zaten Kuzey Kafkasya’da sınırlı olan merkezî yönetimin otoritesinin iyiden iyiye azalmasına yol açmaktadır. Diğer taraftan, Güney Osetya sorununda arabulucu rolü üstlenmiş olan RF, Gürcistan’ın bu bölgeyi yeniden kontrol altına alma girişimlerine, en azından ilk aşamada doğrudan doğruya nizami birlikleriyle müdahil olmaktansa, Kuzey Kafkasya’daki Rus Kossakların ve paralı askerlerin Güney Osetya safında Gürcistan’a karşı savaşmasını organize etmekte veya göz yummaktadır. Bu ise, bölgede denetimsiz silahlı kişilerin ve örgütlerin doğmasına yol açmaktadır. Bu insanlar para karşılığı RF’ye karşı da kullanılabilir. Nitekim, son rehine krizinde bunun ipuçları da gözükmektedir. 

 

RF’nin ayrılıkçı yönetimlere verdiği desteğin merkezînde Abhaz ve Oset uluslarına duyduğu yakınlık değil, jeopolitik mücadelede Gürcistan üzerinde daha fazla nüfuz edinme yatmaktadır. Fakat, meşru ve savunulabilir olmaktan uzak bu politikalar, tam tersi etkiyle ABD’nin Gürcistan’da nüfuzunu daha da artırmasına yol açmaktadır. Bu süreçlerin devam etmesi halinde Gürcistan üzerinde nüfuz edinemeyen, dahası Rus düşmanlığını körükleyen ve ABD’nin artan nüfuzunu engelleyemeyen Moskova’nın, ayrılıkçılığa verdiği destek iyiden iyiye anlamsızlaşacaktır. Bu durum, Moskova’nın geleneksel politikalarını değişime zorlamaktadır. Nitekim, hem Batılı güçler, hem de Saakaşvili yaptığı pek çok açıklamada toprak bütünlüğü sorununun çözümünü zamana yayabileceklerinin ipuçlarını vermektedirler.[26]

 

Sonuç

Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması yönünde Acaristan’da başarı kazanan  Saakaşvili, iki temel varsayımla Güney Osetya üzerine yoğunlaşmıştır. Bu varsayımlar Kasım 2003’te Şevardnadze’nin, Mayıs 2004’te Abaşidze’nin devrilmesinde olumlu rolü sebebiyle Moskova’nın geleneksel politikalarının değişebileceği ve Güney Osetya fiilî yönetiminin zayıf olduğu idi. Güney Osetya sorunu, RF’nin Güney Kafkasya politikası açısından önemli bir test olacaktı. Beklenenin aksine Moskova’nın direnmesi üzerine Saakaşvili yönetimi geri adım atmış, Güney Osetya’ya yönelik operasyonları durdurmuştur.

 

Güney Osetya sorununun bu dönemde çözülmesi kuşkusuz, Saakaşvili’yi kahraman yapacaktı. Fakat, çözülmemiş olması da popülaritesinde çok fazla kayba yol açmayacaktır. Ayrıca, operasyonların durdurulması, sorunun yeniden dondurulması olarak değerlendirilmemelidir. Saakaşvili’nin sorunun çözümüne ilişkin genel stratejisi, ani bir vuruştan çok konuyu taciz ederek, bir taraftan bu fiilî yapılardaki halktan kopuk, dikta görünümü veren yönetimleri tedirgin etmek, bunaltmak, diğer taraftan ise hayatî önem taşımayan bu bölgelere dair Rusya’yı usandırmak ve çözüme zorlamak üzerine kurulmuştur. Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde ayrılıkçı yönetimlerle ilgili olarak Rus-Gürcü ilişkilerinde yeni gerginlik dalgaları yaşanabilir.

 

Güney Osetya sorununda süregelen bütün belirsizliklere rağmen, Saakaşvili yönetiminin ülkenin toprak bütünlüğünü sağlamak konusundaki ısrarı, sorunun Gürcistan lehine çözüleceği yönündeki beklentileri yükseltmektedir. Saakaşvili yönetiminin halk nezdindeki popülaritesi, bölgede ABD ile RF arasında yaşanan yoğun rekabet ve ABD’nin bölgede artan nüfuzu, bu çerçevede ABD’nin Saakaşvili yönetimine açık destek vermesi, buna karşılık RF’nin Güney Kafkasya politikasının açık, meşru ve savunulabilir olmaması, bunun yarattığı ikilem ve belirsizliğin Rusya’yı değişime zorlaması beklentileri besleyen başlıca hususlardır.


[1] Özerk Cumhuriyet siyasî özerklik, Özerk Vilayet ise idarî özerklik biçimidir. Bu iki özerklik biçimi arasındaki fark için  bkz. Hukuk Ansiklopedik Sözlüğü, Azerbaycan Ansiklopedisi Baş Redaksiyası, Bakü, 1991, “Muhtar Vilayet”, “Muhtar Respublika”, “Muhtariyyat” maddeleri.

[2] Özerkliğin etnik çatışmalardaki rolü için bkz. Svante E. Cornell, “Autonomy as a Source of Conflict. Caucasian Conflicts in Theoretical Perspective”, World Politics, No. 54, Ocak 2002, ss.245-276.

[3] Birleşik Osetya fikrinin doğuşu ve gelişimi için bkz: Ruslan Bzati, “Dünden Bugüne Osetlerin Tarihi /II”, Nart, Kafkas Derneği Yayını, Ankara, No. 6, Mart-Nisan 1998, ss.22-30, s.29

[4] 26 Eylül 1989’da Güney Osetya Özerk Vilayet Sovyeti Oset dilini geliştirme programını kabul etmiş ve Gürcü ve Rus dillerinin yanı sıra Oset dilinin de, vilayetin resmî dili olmasını önermiştir. B. Çoçiev ve M. Dzoev (der.), Güney Osetya 1988-1992. Gürcü Saldırıları, Tutanaklar, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1999, s.26.

[5] Dağlı Oset toplumlarının siyasî yapılanmasının temeli “nihas” adı verilen halk meclislerine dayanmaktaydı. Yerel “nihas”ların üst kademedekilere delegeler göndermesiyle yüksek “nihas” oluşuyordu. Konfederasyon adına karar almak üzere genel Osetya “nihas”ı çağrılmaktaydı. Bu tür “nihas”ın son örneği 1749 yılında Rusya’ya gönderilecek elçilerin belirlenmesi için toplanmıştır. Bkz. Bzati, “Dünden Bugüne Osetlerin Tarihi /II”.

[6] Rusya’ya katılma fikri ilk başlarda “Adamon Nihas”ın teklifi olarak kamuoyuna yansımış, zamanla Güney Osetya yönetimi tarafından kabul edilmiş ve bu yönde pek çok karar alınmıştır. 1 Eylül ve 24 Ekim 1991’de Güney Osetya meclisi RSFSR Yüksek Sovyeti ve Rusya Başkanı Yeltsin’e Rusya’ya katılmak istedikleri yönünde çağrıda bulmuş; 19 Ocak 1992’de yüzde 99 oranında lehte oyun kullanıldığı Rusya ile birleşme yönünde plebisit yapılmıştır. Bu plebisite dayanarak da 30 Mart 1992’de Güney Osetya Parlamentosu Güney Osetya’nın Gürcistan’dan ayrılarak Rusya Federasyonu’na katılması yönünde yeniden karar almıştır.

[7] Çoçiev ve Dzoev (der.), s.23.

[8] 1989 nüfus sayım sonuçlarına göre, Güney Osetya’nın toplam nüfusu 98.527 olup bunun 65.233’ü (yüzde 66,2) Oset, 28.544’ü (yüzde 28,97) Gürcü idi.

[9] Stephen Jones, “Georgia: The Trauma of Statehood”, Ian Bremmer, Ray Taras (der.), New States, New Politics: Building the Post-Soviet Nations, Cambridge University Press, 1997, ss.505-534, s. 512.

[10] Dmitri Medoyev, “Güney Osetya, Özgürlük Hakkı”, Çoçiev ve Dzoev (der.), Güney Osetya 1988-1992., ss.72-80, s.76.

[11] Edmund Herzig, The New Caucasus. Armenia, Azerbaijan, and Georgia, The Royal Institute of International Affairs, Londra, 1999, s.74.

[12] Alexei Zverev, “Etnic Conflicts in the Caucasus 1988-1994”, Bruno Coppieters (der.), Contested Borders in the Caucasus, Vrije Universiteit Brussels, VUBPRESS, Brüksel, 1996; http://poli.vub.ac.be/publi/ContBorders/eng/

[13] Tea Gubaridze, Georgi Sepoşvili, “Georgia Say Ceasefire Deal not Enough for Lasting Peace”, Civil.ge, 17 Ağustos 2004, www.civil.ge.

[14] Georgiy Jorjoliani, İstoriçeskie i Politiçeskie Korni Konflikta v Abhazii/Gruziya, Gürcistan Bilimler Akademisi Yayını, Meçniereba Yayınevi, Tiflis, 2000, s.4.

[15] Revaz Gachechiladze, “Making of the New Georgia: Development Factors - Pluses and Minuses”, Caucasian Regional Studies, Cilt 3, No. 1, 1998, http://poli.vub.ac.be

[16] Cumhuriyet, 10 Ekim 1992.

[17] Cumhuriyet, 8 Ekim 1992.

[18] Şevardnadze ile yapılan röportaj için bkz. Ahmet Şefik, “Batı, Kafkasya’da Rusya’yı istedi”, Cumhuriyet, 9 Temmuz 1994.

[19] David Darchiashvili, Georgia-The Search for State Security, Tiflis, Aralık 1997, s.15.

[20] Saakaşvili’nin bu konudaki görüşleri için bkz. Mikheil Saakashvili, “Georgia’s Long, Hot Summer”, The Wall Street Journal, 17 Ağustos 2004.

[21] Burcanadze’nin müracaatının tam metni için bkz. www.parliament .ge

[22] Bu konuda Gürcistan Dışişleri Bakanı Salome Zurabaşvili’nin AGİT’te yaptığı açıklamanın tam metni için bkz. “Statement of the Minister of Foreign Affairs of Georgia at the Meeting of OSCE Special Permanent Council”, www.mfa.gov.ge.

[23] Georgi Sepashvili, “Geographical Extension of OSCE Mandate in South Ossetia not Foreseen”, Civil.ge, 13 Eylül 2004, www.civil.ge.

[24] Genel olarak RF’nin Güney Kafkasya politikası, özel olarak Güney Osetya gerginliğindeki tutumu ile ilgili tartışmalar için bkz. İgor Torbakov, “Tension over South Ossetia Triggers Policy Debate in Moscow”, 7 Haziran 2004, www.kvali.com; “Rossiysko-Gruzinskie Otnoşeniya: ot plahogo k hudşemu?” Özgürlük Radyosunun Rusça yayını, Evraziya: Kavkaz i Çentralnaya Aziya programı, 12 Ağustos 2004, program metni için bkz. http://www.svoboda.org/; “Yujnaya Osetya-Klyuçi v Moskve”, Özgürlük Radyosunun Rusça yayını, Evraziya: Kavkaz i Çentralnaya Aziya programı, 22 Temmuz 2004, program metni için bkz. http://www.svoboda.org/; Eho Moskvı Radyosu Kuhnyu programı, 23 Ağustos 2004, program metni için bkz. www.sakartvelo.info; Vladislav İnozemçev, “‘Nesostoyavişiesya’ Gosudarstva i Nesostoyatelnıe ‘Gosudarstvenniki’”, Nezavisimaya Gazeta, 17 Ağustos 2004.

[25] “Georgia Between Two West’s and One Russia”, Messenger Gazetesi, 3 Eylül 2004.

[26] Saakaşvili 23 Ağustos’ta “Gürcistan’ın geniş çaplı çatışmaya ihtiyacı yoktur, bizim istikrara ve güçlenmeye ihtiyacımız vardır” açıklamasıyla, sorunu zamana yayabileceklerinin ipuçlarını vermiştir. “Tbilisi Concerned Over South Osetian Military Build up”, Civil.ge, 24 Ağustos 2004, www.civil.ge



http://www.turksam.org/tr/a33.html