Üye Girişi | Yeni Üyelik
   08 Şubat 2012 Çarşamba
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Rusya, Devletçilik ve Türkiye
30 Mart 2009 Rusya Federasyonu [10] [12] [14] [16]
Dr. Mehmet Arslan


Hakkında - Arşivi

Rusya Federasyonu birçok doğal kaynağa sahip dünyanın en zengin devletlerinden birisidir ve dünya ekonomisinde özellikle enerji kaynaklarında önemli bir yere sahiptir. Bu zenginliğe rağmen, Rus halkı, bunun tersine dünyanın gelir dağılımı en adaletsiz ve fakir halklarından biridir.
 
Bu çelişkinin sebebini anlayabilmek için aynı coğrafyada yaşamak zorunda olduğumuz kuzey komşumuz Rusya’nın Korkunç İvan zamanından Putin’e kadar uzanan dönemde “Devletçilik” anlayışını iyi analiz etmek gerekmektedir. Yaklaşık 500 yıl önce Moskova’nın Rusya’yı yönetenler tarafından Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebinin merkezi olması konusunda çalışmalar başlatılmış, Korkunç İvan döneminde Moskova kendini “Üçüncü Roma” ilan etmiş ve o günden bugüne devlet elindeki bütün kaynakları “Velikaya Derjava” yani (veya Büyük Devlet) olma ve bu hedefe ulaşma doğrultusunda kullanmıştır.
 
Rusya Tarihi bir bütün olarak ele alındığında her devirde, Rusya için önce Devlet, yer kalırsa millet olmuştur. Bunun neticesinde tarihte birçok ayaklanma ve devrim yaşanmış, “Devletçilik” uğruna çok rahat şekilde bir kaç milyonun üstüne çizik atılmış, bir tarafta devlet uzaya gemi yollarken, diğer tarafta halk yiyecek ekmek bile bulamamıştır. Günümüz Rusya’sında ihracat amaçlı bir çok petrol ve doğal gaz boru hattı döşenmekte, çünkü bu devletin imajı için önemli bir mesele, ama diğer tarafta Rusya’nın en gelişmiş sayılan Moskova ve Sankt-Petersburg bölgeleri arasındaki kara yolu Türkiye’deki köy yollarını andırmakta, devletin kasası enerji kaynakları gelirleriyle doluyken üniversitelerde çalışan profesörler 150-200 dolar maaş ile geçinmek zorunda kalmaktadır.
 
Günümüzde Türkiye ile Rusya sadece komsu değil, artık akrabadadırlar da. Yaklaşık 100 bine yakın evli çift bulunmaktadır ve Rusların en fazla evlilik yaptığı millet Türklerdir. Türkiye ile Rusya başta ekonomileri olmak üzere birçok alanda birbirlerini tamamlamalarına, enerji kaynaklarının dünya pazarına Türkiye üzerinden açılması her yönden Rusya için daha karlı olmasına karşın, Rusya bu devletçilik anlayışı yüzünden, kendisi için daha az karlı ve riskli Burgaz-Dedeağaç gibi projeleri desteklemekte ve ekonomik iliskiler istenilen seviyenin cok gerisinde kalmaktadır.
 
Son dönemde özellikle ekonomik sıkıntılardan ve sosyal adaletsizliklerden dolayı Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan gibi eski SSCB ülkelerinde renkleri turuncu, yeşil vs. devrimler yaşanmış ve bu devrimler genel itibariyle demokratik bir havada geçmiştir. Rusya’da tarihte yaşanan devrimlerin ve depresyonların sebebi hep devletin bu kadar zengin olmasına rağmen, halkın yaşam kalitesinin düşük olması, halkın kendi devleti tarafından kandırılması olmuş ve bu devrimlerin rengi genelde hep kırmızı olmuştur, yani demokrasiden uzak ve kanlı. Günümüzde Rusya Devleti, halkının içinde bulunduğu gelir adaletsizliğine bir son verip, halkın çıkarlarını, devletin çıkarlarının önünde tutmaz ise maalesef yavaş yavaş böyle bir devrime doğru sürüklenmektedir..
 
.
 
Russian Federation is one of the world’s richest countries concerning natural resources, especially in the field of energy. However, in spite of the fact that Russia has all these resources, Russian people in contrast have one of the lowest en extremely non equal spread national income per capita.
            In order to realize this contrast between the people and the State we should undertake an investigation of the concept of “State” into the history of our northern neighbor Russia, beginning with the times of Ivan the Terrible to Putin presidency.
Around 500 years ago, the rulers of Russia were eager to transform the city of Moscow into the world Orthodox Christianity centre. In the times of Ivan the Terrible Moscow occurs as the “Third Rome’. Since that time all the means was spent on obtaining the aim to make Russia the strong country, first of all, the great power.
Investigating the history of Russia on each period It’s been mostly observed that the attention was paid first of all to the interests of the State but not people. In consequences with this a lot of revolutions and revolts have taken place in Russia. In the sake of the concept of the “the State” millions of people were wiped off the earth. On the one hand the State sent the shuttles into the space, on the other, one can see the Russian people starving without the bread. On the one hand in modern Russia you can see the constructions of a lot of natural gas lines and oil pipelines for exporting purposes and for country’s positive image in the world arena, on the other, the main roads connecting the most developed and important regions of the Russian Federation - Moscow and  St. Petersburg - look like some of the roads in Turkey’s villages. In the time when to the Russian Treasury is benefiting from enormous amounts of money from its energy resources, the professors of the universities try to survive with the salary of just 150-200 dollars.
In today’s world, Turkey and Russia occur not only as neighbors but also as relatives. The most foreign marriages that were registered in modern Russia are made with the Turkish partner, around the number of 100 thousand couples.
Both Russia and Turkey have the chance of economically completing each other with each one’s economic potential to grow and in other areas as well. Russia might be benefiting from transporting its energy resources through the territory of Turkey, but because of the above mentioned the concept of the “State” Russia prefers to undertake less profitable and more risky projects, for example like Burgaz- Dedeagac project. This preference make the economic relationship between Russia and Turkey continue poorly, far from the level we wish to have.
In the last decade, we have witnessed the number of revolutions, differ in colors: orange, green and others in the some republics of the Former Soviet Union, like Ukraine, Georgia, and Kyrgyzstan. All of these revolutions were made in the spirit of democracy. All the revolutions which took place in the history of Russia were caused by the difference between the enormous abundance which was in the property of the State and the low population living standard. And the color of all these revolutions was red, which means “far from the democracy” and the “color of blood”. If Russia does not finish with this state-oriented concept and does not reckon the interests of people, it should end in such revolution.
 
 
Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Devletçilik,  V.V. Putin, Moskova, Oligarh.
 
 
 
 
 
Rusya  devlet yapısını kurup güçlenmeye başladığı yaklasik 1550’li yıllardan bu yana hammadde bakımından oldukça zengin bir coğrafyada yer almış, havyar, ağac, kömür, elmas, altın, petrol, gaz gibi yer altı ve yerüstü hammadde kaynakları ile benzersiz maddi zenginliğe sahip olmuştur.
 
Rusya bu hammadde zenginliğini sanayileşmiş ülkeler ölçüsünde üretime dönüştürememiş, üretim toplumu olamamış ve bu durum Rusya’yı atıl hale getirmiştir. Rusya bu zenginlik sayesinde batılı iş adamlarının, sanatçılarının, mimarlarının gözdesi ve uğrak yeri olmuş, Rus Devleti hammadde ihracatından elde ettiği gelirleri halk ile paylaşmak yerine, bu özellike Petro’dan sonra batılı mimarları ülkesine davet edip, onlara büyük miktarlarda paralar ödeyerek bir çok saray, köprü ve devletin imajini güçlendirecek yapılar yaptırmıştır. Kremlin Sarayı ve Kızıl Meydan’da bulunan ünlü Vasiliy Blajennogo Klisesi, Korkunç İvan döneminde İtalyanlara, Petro döneminde bataklığın üstüne kurulan ve kentin yapımında çalışırken ölen işçilerin kemikleriyle temelinin oluştuğu söylenen Amsterdam sehrinin kopyası St-Petersburg kenti ve bu kentteki Ermitaj (kışlık saray) ve Çar Köyü (yazlık sarayı) başta olmak üzere birçok saray, köprü ve yine günümüzde Rusya’nın simgesi sayılan birçok yapı tarihin değişik safhalarında Batılı mimarlara yaptırılmıştır. Bundan dolayıdır ki Rusların bugün de dahil tarihlerinde hiçbir zaman bir Mimar Sinan’ı yetişmemiştir. Rusya’daki demir yollarının büyük çoğunluğu Fransız yatırımı olup ve hâlâ Rusya’nın Fransızlara Çarlık Rusya’dan kalma borçları bulunmaktadır. Rusya’nın silah ve petrol sanayisinin temellerini İsveçliler atmış ve geliştirmiş, Moskova metrosunun onemli bir kismini Alman mühendislere, uzaya gönderilen ilk roketleri yine İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra esir alınan Alman mühendislere Almanların bulduğu “Fao” roketlerini geliştirerek yaptırmışlardır.
 
Günümüzde Rusya Federasyonu dünya coğrafyasında neredeyse her türlü doğal kaynağa sahip dünyanın en zengin devletlerinden birisidir ve dünya ekonomisinde özellikle enerji kaynaklarında önemli bir yere sahiptir. Dünya petrolünün %13’ü, doğal gazın - %32’si, kömürün ise - %9’u Rusya’da çıkarılmaktadır (Rodionova, Bunakova, 2006; 341–356).
 
Politik coğrafya biliminde ülkelerin sınıflandırılması yapılırken güçlü, zengin ülkeler ile gelişmiş ülkeler birbirinden ayrılır. Rusya bir taraftan dünya doğal kaynaklarının önemli bir kısmına sahip çok zengin ve G-8 uyesi güçlü bir devlet olmasına rağmen, diger taraftan ucuncu dunya ulkelerini andiran  ekonomik ve sosyal bir yapiya sahip olup, hala medeni ve gelişmiş bir ülke olamamış, tarihin her safhasında bu kadar zenginliğe rağmen, Rus halkı, bunun tersine dünyanın gelir dağılımı en adaletsiz, fakir halklarından biri olmuş, birçok depresyon ve devrim yaşamıştır. Moskova’da Rus Ortodoks Kilisesi 3 Mart 2007 yılında Patrik II. Aleksey’in başkanlığında bir konferansta, Özellikle Metropolit Kiril “Rossiya ogromnaya bogataya strana, s ogromnim bednim naseleniyiem”, yani “Rusya cok fazla fakir nüfusun yasadığı, çok büyük ve zengin bir ülkedir” diyerek bu gerçeği bir daha vurgulamıştır.
 
Bu çelişkinin sebebini anlayabilmek için aynı coğrafyada yaşamak zorunda olduğumuz kuzey komşumuz Rusya’nın Korkunç İvan zamanından Putin’e kadar uzanan dönemde “Devletçilik” anlayışını iyi analiz etmek gerekmektedir. Rusların tatar ve mogol hakimiyetinden kurtulup  bagimsızlıgını kazandıktan sonra, Moskova’nın Rusya’yı yönetenler tarafından Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebinin merkezi olması konusunda çalışmalar başlatılmış, Korkunç İvan döneminde Moskova kendini “Üçüncü Roma” ilan etmiş ve o günden bugüne devlet elindeki bütün kaynakları “Velikaya Derjava” yani (veya Büyük Devlet) olma ve bu hedefe ulaşma doğrultusunda kullanmıştır (Kolosov, Mironenko, 2001; 146) .
 
Bu devlet politikası neticesi yüzündendir ki Rus halkı için “Devletçilik” büyük önem arz etmektedir, yalnız “Büyük devlet”  olma idealini devlet politikası haline getiren devlet adamlarıhalkının bu devletçilik analayışını devamlı olarak istismar etmiş ve hatta kendi halkını sömürmüştür. Rusya için önemli olan devletin dış imajı ve çıkarları olmuş, halkın refahı ve çıkarları yüzyıllar boyunca hep ikinci planda kalmıştır. Bunun neticesinde tarihte birçok ayaklanma ve devrim yaşanmış, “Devletçilik” uğruna çok rahat bir şekilde milyonlarca insan heba edilmiş ve üstüne çizik atılmış, bir tarafta devlet uzaya gemi yollarken, diğer tarafta halk yiyecek ekmek bile bulamamış, “dış ticaret istatistiklerini yükseltelim ve güçlü devlet olduğumuzu ispatlayalım” iddiasıyla Çarlık Rusya ve SSCB döneminde halkın ürettiği ürünler halktan zorla alınıp ihraç edilmiştir, o dönemde devletin sloganı “Ne doyedim, a vıvezyem”, yani “Aç kalalım, ama ihracatımızı artıralım” olmuştur (Maksakovskiy, 1999; 451).
 
Günümüz Rusya’sında buna benzer bir durum enerji kaynaklarında, özellikle doğal gaz ihracatında gözlenmektedir. Daha düne kadar eski SSCB ülkelerini politik etkisi altında tutmak için Rusya bu ülkelere kendi iç piyasasının bile altında doğal gaz satmaktayken, doğal gaz cenneti Rusya’da ise hâlâ doğal gazın olmadığı birçok yerleşim yeri bulunmaktadır.
 
Rusya’da yüz yıllardır bu “Büyük Devlet” olma sevdası yüzünden, devlet kendi halkına karşı bir mücadele sürdürmektedir. Bu mücadelede sanatı sanat için, Çar için, Komünist Parti için veya günümüzde Kremlin için değil de sanatı toplum için yapan ve toplumun sorunlarını ele alıp toplumun yanında yer alan herkes gibi Rusya tarihinde bir ilki gerçekleştirip, Rusya’nın Rusçayla şiir yazan ilk şairi Puşkin, bunun yanında Lermantov, Tolstoy, Dostoyevskiy, Gogol, Turgenyev, günümüzde Politkovskaya gibileri ve diğerleri nasibini almışlardır. Devlet halktan ve halkın sorunlarından uzak olmuştur. Hatta o kadar ki devleti yönetenler ve elit tabaka kendi aralarında belli bir döneme kadar Fransızca konuşmuşlar, Rusça konuşmaktan çekinmişlerdir. Zaten Rus edebiyatının 19. yüzyılda bu kadar parlamasının, bu büyük şair ve yazarları, büyük şair ve yazar yapan bunların bu depresyonlar ve sıkıntılar ülkesi Rusya’da halkın yanında olmalarıdır. Rusya Tarihi bir bütün olarak ele alındığında her devirde, Rusya için “önce Devlet, sonra yer kalırsa millet” olmuştur.
 
Günümüz Rusya’sını eğer tamamen devlet kontrolü altındaki basın ve devletin şişirerek duyurduğu resmi istatistiklere göre yorumlamaya ve anlamaya çalışırsanız Rusya bir masallar ülkesi gibidir. Günümüz Rusya’sında kuş gribi Moskova’ya kadar gelmişken, basında bunun yerine Türkiye’de Batman’ın bir köyündeki kuş gribi vakası veya Rusya’nın birçok bölgesinde su baskınları yaşanıp binlerce insan bundan zarar görüp, çoğu insan evsiz kalırken, Almanya’daki ufak bir nehir taşması flaş haber olarak geçilmekte ve Rus devletinin bu ülkelere ilk yardım elini uzatan ülke olduğu büyük harflerle duyurulmaktadır. Rusya makyajını çok iyi yaptığından dolayı uluslararası arenada kendisini olduğundan farklı göstermesini çok iyi becermektedir.
 
Rusya’ya Moskova üzerinden geldiğinizde, özellikle havaalanlarını Kremlin Sarayı’na bağlayan yolların etrafındaki devasa yapıları ve dış düzeni ile sizi kendisine hayran bırakır, ama bu binaların ve insanların yaşadığı dairelerin içine girersiniz İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkma ve harabe bir manzarayla karşılaşırsınız. Bugün dünyanın en pahalı şehri olarak gösterilen Moskova’nın binalarının %70’ten fazlası maalesef bu durumdadır, dairelerin ortalama büyüklüğü 40-55 m2 olup, hâlâ nüfusun yaklaşık %25’i birden fazla ailenin beraber yaşadıgı “komünal ev”  diye adlandırılan evlerde  yaşamak zorunda kalmaktadır. Resmi verilere göre bile, halkın yüzde 70’i “insani olmayan şartlar altındaki konutlarda” yaşıyor. Merkezi New York’ta bulunan “Mercer Human Resource Consulting” şirketi tarafından araştırmada Moskova, yaşam kalitesi bakımından karşılaştırılan 215 dünya şehri arasında 171. sırada yer alıyor, 215 dünya şehrini sağlık ve sağlık hizmetleri konusunda değerlendirdiği araştırmada ise Moskova, Batı Afrika ülkesi Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou ile aynı sırayı paylaşmıştır (201.) MasterCard firması, İngiltere Sosyoloji Enstitüsü ve Pekin Ulusal Ekonomik Araştırmalar Merkezi tarafından dünyada iş yapmanın en zor olduğu şehirleri belirlemek amacıyla yürütülen ve 50 dünya şehrinin ulaşım şartlarından bilim düzeyine kadar birçok farklı kritere göre değerlendirilerek 100 üzerinden puanlandığı araştırmada Moskova, aldığı 39,8 puanla “iş yapmanın en zor olduğu dünya metropolü” unvanının sahibi oldu. Amerikan dergisi “Forbes” tarafından her yıl yayımlanan “Dünya Milyarderleri Listesi”nde Moskova, New York’un ardından ikinci sırada yer alıyor. Amerikan kamuoyu araştırma şirketi Global Market Insıte (GMI) tarafından, şehirlerinin dünyadaki imajlarını belirlemek için 20 farklı ülkeden 15 bin kişiyle internet üzerinden görüşülerek yapılan araştırmada Moskova 60 şehir arasından 48. oldu. Rusya başkenti, araştırmanın iklim, şehir güzelliği ve insanların yaklaşımları gibi kriterlerin göz önünde tutulduğu “İklim” kategorisinde sonuncu olurken (60.), göçmenler, işadamları ve şehre gelen diğer yabancılar için ekonomik şartların ve eğitim fırsatlarının değerlendirildiği “Potansiyel” adlı kategoride ise 52 sırada yer aldı. “Yaşam koşulları” kategorisinde 54. sırada kendine yer bulan Moskova, kent sakinlerinin misafirperverliğinin değerlendirildiği kategoride de sonuncu sırada yer aldı. Hotelbenchmark’ın araştırmasına göre, Dubai’den sonra dünyada otel ücretlerinin en yüksek olduğu ikinci şehir Moskova. 3, 4 ve 5 yıldızlı 7 bin otelin iki kişilik oda fiyatları incelenerek yapılan araştırmada, Moskova’daki otellerdeki iki kişilik odaların bir gecelik ortalama fiyatının 285 dolar olduğu ortaya kondu (Gennadiy Anisimov, 2007; 14). Yani Rusya’da ve Rusya’nın en gelişmiş yeri Moskova’da çok büyük bir zıtlıklar hakimdir.  Rusya uzaktan kumandayla veya birkaç günlüğüne gelinip, otellerinde kalınıp, cadde ve alışveriş merkezlerinde gezinip anlaşılabilecek bir ülke değildir. Rusya’nın iki yüzü vardır: Devlet ve halktır. Halkın nasıl yaşadığını öğrenmek için hayatın içine girmek gereklidir.
 
Günümüz Rusya’sında silah ihracatında yeni rekorlar kırılıyor ve ihracat amacli kilometrelerce petrol ve gaz boru hatları döşeniyor, çünkü bu, devletin imajı için önemli bir mesele, ancak diğer tarafta Rusya’nın en gelişmiş sayılan Moskova ve Sankt-Petersburg Bölgeleri arasındaki kara yolu Türkiye’deki köy yollarını, Moskova’da en iyi hastane diye gittiğiniz hastaneler İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış bir yeri andırıyor, devletin kasası enerji kaynakları gelirleriyle doluyken üniversitelerde çalışan profesörler 150-200 dolar maaş ile geçinmek zorunda kalıyor veya Rusyanin degisik bolgelerinde ogretmenler aylarca maaslarini alamiyor. Bu profesörler ve toplumun diğer sınıfları, şehirlerde yaşamalarına rağmen yaşayabilmek için yazın şehir yaşantısına aykırı olan patates, salatalık vs. ürünler yetiştirmekle uğraşıyor veya iki odalı 50 metrekarelik evinin bir odasını başka bir aileye kiraya vermek zorunda kalıyor. Amacımız Rusya’yı şirin veya kötü göstermek değil aynı coğrafyadayaşamak zorunda olduğumuz kuzey komşumuz Rusya’yı dogru analiz etmektir.
 
Rusyada çok popüler şöyle bir fıkra anlatılır: Fransız, İngiliz ve Rus, Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın hangi milletten olduğunu tartışmaya başlamışlar. Fransız demiş tabi ki onlar Fransız. Şu erkekteki fedakârlığa bakar mısın, Hz. Âdem; Hz. Havva elmayı yemesine rağmen kendisini o bayan için feda etti ve cennetten çıktı, tabi İngiliz durur mu: “Elbette, demiş, onlar İngiliz şu hanımefendinin zarafetine bakar mısın? Hz. Âdem için kendini feda etti ve gitti elmayı o kopardı”. Rus “Olur mu ya demiş. Elbette onlar Rus”. Diğerleri sormuşlar “Peki niye onlar Rus?” diye. Rus cevaplamış: “Çünkü demiş, iki kişiye bir elma. Bir elmayı iki kişinin paylaştığı bir millet. İşte bu millet yüzyıllarca hep güçlü devlete sahip olmak sevdası yüzünden çıplak ayakla, yarı aç yürümüştür.
 
Rusya tarihinde Rusya’nın “Velikaya Derjava” yani “Büyük Devlet” olma yolundaki en önemli diğer bir aracı “Din” olmuştur. Son dönemde Rusya’da kiliseye gidenlerin sayısında bir artış gözlense de, yapılan anketlerde halkın %50’den fazlasının ateist olduğu ortaya çıkmakta ve Rus toplumunun büyük çoğunluğu “Biz Ortodoks kültürüyle yaşayan ateistleriz” demektedirler. Rusya Anayasasında her ne kadar devletin resmi dini olmasa ve kilise devletten ayrı olup, resmi olmayan verilere göre 20 milyondan fazla Müslüman, artı Budist, Katolik, Protestan vs. dini gruplar bulunsa da, Rusya’nın iç ve dış politikasının belirlenmesinde Rus Ortodoks Kilisesinin büyük ağırlığı vardır ve bir nevi halk ateist, devlet aşırı şekilde Ortodoks’tur. Devleti yöneten üst düzey yöneticiler, devletin yaptığı çoğu faaliyette dini devlet işlerine karıştırmakta, ama ateist halk hiçbir zaman bundan hoşnutsuzluk duyup laiklik elden gidiyor deyip sokaklara dökülmemekte, aksine bundan mutlu olmaktadır, çünkü Rus halkı dinsiz devlet ve devlet politikasının olmayacağını anlamış bir toplumdur. Bu yeni bir şey değildir. Zaten Rusya’nın din olarak Ortodoksluğu seçmesinin sebebi de o zamanki en büyük devletlerden olan Bizanslıların desteğini alarak “Büyük Devlet” olma hedefine ulaşmaktır.
 
Rusya’nın devlet yapısını ve dış politikasını belirleyen temel öğelerden bir tanesi“Düşmanımın düşmanı benim dostumdur”ilkesidir. Bundan dolayıdır ki Rus toplumunda ozellikle son dönemde aşırı Slav milliyetçiliği olmasına karşın, günümüzde Rusların halk olarak uzak ve pek de iyi gözle bakmadığı Çin ve Ermenistan gibi ülkelerle arası çok iyi, diğer taraftan halk olarak yakın, ama Batı’ya yakın duran Ukrayna ve Polonya gibi ülkelerle arası iyi değildir. Yalnız bu ilke Rusya’yı gerçek dostunun olmadığı tarihsel bir yalnızlığa itmiş, Rusya yalnız ve hâlâ Avrupalı mı, Asyalı mı, yoksa Avrasyalı mı tartışmalarının yaşandığı kimliğini arayan bir devlettir. Petro’dan günümüze bütün yapılan reformlara rağmen Rusya hâlâ Avrupa değerlerinden ve Avrupa’dan uzaktır. Avrupalılar için Avrupalı olma yolunda Hıristiyanlık dini çok büyük bir önem arz etmesine ve Ruslar Hıristiyan olmalarına karşın Avrupalılar, Rusları kendilerinden görmekte zorlanmaktadırlar.
 
Yine bu ilkeye göre hareket ederek Rusya, Kosova’nın bağımsızlığına kesinlikle karşı çıkmaktadır, bunun diğer bir sebebi ise eğer Kosova bağımsız olursa, bu konjonktürde dünya politik haritasındaki birçok sorunlu bölgenin de bağımsızlığına kavuşabilecek olmasıdır. Bu durum da 21 Özerk Cumhuriyet, 8 Kray (megabölge), 47 Oblast (bölge), 2 Federal statüde kent (Moskova ve Sankt-Peterburg), 1 özerk yöre, 6 özerk bölge ile toplam 85[1] Subyekt[2]’ten oluşan ve subyektleri arasında çok büyük ekonomik uçurum olan, Rusya için tehlike arz etmektedir, yani Rusya tehlikenin farkındadır (Kuritsin, 2001; 11–12) (Fedarativnoye ustroystvo Rossiyskoy Federatsii, statya 65). Zaten bize göre 21. yüzyıla medeniyetler çatışmasından çok dünya siyasi haritasındaki değişiklikler damgasını vuracak ve dünya siyasi haritasında birçok yeni devlet ortaya çıkacaktır.
 
Rusya’nın dış politikasını belirleyen diğer bir ilke ise "Bir Adım ileri, İki Adım Geri" ilkesidir. Buna göre, Rusya dış politikada hedeflerine ulaşmak için gerektiğinde birkaç adım geri atarak değiştim gibi görünür. Ama Rusya’da Korkunç Ivandan günümüze basa kim geçerse geçsin dış politika ve dış politika hedefleri genelde değişmez, sadece araçlar değişir. Ayrıca Rusya dış dünyaya şüpheyle bakarak, dünyanin her hangi bir yerinde meydana gelen basit bir olayı bile bu Rusya’ya karşı yapılmış gibi algılayıp, her tarafta anti Rus komplo teorileri aramaktadır.
 
Türkiye Cumhuriyeti, M. K. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle ve “Komşumuz Rusya’yla iyi ilişkiler kurun” nasihatiyle iyi komşuluk ilişkilerinin gerekleriyle hareket etmeye çalışmıştır. Türk toplumunun kültüründe komşu akrabadan önce gelir. Günümüzde Türkiye ile Rusya sadece komşu değil, artık akrabadırlar da. Günümüzde yaklaşık 100 bine yakın evli çift bulunmaktadır ve Rusların en fazla evlilik yaptığı millet Türklerdir. Bunun yanında başta ekonomileri olmak üzere her alanda birbirlerini tamamlamaktadır. Rusların turizm amaçlı en fazla ziyaret ettiği yer Türkiye’dir. Türkiye Ruslar tarafından Rusya’nın iç turizmdeki önemli yerleri St.Petersburg ve Soçi’den bile fazla ziyaret edilmektedir. Türkiye’nin Rusya ekonomisinde Almanya’dan sonra en aktif aktör, ticari ortak olmasına ve enerji kaynaklarının dünya pazarına Türkiye üzerinden açılması her yönden Rusya için daha karlı olmasına rağmen, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler istenilen boyutta değildir.
 
Türkiye ülke bazında en fazla dış ticaret açığını Rusya ile olan ticaretinde vermektedir. 2006 yılı itibariyle, Türkiye Rusya’dan 17 milyar 494 milyon dolarlık ithalat yapmasına karşılık 3 milyar 226 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. Rusya’ya karşı 14 milyar 268 milyon dolarlık çok yüksek seviyede bir açık sözkonusudur (T.C. Basbakanlik Dis Ticaret Mustesarligi, Dis ticaret istatistikleri). Türk işadamları Rusya pazarinda kurdugu Ramstor ticari merkezleri, Beko, Vestel, Efes Pilsener gibi daha bir cok irili ufakli fabrika ve is sahalarinda on binlerce Rus vatandasina is imkani saglamastir. Hâl böyle iken Rusya gümrük yetkilileri Türk işadamlarına ciddi sorunlar çıkartmakta, Rus iş adamları ve Rus turistler Türk misafir perverliginde etkisiyle Türkiye’ye çok kolay bir şekilde girmelerine karşın, Türk iş adamları ve Türk turistler Rusyada havaalanlarında hiç bir sebep gosterilmeden saatlerce bekletilmekte ve Rusya’da ticaret yaparken cok ciddi zorlukla karşılaşmaktadırlar.
 
Bu sorunların yaşanmasında her ne kadar Türkiye’nin de hataları olsa da, asıl sebep işte yukarıda bahsedilen Rusya’nın devletçilik anlayışıdır. Türkiye’yi kendisine “Üçüncü Roma” “Velikaya Derjava” olma yolunda engel teşkil edebilecek en büyük rakiplerinden biri olarak gördüğünden dolayı kendisi için daha az karlı ve riskli Burgaz-Dedeağaç gibi projeleri desteklemekte, Rusya maalesef mütemadiyen Rus toplumunun kafasında olduğundan çok farklı bir Türkiye ve Türk toplumu imajı yaratmaya çalışmakta ve bazen ekonomik ilişkileri firenleyen anlaşılması zor kendince bütün ikili anlasmalara ters Türklere karşı engellemeler yapmaktadır. Rusyanın gerçek manada büyük devlet olması için halkının çıkarlarını göz önünde bulundurarak, Türkiye ile olan ilişkilerine önem vermesi ve hatta bulundukları çoğrafyada AB gibi bölgesel bir yapılanmaya gitmeleri, Batının yaptıgı gibi önce millet sonra devlet demelidirler. Millet güçlüyse devlet zaten güçlüdür; ama dünya siyasi haritasında devletin güçlü olup milletin zayıf ve fakir oldugu bir çok devlet bulunmaktadır.
 
Petro’nun kurduğu şehirden olan Sayın V.V. Putin özellikle enerji kaynaklarından gelen elindeki sihirli değneğin de yardımıyla dizginleri ele aldığı ve ekonomide birçok reformlar yaptığı görülmektedir. Kimilerine göre bunda başarılı, kimilerine göre de başarısızdır. Sayın Putin’in kuşkusuz başarılı olduğu bir alan vardır ki o da dünya arenasında Rusyanın itibarını iade etme yolunda onemli adımlar atmış olmasıdır.
 
Sayın Putin petrol ve gaz fiyatlarının dünya piyasalarında tavan yaptığı bir dönemde başa geçtiğinden Rusya’da bazı politika uzmanları Putin’in şanslı olduğunu belirtmektedirler. Ama asıl önemli olan Putin’in bu doğal kaynakları akıllıca pazarlayıp pazarlayamadığıdır ki bu da Rusya’da en çok tartışılan konuların başında gelmektedir.
 
Rusya’da son döneminde her ne kadar bu doğal kaynaklardan payını almak isteyen Batı sermayesinin de etkisiyle ülkede bazı olumlu değişimler yaşansa da, bu dönemde özellikle Rusya’daki bölgeler arasındaki ekonomik uçurum daha da artmış (Bugün Rusya’daki finansal kaynakların yaklaşık %70’inin Moskova’da toplandığı söylenmektedir), halk arasında zenginler daha da zenginleşip, “oligarh” ve “yeni ruslar” diye adlandırılan zengin Rusların sayısı artmış[3] özellikle enflasyonun ve hayat pahalılığının müthiş artmasına rağmen maaşların bu oranda artmamasından dolayı fakirler daha fakirleşmiş, toplumda bir kutuplaşma oluşmuştur, bu yüzden basta emniyet teşkilatı olmak üzere, devletin diğer organlarında çalışanlar cok büyük bir rüşvet batağına girmiş[4] ve devlet icinde ciddi bir maflayasma olusmus, Rusya’da basın tamamen devlet tekeli altına alınarak Devlet ile halk arasına büyük bir duvar örülmüş, bundan dolayı da bir nevi geriye dönüş olmuş, SSCB dönemini andıran bir devlet düzeni oluşturulmuş, 170’den fazla farklı halkın yaşadığı çok uluslu ve çok dinli ülkede “Yabancı düşmanlığı” ciddi boyutlara ulaşmış, çok uluslu Rusya’da sadece yabancıların değil, Slav olmayan Rus vatandaşlarının bile yaşaması 1930 Almanya’sında yaşayan Yahudiler ile 1950 Amerika’sında yaşayan zenciler kadar zor hale gelmeye başlamıştır[5].
 
Rusya tarihinde hızlıca geçmişe bir yolculuk yaptığımızda, Rusya tarihine 1861 yılı resmi olarak ilk defa kağıt üzerinde de olsa “otmena krepostnogo prava” yani köleliğin kaldırılması olarak geçmektedir, bu tarihe kadar Rusya’da halk yaklasik %95’ni oluşturduğu işçi sınıfı ve %5’lik “Çar” ailesi ile “Pomeshniki” yani büyük toprak sahiplerinden olusan iki sınıftan oluşmaktaydı. Her ne kadar 1861 yılında II. Aleksandir tarafindan bu işçi sınıfına bazı haklar verilse de bunlar gerçekte hayata geçirilememiştir ve köleliğin kalkması kağıt üzerinde kalmıştır. Bundan dolayıdır ki 1905 yılında sosyo-ekonomik adaletsizliğe bir son vermek için Çara karşı devrim denemesinde bulunulmuş ama bu başarısız olmuştur. 1917 yılının Şubat ayında ikinci devrim denemesi ve 1917 Ekim ayında kanlı Ekim devrimi olmuştur, bu devrimlerde her ne kadar amaç halkın büyük çoğunluğunu oluşturan işçilerin haklarını savunmak ve onlara hiç değilse birazcık hak ve özgürlük vermek olsa da, SSCB’nin kurulmasıyla bu unutulmuş, devletçilik daha da ön plana çıkarak, işçi grubu daha da köleleşmiş ve hakları elinden alınmış, Çar ailesi ve Pomeshniki zengin grubunun yerine, “Politburo” ve “Komparti” grubu gelmiştir. Rusya tarihinde 1953 yılına kadar halkın büyük çoğunluğunun doğdukları yerlerden ayrılma hakları elinden alınmış ve onlara kimlik (pasaport) verilmemiştir (Kuznetsov, Nesterov, 2000; 243). Buna benzer bir sistem hafifletilmis bir sekilde gunumuz Rusyasinda hala devam etmektedir. 1991 yılında SSCB yıkılıp yerine RF kurulduğunda bu sefer “Politbüro” ve “Komparti” zengin grubunun yerine Ülkelerinde hırsız, dünyada sonradan görme damgası yiyen “Yeni Ruslar” ve “Oligarhlar” diye adlandırılan iki yeni zengin sınıf çıkmıştır, yani Rusya tarihinin son 500 yıllık bölümünde toplumun sosyal yapısında değişen çok fazla bir şey olmamıştır.
 
Peki, Rus halkının bu kadar sabırlı olmasının başlıca sebebi nedir? Bunun cevabı Rusya’nın simgesinin “Ayı” olmasında yatmaktadır, ayının özelliklerini Rusların toplumsal ve bireysel karakterinde gözlemleyebiliriz. Rusya’nın bu kadar sabırlı olmasının ve geç uyanmasının, ama uyandığı zaman ise sistemi tamamen değiştirdiğine tarihte birkaç kez şahit olduk.
 
Son dönemde özellikle ekonomik sıkıntılardan ve sosyal adaletsizliklerden dolayı Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan gibi eski SSCB ülkelerinde renkleri turuncu, yeşil vs. devrimler yaşanmış ve bu devrimler genel itibariyle demokratik bir havada geçmiştir. Rusya’da tarihte yaşanan devrimlerin ve depresyonların sebebi hep devletin bu kadar zengin olmasına rağmen, halkın yaşam kalitesinin düşük olması, halkın kendi devleti tarafından kandırılması olmuş ve bu devrimlerin rengi genelde hep kırmızı olmuştur, yani demokrasiden uzak ve kanlı.
 
Moskova’da Rus Ortodoks Kilisesi 3 Mart 2007 yılında Patrik II. Aleksey’in başkanlığında ki konferansta, Metropolit Kiril şu sözlerle konuşmasına devam etmiştir: "Rusya’daki bu bir avuç zenginle fakir halk arasındaki gelir farkı çok açıldı. Zenginlerin kulağında çanlar çalmaya başlamış olmalı. 1917 devrimi de bu koşullarda olmuştu. Eski hatalardan ders alınmazsa yakında isyan çıkar. Günün birinde birileri çıkıp rahatlıkla ’bölüşmenin zamanı geldi’ diyebilir ve bence haklı olur." diyerek bu gerçeği bir daha vurgulamıştır.
 
Günümüzde Rusya Devleti, halkının içinde bulunduğu gelir adaletsizliğine bir son verip, halkın çıkarlarını, devletin çıkarlarının önünde tutmaz ise maalesef yavaş yavaş böyle bir devrime doğru sürüklenmektedir…
 
 
Kaynakça:
 
1.      Federativnoye ustroystvo Rossiyskoy Fedaratsii. Statya 65.
http://www.kremlin.ru/articles/ConstChapter3.shtml#Глава 3.
2.              Genadiy A. Jurnal. Bolshoy Gorod, Moskova v stalbikah. 6 iyulya 2007.14   http://www.bg.ru/article/6819/
 
3.              Kolosov V.A.., Mironenko N.S. Geopolitika i politiçeskaya geografiya. – M.: Aspekt Press, 2001. 146
4.              Kuritsın İ.İ., Volgin A.V., Yupatova V.N. Rossiyskaya federatsiya. Sotsialno-ekonomiçeskaya geografiya. – M.: Şkolnaya pressa, 2001. 11-12
5.              Kuznetsov N.G., Nesterov G.G. Ekonomiçeskaya geografiya. – M.: Eksmo-press. 2000. 243
6.              Maksakovskiy V.P. Istoriçeskaya geografiya mira. – M.: Ekopros, 1999. 451
7.              Rodionova İ.A., Bunakova T.M. Ekonomiçeskaya geografiya. – M.: Moskovskiy litsey, 2006. 341-356
8.      T.C. Basbakanlik Dis Ticaret Mustesarligi, Dis ticaret istatistikleri http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/IstatistikDb/eko09.xls


[1]2005 yılından başlayarak bu subyektleri daha büyük bölgeler oluşturmak üzere birleştirme planları bulunmaktadır.
[2] Subyekt: parça, özne, bölge???
[3] Rusya, ABD ve Almanya’dan sonra yaklaşık 33 dolar milyarderiyle 3. sırada bulunmaktadır, milyoner sayısı ise 35 bin kişiye ulaştigi tahmin edilmektedir. Diger taraftan 20 milyon Rusyalı günde sadece 1 dolar gelir kazanmakta. En az 30 milyon insan da günde 2-5 dolar arasında gelir kazanmaktadır. Sokak çocuklarının sayısı 4 milyon olarak belirtiliyor.
[4] Yaygın kanı, Rusya’da yılda ortalama 30 milyar dolarlık rüşvet hacmi olduğu yolunda.
[5] Rusyada Şovenist ve faşist gençlik  örgütlerinin  onbinlerce  üyesi  olduğu  belirtiliyor. 


http://www.turksam.org/tr/a1618.html
Arkadaşına Gönder 2280 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49096 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
31748 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19056 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17656 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
15977 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 4503 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.