Avrupa Birliği ağırlıklı olarak gelişmiş sanayi ülkelerinden oluşmaktadır. Bundan dolayı, üye ülkelerin enerji ihtiyaçları da her geçen gün biraz daha artmaktadır. AB ülkelerinin enerji tüketiminin önemli bir bölümü, ağırlıklı olarak ulaşım ve endüstri alanlarında görülmektedir. Avrupa Birliği hâlihazırda enerji ihtiyacının %50’sini ithal etmektedir, eğer gerekli önlemler alınmadığı takdirde bu oranın 2020 ve 2030 tarihleri arasında %70’e çıkacağı tahmin edilmektedir.[1] Dışarıya olan bu bağımlılık, AB’yi diğer ülkelere daha bağımlı hale getirecektir, bu durum da haliyle AB ülkeleri için endişe kaynağı teşkil etmektedir. Enerji ithalatının genel ithalat içersindeki payı ise %6’dır. Avrupa Birliği ihtiyaç duyduğu petrolün %40’ını[2] Ortadoğu ülkelerinden ve doğalgazın da %40’ını[3] Rusya’dan ithal etmektedir. Ortadoğu ülkeleri ve Rusya ile ilişkilerin kötüleşmesi durumunda, AB’ye olan enerji akışı kesilecek ve AB’nin önemli bir enerji açığı ile karşı karşıya kalacaktır. AB ülkelerinin enerji konusunda önemli derecede dışa bağımlı olması birliğin yumuşak karnını oluşturmaktadır. I. Körfez Savaşı esnasında petrol fiyatlarındaki aşırı yükselme de bunu açıkça kanıtlamıştır.[4] Birliğin enerji ihtiyacının karşılanmasında ham petrol ve petrol ürünleri önemli yer tutmaktadır. Gelecekteki muhtemel enerji krizlerini önlemek için, tüm üye ülkeler gerekli miktarda ham petrol ve işlenmiş petrolü depolamak zorundadır. Direktifler, üye ülkelerin stoklama yapmaları konusunda sıkı denetimler yapmaktadır. AB’nin sınırları içersinde yer alan tüm üyeler 90[5] gün yetecek şekilde yeterli stok bulundurmak zorundadırlar (Bu süre 2007’de 120 güne çıkarılacaktır). Ülkelerin mevcut stoklarını takip eden ve bunları Konsey’e rapor eden bir de Komisyon bulunmaktadır. Kısacası Avrupa Birliği muhtemel bir enerji krizinden oldukça endişe etmekte ve bu gibi durumlarda zor duruma düşmemek için işi baştan sıkı tutmaktadır. Hatta ilerde, enerji güvenliği ve daha rahat günler için nükleer, güneş, rüzgâr ve bio-enerji gibi alternatif enerji projelerini devreye sokmaya çalışmaktadır.[6]
Nükleer enerji ve nükleer enerji projeleri, AB ekonomisi için zararlı olan enerji krizlerinin önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Tarihin her safhasında olduğu gibi bugün de, AB ülkeleri “ulusal bağımsızlıklarına” çok önem vermektedirler ve başka ülkelere bağımlı olmak istememektedirler. Bundan dolayı bazı Avrupa ülkeleri Ortadoğu ve Rusya’ya bağımlı olmak yerine bu eksikliği nükleer enerji ile telafi etmekten yanadırlar. Fakat ülkeler arasında henüz bir konsensüs oluşmuş değildir. Bazı ülkeler önemli derecede nükleer enerjiye bağımlı iken bazı ülkeler ise nükleer enerji kullanımını tamamen reddetmektedirler. AB ülkelerin toplam enerji üretimlerindeki nükleer enerji payının oranları ise şu şekildedir: Fransa (%74,8), İsveç (%46,1), Almanya (%30), Finlandiya (%29,4), İspanya (%27,9) ve İngiltere (%25,1)[7]. Bunun yanında, Avusturya, Belçika, Danimarka, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Norveç* ve Portekiz nükleer enerji kullanımına karşıdır ya da en azından nükleer enerji politikalarını desteklememektedirler.
i) Nükleer Enerji Nedir?
Atom çekirdeğini etkileyen süreçler sonucunda önemli miktarda enerjinin açığa çıkmasıdır. Nükleer enerji, atomların katılmasıyla gelişen öteki süreçlere, örneğin yalnızca yörüngedeki elektronların etkileşimiyle gerçekleşen kimyasal tepkimelere ilişkin enerjiden farklıdır. Nükleer enerji elde etmenin bir yolu, atom çekirdeğinin reaktörde, denetimli biçimde bölünmesidir (fisyon). Bir başka yöntem de 1980’lerin başlarında uygulanmaya başlayan çekirdek kaynaşmasıdır (füzyon). Hem çekirdek kaynaşması, hem de çekirdek bölünmesi yoluyla nükleer enerji patlamalı biçimde açığa çıkabilir.[8]
Günümüzde nükleer enerji kullanımı genellikle gelişmiş ülkeler tarafından tercih edilmektedir. Nükleer enerji santrallerinin inşasında ve işletilmesinde ileri teknolojiye, iyi yetişmiş uzmanlara ve önemli miktarda sermayeye ihtiyaç duyulmaktadır. Nükleer santraller hidro-elektrik santrallere göre daha verimli ve kazançlı olsa da, doğa için oldukça tehlikelidir. Örneğin nükleer atıkların nakli ve yeniden işlenmesi, nükleer enerji konusundaki önemli çekinceleri de beraberinde getirmektedir. AB’ye 10 yeni üyenin katılmasından sonra bu iki konu daha çok gündeme gelmeye başlamıştır.
Bugün bazı Avrupa Birliği üyeleri önemli ölçü de nükleer enerjiye bağımlı iken, diğerleri başka alternatif enerji kaynaklarını tercih etmektedirler. Nükleer enerji santrallerinin kurulmasında, Avrupa Atom Enerji Topluluğu (EUROATOM) çerçevesinde, bazı kurumlar bir takım sorumluluklar üstlenmektedir. Örneğin, “radyo aktif maddelerin sızıntı yapmasının engellenmesi”, “insan sağlığı için gerekli önlemlerin alınması” ve “yüksek güvenlik önlemleri” gibi bir takım maddeler üye ülkeler tarafından kabul edilen genel ilkelerdir. EUROATOM Avrupa Birliği içersinde, nükleer güvenliği sağlamakla kalmaz bunun yanında, AB dışında da nükleer güvenlik alanlarının oluşturulmasını teşvik eder.
ii) EUROATOM
Avrupa Atom Enerji Topluluğu, 1957 yılında Roma Anlaşmasının imzalanmasıyla kurulmuştur. Bu anlaşma Avrupa Birliği’nin kurucu anlaşmalarından bir tanesidir. EUROATOM’un genel görevi nükleer teknolojinin geliştirilmesini sağlamak ve güvenli bir şekilde tüm insanlığın bundan faydalanmasını sağlamaktır. Kurum, nükleer materyallerin askeri amaçlar için kullanılmasını engellemeye çalışır ve sadece barışçıl amaçlar için kullanılmasına müsaade eder.[9]
EUROATOM’un asıl amacı, nükleer araştırmaların sadece barışçıl amaçlar için yapılmasını teşvik etmek ve nükleer teknoloji bilgisinin kontrolsüz yayılmasını engellemektir. Bu ilaveten başka sorumluluklar da üstlenir. Mesela işçilerin sağlıklarını korumak için güvenlik standartlarını belirler ve bunların uygulanıp uygulanmadığını denetler. Örneğin 96/92 sayılı direktif işçilerin sağlığı ile ilgili en basit standartları belirler. Kurum kullanılan nükleer atıkların takibine büyük önem verir. Örneğin, üye ülkeler sahip oldukları radyoaktif maddelerin ellerinden çıkarılması esnasında Komisyon’u bilgilendirmek zorundadırlar.
EUROATOM, AB içersinde yapılan nükleer enerjinin geliştirilmesine yönelik yatırımları ve programları destekler. Nükleer enerjinin makul, akılcı ve barışçıl amaçlar için kullanımı EUROATOM tarafından desteklenmektedir. Üye ülkelerin tümü nükleer güce sahip olabilme konusunda eşit haklara sahiptirler.[10] Ülkeler istediği takdirde EUROATOM’dan nükleer yakıt sağlayabilirler. Üyeler arasında “imtiyazlı” üye diye bir şey yoktur. Kurumun işleyişi nükleer materyallerin güvenliğini sağlamaya yöneliktir. Nükleer materyallerin askeri amaçlar için kullanılmaması için sıkı güvenlik önlemleri uygulanmaktadır. Örneğin bu gözlemler 300 kişilik bir müfettiş grubu tarafından yapılmaktadır. Müfettişler geniş yetkilerle donatılmışlardır, istedikleri zaman istedikleri yere, bilgiye ve kişilere ulaşabilmektedirler. EUROATOM ve IAEA’ın politikaları birbiriyle uyumludur ve paralellik arz eder. Komisyon anlaşmaları görüştükten sonra Konsey tarafından yayımlanan direktifler doğrultusunda karara bağlar. Anlaşmaların sonuçlanması ise Komisyonun onayına bağlıdır. Bugün Amerika, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerle nükleer alanda yapılan işbirliği bu anlaşmalarla yürütülmektedir.[11] Fakat günümüzde, nükleer santrallerin güvenliği, radyoaktif atıkların depolanması ve nükleer teknolojinin yayılması giderek önem kazanan konular haline gelmektedir.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla hem Doğu Avrupa’da hem de Orta Asya’da bir takım yeni devletler ortaya çıkmıştır. Bu ülkelerin bazıları Sovyetler döneminden kalma eski nükleer santrallere sahiptirler ve bunların bakımlarını ve güvenliğini sağlayacak teknolojik ve maddi olanaklardan yoksundurlar.11 Bundan dolayı bu eski santraller, nükleer uzmanların denetiminde güvenli bir şekilde sökülmedikçe hem insan sağlığı hem de doğa için tehdit olmaya devam edecektir. Avrupa Birliği çevre ve yenilenebilir enerji kaynaklarının arttırılmasına verdiği önemden dolayı, Doğu Avrupa ülkelerinde ve Orta Asya’da yer alan bu eski nükleer santrallerle ve potansiyel tehdit oluşturabilecek nükleer santrallerle yakından ilgilenmektedir.
iii) Kullanılmış Nükleer Yakıtların ve Atıkların Yönetimi
Avrupa Birliği, kullanılmış nükleer yakıtların ve atıkların yönetimi konusunda oldukça sıkı tedbirler almaktadır. Birliğe yeni katılan üyeler nükleer atık konusunda herhangi bir sorun teşkil etmemektedir. Radyoaktif maddeler, geçici olarak depolarda saklanırlar. Geri dönüşümü ve tekrar kullanımı olmayan maddeler radyoaktif atıkları oluşturur, bu maddeler hem çevre hem de insan sağlığı için oldukça tehlikelidirler. Avrupa Birliği’nde her yıl ortalama 40 bin metreküp12 radyo aktif atık ortaya çıkar. Bu oran yeni üyelerin birliğe girmesiyle daha da artacaktır.
Avrupa Birliği radyoaktif maddelerin güvenli ve uzun süreli saklanabilmesi için gerekli olan araştırma ve geliştirmeye önemli miktarda fon ayırmaktadır. Örneğin 6. Araştırma Programında, nükleer atık, radyasyon ve nükleer güvenlik konuları için yaklaşık olarak 150 milyon Euroluk bütçe ayırmıştır.13 Radyoaktif maddeler için en güvenli ve en uygun saklama alanları granit, tuz ve kil gibi jeolojik yönden sabit havuzların olduğu yerlerdir. Hangi faaliyetler sonucunda radyo aktif maddeler ortaya çıkar? Üçbaşlık altında toplamak gerekirse, bunlar:
1-Araştırma reaktörlerinin faaliyetleri
2-Nükleer enerji ile elektrik üretimi
3-Radyasyonun ve radyoaktif maddelerin tıp, tarım ve endüstri alanlarında kullanılması.
AB politika olarak nükleer atıkların yönetilmesini sağlayacak finansal desteğin garanti edilmesine çalışır. Buna ek olarak, kullanılmış nükleer yakıtın ve radyoaktif atıkların yönetimi için gerekli olan yasama, düzenleme ve yönetimle ilgili gerekli önlemlerin alınmasına çalışır.
iv) Radyoaktif Maddelerin Transferinin Kontrol ve Denetimi
Radyoaktif maddelerin güvenli bir şekilde nakledilmesi ve yine güvenli bir yerde saklanması gerekmektedir. Aksi takdirde nükleer sızıntı hem doğa hem de insan sağlığı açısından onarılmaz yaralar açacaktır.
Konseyin 3 Şubat 1992 tarihli 92/3 sayılı direktifi üye ülkeler arasındaki nükleer atıkların transferinin kontrol ve denetimini düzenlemektedir. Bu direktife göre, radyoaktif maddelerin transferi esnasında tüm ülkeler için geçerli genel bir bildirim ve doküman kontrolü zorunludur. Nükleer atıkların birlik içersindeki transferleri, ya da nükleer atıkların ihracatı ve ithalatı sıkı bir denetim altındadır. Örneğin, radyoaktif yüklemeyi yapanlar, yüklemenin yapıldığı ülkenin makamlarına verilmek üzere bir bilgilendirme formu doldurmak zorundadırlar. Atığın ithal edileceği yerdeki alıcı da bu formu yükün ulaşacağı ülkenin gerekli makamlarına iletmek zorundadır.
Radyoaktif maddelerin ACP (Afrika, Karayip ve Pasifik) ülkelerine ihracı kesinlikle yasaklanmıştır. IV Lome Anlaşmasına göre, radyoaktif atıkların 60 derece enleminin güneyindeki yerlere ve radyo aktif maddelerin güvenliğini sağlamak için yeterli mali kaynaklara sahip olmayan üçüncü ülkelere ihracatı yasaklanmıştır.14
v) Nükleer Tesislerin Güvenliği
Tüm enerji üretim aktivitelerinde riskler olasıdır fakat nükleer enerjideki risklerin sonuçları daha ciddi ve geniş bir alanı etkilemektedir. Nükleer tesislerdeki risk radyoaktif maddelerden, atıklardan, atık ısısından ve kimyasal atıklardan kaynaklanmaktadır. Euroatom Anlaşması toplumun genelini ve çevreyi koruyacak güvenlik standartlarını belirlemiştir ve bunların uygulanmasını sağlar. 1986 yılındaki Çernobil faciasından sonra, üye ülkelerdeki nükleer tesislerin güvenliğiyle de ilgilenme gereği duymuştur. Birliğin genişleme süreci de 25 üye ülke arasında nükleer güvenliği sağlama konusundaki işbirliğini daha önemli hale getirmektedir. Bu işbirliğinin gerçekleşmesi için de eski üyelerle, yeni üyeler arasındaki yasalar bazındaki farklılıkları gidermeye çalışmaktadır. Üye ülkeler arasındaki koordinasyonu ve işbirliğini sağlamak için her ülke kendi “güvenlik kurumunu” kurmalı ve bu kurumun tamamen bağımsız hareket etmesine izin vermelidir.
Tüm üye ülkeler, bireyleri ve doğayı “iyonlaştırıcı radyasyonun” etkisinden korumak için nükleer tesislerde gerekli tedbirleri almak zorundadırlar. Diğer bir görevi ise, kazaların olmaması için gerekli önlemleri almak ve kazalar olduğunda ise etkilerini en aza indirecek tedbirleri önceden almaktır. Radyoaktif atıkların ve kullanılmış yakıtın uzun dönemli idaresi üye devletler tarafından sağlanacaktır. Üye devletlerden bir tanesi nükleer tesis inşa etmek istediğinde gerekli sorumluluğu üzerine almak zorundadır. Üye devletlerin sorumlulukları şunlardır:
i)Genel güvenlik standartlarını yerine getirmek
ii)Kalite güvence programları oluşturmak
iii)Nükleer alanlardaki sözlerini yerine getiremeyecek oldukları zaman üye ülkeleri bilgilendirmek.
Avrupa Birliği, işçilerin ve toplumun sağlığının korunması için gerekli standartların oluşturulmasına büyük önem vermektedir. 13 Mayıs 1996 tarihli, 96/29 sayılı Konsey Direktifi işçilerin ve toplumun sağlığının iyonlaştırıcı radyasyon etkisinden korunmasını destekler.15
vi) Avrupa Birliği’nin Orta ve Doğu Avrupa Politikası
Avrupa Komisyonu bu ülkelerdeki nükleer güvenlik çalışmalarını desteklemektedir. Komisyon kısa dönemde bu ülkelerin işlevsel güvenliği geliştirmeye, santralleri güvenlik bağlamında teknolojik olarak desteklemeye ve düzenleyici rejimleri güçlendirmeye çalışmaktadır. Uzun dönem hedeflerde ise eski tip nükleer reaktörlerin “yenilenebilir enerji kaynakları” ile değiştirilmesi hedeflenmektedir. Eski demode nükleer tesislerin yenilenmesi oldukça pahalı ve zahmetli bir iştir buna karşın alternatif enerji kaynakları daha cazip bir seçenek haline gelmektedir. Bundan dolayı Avrupa Birliği bio-enerji, güneş enerjisi ve hidroelektrik enerjisini nükleer enerjiye alternatif olarak sunmaktadır.16 Tabii ki devletleri “alternatif enerji” kaynaklarına yönlendirmek uzun ve zorlu bir süreç olacaktır.
Birliğin TACIS ve PHARE (Orta ve Doğu Avrupa için) olmak üzere iki tane programı vardır. TACIS programı 1991 yılında Avrupa Komisyonu tarafından başlatılmıştır. Bu program Doğu ve Orta Asya’nın 12 ülkesine (Ermenistan, Belarus, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Rusya, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna, Özbekistan ve 1991 ile 2003 yılları arasında Moğolistan da bu TACIS’e dâhil edilmiştir.)17 teknik destek sağlamayı ve bu ülkelerdeki geçiş aşamasının desteklenmesini hedeflemektedir.
PHARE programı ise Polonya ve Macaristan’a yardım etmek için 1989 yılında oluşturulmuştur. Bugün ise bu program Orta ve Doğu Avrupa’nın 10 ülkesini kapsamaktadır. Bu ülkeler Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Polonya, Slovakya, Slovenya ve Romanya’dır. Bu ülkelerden başka Kıbrıs, Malta ve Türkiye de katılım öncesi fonlarından yararlan(mış)aktadır. Bunlara ek olarak, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Makedonya da PHARE programından faydalanmaktadır.18
Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (EBRD) nükleer güvenlik konularına önemli miktarda para ayırmaktadır. 1992 yılında Avrupa Birliği, SSCB sonrası yeni bağımsız olan devletlerinin, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin üyelerinden oluşan NRWG kurulmuştur. Bu grup daha sonra Litvanya, Slovakya ve Bulgaristan’daki yenilenmesi mümkün olmayan nükleer tesislerin kapatılmasına karar vermişlerdir. Bundan başka, Çernobil nükleer tesisindeki problemlerle uğraşmış ve 15 Aralık 2000 tarihinde kapatılmasına katkı sağlamıştır. Bundan başka Ukrayna, Slovakya ve Rusya’daki nükleer tesislerin güvenliğinin arttırılmasına çalışmaktadır. Daha çok Doğu Avrupa ve Orta Avrupa’daki problem oluşturan “nükleer atıkların yönetimine” ve “çevre problemine” odaklanmaktadır.
Avrupa Birliği 1991–92 tarihleri arasında “nükleer güvenlik” politikası için 913 (PHARE için 192, TACIS için 712) milyon Euro harcamıştır. Şu ana kadar 950 projenin finansmanı sağlanmış ve 450 proje devam etmekte ve 250 proje de hazırlık aşamasındadır. Avrupa Birliği, “nükleer tehdidin” önemini kavradığından ve Çernobil’dekine benzer kazalara sebebiyet vermemek için muazzam paralar ödemektedir.
vii) TACIS Ülkelerinde Nükleer Güvenlik İçin SURE Programı (1998–2002)
SURE programının genel amacı radyo aktif maddelerin AB içersinde güvenli dolaşımını sağlamak ve TACIS programında yer alan ülkeler arasındaki nükleer işbirliğini arttırarak nükleer tesislerin güvenliğini sağlamak. SURE programının üç temel amacı:
i)Radyo aktif maddelerin Birlik içersindeki nakil işlemlerini gözden geçirmek
ii)TACIS ülkelerinde korunma sistemlerinin geliştirilmesine yardım etmek
iii)TACIS ülkeleri arasında endüstriyel işbirliğini teşvik etmek ve bu ülkelerin düzenleyici organları arasındaki eşgüdümü sağlayarak güvenlik konusunda yüksek standartları yakalamalarını sağlamak.
Diğer bir amaç ise muhtemel bir kaza esnasında yapılması gerekenlerin belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Başka bir amaç ise kaza esnasında hızlı ve etkili bir bildirim sisteminin çalışmasını sağlamaktır. Zaman kaybetmeden gerekli önlemler alınırsa, kazanın etkisi de minimuma indirilmiş olacaktır. Birlik içersindeki organlar ve arasındaki işbirliği ve koordinasyonun sağlanması gerekli tedbirlerin alınması için oldukça önemlidir.
Teknolojik bakımdan yetersiz olan TACIS ülkelerinin uzmanları da, uzman değişim programlarıyla, kendilerine yetecek hale getirilmeye çalışılmaktadır. Fakat sadece uzman değişimi yeterli değildir, bunun yanında teknolojik ve donanım değişimi de çok önemlidir. Birliğin bu program için yaptığı harcama genel bütçenin %80’ini oluşturmaktadır. Komisyon programın uygulanmasından sorumlu olan kurumdur. SURE programı TACIS, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve Kıbrıs gibi ülkelerin katılımına açıktır.
1 Mayıstan sonra 10 yeni ülke AB üyesi olmuştur. Bu ülkelerin bazıları “yenilenmesi” mümkün olmayan çok eski nükleer tesislere sahiptirler. Mesela Bulgaristan, Slovakya ve Litvanya’daki nükleer tesisler söküleceklerdir. Bunun haricinde Komisyon nükleer tesislerin güvenliğinin sağlanmasına ve bu tesislerin modernize edilmesine büyük önem vermektedir. Kozloduy 1 ve Kozloduy 2’nin kapatılmasına karar vermiş ve bu tesislerin kapatılması için gerekli olan maddi yardımı vermeyi taahhüt etmiştir. Litvanya’nın önemli nükleer tesisleri vardır fakat bazıları, Ignalia 1 gibi, eski teknolojidir. Komisyon 2005 yılında İgnolia 1’in de kapatılmasına karar vermiştir. Ignolia 3 ve 4’ün ise 2009 yılında kapatılması beklenmektedir. Bohunice 6 ise Slovakya’nın sahip olduğu bir diğer eski teknoloji nükleer tesisdir. Bu tesisin ise 2006 ile 2008 arasında kapatılacağı öngörülmektedir. Fakat bu üç ülke bu tesislerin güvenli bir şekilde sökülmesini sağlayacak teknolojik ve ekonomik birikimden yoksundur. Bu eksiklikler ise AB’nin yardımlarıyla kapatılacaktır. Çernobil kazasının kötü etkileri ise hala insanların hafızasındaki yerini muhafaza etmektedir. Avrupa Birliği’ndeki hiçbir ülkenin bu gelişmelere kayıtsız kalması beklenemez.
Nükleer tesislerin sökülmesi gerçekten çok zahmetli ve mali güç gerektiren bir iştir. Komisyon bu işlerin gerçekleşmesi için 2002 ve 2006 arasında, Slovakya’ya 150 milyon Euro ve Litvanya’ya 165 milyon Euro yardım sağlayacaktır. Paraların bu ülkelere dağıtılması ise ülkelerin görevlerini layıkıyla yerine getirmelerine bağlıdır aksi takdirde gelişme ve faaliyet yoksa para yardımı da yoktur.
Yenilenmeye müsait olan nükleer tesislerin ise daha güvenli hale getirilmesi Komisyon tarafından desteklenmektedir. Bulgaristan’daki Kozloduy 5 ve 6, Romanya’daki Cernavoda 1 ve 2, Slovakya’daki Bohunice, Slovenya’daki Krisko (bu tesis Slovenya ve Hırvatistan’a aittir), Macaristan’daki 4 nükleer tesis ve Çek Cumhuriyeti’ndeki 5 nükleer tesis, yenileştirilmeye müsaittir ve bu faaliyet de Komisyon tarafından desteklenmektedir.
viii) Avrupa’nın NIS Politikası
TACIS programının asıl amacı NIS ülkelerindeki olası nükleer felaketlerin önlenmesini sağlamaktır. TACIS programı 2002–2006 arası dönemi kapsamakla beraber NIS ülkelerindeki nükleer güvenlik politikalarına öncelik vermeyi hedefler. Bu programın temel hedefleri ise şunlardır:
i)Nükleer güvenlik anlayışının desteklenmesi
ii)Kullanılmış nükleer yakıtların ve atıkların yönetimi için gerekli stratejilerin geliştirilmesi.
iii) G7 ve AB gibi uluslar arası oluşumlara Çernobil’in kapatılması konusunda katkıda bulunmak.
Ermeni hükümeti 2004 yılında Medsamor nükleer tesisini kapatmayı vaat etmiştir fakat bu sözünü hala yerine getirmemiştir. Ermenistan’ı alternatif enerji kaynaklarına yönlendirmeye çalışmaktadır. Komisyon, Metsamor için Ermenistan’a yardım etmektedir. Kazakistan’da 1994 yılından beri “Aktau” nükleer tesisi için aynı yardımı almaktadır. 1999 yılında Kazakistan, bu nükleer tesisi sökmeye karar vermiştir. Zaten Komisyon’un yapacağı yardımda Aktua nükleer tesisinde sökmeye yönelik faaliyetlerin görülmesine bağlıdır.
Rusya’da önemli nükleer tesislere sahiptir. Nükleer enerji, elektrik üretim üretiminde ve sivil amaçlar için kullanılmaktadır. Bu sektör önemli bir kesim için geçim kaynağı durumundadır. Rusya nükleer üstünlüğünden kolay kolay vazgeçmeyeceğinin sinyallerini vermektedir, buna karşın Rusya ve Avrupa TACIS programı dâhilinde işbirliği içersinde hareket etmektedir. Rusya ilk nesil nükleer reaktörlerini normal yaşam süresi olan 30 yıldan daha fazla kullanmak istemektedir. Komisyon ise bu fikri desteklemektedir.
TACIS programından yararlan Ukrayna ise, nükleer güvenlik politikası adı altında 1994–96 yılları arasında 100 milyon Euroluk yardım almıştır. Komisyon özellikle Çernobil nükleer santralinin tamamen güvenli hale getirilmesi için çaba göstermektedir. AB, Çernobil kazasının geçmişten kaynaklanan sonuçlarını iyileştirmek için maddi manadaki yardımlarını devam etmektedir.
SONUÇ:
Avrupa Birliğe, Avrupa kıtasını yönlendiren ve daha fazlasına namzet güçlü ve istikrarlı bir birliktir. AB ağırlıklı olarak endüstrileşmiş ve gelişmiş üyelerden oluşmaktadır. Bilinçli bir topluma ve kültür birikimine sahip olan birlik “doğanın ve insan sağlığının” korunmasına önem vermektedirler. Buna karşın, AB’nin enerji bakımından AB dışındaki kaynaklara bağımlı olması birliği ekonomik yönden güçsüz kılmaktadır. İşte bu bağımlılıktan kurtulmak için “nükleer enerji” bir alternatif olarak görülmektedir. Örneğin Fransa, İngiltere, İsveç ve İspanya nükleer enerjiyi desteklerken diğer üyeler buna karşı çıkarak alternatif enerji kaynaklarına yönelmeyi desteklemektedirler. İşte bu bağlamda bir iç konsensüs sağlanılmasına çalışılmaktadır.
Fakat asıl merak edilen konu, Avrupa Birliği’nin “insan ve doğa” için hayati öneme sahip nükleer enerjiyi terk edip etmeyeceğidir. Avrupa Birliği nükleer enerjiden tamamen vazgeçmese de, nükleer enerji konusundaki güvenliğe büyük önem vermektedir. EURATOM ve üye devletler nükleer atıkların taşınması ve depolanması konusunda oldukça hassastır. Özellikle birliğe katılan yeni üye ülkelere sıkı bir denetim uygulanmakta ve bu ülkelerin nükleer enerji bırakmaları yönünde telkinler yapılmaktadır. Toparlamak gerekirse, Avrupa Birliği hem birliğin içersinde hem de dışında nükleer enerji güvenliğini en üst seviyede tutarak hem çevreyi hem de toplumun çıkarlarını garanti altına almaya çabalamaktadır.
In this abstract, I will try to explain the nuclear safety policy of the European Union. Firstly, its being dependence to external energy resources will be given. Secondly, Union’s sensitiveness about the transportation and storage of nuclear waste will be explained. Then, I will try to explain PHARE and TACIS programmes that were established for Central and Eastern Europe countries and Newly Independent States.
* Norveç, enerji ihtiyacının %99’unu yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamaktadır.
[1] International Conference for Renewable Energies European Commission Side (by Gonzalez Finat) Bonn, Haziran 2004,
[2] EU Strategy in the Middle East: News Analysis, People’s Daily Online, 26 Ekim 2004.
[3] Berris Ekinci, The Role of Turkey Epicentre of Energy Routes, in the European Energy Security, s.2 Conference on Natural Gas Transit and Storage in Southeast Europe, President Hotel, İstanbul, 31 Mayıs-1 Haziran 2002.
[4] Bkz. “On the Consequences of the War in Iraq for Energy and Transport”, Commission of the European Communities, Brussels, 26.03.2003, COM (2003) 164 Final.
[5] Valeria Constantini ve Francesco Gracceva, Oil security Short and Long Term Policies, Center for European Policy Studies, No:7 Mart 2004, s.7
[7] H.J de Vries, C.J.Roos, L.W.M Beurskens, A.L.Kooijman, M.A Uyterlinde, “Renewable Electricity Policies in Europe; Country Fact Sheets 2003”, ECN Policy Studies, Ekim 2003.
[8] Bkz. AnaBritannica, Cilt.24
[9] Euroatom Conference “After 45 Years of Nuclear Promotion”, European Parliament, Brussels, Belgium, 12 Eylül 2002.
[11] Gerrard Quille, a Transatlantic Approach to Non-Proliferation and Disarmament, European Security Review, No: 16, Şubat 2003.
14 Bamoko Covention on the Import Into Africa and the Control of Transboundary Movement and Management of Hazardous Waste in Africa, (Adopted 30 Ocak, 1991) Bamoko, Mali, ss.2-11. Bkz. Guidance Document on Transboundary Movements of Hazardous Wastes Destined for Recovery Operations, published by United Nations Environment Programme, Aralık 2003.
15 Council Directive 96/29EUROATOM of 13 May 1996 s.1