TAEK Önceki Başkanlarından Prof. Dr. Cengiz YALÇIN Anlatıyor ([1]) Röportaj: Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR:
Yeni Yolun Başında İken…
Türkiye yeni bir döneme adım atacak ve nükleer enerjiden elektrik üreten ülkeler arasında yer alacak. Türkiye için nükleer enerji gerekli mi, gereksiz mi konusu artık çok gerilerde kalmış gereksiz bir tartışma. Ancak, yine de ayağı yere basmayan ütopik yenilenebilir enerji tutkunları ile at gözlüklü bazı çevreciler gerçeği görmeyebilir. Onların gerçeği görebilmesi de mümkün değil zaten. Türkiye fosil kökenli rezervlerini, tükenmez yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamını kullanılır duruma soksa bile 2020’lerdeki enerji talebini kendi kaynaklarından karşılayabilecek zenginliğe sahip değil. Tükenir kaynakların rezerve bağlı ömürleri sınırlı iken, tükenmez kaynakların da potansiyele bağlı kullanılabilirlikleri sınırlı. Ayrıca her iki tür kaynağın bir de ekonomik koşullara bağlı olarak ekonomik sınırları var. Bir diğer sınırı da enerji ve çevre teknolojileri koyuyor. Güvenilir, sürdürülebilir, kaliteli, ucuz enerji sunumu için nükleer enerji kaçınılmaz bir seçenek. Nükleer enerjiye adım atmak demek, kömür, gaz, su, rüzgâr kullanılmayacak demek de değil. Tüm enerji kaynakları ile birlikte nükleer enerji de optimal ölçüler içerisinde enerji bütçemizde yer alacak.
24 Mart 2008’de Yarışma Başlarken Masa Üstündekiler

Türkiye 24 Eylül 2008 günü nükleer santral yarışma tekliflerini almaya karar verdiğinde, nükleer teknolojiyi hangi ülkeden alacağını bilmiyordu. Ancak orta yerde;
1) Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun (09.11.2007 tarihinde TBMM’de kabul olunan ve 21.11.2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5710 sayılı kanun),
2) Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Kapsamında Yapılacak Yarışma ve Sözleşmeye İlişkin Usul ve Esaslar ile teşvikler Hakkında Yönetmelik (19.03.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 2008/13347 Karar Sayılı Yönetmelik),
3) Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Uyarınca Kurulacak Nükleer Güç Santralinden Elektrik Enerjisi Satın Alınmasına İlişkin Şartname (Şartname ekleri olarak Sözleşme Tasarısı, Başvuru Mektubu, İş Ortaklığı Beyannamesi, Konsorsiyum Beyannamesi, Geçici teminat Mektubu örneği, Taahhütname, TAEK “Türkiye Atom Enerjisi Kurumu” ölçütleri, Teklif Mektubu örneği, Kesin Teminat Mektubu Örneği, TEİAŞ ile Yüklenicinin ilişkilerini düzenleyen dokümanlar,
4) 24.03.2008 tarihli Resmi gazete’de yayınlanan Nükleer Güç Santrali Kurup İşletecek ve TETAŞ’a Elektrik Enerjisi Satacak Şirketin Belirlenmesi İçin Yarışma İlanı
olarak sıralayacağımız dokümanlar vardı.
Acaba Hangi Reaktörlerin teklifi Gelecekti?
Kimlerden nasıl teklif geleceği beklenirken ve şartname alanlar izlenirken, TAEK ölçütlerine uyabilecek reaktör yapımcıları ile reaktörleri de karşılaştırmalı biçimde sıralanıyordu: NPI ile Siemens’in oluşturdukları AREVA’nın EPR reaktörü (1600-1700 MWe), Westinghouse – Mitsubishi’nin yaptığı AP 1000 reaktörü (1100 MWe), ASE kuruluşunun VVER 1200 reaktörü (1160 MWe), KEPCO kuruluşu KHRP’nin APR1400 reaktörü (1400 MWe), Mitsubishi firmasının APWR reaktörü (1538-1700 MWe), Hitachi-Toshiba-GE ortaklığının ABWR reaktörü (1700 MWe), GE firmasının ESBWR reaktörü (1560 MWe) ve AECL firmasının ACR 1000 reaktörü (1085 MWe) bu sıralamada yer alıyordu. Bu reaktörlerden ASE dışındakilerin dizayn ömürleri 60 yıl, Rosatom reaktörünün ki 50 yıl olarak veriliyordu. İnşaat süreleri de yapımcılarına göre değişmekle birlikte 35-57 ay arasında görülüyordu. ASE kuruluşu Ruslara ait olduğu için daha çok Batı tipi reaktörler üzerinde fikir yürütüldüğü de bir gerçekti.
24 Eylül’de Aktif Yarışmaya Katılan Tek Aktör Vardı
24 Eylül 2008’e gelindiğinde, 13 firmanın şartname satın aldığı yarışmaya beş firma katılamayacağını belirten teşekkür mektubu verirken, sadece bir tek konsorsiyumdan teklif geliyordu. O da Atomstroyexport (ASE) - Inter Rao - Park Teknik konsorsiyumu idi. Teklif olunan reaktör ise yukarıda sözünü ettiğimiz VVER 1200 Rus reaktörü oluyordu. Konsorsiyum VVER 1200 (veya AES 2006) tasarımı reaktörlerden dört ünite kurulmasını teklif ediyordu. Dünyada halen 18 adet VVER tipi reaktörlerin işletmede olduğu biliniyor. VVER 1000 tipleri şu an yaygın. VVER 1200 tipi VVER 1000’den Finlandiya için tasarlanan, Çin ve Hindistan’da inşa edilen tasarımın geliştirilmesiyle ortaya konulmuş.
Atomstroyexport, Rusya Federasyonu Atomik Enerji Bakanlığı’nın (MINATOM) kararı ile 1998 yılında oluşturulmuş bulunan, ama aslında köklü geçmişi olan Rus devlet kuruluşu Rosatom’a dayanan bir oluşum. Batının basınçlı su soğutmalı reaktör (Pressurized Water Reactor “PWR”) tipinin analogu VVER tip reaktörler kuruyor. VVER, Rusça’dan kısaltma ve Vodo-Vodyanoi Energetichesky Reactor kelimelerinin karşılığı. AES 2006’da denilen bu reaktördeki AES ise Atomnaja Electrostancija (tercümesi nuclear power plant = nükleer güç santrali) anlamında. Atomstroyexportun ihraç listesinde; nükleer ısıtma ve nükleer elektrik üretim amaçlı santraller, nükleer araştırma merkezleri, bağımsız araştırma laboratuvarları için test reaktörleri, nötron jeneratörü, cyclotrone, linear accelerator’ler, nükleer desalinizasyon (deniz suyu arıtma) tesisleri ve işin ilginci rüzgâr türbinleri de bulunuyor (
www.atomstroyexport.ru) Inter Rao ise bir Rus elektrik şirketi, birleşmeler sonucu şirketin tam adı Inter Rao UES OJSC olan şirket elektrik ihracatı ve ithalatı, iç ve dış pazarda elektriksel güç ticareti, işletmecilik ve perakendecilik yapan bir kuruluş. Konsorsiyumun üçüncü firması Park Teknik ise bilindiği gibi, Ciner Grubu’nun Ciner Enerji ve Madencilik Grubu alt grubuna bağlı şirketlerden birisi.
Avrupa’da Rus Nükleer Santralleri ve İtalya – Rusya İşbirliği
Rusların daha önce inşa ettikleri ve Avrupa’da çalışan santralleri Finlandiya’da, Bulgaristan’da, Çekoslovakya’da, Macaristan’da bulunuyor. Bulgaristan 2006 yılında yeni bir VVER 1000 reaktörünü Belene’de kurmayı kararlaştırdı. Böylece Rus VVER santralleri Avrupa Birliği standartlarında Avrupa’ya da giriyor. VVER 1000 santralleri Çin’de de Ruslar tarafından kuruldu. Üçüncü jenerasyon içinde standartlaştırılmış VVER 1200 reaktörleri Avrupa sertifikalı. Net elektriksel güçleri 1150-1200 MWe arasında olabilen bu santrallerin ömürleri eski VVER’lerden farklı olarak 30 yıldan 50 yıla çıkarılmış durumda. 2011-2015 döneminde Rusya kendi ülkesinde 9 tane VVER 1200 santrali kurmayı planlamış bulunuyor. 2016-2020 yılları arasında Rusya’da kurulacak VVER 1200 santrallerinin 15-20 arasında olması bekleniyor.VVER 1200’lerin verimleri de geliştirilmiş Batı reaktörleri ile aynı düzeyde, hatta bazılarından yüksek. Bu arada yeni geliştirilmekte olan VVER 1500 tipinin olduğunu da kaydedelim.
Bu yıl geçtiğimiz Kasım ayında İtalyan Başbakanı Berlusconi’nin Moskova ziyaretinde, İtalya-Rusya nükleer işbirliğinde anlaştı. Daha önce toplam 1423 MW güçteki dört adet eski nükleer elektrik santralini kapatarak nükleer enerjiden vazgeçmiş görünen İtalya, şimdi yeni nükleer santrallerini Ruslara kurdurma hazırlığı içinde. Rusya'nın nükleer enerji kuruluşu Rosatom ve
İtalya ekonomi bakanlığı arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya
İtalya'ya modern nükleer santraller inşa edecek. Rosatom Başkanı Sergey Kiriyenko bu konuda yaptığı açıklamada, İtalya’da kurulacak nükleer santrallerle ilgili çalışma gruplarının oluşturulduğunu, gelecek yıl projelerin uygulamaya geçileceğini söylemiş bulunuyor.
Basınçlı Su Soğutmalı Bir Nükleer Santrale Göz Atalım
Okuyucularımızın hepsi termodinamik buhar çevrimlerini okumuş, nükleer santral hakkında bilgi sahibi ve teknik bilgi birikimi olan kişiler olamayacağı için, çok kısa ve çok basit olarak nükleer santralde elektrik üretiminin nasıl gerçekleştiğine değinelim. Bugün uygulamada uranyum gibi radyoaktif maddelerin fisyon (parçalanma) reaksiyonu ile ortaya çıkan ısıya nükleer ısı diyoruz. Günümüzde yapılmış çeşitli tip reaktörlerde, radyoaktif hammadde durumundaki uranyum, zincirleme fisyon reaksiyonu ile parçalanmakta ve açığa çıkan ısı enerjisi de reaktörden dışarı bir akışkanla taşınarak kullanılmaktadır.
Doğal uranyum içinde az bulunan ve zenginleştirme ile elde olunabilen uranyum-235, nötron bombardımanı altında parçalanırken bir gramından 23 bin kWh ısı enerjisi açığa çıkar ki, bu yaklaşık 3 ton kömürün enerjisine eşdeğerdir. Basınçlı su soğutmalı reaktörlerde reaktörü soğutan su kapalı bir devre içinde buhar üretecine giderek orada bir diğer akışkana ısısını transfer edip onu buharlaştırır. Kömür termik elektrik santrallerinin kazanı yerine geçen üreteçten elde olunan buhar ile buhar türbini ve türbine bağlı jeneratör grubu çalıştırılarak elektrik üretilir. Ne reaktörü soğutan basınçlı su, ne de buharlaştırılarak türbini çalıştıran akışkan santralden dışarı atılmaz, kapalı devre içinde aynen kullanılır. Türbinden çıkan çürük buhar su soğutmalı kondensörlerde yoğuşturulur ve nükleer santrallerin yanında görülen büyük kuleler bu yoğuşmanın yapıldığı kondensör kuleleridir, çevreyi kirleten bacalar değildir. Halkımız nükleer santral görmediği için maksatlı yanlış tanıtılıyor, bu kulelerle baca gibi çevre nükleer atıklarla kirletiyor diye korkutuluyor. Oysa, nükleer santraller en temiz ve en çevre dostu santrallerdir.
Prof. Dr. Cengiz Yalçın ile Rus Nükleer Santralleri
ve Nükleer Teknoloji Üzerinde Sohbet
ODTÜ Fizik Bölümü eski öğretim üyelerinden, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu eski başkanlarından, Türk Fizik Vakfı kurucu üyelerinden ve EkoENERJİ dergisi Bilimsel ve Teknik Danışma Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Cengiz Yalçın Hocamızla Rus nükleer santralleri ve Rusların nükleer teknolojisi, Türkiye’ye verdikleri teklifle ilgili bu sohbeti siz okurlarımız için yapmak istedik. Daha önce dergimizin 26.09.2008 tarihli 21’inci sayısında, “Türkiye Nükleer Enerji Yarışmasına Başlarken” konulu panelimizde panelist olarak yer alan hocamızla, şimdi yarışma sonucunu değerlendirmek için söyleşeceğiz:
Ültanır: Hocam, 24 Eylül’de nükleer santral yarışmasının teklifleri alındı. 13 teklif beklenirken, beş firmanın teşekkür mektubu ile bir tek Rus Atomstroyexport konsorsiyumunun teklifi geldi. Geçtiğimiz panelimizde yaptığınız konuşmanızda bu akıbetle karşılaşabileceğimizi ifade eden açıklamalarınız olmuştu. Herhalde sonuç sizin için şaşırtıcı olmadı. Siz böyle bir sonucu bekliyordunuz sanıyorum.
Yalçın: Hatta bunların bile teklif vereceğinden şüpheliydim, ama verdiler.
Ültanır: Türkiye’ye teklif verebilecek firmaların reaktörlerine bakıldığı zaman, zaten bunların içinde Rusların VVER 1200 reaktörü yer alıyordu. Avrupa’dan da lisans almış santral diye biliyorum ve herhalde yanlış söylemiyorum, değil mi?
Yalçın: Evet.
Ültanır: Şimdi kamuoyunun cevabını öğrenmek istediği bir soruyla başlayalım. Rusların teklif ettikleri reaktör ile Batı’dan bir teklif gelseydi, orada teklif edilecek reaktör arasında güvenlik ve enerji üretimi açısından bir fark olacak mıydı?
DOĞU-BATI TEKNOLOJİLERİ DİYE FARK ARAMAK MANTIKLI DEĞİL
Yalçın: Şöyle söyleyeyim, bu teknolojiye Batı’ya ait veya Rusya’ya ait teknoloji diye baktığımızda aralarında teknolojik olarak elbette farklar var. Ancak her iki tarafın da teknolojisi mature (olgunlaşmış) teknolojidir. Diyelim ki Fransızların NPI teknolojisi, reaktör yapan bir firma, bu firmanın kullandığı teknolojiyle Rusya’nın kullandığı teknoloji veya Rus reaktöründe kullanılan teknoloji arasında gayet tabii belli farklar vardır, ama güvenlik bazı ve enerji üretimi açısından farklar yoktur. Bir örnek verirsek, İstanbul’a giderken Bolu üzerinden de gidebilirsiniz, Haymana üzerinden de gidebilirsiniz. Dolayısıyla, bu Batı teknolojisi ile Doğu teknolojisi arasında bir farka dayandırarak bir mantık yürütmenin doğru olmadığı kanısındayım.
Ültanır: Hocam zaten dediğiniz gibi sonucu etkilemeyen buhar üreteçlerinin konumu ile yakıt çubuklarının konumu farklılığı dışında temel prensibi aynı. Dünyada en çok uygulaması görülen basınçlı su soğutmalı (PWR) tipi reaktör aslında da, Ruslar PWR yerine VVER adını takmışlar. VVER reaktörlerinin moderatörü de sulu.
Yalçın: Bakın reaktörlerde, moderatörler grafit, döteryum (ağır su), su (light water) olabilir. Önemli olan moderatörün fisyon reaksiyonunu sağlayacak nötronları yavaşlatmasıdır. Hepsi bu fonksiyonu görür. Dolayısıyla bir reaktörün moderatörü o reaktöre ne artı değer kazandırır, ne de eksi değer kaybettirir. Dolayısıyla moderatör bir şey değil.
RUS TEKNOLOJİSİNİN HER REAKTÖRÜNDE
ÇERNOBİL TİPİ VİRAJLAR OLDUĞU İDDİA EDİLEMEZ
Şimdi Rus tipi reaktörlerin en önemli problemi, Türkiye açısından da önemi, daha önce kurulmuş olan VVER tipi reaktörlerden 440’lar, bunlar Çernobil tipi reaktörlerdir. Dolayısıyla Çernobil tipi reaktörler yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada bir anarşi yaratmıştır. Çernobil kazası da nükleer teknolojinin en önemli sabıkasıdır. Belki de Çernobil olayı nükleer teknolojinin kırılma noktasıdır. Dolayısıyla Rus teknolojisinin üretmiş olduğu her reaktöründe Çernobil tipi virajlar olduğunu iddia etmek mümkün değildir. O zamanki siyasi konjonktür ve ekonomik konjonktür Ruslara üzerinde zırhı olmayan bir reaktör yapılabileceğini söylemiş, onlar da o gün öyle yapmışlar,VVER 440’lar öyleydi.
Ültanır: Tabii daha sonra geliştirilen VVER 1000’lerde reaktör zırhı var. VVER 1200 tipinde çift katmanlı koruma kabı olduğu, dış uçak çarpmalarına ve dışarıdan atılacak bomba gibi patlamalara bile dayanıklı güvenli reaktör olduğu söyleniyor. Zaten IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) standartlarına uygun, Batı’dan lisans almış güvenli reaktörler. VVER 440’larla üçüncü nesil bu reaktörlerin bir ilgisi yok. Çernobil kazasını açar mısınız?
ÇERNOBİL KAZASININ NEDENİ İDDİALI BİR DENEYDİR
VE KAZADA HATA YÖNETİMDE, TEKNOLOJİDE DEĞİL
Yalçın: Çernobil’deki reaktör VVER 440, ama Çernobil kazasının nedeni reaktörün üzerindeki bu zırhın olmayışı da değil. Orada o reaktörü idare eden, yönetiminde bulunan mühendisin çok iddialı bir deney yapma teşebbüsüdür. Uluslararası kurallara göre güç reaktörlerinde deney yapılmaz. Araştırma reaktörleri vardır, oralarda deney yapabilirsiniz. Ama bu iddialı mühendis bir deney yapmış ve deney yapınca da kontrolü kaybetmiştir. Nükleer teknolojinin bu şanssızlığı kanımca o deneyi öngören mühendistedir ve o bu deneyi öngördüğü zaman çevresindekilerin, “Bu olamaz, güç reaktörlerinde deney yapamayız” demeyişlerindedir. Yani o olay Çernobil reaktörü yönetiminin bir hatası, teknolojinin hatası değil.
Bu VVER 440’lar olgunlaşmış bir teknoloji, güvenlik açısından içinde zırh olmayışı nedeniyle mesela Électricité de France tarafından kullanılan reaktörler gibi güvenli değillerdir, orası kesin. Rusların şimdi yaptığı reaktörler ise çok makûl teknolojilere sahiplerdir. “Ruslar bu işi beceremez” diye bir şey söylemek asla mümkün değil.
Ültanır: VVER 1200’ün Avrupa’da geçerli lisansa sahip olması, Avrupa Birliği ülkesinde kurulacak olması da bunu gösteriyor.
Yalçın: Rusların 2005 yılında nükleerden 137 TWh elektrik ürettiklerini biliyorum, elektriğin yüzde 16’sını bu kaynaktan sağlıyorlar. 31 tane çalışan reaktörleri var. Rusların tasarlayıp yaptığı VVER 1160 reaktörleri var, bunlar fevkalâde gelişmiş durumda.
VVER 1200 TAEK’İN ŞARTLARINA UYAN BİR REAKTÖR
Ültanır: Hocam çalışan 31 güç reaktörünün 15 tanesi VVER, inşa halinde 8 reaktörü var, onların da 7 tanesi VVER, yani PWR tip reaktör. Zaten VVER 1000, VVER 1160, VVER 1200 bunlar peş peşe geliştirilmiş reaktörler. Logodaki bu rakamlar da gücü ifade ediyor. VVER 440’ları artık üretmiyorlar. Çin’de, İran’da ve Hindistan’da kurduğu VVER 1000. Yeni olan ve sizin sözünü ettiğiniz VVER 1160 ve Türkiye’ye teklif edilen VVER 1200 tipi reaktörleri Leningrad’da kendisi için kuruyor. VVER 1200 üçüncü nesil bir reaktör. Bunların hepsi aynı yapıda, aralarında sadece güç farkı var. Bu VVER’ler TAEK’in şartlarına uyuyor değil mi?
Yalçın: Bizim TAEK’in şartlarına uyar ve de tam uyuyor. Daha önce Rusya’da Minatom (Ministry for Atomik Energy = Atomik Enerji Bakanlığı) Başkanı (Bakanı) Yevgeni Adamov, politikacı olduğu kadar konuyu bilen bir fizikçiydi, bunun müsteşarı da Nigma Tulin idi. Onların döneminde bu yeni reaktörler ortaya çıktı, Batı standartlarına uygun reaktörler.
RUSYA’DAKİ NÜKLEER FAALİYETLERİN YAPISI
Ültanır: Adamov ismi yabancı değil Hocam, sanıyorum 2005 yılında ABD’nin sahtekârlık ve para aklama suçlamasıyla İsviçre’de gezide iken gözaltına aldırdığı ve kendisine iadesini istediği bu politikacı, bizim basınımıza da yanmıştı. 2000’lerin başında Minatom’un başındaydı, nükleer başlıkların imha edilmesinde de görev yaptı sanıyorum. Dışarıda gözaltına alınınca, Rusya’nın nükleer sırlarını ABD’ye vermemesi için Duma’da kaçırılması ya da öldürülmesi teklifi bile görüşüldü. İsviçre yargısı Adamov’un Rusya’ya iadesini kararlaştırdı. Nükleer silahla da bu kuruluş ilgilendiği için nükleer konusunda Rusların kilit ismi. Yevgeni Adamov, Rusya’da mahkûm oldu diye biliyorum. Bu arada Minatom da Sovyetler döneminden farklı bir yapıya sokuldu galiba.
Yalçın: Evet, bütün nükleer işleri Minatom’a aitti, bombalar vs. hepsine hakim olan buydu, şimdi bunun yerine başka bir kuruluş yaptılar. Yani Yevgeni Adamov bir yerde o zaman Putin’den sonra en güçlü adamdı. Yeni nesil nükleer reaktörlerin geliştirilmesi Yevgeni Adamov’un başlattığı bir süreçtir. Nükleer enerjinin geleceğine inanıyordu. Ben kendisini tanıdım.
Şimdi Rusya’da Rosatom (Federal Atomic Energy Agency “Federal Atom Enerjisi Ajansı”), bu Rusya’daki bütün nükleer faaliyetlerden sorumlu olan üst kuruluş. Bu kuruluşun biraz evvel sizin söylediğiniz şekilde yapmış olduğu planlamaya göre, 2020 yılında Rusya elektriğinin yüzde 23’ünü, 2030’da yüzde 25’ini nükleerden sağlayacak. Biraz evvel söylediğimiz VVER 1160’ların 1200’lerin seri halinde üretimi işte budur.
Ültanır: Evet, onu daha açık tekrarlarsam, Rusya Hükümeti’nin onayladığı Güç Santralleri Genel Planı’na göre 2011-2015 döneminde 9 tane VVER 1200, 2016-2020 döneminde de 17 tane VVER 1200 reaktörlü santralin inşa edileceği görülüyor. Bunun 15-20 arasında bir rakamda olabileceği de seçenek olarak belirtilmiş.
Yalçın: Şimdi bu reaktörler için şöyle bir düzenleme de var. Nasıl Fransa’daki reaktörleri Nuclear Power International (NPI) yapıyor (NPI, AREVA’nın alt kuruluşu yani AREVA’nın bir şirketi) Électricité de France (EDF) çalıştırıyorsa, Rusya’da da Operating company (işletici kuruluş) Rosenenergoatom, yani aynen EDF gibi. Şimdi bütün bunların üstünde biraz evvel sözünü ettiğimiz Minatom’un yerine yeni kuruluş olarak regulatory authority (düzenleyici otorite) olarak Rostekhnadzor direkt hükümete rapor veren ve hükümetten direktif alan kuruluş olarak var.
Rusya’daki sivil nükleer endüstri Atomenergoprom çatısı ya da şemsiyesi altında toplanmış durumda. Buna bağlı olarak sözünü ettiğimiz Rosenergoatom, uranyum madenciliği ve nükleer santraller için yakıt üretimi, satımı yapan TVEL, Türkiye’ye teklif veren Atomstroyexport var, yani bu da biraz evvel söylediğim şemsiyenin altındaki bir şirket.
Ültanır: Bu zaten teknoloji ihraç eden şirket.
Yalçın: Rusların VVER reaktörlerinden başka BN-600, BN-800, RBMK-1000 gibi başka tip reaktörleri de var.
Ültanır: Hocam bir de VBER 300 ve LLT-40S dedikleri başka tip reaktörlerinin olduğu görülüyor. Tabii nükleer teknolojiyi her boyutuyla geliştirmiş bir ülke. Ancak, bizim bugünkü söyleşi konumuz, Türkiye’ye teklif edilen VVER 1200 reaktörlü. Bundan 4 tane ile 4800 MW termik, yani (1160x4) 4640 MW elektrik kurulu güçlü santral kurmak için teklif verdiler. AKP Hükümeti de şu aşamada sadece 4500 MW dolaylarında bir kurulu güç istiyordu, yarışma ilanında 4000 ± %25 MW elektrik kurulu güç konu edilmişti. Bu talebi fazlasıyla karşılıyor.
Yalçın: Rus şirketlerinin Türk şirketi Park Grubu ile konsorsiyum içinde verdikleri teklif TAEK’in ölçütlerine uyar.
Ültanır: Uyduğu saptanmış ve ek bazı bilgiler istenmiş. O bilgilerle de bir çelişme ortaya çıkmayacak, çünkü açıklayıcı mahiyette bilgiler istendiği söyleniyor. 15 Aralık’tan sonra TAEK bunun uygunluğunu resmen açıklayacaktır. Tabii daha sonra sırada TETAŞ’ın teklif edilen elektrik fiyatını değerlendirmesi var.
Yalçın: Ondan sonra bu kararlar Bakanlar Kurulu’na sevk edilecek, Bakanlar Kurulu da kabul edecek veya reddedecek.
Ültanır: Tabii Bakanlar Kurulu’nda bir siyasi değerlendirme yapılacaktır. O konuda da seçenekleri irdeleyebiliriz, tahmin yapabilirsiniz.
İTALYA’NIN NÜKLEER SANTRAL KURDURMAK İÇİN RUSYA İLE
ANLAŞMASI, TÜRKİYE’DEKİ SİYASİ DEĞERLENDİRMEYE ÖRNEK
Yalçın: Ben şimdi size daha enteresan başka bir şey söyleyeyim. Kasım ayının 6’sında İtalyan Başbakanı Berlusconi ile Rusya Başbakanı Putin ve Devlet Başkanı Medvedev Kremlin’de bir araya geldiler. Burada Rosatom ile İtalyan Ekonomi Bakanlığı, İtalya’da nükleer santralleri kurma konusunda bir anlaşma yaptılar.
Ültanır: Hocam, aslında bu çok güzel bir haber ve iki açıdan ilginç; 1) geçmişte nükleerden vazgeçmiş İtalya nükleere geri dönüyor, oysa Akdeniz’e nükleer santral sokmaktan vazgeçmiş ülke diye bağnaz çevrecilerce örnek gösteriliyordu, Akdeniz’in nükleer kazalarla kirletilmemesi için “İtalya’nın davranışı örnektir” deniliyordu, örnekleri çökmüş oluyor. 2) Bu santralleri NPI-Siemens ortaklığı AREVA’dan ya da ABD’den yani Batı’dan değil, Rusya’dan alıyor. Geçmişte nükleer teknolojide Batı ile Rusya arasında aşılmaz bir sınır vardı, o sınırın tam kalktığını gösteriyor. Rus reaktörü Avrupa Birliği’ne Bulgaristan’dan başka İtalya ile girecek. Bu gelişme ABD’nin Türkiye’ye, “Rusya’dan alamazsın” demesinin önüne bir set çekiyor, tabii iktidar ABD’nin ağzına bakmıyorsa. Bir de Rus santrallerinde kaza olur propagandası yapılmazsa, yani işin önü kesilmezse.
ARTIK REAKTÖRLER KOR ERGİMESİ VE KAZAYA KARŞI GÜVENLİDİR
Yalçın: Nükleer kaza ve kirlenme, biliyorsunuz Avrupa’da nükleer güvenlik, özellikle bu Çernobil kazasından sonra toplum tarafından çok önemli olarak algılanmıştır. Toplum bunda çok da haklı. Bir reaktörde kaza, reaktör koru aşırı fisyon yapar ve ortaya çıkan ısı sıcaklığı çok yükseltir ve ergitirse olur. Bu önemli bir olay da, bunu önleyecek tedbir nedir? Başlangıçta söylediğim moderatörde yavaşlatılan nötronların absorbe olunarak (soğurulup yutularak) fisyonu önleyici bir sistem kurulması lazım. Bu sistemin özü bor. Borun yavaş nötron yutma kapasitesi çok yüksektir. Bor moderatör suyunun içinde vardır. Mavimtrak bir renkte görünmesinin nedeni de bordur Bir de fisyonu durdurmak için kullanılan zirkonyum çubukları vardır. Yakıt çubuklarının yanına sokulur. Böyle bir sistem, şimdi öyle bir hale geldi ki, bundan sonra reaktörlerin kritiğin üzerinde fisyon yapması bir yerde boşta iken gazına basılan arabanın 5-10 dakika tam gazda çalıştırılması ile motorunun yanması gibi bir şey. Çernobil’deki o akıllı mühendis gibi kritiğin aşılmasını denemeye kalkarsanız, tabii ki koru ergitirsiniz. Kordaki nötronu yutmak için moderatördeki bor konsantrasyonu ölçülür, ne zamanki nötronlar fazlalaşırsa, yenisini ilave ederek kontrol edersiniz. Yani otomatik kontrol imkânı var. Dolayısıyla, artık bundan sonraki reaktörlerde korun ergimesi diye bir şey söz konusu olmaz. Orada üretilmiş olan ısıyı steam generator’lere (buhar üreteçlerine) gönderiyorsunuz, buhar türbinlerini döndürüyorsunuz, yani mekanik sistem var. Mekanik sistemde bir kesilme olursa, reaktörden ısı çekilmeyecekse, reaktör durdurulur.
NÜKLEER SANTRALİN YAKIT BAĞIMLILIĞI YOK DENİLEBİLİR
Ültanır: Hocam Avrupa’daki korkunun ortadan kalktığı bir gerçek artık, Avrupa ciddi biçimde nükleer santrali gündeme getiriyor, yeni reaktörler kurulacak görünüyor. Ancak reaktör tercihinin bir siyasi boyutu var. Onu biraz irdeleyelim istiyorum. Türkiye doğalgazda Rusya’ya bağımlı. Şimdi nükleer santral işi Ruslara verilirse, yakıt da oradan temin edileceğine göre, Rusya’ya enerjide yeni bir bağımlılık doğacak diye de eleştiriler yapılıyor. Bu eleştiri bence haklı değil, ama ben okurlarımız için sizin değerlendirmenizi almak istiyorum ve şunu da soracağım. Bu reaktörün yakıtını yalnızca Ruslardan almak gibi bir zorunluluk ortaya çıkar mı, yoksa başka yerlerden de alabilir miyiz?
Yalçın: Bu gayet tabii Ruslarla yapılacak anlaşmaya bağlı bir şey. Yakıtla ilgili teknik bir protokol imzalanacaktır. Mesela şöyle olabilir, reaktörün 10 senelik yakıtını, çünkü reaktör yakıtı ucuz bir şeydir, pahalı bir şey değildir, 10 senelik yakıtı birden alırsınız, benim hatırladığım kadarıyla 1000 MW’lık bir reaktör senede 25-27 ton yakıt kullanır, 27 ton yakıt da şu masa kadar bir şeydir. 10 tane masa büyüklüğünde yer kapsayacak. Bunu saklayabilirsiniz. Dolayısıyla, nükleer santralde yakıt dış bağımlılığı yoktur denilebilir. Kaldı ki protokolü imzalarken ömür boyu yakıtı verme, satma garantisi de sağlanabilir.
Ültanır: Hocam kaldı ki, 10 yıl, 15 yıl için aldınız, sonra Rusya ile koşullar değişti, başka ülkelerden de alabilirsiniz sanıyorum. Bu seçenek var değil mi?
Yalçın: Tabii. Yakıt temini için uluslararası bir kuruluş da var. Zaten Türkiye Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) üyesi. Öte yandan bildiğiniz gibi nükleer enerji maliyetinde yakıtın payı çok azdır.
Ültanır: Bu da yakıtın bir kısıtlayıcı faktör olmadığını gösteriyor. Bir de yakıt olarak kullanılan uranyum yüzde 3.3-5 düzeylerinde zenginleştirilmiş uranyum oluyor galiba.
Yalçın: En çok kullanılanı yüzde 3.5-4 civarında oluyor. Zaten daha yüksek zenginleştirme araştırma reaktörlerinde yapılır. Nükleer tehdit, nükleer terör için güç reaktörleri bir dayanak oluşturmaz, ama araştırma reaktörleri tehdit oluşturabilir. O çok ayrı bir konu.
Ültanır: O konuya girmeyelim de, nükleer güç reaktöründen üretilen enerjide, elektrikte yakıtın maliyete etkisi, ya da elektrik fiyatı içindeki payı ne kadardır? Bunu doğalgazla kıyalar mısınız?
Yalçın: Evet, doğalgazla elektrik üretiminde doğalgaz fiyatların tesiri yüzde 80 civarındadır. Nükleerde ise bu yüzde 5 falan civarındadır, yüzde 10’a ulaşmaz. Nükleer yakıtın fiyatı iki katına çıksa 5 cent/kWh’a üreteceğiniz elektriği 8 cent/kWh’e üretirsiniz, o kadar da zaten fiyat artışı olmaz.
Ültanır: Tabii nükleer yakıtın petrol ve doğalgazdaki gibi spekülasyon ayakları yok. Kamuoyu bunu bilmediği için şimdi “doğalgazdan sonra bir de nükleer Ruslara verilirse, enerji sektörümüz Ruslara teslim edilmiş olur” gibi menfi propaganda yapılıyor.
NÜKLEER ATIK YÖNETİMİ, NÜKLEER HUKUK VE LİSANSLAMA
KONULARINDA TÜRKİYE’DE ELEMAN YOK, TAEK BUNLARA EĞİLMELİ
Şimdi Hocam, yakıt temininde bir sorun yok da, nükleer reaktörde kullanılan yakıtların atığa dönüştükten sonra atılması konusuna gelirsek, ciddi bir konu, ama nükleer reaktör karşıtları bunu nükleer enerjinin kullanılmamasına gerekçe yapıyorlar. Oysa çözümlenmemiş bir konu değil.
Yalçın: Nükleer yakıt yakıldıktan sonra iş değişiyor. Kordan çıkardıktan sonra o zaman çok dikkatli waste disposal (atık düzenleme) işlemi başlar. Aslında bu waste management (atık yönetimi) teknolojisini ilgilendirir. O başlı başına ayrı bir teknoloji, ayrı bir yönetim biçimidir. Türkiye’de şimdiden bunları düşünmek lazım. Bunu yapacaksak atık yönetimi de oluşturulmalı. Bakın, size daha önce de söylemiştim. Nükleer konulara girdiğinizde nükleer hukuk da çok önemli. Maalesef Türkiye’de nükleer hukuku bilen kimse yok, bu konuda adam yok. Mesela lisanslama işleri, onları yapacak adamlar da yok. Şimdi Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun bu eksikleri gidermesi, bunları yapması gerektiği kanısındayım. Bu eksiklerimizi hatırlaması lazım diye düşünüyorum.
ATIKTAN PLÜTONYUMUN AYRIŞTIRILMASI TÜRKİYE’NİN
İLGİLENMEDİĞİ AYRI BİR TEKNOLOJİ, NÜKLEER SANTRALLER
KURACAK OLAN TÜRKİYE NÜKLEER SİLAH YAPMAYACAKTIR
Ültanır: Hocam, reaktörden çıkmış yakıt sıcak atık, önce dinlendirme havuzlarında soğutmaya terk ediliyor. Ondan sonra atık depolaması için ayrı bir teknoloji var. O da kullanılabilir, kanıtlanmış bir teknoloji de, ancak kullanılmış yakıtların atom bombasında kullanılan plütonyum teminine kaynak olmaması için bizde kalmasını yakıt temin ediciler kabul etmiyorlar galiba, öyle mi?
Yalçın: İşte bakın, yüzde 3.5-4 zenginleştirilmiş uranyumla, diyelim ki bir senede 1000 MW’lık santral için 27 ton yakıt kullanıldı ve atık olarak çıktı. Bu atıklar, yüksek aktiviteli atıklar, orta aktiviteli atıklar ve düşük aktiviteli atıklar diye gruplanır. Çıkan atığın yüzde 3 kadarı aktiftir. 100 kiloluk atık içinde bunun 3 kilosu radyoaktiftir. Bu radyoaktif atık içerisinde en tehlikeli olanı, işte herkesin bildiği gibi plütonyum’dur. Plütonyumu ayrıştırmak ayrı bir teknoloji, bomba yapımı ve silah yapımı amaçlarında kullanılır. Mesela diğer tehlikeli olan stronsiyum-90 , sezyum-137 bunlar tehlike arz edecek yan ürünlerdir.
Ültanır: Hocam, atığın içerisinde plütonyum var ya, bu nedenle atıkları zaten her ülkeye bırakmak istemiyorlar.
Yalçın: Yalnız şunu söyleyeyim, plütonyumu herhangi birisi öyle kolayca alamaz.
Ültanır: Bakın, bizim araştırma reaktörlerimizden çıkan atıkları da içinde plütonyum olduğu için ABD bizden almış, ama karşılığında ödemesi gereken parayı da ödememiş. Bunu Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’nin bir uzmanı Genelkurmay’ın SAREM toplantısında daha geçen ay açıkladı. Onun için atıkları öyle her ülkede bırakmıyorlar diyorum.
Yalçın: Burada abartılı anlatma veya yanlış ifade olmalı. Eğer amaç bomba üretmekse plütonyuma gerek yok. Zaten orada yüzde 90 zenginleştirilmiş uranyum, araştırma reaktörlerinin yakıt çubukları var ya, plütonyuma gerek yok. Onlar bomba gibi patlayabilir. İşte aldıkları o tür çubuklar. Amerika bunları Atom for Peace (Barış İçin Atom) programı çerçevesinde, bu araştırma reaktörlerini dağıttı, önce hibe etti, sonra sattı. Fakat baktı ki iş karışıyor, karışınca toplamaya başladı. O toplama esnasında oradaki zenginleştirilmiş uranyumları aldılar. Amerika Rusya ile nükleer silahsızlanma kapsamında anlaştı, ama Rusya “ben bu araştırma laboratuvarlarındakilere karışmam” dedi. Amerika da toplayabildiği kadarını topladı. Plütonyum hikayesi de metal fırtına hikayesi gibi.
Ültanır: Zaten Türkiye için silah yapmak söz konusu değil, Türkiye nükleer silah üretiminde bulunmayacağını uluslararası antlaşmaya imza atarak taahhüt etmiş bir ülke.
Yalçın: Dediğiniz gibi Türkiye uluslararası antlaşmalara imza atmış bir ülke, sadece “silah yapmayacağım” demiyor, “deneme de yapmayacağım” diyor. Atom bombasının yapılması için ilk defa bir devlet politikasının olması lazım. Bu devlet politikasının belli bir bütçeyle desteklenmesi gerekir. Diyelim ki, şu çay kaşığının içindeki bir element atom bombası yapımında kullanılıyorsa ve siz şu masum kaşığı bir ülkeden ithal etmeye kalksanız, gelirler ve niye ithal ediyorsunuz diye sorarlar. Bu o kadar kontrollü bir iştir. Her nükleer santrali olan atom bombası yapacak değil Türk devletinin böyle bir politikası yok zaten. Atom bombası yapma hikayesi, Türkiye’nin dış politikasına uymayan, iç politikasıyla da mümkün olmayan bir şey. Türkiye hangi nükleer reaktör tipini seçerse seçsin, santral atıklarından yararlanarak nükleer silah yapmak, Türkiye için söz konusu değildir. Türkiye zaten uluslararası saygınlığı olan güvenilir ciddi bir ülkedir. Korsanlık yapan ülkelere benzemez.
Ültanır: Bunu da vurguladığımız iyi oldu. Nedense Türkiye nükleer santral kurarsa, atom bombası da yapar gibi yanlış bir söylentiye sadece içeride değil, dışarıda da rastlamak mümkün. Güneş enerjisi üzerine çalışan ve uygulama yapan bir Fransız mimar arkadaşıma 1970’li yıllarda biz nükleer santral kuracağız dediğim zaman, “atom bombası da yaparsınız” demişti. Bu görüşler Türkiye’ye haksızlık yapmak demek. Hocam, şimdi plütonyum elde olunmasını veya zenginleştirilmiş uranyumu bir yana bırakarak, atıkların depolanma teknolojisine değinebilir miyiz?
ATIKLARI DEPOLAMA TEKNOLOJİSİ
Yalçın: Depolamaya dönelim, alınan atık ilk defa wet storage dedikleri havuzlarda 20 sene bekletilir. Sıcaklığı alınıyor. 20 sene sonra dry storage dediğimiz başka yere alınıyor. 20 sene de orada bekletiyorsunuz. Bu aşamaya gelmiş atıklar var. Ondan sonra ne yapacaksınız? Problem orada. Çünkü plütonyumun etkilemesi uzun sürer. Biz insanların ömürlerinin çok üstünde. Bunlar önce camlaştırılıyor. Cam muhafazaya alınmış oluyor. Sonra etrafına beton dökerler. Ondan sonrada çelik metal muhafaza içine konur. Sonra bunu jeolojik olarak yeraltında uygun yerlere gömerler.
Ültanır: Suyla temas etmemesi için tuz yatakları gibi yerlere, fay çatlağına da gelmemesi lazım tabii. Bu geliştirilen depolama teknolojisi güvenli. Atıkları para karşılığı depolayan ülkeler de var diye biliyorum.
Yalçın: Şimdi gömüldüğü yerde ne olur? O da önemli bir mühendislik çalışması. Böyle bir projede çalışan mühendisleri takdir etmek lazım. Toprağın suyun bütün özelliklerini, çok sayıda parametreyi göz önüne alıyorlar, bu çalışmayı ABD’de U.S. Department of Energy (Enerji Bakanlığı) bağlı kuruluşu Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda yapmışlar. Yapmışlar, bütün parametreleri bir simülasyon modeli içinde değerlendiriyor. Sanıyorum bu modelde dörtyüze yakın parametre konulmuştu. Toprak su etkileşimi bu atıkların korunması açısından her boyutuyla, yeraltının kimyasal ve biyolojik yapısını da kapsar biçimde incelendikten sonra diyorlar ki, “eğer sen şuraya gömersen bu 1000 sene insanlara zarar vermeden burada muhafaza edilebilir”. Bu tabii mühendislerin yapmış olduğu bir hesaptır. Bu jeolojik depolarda atıkları saklamanın ciddi bir çevre problemi yaratması artık söz konusu olamıyor. Yani güvenilir bir teknoloji. Teknoloji var, ancak kamuoyu ve politikacılar tarafından anlaşılmıştır diyemeyiz. Oysa, teknoloji olgun diyebileceğimiz boyutta.
TEKNOLOJİNİN RUSYA’DAN VEYA BATIDAN ALINMASI ÖNEMLİ DEĞİL
Ültanır: Hocam Türkiye geçmişte Ruslardan çeşitli teknolojiler aldı. Atatürk zamanında Sümerbank için alınan fabrika ve teknolojilerden başlayarak, 1967 yılında yapılan bir anlaşma ile Seydişehir Alüminyum Fabrikası’nı ve teknolojisini de Ruslardan aldık. Ruslar 1926-30 yıllarında Karabük Demir Çelik Fabrikası için de hazırlık çalışmaları yapmışlardı, ama fabrikayı daha sonra İngilizler kurmuştu. İskenderun Demir Çekil Fabrikası ise, yine 1967’de yapılan anlaşma ile Ruslar tarafından kuruldu. Ruslar bize helikopter teknolojisi vermek istediler. Şimdi, Türkiye’de nükleer sanayi kuracağız diyorlar. Uzay çalışmaları için bile işbirliği önerileri var. Batı’nın Türkiye’ye vermediği fabrika ve teknolojileri Rusların verdiğini inkâr edemeyiz. Böyle olunca, Batı’dan teklif gelmedi, ama Batı ne kadar nükleer teknoloji verirdi, Ruslar ne kadar teknoloji verir diye de düşünmek lazım. ileride nükleer santrallerimiz çoğalırsa, Ruslardan yakıt teknolojisi de alabiliriz diye düşünülebilir ve bunlar gerçekçi düşünceler olur.
Hocam, konulara hakim bir bilim adamı olmanız nedeniyle size şöyle bir sorum olacak. Siyasi bağlantıları apayrı düşünüp bir yana bırakarak, bizim bu teknolojiyi Ruslardan almamız sizce uygun mudur, yoksa değil midir?
Yalçın: Şöyle söyleyeyim, CANDU teknolojisi (doğal uranyum yakıtlı ve basınçlı ağır su reaktörü “PHWR”), nükleer teknolojiler içerisinde en basit olanıdır. İlkel teknolojidir. Yani CANDU bir bisiklet ise öbürleri otomobildir. Şimdi Pakistan CANDU’yu aldı, kendi elemanları ile bunu denkleştirdi ve kendisi bomba yaptı,. Önemli olan Rusya’dan veya Amerika’dan, yahut Fransa’dan almak değil, önemli olan o teknolojiyi transfer edebilecek, o teknolojiye yenilikler katabilecek bir alt yapının, siyasi, teknik ve ekonomik alt yapının oluşturulması meselesi.
TÜRKİYE KENDİ REAKTÖRÜNÜ KENDİSİ DE YAPABİLİR
Hiç kimseden almadan dahi Türkiye’de böyle bir reaktörü yapmak için, kendimizin böyle bir reaktör dizayn etmesi için bir çalışma 1970 senesinde başlatılmış olsaydı, şimdi Türk tipi reaktörler de olabilirdi. Bu karmaşık bir olay değil, çok basit bir şey. Nükleer teknoloji karmaşık bir olay değildir. Bakın, Nobel ödüllü ve Erdal Bey’in (İnönü) hocası Wigner’in Theory of Nuclear Chain Reactors kitabını okuyan, anlayan herkes bu işi başarabilir. Macar Yahudisi müthiş bir adamdı, ben kendisini şahsen tanıdım, hatta verdiği bir problemi çözdüm, kitabına her şeyi yazmış, okuyup anlayan yapabilir. Tabii bu bir ekip işi, başlarında da çok iyi matematik ve fizik bilen birinin olması lazım, bu işi yaparlar. Ben böyle bir işin başına gelsem, Türkiye’den üniversitelerde fizik ve mühendislik okuyan parlak öğrencileri alsam, beş sene içerisinde bir reaktörü dizayn edebilirim.
Ültanır: Dizayn edeceğiniz reaktörün inşa aşamasına geçildiği zaman da yerli olarak başarabilir miyiz?
Yalçın: Problem yok, teknolojimiz yeter. Problem nerede biliyor musunuz? Diyelim ki Ruslar geldi, Park Teknik ile yapıyor. Dikkat edilmesi gereken bir örnek; bakın NPI Finlandiya’da başını duvara vurdu, neden? Çünkü inşaatı yapan Finlandiyalı ortağı kaliteli çimento kullanmadığı için problem oldu. Beraber çalışacağı firmanın, taşeron firma vs. bunun önemini anlaması lazım. Yani, ben biraz fazla kâr edeyim falan yok. Bunun standartlarından en ufak bir sapmanın olmaması lazım, sapma olursa olmaz. İşin kritik tarafı bu. Park Teknik’in buna dikkat etmesi lazım.
Ültanır: Hocam, buraya kadar geldik, Türkiye kendi reaktörünü dizayn ve hatta inşa edebilir dediniz.
Yalçın: Evet dedim.
Ültanır: Türkiye kendi yapabileceğini şimdi dışarıdan almak istiyor. Nasıl alacak göreceğiz de, Türkiye’nin almak istediği nükleer teknolojinin çeşitli boyutlarına ilişkin bir stratejisi var mı? Siz böyle bir şey gördünüz mü? Yola eksik mi çıktık?
Yalçın: Şimdi tekrar bakın, nükleer teknoloji, diğer teknolojilerden soyutlanmış bir teknoloji değildir. Eğer senin otomasyon teknolojin yoksa nükleer teknolojin de yoktur. Eğer sen Ankara’da Meclis’in önündeki yağmur suyunu kontrol edemiyorsan, düşünün bir kere, Çankaya’dan gelen kanal suyunu kontrol edemiyorsan, bunu da yapamazsın.
Çok yağmur yağdığı zaman, Ankara’nın ciddi bir caddesindeki Tenis Kulübü’nün önünden lağım suyu akıyor, ondan sonra Ankara Belediye Başkanı da konuşuyor. İşte böyle bir belediye başkanı, böyle bir toplum, işte bugünkü kadar teknoloji üretebilir, gerisini üretemez. Üretebilmesi için olayın ciddi olması lazım.
Nükleer teknoloji kainatın sırrı değil ki. Türkiye 1936 yılında uçak yapmaya kalktı, toplarımızı falan yapmadık mı? Onları devam ettirseydik, şimdi ona buna ihtiyacımız olur muydu? Bugün bizim askeri alanda dışardan ithal ettiğimiz silah çok fazla. Biz niye yerlisini yapmıyoruz? Gece görüş dürbünü yapmak marifet mi? Mayınları bulma marifet mi?
Türkiye’nin nükleer teknolojiyle değil, Türkiye’nin teknoloji ile ilgili sorunu var. Türkiye’nin bir ulaşım master planı bile yok. Türkiye’de bu kavramlar yok. Tabii ki nükleer teknoloji stratejisi falan da yok. Hiçbir şey yok. Türkiye akıl yıllarını yaşamıyor.
ŞUNU AKKUYU’YA, BUNU SİNOP’A KURMAYA KALKIŞMAK,
ANKARA’DA PLANSIZ TUNALI-KAVAKLIDERE KAVŞAĞINA BENZER
Ültanır: Hocam, çok güzel izah ettiniz. Türkiye’nin önce fikir değişikliğine gitmesi gerekiyor. Yalnız ortadaki sorunu çözmek açısından bir sorum var. Bir yarışma yapıldı. Ruslara verelim mi? Başbakan Akkuyu’dan sonra Sinop’a nükleer santral kuracağız diye, geçenlerde Kore Başbakanı’na “gelin siz kurun” dedi. Anlaşılır mı, ikinci bir yarışma yapılır mı? Yoksa bütün bunlar bir yana biz kendi reaktörümüzü ve nükleer santralimizi kendimiz yapacağız diye yola mı çıkmalı? Tüm yetkiler elinizde olsaydı siz ne yapardınız?
Yalçın: Son soru, ama en güzel soru bu. Şuradan kazalım, şuradan çıkalım diye, trafik konusunda belli bir araştırma yapmadan Tunalı ve Kavaklıdere kavşağını bu hale getirdiler ya, Sinop’a bunu yapalım, Akkuyu’ya bunu yapalım, Akkuyu’dakileri Rusya, Sinop’takileri şuna verelim demek, işte bu kavşak kazmak gibi. Araştırma yapmadan şuradan yol geçsin demekle eşdeğer.
Eğer biz 5000 MW’lık bir güç kuracaksak, en akıllıca iş onun hepsini birden ya Sinop’a kurmak, yahut da Akkuya’ya kurmak gerekir. Mesela 1600 MW’lık üç reaktörü Akkuyu’ya kurarsanız, bir reaktörün üç mislinden daha az para verirsiniz, daha az masraf olur. Dolayısıyla bir reaktörü buraya, diğer bir reaktörü Sinop’a kuracağım demenin mantığı yok. Ne teknolojik mantığı var, ne siyasi, ne de ekonomik mantığı var.
Ültanır: Ancak, bu işi bilmeyen kişilerin yapabileceği bir davranış.
Yalçın: Evet. Aklına geldiği gibi olursa böyle olur. Bunu oturup ciddi olarak düşünmek gerekir. Bir reaktörün kurulacağı yer, en başında üretim maliyetini düşürebilmek için tüketim merkezlerine yakın olması lazım. Bence reaktörün Kırklareli civarında bir yere kurulması, orada deprem bölgesinin dışında çok yer var, öyle bir yere kurulursa iyi olur. Vize ilçesi gibi bir yere kurulursa, İstanbul, Çerkezköy gibi enerjiyi yutan yerlerin dibinde olur. Reaktörü Sinop’a kurup, peki kimi besleyeceksiniz? Taşırken enerji kayboluyor. Çok ince hesaplanması gerekiyor bu işlerin.
İLK NÜKLEER SANTRALİ KİM YAPARSA YAPSIN,
İKİNCİ NÜKLEER SANTRALİ TÜRKİYE KENDİ YAPMALI
İlk santralin nasıl yapılacağına gelince, bence en doğru yol bir santrali ister Rus olsun, ister Fransız olsun, ister Amerikan olsun, kime kurdurulacaksa, bir santral Türkiye’de kurulurken yapılan protokolde ikinci santrali Türk mühendislerinin dizayn edebileceği, Türk bankalarının finanse edebileceği, Türk şirketlerinin yapabileceği hedefe göre ayarlamak lazım. Ondan sonrakiler bizimdir. Bunu yapmak o kadar zor bir şey değil.
Ültanır: Tamam Hocam, güzel cevaplarınızı almaktan mutluyum. Kore de şimdi kendi nükleer santrallerini kendi yapıyor. Söyledikleriniz için çok teşekkür ediyorum. Okuyucularımız zevkle okuyacaklardır.
([1]) EkoENERJİ Sayı 24’de yayınlanan röportaj