TÜRKSAM’da Staj ve Eğitim Programı Başvuruları Başladı

01.09.2022

BAŞVUR
DUYURULAR
ERMENİSTAN’IN SAVAŞI KARABAĞ DIŞINA YAYMA ÇABALARI

44 gün süren destansı bir mücadele sonrası Azerbaycan Ordusu’nun Ermenistan silahlı güçlerini işgal ettikleri topraklardan sürmesi ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden sağlaması sonrasında artık bölgede barışı konuşma aşamasına gelindi. Liderlerin tam da bölgedeki komünikasyon hatlarının açılması ve bölgesel barışın sağlanması konusuna sık sık vurgu yaptıkları bir dönemde 12-14 Eylül 2022 tarihinde Ermenistan güçleri Karabağ’dan ve savaşın yaşandığı bölgelerden uzak bir noktada Ermenistan’ın Azerbaycan devlet sınırını geçerek saldırıya geçmesi bölgede yeni bir savaşın fitilini ateşledi.

Ermenistan’ın askeri ve istihbarat kapasitesinin çok üzerinde bir planlama ve sızma çalışmasıyla Azerbaycan mevzilerine sızarak yaklaşık 80 Azerbaycan askerinin Şehit olmasına sebep olan bu provokatif “mayınlı” saldırı sonrasında Azerbaycan’ın sessiz kalması elbette beklenemezdi. Nitekim Azerbaycan bu saldırıya sessiz kalmadı. Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin karşı saldırısıyla geçmesiyle Ermenistan ağır zaiyat vermekle beraber saldırıların yapıldığı yaklaşık 7 Ermeni siperi ele geçirildi. Kısa süreli savaş sırasında bağımsız kaynaklara göre; 400’den fazla Ermeni askeri öldürüldü, onlarcası esir ele geçirildi, yüzlercesi yaralandı. Ermenistan Güvenlik Konseyi’nden yapılan açıklamada ise; Azerbaycan’la yaşanan çatışmalarda, 207 Ermeni vatandaşının öldürüldüğü, 20 Ermeni askerinin esir düştüğü ve 293 yaralının olduğu bildirildi.

Herkesin barışı konuştuğu bir dönemde Ermenistan’ın bu provokatif saldırılarının sebeplerini doğru analiz etmek gerekmektedir. Ermeni saldırılarını aşağıdaki başlıklar çerçevesinde incelemek mümkündür.

İlk olarak Ermenistan saldırılarını Ermenistan iç politikası ile ilişkilendirmek mümkündür. Zira, Ermeni muhalefetin Başbakan Nikol Paşinyan’ın olası barış anlaşmasını imzalamasına karşın getirdiği ağır suçlamaların etkisi olduğu düşünülmektedir. Ermeni muhalefetine göre Nikol Paşinyan “Türk ajanıdır” hatta kendisine aşağılama amaçlı “Türk tohumu” da denilmektedir. Bu suçlamalardan kurtulmak isteyen Paşinyan’ın adeta “yıkılmadık ayaktayız” anlamında bir saldırı planlaması olasıdır. Saldırıların bazı çevrelerce ileri sürüldüğü gibi Paşinyan’dan habersiz yapılmış olabileceği iddiasını yanlış bulmaktayız.

Kasım ayında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gerçekleşecek ara seçimler ise Kafkasya açısından son derece önemlidir. Seçimlerde Demokratların seçime kazanabilmesi için ABD’deki Ermeni lobisinin desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. Demokratların ve bu bağlamda ABD yönetiminin Ermeni lobisiyle sıkı bir işbirliği içerisinde olması da herkesin malumudur. Dolayısıyla mevcut ABD yönetimi içerisinde “Ermeni yanlısı” etkin bir grubun olduğunu görmekteyiz.

Bununla birlikte Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde mevcut olayları değerlendirecek olursak Zirve’ye  katılan Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping olduğu ortamda Güney Kafkasya’da barış için ciddi olanaklar vardı. Bu bağlamda Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce de sıkça ileri sürdükleri ve Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Gürcistan ve Ermenistan’ın da dâhil olabileceği Altılı Platform Güney Kafkasya’ya barışın gelmesi ve tüm iletişim hatlarının açılmasına olanak sağlayacaktı. Ayrıca bu Platform’la Ermenistan’ın saldırgan tutumlarını da önleyebilecek ve Ermenistan için hayati öneme sahip olan sınırların açılmasına fırsat yaratacaktı.

Ancak Şanghay İşbirliği Örgütü Zirve Toplantısı öncesinde Ermenistan’ın Azerbaycan Devlet Sınırlarına yönelik 12 Eylül’de başlayan ve 14 Eylülde başlattığı kışkırtma içerikli saldırıları kısa sürede geniş çaplı bir sınır savaşına dönüştü. Buna karşılık Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin meşru müdafaa hakkı kapsamında başlattığı operasyonda Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’ne ait çok sayıda ağır çaplı silahlar ve mevziler vuruldu. Ayrıca Azerbaycan’ın başlattığı karşı taarruz operasyonu neticesinde Azerbaycan için hayati öneme sahip birçok stratejik nokta Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri tarafından ele geçirildi.

Dolayısıyla Şanghay İşbirliği Örgütü Zirve Toplantısı öncesi Ermenistan tarafından gerçekleştirilen provokasyonda Ermenistan istediğini elde edemedi. Aslında Ermenistan’ın bu provokasyonda başarılı olma ihtimali de çok düşüktü. Çünkü hem askeri hem de ekonomi olarak Azerbaycan’a kıyasla çok güçsüz konumda olan bir Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı askeri bir zafer kazanması halihazırdaki konjonktür bakımından çok gerçekçi gözükmemektedir. Peki, taraflar şimdiye dek hiç olmadığı kadar barışa yakınken Ermenistan bu saldırıları neden gerçekleştirdi?  Burada ihtimal dahilinde ifade edilebilecek husus Kasım ayında ABD’de gerçekleşecek olan “ara seçimleri” dir. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Amerikan siyasetinde Demokratlar ve bu bağlamda ABD yönetimi içerisinde Ermeni kökenli ciddi bir grup bulunmaktadır. Ermeni Lobisi’nin ABD içerisindeki üçüncü en güçlü lobi olduğu da dikkate alındığında Amerika’daki Ermenilerin Kasım ayındaki seçimlerde Demokratlara yönelik desteği hayati derecede önemli olacaktır. Demokratların bu desteği temin edebilmesi için ise Azerbaycan ve Ermenistan sınırında gerginlik oluşturmaları ve buradan hareketle Ermenileri destekleme yönünde açıklama yapmaları Amerika’daki Ermeni lobisi tarafından dikkate alınacaktır. Buraya kadar aktardığımız hususlar Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki gerginliğin Kasım’da gerçekleşecek ara seçimlere kadar devam edeceği ihtimalini güçlendirmektedir.

12-14 Eylül arasında gerçekleşen provokasyonda Ermenilerin ciddi kayıplar vermesi ve Ermenistan kamuoyunda Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’a yönelik istifa taleplerini yeniden gündeme getirdi. Halkın ciddi bir çoğunluğu sokaklara çıkarak Paşinyan’ın istifasını talep etti.

Paşinyan’a yönelik istifa taleplerinin ilk dalgası 9 Kasım 2020 Azerbaycan’ın zaferiyle tamamlanan İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra başlamıştı. Daha sonra bu talepleri darbe girişimleri takip etti. Dolayısıyla hem Ermeni halkı ve hem de Ermeni ordusu içerisinde Paşinyan’a yönelik olumsuz tutum hat safhaya ulaştı. Ancak hem Ermenistan halkı hem de Ermenistan ordusu büyük bir tezat içerisindedir. Çünkü Paşinyan’ın iktidardan gitmesi Ermenistan’a Azerbaycan üzerinde bir zafer getirmeyecektir.

Paşinyan’ın iktidarını korumasında Fransa, ABD ve Batı’nın diğer bölgelerinde yaşayan Ermeni lobisinin de ciddi etkisi görülmektedir. Bu bağlamda son provokasyonlarda Paşinyan’a karşı başlayan sokak gösterilerinde Paşinyan’ın Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılması halinde kendisine karşı darbe ihtimalini güçlendirecekti. Ayrıca başta ABD ve Fransa gibi Ermenistan’a sıcak bakan ülkeler Paşinyan’ın bu zirveye katılmasını istemediler. 

Burada ayrıca Türkiye’nin ŞİÖ Zirvesi’ne katılmasının da üzerinde durmak gerekir. Bu bağlamda bu Örgütü doğunun Kuzey Atlantik Örgütü (NATO)’su olarak da adlandırabiliriz. Bunun için örgütün içeriğine bakmakta fayda var. Örgütün içerisinde neredeyse dünyanın ekonomi devi olarak Çin ve uluslararası toplumdan izole edilmeye çalışılan Rusya bu örgütün kurucu sütunları olarak yer almaktadırlar. Bu iki büyük gücün yanı sıra İran gibi bölgesel güç ve aynı zamanda Türk dünyasının da önemli bir kısmı bu örgüt içerisinde yer almaktadır. Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak bu toplantıya katılması doğaldır. Ancak bununla birlikte Türkiye’nin bu katılımı batı dünyası tarafından çok hoşnut karşılanmayacaktır. Her ne kadar Batı dünyası Türkiye’yi kaybetmek istemese de Türkiye’yi bu katılımından dolayı sözde cezalandırma tutumu içerisine girebilirler. Batının bu sözde cezalandırma yöntemlerinin hangi metotlarla gerçekleştirebileceğini net bir biçimde söylemek mümkün olmasa da Türkiye’nin ekonomik faaliyetlerine yönelik “akıllı yaptırımlar” veya silah ambargoları uygulanabilir. Dolayısıyla halihazırda gerçekleşen olaylara sadece Ermenistan’ın provokasyonları olarak değil, aynı zamanda ŞİÖ’üne Türkiye’nin katılımı boyutuyla da bakmakta fayda var. Bunu değerlendirirken kasımda gerçekleşecek olan Amerikan ara seçimlerinin de altını yeniden çizmekte fayda var. Bu da kasım seçimlerine kadar Amerikan devlet aygıtının Amerikan iç kamuoyunu konsolide etmek için dünyanın farklı yerlerinde savaşlar çıkarabileceğini, dünyanın farklı yerlerindeki çatışma odaklarını alevlendirme gibi bir takım kışkırtıcı eylemlerde bulunabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda yakın zamanlarda özelikle Kıbrıs’ta Rum yönetimini, Ege’de ise Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik yeni kışkırtma eylemlerine şahitlik edebiliriz. Bu türden kışkırtma eylemleri Azerbaycan-Ermenistan sınırında olduğu gibi ABD yönetiminde etkili olan Yunan lobisinin de ABD yönetimi lehine konsolide olmasına olanak verecektir.

Amerika’nın Ermenistan’a yönelik tutumunu ifade etmek bakımından vurgulanması gereken bir diğer husus Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki ABD Büyükelçiliği’nin dünyadaki en büyük ABD büyükelçiliklerinden biri olmasıdır. Normalde ABD büyükelçiliklerinin hem misyon binaları ve hem de personel sayısı açısından en büyük olanları başta Çin’in başkenti Pekin’deki ve eski Sovyetler Birliği’nin Başkenti Moskova’daki ABD büyükelçiliğiydi. Bununla birlikte ilginç olarak Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki ABD Büyükelçiliği neredeyse bir mahalle büyüklülüğündedir. İki milyon nüfusu ve ufacık bir toprağı olan Ermenistan için bu çok şeyi ifade etmektedir. ABD’nin Erivan’da bu denli büyük bir misyon binası bulundurmasının bir diğer sebebi ise İran’ın, Türkiye’nin ve Rusya’nın bu coğrafyaya yakınlığıdır. Özellikle İran’ın Ermenistan’la olan yakın ilişkileri ve Rusya’nın Ermenistan’ın Gümrü bölgesinde bulundurduğu askeri üssü ABD’nin Ermenistan’daki endişelerinin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla Ermenistan’da ciddi bir ABD etkisi bulunmaktadır. Burada vurgulanması gereken bir husus da Rusya’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan dolayı son dönemlerdeki dengeli tavrıdır. Burada hem Azerbaycan diplomasisinin bir başarısı hem de aynı zamanda Rusya’nın Paşinyan’a ve Paşinyan yönetimine yönelik olarak Amerika’nın ve Batı’nın adamı gözüyle bakmalarından kaynaklanmaktadır.

Yine Ermenistan’ın 12-14 Eylül’de gerçekleştirdiği provokasyonun motifini anlamak bakımından saldırının gerçekleşme biçimine bakmak gerekmektedir. Detaya inmeksizin bu saldırının normal bir Ermeni ordusunun kabiliyetini aşan provokatif bir eylem olduğunu açıklıkla söyleyebiliriz. Şöyle ki, Ermenistan daha mayın ağırlıklı vur-kaç eylemi gerçekleştirdi. Bu da Ermenistan’ın bu eylemleri gerçekleştirebilmesi için üçüncü ülkelerden bir takım istihbarat yardımı aldığını ve bu bağlamda ilk anda Azerbaycan ordusuna ağır bir kayıp verme amacı taşıdığını görmek mümkündür. Dolayısıyla bu saldırının hem Ermenistan ordusunun hem de Ermeni istihbaratının kabiliyetini aşan bir eylem olduğu açıkça görülmektedir.  Bununla birlikte Ermeni tarafının bu saldırıyla Azerbaycan’a karşı herhangi bir askeri üstünlük sağlayamayacağı da bilinmekteydi. Dolayısıyla bu saldırıyla Ermenistan’ın hedefi toprak kazanmak veya işgalden kurtarılan toprakları yeniden işgal etmek değildi. Çünkü bunun için yeterli derecede askeri ve ekonomik imkanları mevcut değildir. Buradan hareketle bu saldırıyla Ermenistan’ın temel hedefi ŞİÖ Zirvesi öncesi ve Kasım ayında gerçekleşecek olan ABD seçimleri öncesi bölgede tansiyonu yükseltmekti.

Burada dikkate alınması gereken bir diğer bölgesel aktör de İran’dır. Azerbaycan’ın Ermenistan’ın 12 Eylül’deki saldırılarına karşı önemler alması üzerine eş zamanlı olarak İran’dan da bir takım açıklamalar geldi. İran yönetimi sık sık Ermenistan’la olan devlet sınırlarının değiştirilmemesi gerektiğine yönelik açıklamalarda bulundu. Görüldüğü üzere burada çok taraflı bir denklem var. Bundan dolayı son çatışmaları bu çok taraflı denklem içerisinde değerlendirmek gerekir.

Ayrıca son yaşanan çatışmaların Ermenistan Başbakanı’nın iradesi dışında gerçekleştiğine yönelik iddialar çok gerçekçi gözükmemektedir. Daha açık bir ifadeyle Ermenistan’ın hakim gücü olan ve tüm olanakları elinde bulunduran Paşinyan’dan habersiz bir saldırı düzenlenmesi çok olası gözükmemektedir. Dolayısıyla son çatışmalar Paşinyan’ın üçüncü taraflardan destek alarak hareket ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte Paşinyan’ın da zor durumda olduğunu görmek mümkündür. Çünkü bir taraftan barış antlaşmasını düzenlemeye ve imzalamaya hazır olduğunu belirtmekte, öte taraftan ise ülkede hem açlık hem de kendisine yönelik darbe girişimi ihtimalleri bulunduğunu bilmektedir. Bu konjektürde Paşinyan için hem Amerika’yı hem Batı ülkelerini hem de Rusya’yı memnun etme mecburiyeti ortaya çıkmaktadır. Paşinyan’da iç politikada ayakta kalabilmek için dış politikanın diğer bir ifadeyle başka unsurların örneğin ABD’nin, Fransa’nın dediklerini yapmak mecburiyetinde kalıyor. Dolayısıyla Ermenistan yönetiminin bu saldırıdan bir kazancı bulunmamaktadır.

Ermenistan’ın bu saldırıyı gerçekleştirmesinin bir diğer amacı ani bir saldırıyla karşı taraf ağır zayiat vermek ve kendi kamuoyuna “hala güçlüyüz” mesajı vermek de olabilir. Bu saldırı ve saldırıya karşılık olarak Azerbaycan’ın kazandığı yeni mevziler bölgede konuşlanan Rus barış gücünün varlığını da şüphe altına almaktadır. Şöyle ki, hem Hankenti hem de Hocalı Azerbaycan’ın uluslararası kabul görmüş topraklarıdır. Bu topraklarda ise halihazırda Ermeni terör grupları faaliyet göstermektedir. Rus barış gücü ise bu terör gruplarının faaliyetlerini engellemede aktif bir faaliyet göstermemektedir. Bu bölgelerde Azerbaycan toprağı olduğu için Azerbaycan hem iç hukukuna hem de uluslararası hukuka dayanarak buradaki Ermeni terör unsurlarını elimine etmek için terörle mücadele operasyonları gerçekleştirme hakkına sahiptir. Ayrıca 1992 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından alınan dört kararla da bu bölgelerin Azerbaycan toprakları olduğu ve burada konuşlanan Ermeni birliklerinin derhal ve herhangi bir ön koşulsuz bölgeyi terk etmesi öngörülmüştür. Bu bağlamda Azerbaycan hem iç hukukuna hem de uluslararası hukuka dayanarak kendi topraklarında eline silah alan kim olursa olsun terör unsuru olarak onlara karşı meşru müdafaa hakkı kapsamında terörle mücadele operasyonları gerçekleştirebilecektir. Bu bağlamda önümüzde süreçte Azerbaycan’ın benzer terör operasyonlarına devam edeceği kanaatindeyiz.

Güney Kafkasya’da yaşanan son gelişmeler bağlamında vurgulanması gereken önemli hususlardan biri de Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkileri stratejik taraf ilişkilerinden müttefiklik seviyesine taşıyan 15 Haziran 2021 tarihinde Azerbaycan’ın Şuşa kentinde her iki ülkenin katılımıyla imzalanan Şuşa Beyannamesi’dir. Her yönüyle bir uluslararası antlaşma niteliğinde olan Şuşa Beyannamesi kendi bünyesinde birçok farklı konuyu düzenlemektedir. Beyanname’de kültürden eğitime, eğitimden uzaya, uzaydan güvenliğe kadar birçok konu antlaşma maddesi olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte Şuşa Beyannamesi’ni önemli kılan ve uluslararası hukukunda en önemli ilkelerinden biri olan meşru müdafaa hakkıdır. Şuşa Beyannamesi’nde de düzenlenen meşru müdafaa hakkına göre taraflardan birinin toprak bütünlüğüne ve siyasal egemenliğine yönelik herhangi bir tehdit oluşursa diğer taraf devlet askeri yardım da dâhil olmak üzere her türlü desteği sağlayacaktır.

İran’ın Ermenistan’dan yana tavır almasının temel sebebi ise Zengezur Dehlizi’nin açılmasını istememesinden kaynaklanmaktadır. İran, Zengezur Dehlizi’nin Türk dünyasına açılan bir kapı olduğunu ve İran’daki Azerbaycan nüfusunun bağımsızlığı için de ilham kaynağı olacağının farkındadır. Bundan dolayı Ermenistan’ın son saldırılarından sonra Azerbaycan’ın Zengezur Dehlizi’nde kontrol sağlayacağından çekindiği için İran’ın sınır bölgelerine tank sevkiyatı yaptığına yönelik bilgilere ulaşıldı.

Ermenistan’ın son saldırıları Azerbaycan-Ermenistan devlet sınırlardan gerçekleştirmesindeki temel amaçlardan biri de Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Örgütü’nü (KGÖA) sürece dahil etmekte olabilir. Şöyle ki, Ermenistan bu saldırıyla Azerbaycan’ın Ermenistan devlet sınırını geçmesi ve bu bağlamda Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin Zengezur’a girmesini sağlayarak KGÖA bölgeye gelmesini sağlamaktı. Ermenistan’ında üye olduğu KGAÖ Antlaşması’nın 4. maddesi ve KGAÖ Tüzüğü 8. maddesi meşru müdafaa hakkını düzenlemektedir. Buna göre üye devletlerden herhangi birine yönelik bir saldırı gerçekleşmesi halinde diğer devletler askeri yardım da dahil olmak üzere her türlü desteği sağlayacaklardır. Ermenistan’da bu saldırıyla Azerbaycan’ı tahrik ederek Azerbaycan’ın Zengezur’a girmesine ve bununla da Rusya’nın liderliğindeki KGAÖ bölgeye yerleşmesine çalışmaktaydı. Ancak Kazakistan ve Kırgızistan’ın Ermenistan’ın talebini veto etmesi üzerine Ermenistan amacına ulaşamadı. Dolayısıyla Ermenistan’ın son kışkırtıcı eyleminin üç ana sebebi olduğunu görmekteyiz. Bunlardan birincisi Amerika’da yakınlaşan ara seçimlerde Demokratların Ermeni lobisinden gerekli desteği alma arzuları ve Ermenistan kamuoyunda halka yönelik “yıkılmadık ayaktayız” mesajı vermektedir. İkincisi ise Azerbaycan’ı Ermenistan devlet sınırları içerisine çekerek KGÖA bölgeye sevk etmekti. Üçüncüsü ise ŞİÖ toplantısı öncesi örgüte üye devletleri Ermenistan’dan yana tavır almalarını sağlamaktı. Ancak mevcut koşullarda Ermenistan’ın başta Rusya olmak üzere diğer örgüt üyelerinden istediği desteği alması mümkün gözükmemektedir. Çünkü Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan dolayı Rusya’nın Türkiye ile yakınlaşma çabaları mevcuttur ve yine Rusya’da ŞİÖ ile işbirliği üzerinden acaba Türkiye’yi biraz Batı’dan uzaklaştırıp ŞİÖ örgütü içerisinde tutabilir miyiz düşüncesi mevcuttur. Daha açık bir ifadeyle Rusya’ya göre Türkiye Batı’dan uzaklaşırsa Ukrayna’dan da uzaklaşır ve Türkiye’nin tarafsızlığı bozulursa Rusya cephesi de güçlenir.

Ermenistan saldırılarının bir diğer amacı da Azerbaycan Ordusu’nun kazandığı zafer sonrası AGİT Minsk Grubu’nun işlevsiz kalması üzerine bölgedeki kaybolan Batı etkisini yeniden kazanma çabası olarak da değerlendirmek mümkündür.

Yunanistan’ın son dönemlerdeki fiilleri ve söylemleri ise Türkiye’yi kışkırtmaya yönelmiştir. Yunan yönetimi Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında bir Yunan-Türk Savaşı çıkartarak Türkiye’yi başta NATO olmak üzere tüm Batılı kurumlardan tecrit etme planları gütmüş olabilir. Yunanistan’ın bu planları göz ardı edilmemeli. Çünkü hem Yunanlar hem Ermeniler hem de Yahudiler 3-5 yıllık planlar yapmamakta neredeyse 100 yılı kapsayan planlar yaparak hedeflerine ulaşmak için çalışmaktadırlar. Bu bağlamda Türkiye’nin son dönemlerde gerçekleştirdiği politikalar bir Rusya-Ukrayna Savaşı benzeri bir senaryonun yaşanmayacağını göstermektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin son dönemlerde Akdeniz’de ve özelikle Ortadoğu’da ihtilaflar yaşadığı ülkelerle yeniden iyi ilişkiler içerisine girmesi Yunanistan’ı bir miktar yalnızlaştırdı. Bu da Yunanistan’ı daha saldırgan hale getirdi. Ayrıca Rusya-Ukrayna Savaşı’nda neredeyse tüm Batı ülkeleri Rusya’ya yönelik yaptırım uygularken Türkiye dengeli bir politika izleyerek hem Rusya’ya hem de Ukrayna’yla bir ilişki ağı kurabildi. Türkiye’nin Rusya’yla iyi ilişkilerinin kendilerinin elini zayıflattığını düşünen Batı kanadı ise bu durumdan memnun değildir. Ayrıca bunun üzerene ŞİÖ Zirvesi de Batı’yı korkutmaya yetecek bir örgüt toplantısı niteliğindedir. Türkiye’nin de bu Zirve’de yer alması Yunanistan’ın Türkiye batıdan uzaklaşıyor etkisi yaratmasına yardımcı olmaktadır. Yunanistan bunu yaparken Ermenistan’da devreye girmektedir. Buradaki temel amaç ise Türkiye ve Azerbaycan gibi Batı nezdinde ciddi bir etkisi oluşmaya başlayan devletleri manipüle etmektir. Ancak özelikle son dönemlerde Azerbaycan’ın Batı’ya yönelik politikaları ve Azerbaycan diaspora ve diplomasisinin Batı nezdinde ciddi faaliyetleri  Yunan ve Ermeni lobisini de rahatsız etmeye başladı. Bu bağlamda hem Yunan hem de Ermeni lobileri Amerika’daki seçimleri de dikkate alarak Türkiye’yi Batı’dan dışlayabilir miyiz düşüncesi içerisine girdiler. Dolayısıyla Yunanistan Türkiye’yi kışkırtarak savaşa çekmek istemektedir. Bu bağlamda Yunanistan’a gerekli karşılık verilmelidir. Ancak bunun zamanlaması doğru yapılmalıdır. Aksi halde Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan olduğu gibi Türkiye’yi de dünyanın geri kalanında izole etme planı gerçekleşmiş olur. Bu bağlamda Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamındaki dengeli tavrına yönelik Batı’dan gelen baskıların biraz daha yoğunlaşacağı kanaatindeyiz. Buradan hareketle Türkiye’nin bu baskılara biraz göğüs germesi gerekmektedir. Ayrıca ŞİÖ Zirvesi’nin samimi tonda geçtiğini dikkate alarak Batı’dan gelebilecek tepkileri Yunanistan’ın inisiyatifine bırakmamak gerekecektir. Dolayısıyla Türkiye olarak ne yapacaksak “Hudut, Şümul, Miktar ve Zamanı” Türkiye Cumhuriyeti’nin belirleyeceği çerçevede yapmalıdır.

Bu bağlamda Ermenistan’la Azerbaycan arasındaki gerginlikle Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerginlik paralellik arz etmektedir. Bu bağlamda Amerika’da kasım ayında gerçekleşecek ara seçimlere kadar hem Azerbaycan-Ermenistan hattında hem de Türkiye-Yunanistan hattında tansiyon yükselecek ve konunun Amerika iç politikasına taşınacağı bir sürece tanıklık edeceğiz. Yine aynı şekilde Türkiye-Rusya ilişkilerini sabote etmek amacıyla Türkiye’nin Rusya’ya yaptırım uygulamasına yönelik baskılar da artacaktır. Ayrıca ŞİÖ üzerinde Türkiye’ye bir fatura da çıkarılmaya çalışılacaktır.